Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

11. Bölüm İlk Görüş

Çevirmen: Tomato / Editor: Tomato

 

Zend yeteri kadar para alıp malikaneden dışarı çıktıktan sonra, ilk kez bir mağazadan güzel elbiseler alacağının hayalini kurarak havalara uçuyordu. Güzel bir bot alması bile mümkündü. Yakıcı güneşe aldırmayarak, giysileri düşünerek şehir merkezine doğru ilerledi.

Şehrin en ünlü sokağına geldi. Bu sokakta, sokak boyunca dükkânlar, mağazalar, restoranlar ve hanlar mevcuttu. Zend daha önceki zamanlarda, bu mağazaların önünden geçer, yürümesini, mağazaların ve dükkânların önünden geçerken içlerini izlemek için yavaşlatır, bir dükkân sahibi gelip onu kovalayana kadar sokağın bir ucundan diğer ucuna, diğer uca ulaşınca da tekrar başladığı yere doğru yürürdü. Ama bu sefer farklıydı. Bu sefer bir şeyler satın alacak parası vardı. Pantolonunun iki cebi de doluydu hem de. Bir sürü parası vardı! Bunu düşündükçe içi kıpır kıpır oluyordu.

Sokağın ortalarına doğru yürüdü ve en şatafatlı olan mağazanın önünde durdu. Daha önce bu mağazanın önüne oturmuştu, sonuç tekrar kovalanması olmuştu.

Mağazadan içeri girdi. Girer girmez müşteri hizmet bölümündeki adam, ona sinirle baktı ve, "Gene mi sen geldin velet!" diye bağırdı.

"Merak etmeyin bayım, bu sefer bir şeyler satın alacak param var." Zend yapabildiği en düzgün konuşma şeklini sergiledi.

"Hmph, senin gibi bir sokak çocuğunun ne kadar parası olabilir? Eskisi gibi horoz dövüşünden kazandığın birkaç bakırla bir şeyler satın almaya çalışmayacaksın değil mi?" Daha önce Zend buraya gelip bir şeyler satın almak istemişti. Özellikle camda gördüğü o güzelim ayakkabıyı. Pahalı olduğunu tahmin etmemiş ve almak istemişti. Adam ilk başta ona acımış ve bu parayı nasıl kazandığını sormuştu. Zend ise masumca "Horoz dövüşünde kazandığım en fazla para bu, daha fazla para biriktirmeye çalışırsam açlıktan ölürüm, o ayakkabıya yeter, değil mi?" demişti. Satıcı onun için gerçekten üzülmüştü ama elinden bir şey gelmemişti. Ona bir dondurma almakla yetinmişti. Çocuğun dondurmayı ilk kez yediğini görünce, hayli hayrete düşmüştü ve sokakta büyümediği için tanrıya şükredip çocuk için dua etmişti.

"Eskisinden farklı. Artık çok param var." Zend bir elini cebine atıp cebindeki altın sikkelerinden birkaç tane çıkardı. Adama doğru göstererek,"Bak, gördün mü? Benim çok param var." dedi.

Adam ilk başta şaşırdı, ama sonra, "Bir yerden bulmuştur, sonunda bu çocuğa istediği kıyafetleri verebilirim." diye düşündü.

"Ooh, hayli çok paran varmış velet, gel o zaman sana istediğin kıyafetleri vereyim." Adam karşısındaki küçük çocuğu giydirebileceği için mutluydu, ama bu mutluluğu belli etmemeye çalışıyordu. Sert görünmek yapısında vardı.

"Tamam geliyorum." Zend heyecanla kıkırdadı, çok güzel kıyafetler alacağına emindi.

"Peki, hangilerini istiyorsun?" adam en iyi üst kıyafetleri, pantolonları, ayakkabıları ve şapkaları çıkardı, çocuğun önüne serdi.

"Şu, şu, şu ve şu, birde şu. Hayır hayır, bu değil. Şunu ver. Yok be, bu da güzel değilmiş, şunu ver. Heh! Bu tam istediğim pantolon." Zend sıra sıra üstünü, pantolonunu, ayakkabısını ve çorabını seçti ve aldı. Parasının tam olarak yettiğini düşünüyordu. Bu yüzden tüm parasını adama verdi. Adam ona geri parasını vermek istedi, ama yapamadı. Aslında bu paranın yarısı yeterdi. Ama kendinin maddi durumu da pek iyi değildi. Bakması gereken yatağa bağlı bir karısı ve hasta bir çocuğu vardı. Patronu ona yeterli miktarda para vermiyordu, bu sebeple kendisi genelde karısı ve çocuğunu doyurmak için aç kalırdı. Bu parayla kendini doyurmayı hiç düşünmedi, sadece ilaç ve iksir almak istemişti. Kim bilir çocuk bu kadar altın için ne çileler çekmişti? Bu ona hala vicdan azabı çektiriyordu. Bir gün, bu çocuğa paranın karşılığını vereceği konusunda kendi kendine yemin etti ve onu güzelce giydirip yolladı. Bu parayla kızının son umudu olan bir ilacı alacaktı."Eğer kızım iyileşirse ve bu küçük çocuk normal bir adam olmayı başarırsa, onun parasıyla kurtulduğu için Tanrı'ya yemin olsun ki kızımı onunla evlendireceğim." diye adak adadı. Bir çocuğun parasını almayı kendine yedirememişti ve bu aşağılanmayı içinden bir şekilde atma ihtiyacı duymuştu.

"Haha, çok güzel kıyafetlerim, ve çok güzel bir ayakkabım var." Zend o kadar mutluydu ki, bu kıyafetlere bedellerinin iki katı para verse onu üzmezdi. Çünkü çok güzellerdi. Mutlu bir şekilde sokaktan ayrılırken, kıyafetleri almasının asıl sebebini hatırladı.

"Aaah, unuttum! Yaşlı ses, kıyafetlerimi aldım. Şimdi ne yapmalıyım? Nasıl beni eğitecek bir usta bulacağım?" Zend heyecanlıydı. Ona göre tek eli ile dağları parçalayabilen bir ustası olacaktı. Zend'e okyanusları yarmayı, şehirleri yok etmeyi ve hatta uçmayı öğretecekti.

"Şimdi şehirde gezeceksin. Her yeri gez ve adım atmadığın hiçbir yer kalmasın." Yaşlı ses biraz daha neşeli gibiydi.

"Gezecek miyim? Bu en iyi yaptığım şey ama ayakkabılarım kirlenirse ne yapacağım?" Zend'in saf kalbi ayakkabıları için endişelendi. Ama yaşlı ses ona cevap vermedi. Sanki hiç soru sormamış gibi davranıyordu.

Saatler geçti. Zend şehrin onda sekizini dolaştı. Yaşlı Dilenci onu şehrin tamamında dilenmeye zorlanmıştı, bu sebeple şehirde bilmediği yer yoktu. Okulların önünden geçti, bazıları ona baktı, bazıları bakmadı. Bakanlar da kendisini dilenirken gören ve üstündeki kıyafetlere şaşıran insanlardı.

"Hala dolaşmalı mıyım? Çok yoruldum ve ayakkabılarımı tekrar giymek istiyorum." Zend söylendi. Ayakkabıları yıpranmasın diye son bir saat içinde onları çıkarıp eline almıştı. çoraplarını da çıkarıp yalın ayak geziyordu. Ve saatler boyu yürümekten yorulmuştu.

Zend söylendi, ama iç sesi cevap vermedi. Yine.

"Bekle, dur burada." Yaşlı ses emredici bir ses tonuyla konuştu.

"Sonunda be!" diye geçirdi içinden Zend. Sonunda yaşlı ses bir ses çıkarmış ve ona durması gerektiğini söylemişti.

"Tamam, ne yapıyorum peki?" Zend merakla sordu. Ustasını çok merak ediyordu. Bir an önce onu görmek istiyordu. Acaba neye benziyordu? Ya da nasıl bir gücü vardı? Büyücü müydü, yoksa savaşçı mı?

"Solundaki sokağa gir ve sağdan ilk yere gir." yaşlı ses üstü kapalı bir tarif yapmıştı. Zend onun neye göre kendine talimat verdiğini merak ediyordu. Onun dediklerini yaptı ve sokağa girince sağdaki ilk yere baktı.

Burası iki katlı bir bina gibi görünüyordu. Eski olduğu belli olan, içerden şarkı söyleyen ozanların sesi gelen bir mekandı.

Zend içeri girdiğinde, bir sürü kaslı adamın bilek güreşi denen şeyi yaptığını gördü."Oh, tam da bana uygun ustalar." diye içinden geçirdi. Ustasının çok güçlü biri olması yürekten istediği bir şeydi. Çünkü ustası güçlü olursa kendisi de güçlü olacaktı.

"Peki şimdi?" Zend iç sesine danıştı.

"Düz yürü, ve yanında bir kadınla beraber oturan adama bak, o adamı gelecekteki ustan yapmalısın. Nasıl yapacağını bilemem." yaşlı ses konuştu.

Zend bu sözlerin hiçbirine itiraz etmedi. Gelecekteki ustasını bir süzdü, adamın hiçbir özelliği olmadığına bahse girebilirdi. Neden o cılız adamın, kendi ustası olması gerekiyordu? Burada o kadar güçlü adam varken, o adam bir çöp gibiydi ve bilek güreşlerinde bile katılmamıştı. Yüzünde alnından başlayıp dudağına kadar inen çapraz bir yara izi vardı. Sarışın bir adamdı ve yeşil gözleri vardı. Yakışıklı olarak görülebilirdi. Ama Zend'e göre, kendine layık bir usta değildi.

Zend adamı süzerken, adamın gözleri de bir anlığına Zend'e takıldı. Bir saniye kadar onun üzerinde kaldı ve yarım saniyeliğine gözleri sonuna kadar açıldı, sonra hiçbir şey olmamış gibi gözlerini yanında, kolunun altına girmiş olan güzel çevirdi ve onu dudağından öptü.

Yanındaki kızı öpmesi Zend'i iğrendirdi. Bu ne kadar ne iğrenç bir şeydi! Zend Yaşlı Dilenci'den, bu hareketi büyük insanların birbirlerini sevince yaptıklarını öğrenmişti, ama bunu hiç sevmemişti ve bunu tiksinç bulmuştu.

Yanak varken dudaktan öpmeyi kim isterdi?

Adamdan bu kadar soğumasına rağmen, adama yaklaştı, kısaca dikkat çekebilmek için öksürdü ve, "Merhaba usta." dedi