Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

112. Bölüm Geçmiş (7)

Çevirmen: Tomato / Editor: Tomato

 

Ranon'un ağzındaki siyah küre bir müddet daha büyüdükten sonra bir anda patladı, uzun, siyah bir ışık şeridinde dönüştü ve Gri Engerek'e doğru aşırı büyük bir hızla ilerlemeye başladı.  Öyle hızlıydı ki, Zend'in fark edebileceği seviyeleri bile ona katlayabilirmiş gibiydi. Zend'in tek görebildiği o kürenin bir anda bir ışına dönüşmesi, Gri Engerek'in önüne gelince de durmasıydı. Zend merakla Gri Engerek'e baktığında, onda pek bir değişikliğin olmadığını gördü. Adam, dik bir şekilde duruyordu. Öncesine göre tek farkı, şimdi üzerinde yeşil renkli bir enerji katmanı vardı. Zend onun ne olduğunu anlamadığı için ona enerji katmanı diyordu, onun ne olduğu hakkında hiçbir fikri yoktu.

Kısa süre içinde o yeşil enerji büyümeye, şekillenmeye başladı. En fazla yirmi saniye sonra, yeşil enerji, en azından Ranon'un boyutunda olan, dişleri Ranon'un boyunun yarısını geçen kocaman bir yılan, Ranon'un karşısında durmaya başladı. Hatta Ranon'un boyutunda olan kısım, onun sadece yarısıydı diğer yarısı onun arka tarafında yerde serili bir şekilde duruyordu, boyu en azından Ranon'u ikiye katlıyor gibiydi. Gri Engerek'in onun içinde olduğunu tahmin etti Zend, çünkü o yeşil enerji Gri Engerek'in etrafında büyümeye başlamıştı ve şimdi de, yılanın merkezinde Gri Engerek'in yılan oluşmadan önce bulunduğu yer vardı.

Zend onu gördüğü anda onun büyüsüne kapıldığını hissetti. Karşısında iki tane inanılmaz, kudretli ve heybetli yaratıklar olunca, Zend'in nefes alması güçleşiyordu. Kendini tutamadı ve yanındaki adama bir soru daha sordu. Bunu yapmak istemiyordu, çünkü adam Zend daha önce bir soru sorduğunda ona bir çöpmüş gibi bakmıştı.

"Efendim, özür dilerim ama, o yılan nasıl oluştu?" Zend masum bir şekilde sordu.

Adam birkaç saniye bekledi. Zend onun, kendine cevap vermeyeceğini düşündüğü ve bu yüzden de umutsuzca tekrar savaşa baktığı sırada konuşmaya başladı.

"O adam Avcı Modu'na sahip. Avcı Modu'nun beşinci seviyesine gelmiş olmalı, özelliğini aldığı yaratığa tam olarak dönüşebildi. Onun dönüştüğü yaratığa bakınca... O yılan kesinlikle bir büyülü yaratık kralı. Onu ele geçirebilmiş! Ne kadar da güçlü biri! Yanında büyülü yaratık ortağı olsaydı Efendi Ranon'u çoktan yenmiş bile olabilirdi. Efendi Ranon onu tek başına yenemeyebilir."

Adamın söyledikleri ile Zend'in başından aşağıya buz gibi sular döküldü. Gri Engerek'in bu kadar güçlü biri olduğunu tahmin etmiyordu. Onun çok güçlü biri olduğunu düşünmüştü, kitabında onun seviyesini ve yaşını okuduğunda gerçekten ona hayran kalmıştı, yine de onun yeteneklerini gördüğünde durum farklı oluyordu. Ona hayran kalmaktan kendini alamadı.

Gri Engerek, yani şu anki devasa yılan, tıpkı Ranon'un yaptığı gibi ağzını açmadan konuşmaya başladı. "İnsanken kullandığım teknikler, benim gücümün yarısını bile oluşturmuyor. Sen, güçlüsün. En azından bir büyülü yaratık kralısın. Ancak," yılan iyice yukarı doğru çıkmaya başladı ve siyah gökyüzüne doğru kafasını ilerletti. "Şu an olduğum yere gelmek için kendime yaptığım yol, büyülü yaratık krallarının kellelerinden oluşuyor!"

***

"Zend, kendine dikkat et." Yaşlı adam bir dizinin üstüne çöktü ve bir elini, önündeki çocuğun omzuna koydu.

"Merak etme, Büyük Maızk. Ancak, kendime dikkat etmeme gerek olduğunu sanmıyorum," Zend yüzüğünden bir metal çıkardı ve onu Gri Engerek'e doğru tuttu. "bu bendeyken birinin bana zarar vermek isteyeceğini sanmıyorum." Hafifçe kıkırdadı Zend.

"Zend, dünyanın ne kadar büyük olduğunu bilmiyorsun. Daha on yaşındasın. Önünde gideceğin çok yol var, bu yüzden böyle düşünüyorsun. Zaman ilerledikçe, insanları sevmemeye ve insan ırkının ne kadar düşebileceğini deneyimleyeceksin."

"Sakın kimseye aldanma ve sekiz yıl içinde geri dön. Ancak, dikkatli olacağım diye hayatının tadını çıkarmayı da unutma! Bil ki, en eğlenceli şeyleri ölüme selam verebileceğin kadar ona yakınken yaşayacaksın! Aynı zamanda korkma! Savaşa girmekten kendini geri tutma! Ancak böyle gelişebilirsin. Gözün arkada kalmayacak; olur da kaybedersen, intikamını ne olursa olsun alacağımı unutma." Gri Engerek uzun bir konuşma yaptıktan sonra çocuğun omzuna ona güven vermek istercesine iki kere yavaşça vurdu ve ayağa kalktı. "Tou, onu Fungyuo'ya götür. Neler olduğunu öğrenmeli. Zaten yolunuzun üstünde, bir süre orada kaldıktan sonra Hollis'in yanına geçersiniz."

"Bana güvenebilirsiniz." Tou saygıyla konuştu. Karşısındaki kişiyle saygısız bir şekilde konuşamayacağını biliyordu.

Fun da Gri Engerek'i başıyla selamladı ve Zend'in gemiye girmesini bekledi, sonra da gemiyle karanın bağlantısını sağlayan tahtayı çekti, tahtanın yere konulmasını sağlayan kapıyı da kapattı.

"Görüşmek üzere." Maızk sevgiyle Zend'e baktı. Ona bir şey olmasını gerçekten istemiyordu, o anki tek dileği, onu tekrar gördüğünde içinde olan tek duygunun nefret olmamasıydı. Çocuk içindeki tüm sevgiyi kaybetmemeliydi. Çünkü Maızk daha önce kaybetmişti, sevgi, gidince Maızk'ın birçok şeyini de birlikte götürmüştü.

"Görüşürüz." Zend de Maızk'a el salladı ve öylesine güçlü birini hayatına dahil etmeyi başarmasının ona verdiği mutlulukla ısıttı içini.

***

Fungyuo İmparatorluğu, İmparatorluk Sarayı'nın arka bahçesi.

Orta yaşlı bir adam, saraya doğru yürümekte.

Bu adam, karanlıkta, duvara yaslanmkş bekleyen bir çocuğun hafifçe aydınlanmış yüzünü gördü ve donakaldı. Biraz bekleyip çocuğu inceledikten sonra inanamayarak biraz ilerledi, sonra bir anda ona doğru koştu, dikkatli bir şekilde onu tekrar inceledi ve aniden ona sarıldı.

"Zend! Bu sensin, değil mi?"

"..." Zend'in bir anda dili tutulmuştu ve bir anda ona koşup sarılan adama karşı ne tepki vereceğini bilemedi. Göz ucuyla gördüğü Tou şu anda onları yalnız bırakmıştı ve bir anda ortadan kaybolmuştu. Belliydi ki bir baba ile çocuğun arasına girmek istememişti. Zaten az olan zamanlarında onları izleyerek bu anda onların yalnız kalmamalarını istememişti.

Adam bir anda sarılmayı bıraktı ve önündeki çocuğun iki omzundan tutarak ona iyice baktı. "Bu gerçekten sensin!" Asam biraz bekledi. "Sen, on yaşındasın ama çoktan altıncı seviyeye ulaşmışsın! Dışarıda olduğunu düşününce bu hayret verici! Gerçekten, Fungyuo'nun dışında olmak, senin bir dahi olmanı engelleyememiş! Merak etme, artık en kaliteli tekniklerle ve en iyi haplarla çalışacaksın! Çok güzel olacak!"

Zend şaşkınlıkla cevap vermeye çalıştı. İki gündür babasıyla karşılaştığında ona ne söyleyeceğini kafasında kuruyordu, ama iş icraata gelince düşündüklerini hayata geçirememişti. "E-Evet benim."

"Hayatta olduğundan emindim!" Adamın gözlerinden üst üste yaş damlaları gelmeye başladı ve hızlı bir şekilde Zend'e tekrar sarıldı. "Buraya nasıl gelmeyi başardın? Neredeydin? Hayır, neler yaşadın? Yoksa bir yetimhanede mi büyüdün?" Adam bir anda Zend'i soru yağmuruna tutmaya ve yıllardır aklında olan, kendi kendini üzmesine neden olan şeyleri Zend'e sormaya başladı.

Adam bunları sorarken, içinden "Keşke yetimhanede büyüseydim." diye geçirmeden edemedi Zend, ama bunu dışarıdan söylemedi, bu anı bozmak gibi bir niyeti yoktu.

"Ben... Buraya..." Aklında hala söyleyeceği şeyleri toparlayamadı Zend, hala ne diyeceğinden emin değildi. "İki kişiyle birlikte geldim." diyebildi zorla.

"İki kişiyle mi? Kimlerle? Onları ödüllendireceğim!" Adam coşkulu bir şekilde ayağa kalktı ve etrafına bakmaya başladı. "Gel önce saraya geçelim, yarın, hayır yarın çok erken olur, üç gün sonra da varisimin geri dönüşünü kutlayacağız." Adam hızlıca kıyafetinin içinden bir parşömen ve bir kalem çıkardı, onun üzerine hızlıca bir şeyler yazmaya başladı. "Tüm krallıklara haber yollayalım! Tüm dünya üç gün sonra burada olacak!"

"Hayır, bir dakika, bab-" Zend adama baba diye seslenecekti ki, kendine bunu söyleyecek gücü bulamadı. Sanki boğazında bir düğüm oluşmuştu ve bu, düzgün bir şekilde konuşmasına engel oluyordu.

"Ne oldu Zend?" Adam kağıda hızlı hızlı bir şeyler yazmayı bıraktı ve dikkatli bir şekilde Zend'e baktı.

"Burada fazla kalamayacağım. Bir saat içinde buradan gitmem gerek, Chibui Dağı'na ulaşmalıyım. Eğer beklersem gidemem." Zend üzülse de söyledi.

"Chibui Dağı mı? Bir ay içinde gitmek zorunda mısın?" Adam hızlı bir şekilde sordu ve Zend'in kafasını salladığını görünce devam etti. "Öyleyse... Öyleyse bekle, sen saraya geç ve dinlen. Ben hemen sana üç gemi ve gelişimleri en az on beşinci seviye olan elli adam ayarlayacağım. Oğlum gelişmek için Chibui Dağı'na gidecek ve oranın en iyisi olmayacak ha? Hah!"

"Hayır, baba, ustamla birlikte özel olarak çalışmalıyım." Zend yine itiraz etmek zorunda kaldığı için üzülmüştü ama, elinden bir şey gelmezdi. Eğer Fungyuo Ailesi'nin askerleri ile birlikte Chibui Dağı'na giderse, onlar ustası ile savaşabilirlerdi. Ustasının ona Fungyuo Ailesi'nden birine ne yaptığını anlatmasını hala hatırlıyordu, risk alamazdı. Üstelik ustasının onun Fungyuo'dan olduğunu duyduğunda ona nasıl davranacağını da bilmiyordu, içinde bir korku vardı.

***

1190