Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

113. Bölüm Qouen

Çevirmen: Tomato / Editor: Tomato

 

"Anlıyorum." Adamın geniş omuzları hafifçe çöktü ve konuştu. Kafası da istemsizce biraz eğilmişti, sonra aniden kafasını kaldırdı ve Zend'e baktı, hızlı bir şekilde konuşmaya başladı.

"Senin adın Zend, değil mi? Yani sana koyduğum ismi biliyorsun değil mi, Zend ismini kullanıyorsun. O senin gerçek ismini senden gizledi mi?"

Zend birkaç saniye bekledi, hayatı boyunca kendine Zend isminden başka bir şekilde seslenildiğini duymamıştı, yani bu da hep Zend ismini kullandığını gösteriyordu. Zaten ona altı yaşına kadar Yaşlı Dilenci'den, Tou'nun yolculukta anlattığı kişi olan Qouen'den başka hiç kimse de ona ismiyle seslenmemişti. Zend ona bu ismi Yaşlı Dilenci'nin verdiğini düşünüyordu, Yaşlı Dilenci Zend sorduğunda hep bu soruyu cevapsız bırakırdı. "Evet, hep Zend ismini kullandım. O diye seslenirken Qouen'i mi kastettin? Zend samimi bir şekilde sordu. Babasının, Zend'in nasıl büyüdüğünü biraz da olsa bilip bilmediğini kontrol etmek istiyordu. Tou ona Qouen'den bahsetse de, pek başka bir şey söylememişti. Çünkü Zend zaten o kişi hakkında neredeyse her şeyi biliyordu, tarihte o adamın etki etmediği neredeyse hiç olay olmadığı için onun ismini herkes biliyordu. Zend Tou'nun onunla dalga geçtiğini düşünmüştü, onu büyüten, acımasız, küfürbaz, sinirli adam nasıl Zend'in ders kitaplarında okuduğu kişi olabilirdi? Zend'in tanıdığı Yaşlı Dilenci buydu, ama kitaplarındaki Yaşlı Dilenci tamamen farklı biriydi.

O an yaşanmakta olan tarihte aşırı derecede etkili olan Işık Stili'nin keşfedicisi ve ilk kullanıcısıydı. Pounz'daki neredeyse tüm toplulukları, hatta düşmanları bile Ağaç'a sokmayı başarmış biriydi ve aynı zamanda Ağaç'ın kurucusuydu. Aynı zamanda Sol Göz'ün de kurucusuydu, artık neredeyse tüm ışık büyücüleri onun sayesinde Sol Göz'e katılmıştı ve dünyada yerlerini kazanmışlardı. Ama her ne kadar Işık Stili'ne sahip olsalar da, Qouen'in yarısı kadar bile olamamışlardı. Qouen her tür yönden teknikte ustalaştığı için yenilmezdi, ölüleri bile diriltebildiği, hatta girdiği savaşların birinde sekiz yüz bin kişiyi dirilttiği biliniyordu. Aynı zamanda Siyahlar içinde beş yüzü aşkın sene boyunca bir numarada kalmış, bu süre boyunca sadece iki kere bir meydan okumayla karşılaşmıştı. Sarı Cennet Krallığı'ndan Da Krallığı'na kadar, tüm krallıklardan ve krallardan özel olarak teklif almış, ama nedeni bilinmeyen bir şekilde hepsini reddetmişti. Pounz Krallığı'nı bir anda ileriye taşımış, Pounz'un diğer krallıklara kafa tutabilmesini sağlamıştı. Bu kadar yüksek biriydi o, Tanrının Şefkati Qouen.

Birkaç yıl kadar Pounz'a yardımcı olsaydı Pounz'a dünyada rakip olacak bir krallık kalmayacağını düşünülüyordu ki, bir anda ortadan kayboldu.

Tüm söylentiler yayılmaya başladı, ölüleri diriltebilen adam, nasıl olur da ölürdü? Sadece Pounz'un da değil, dünyanın bir numarası olan adam, nasıl ölürdü? Bunu kim başarabilirdi ki? Onun büyülü yaratık ortağı bile Kutsal Seviye'nin zirvesindeydi. Bir büyülü yaratığın gelebileceği en üst seviyedeki. O kadar kudretli ve güçlü bir büyülü yaratıkı ki, yüz Kutsal Seviye büyülü yaratığa eşdeğer olduğu söyleniyordu. Sadece kükremesiyle bile birçok güçlü savaşçının içine korku saldığı gayet iyi bilinirdi. Qouen kaybolduğunda, o da gitmişti, söylentilere göre Büyülü Yaratık Sıradağları'nın sonunda bulunan Zse Dağı'na gitmişti, ama kimse bundan kesin olarak emin değildi, bu sadece heyecan anlarında üretilmiş asılsız bir yalan da olabilirdi.

O kaybolduktan altı yıl sonra ise, ölüm haberi gelmişti. Bunu söyleyen kişi onun eski temsilcisi Tou'ydu, kaynak güvenilirdi, yalan olma ihtimali çok azdı. Kralın sağ kolunun söylediğine göre, onu tekrar gördüğünde, yaşlı adamdan hiç enerji hissedilmiyordu, eski gücünde değilmiş gibiydi. Tou onu gördüğünde son nefeslerini vermek üzereydi ve ona seslendiğinde yaşlı adam Tou'ya cevap verememişti ve son nefesini vermişti. Tou onun Qouen olduğundan son derece emindi, ama onu son defa gördüğünü söylediği yere gidildiğinde Qouen'in cesedi bulunamamıştı, birinin onu kaçırdığı en olası ihtimaldi.

Bu olaydan sonra da, tek bir teori neredeyse kesinlik kazanıp herkes tarafından kabullenilmişti. Qouen, birine karşı yenilmişti ve tüm enerjisini kaybetmişti, bu yüzden krallıktan ayrılmış ve tek başına ölümü beklemişti.

Çoğu kişinin bunu kabullendiği bir gerçekti, ama onu tanıyanlar, onun yenilmeyeceğinden ve kaybetmeyeceğinden kesinlikle eminlerdi. Onun öldüğü söylentileri yaşandıktan sonra söyledikleri tek şey Qouen'in aslında kimseye yenilmediğiydi, onun bir amacının olduğunu söylüyorlardı herkese, son zamanlarda düşündüğü şeylerin olduğunu söylüyorlardı. Dünyanın yakın zamanda onun amacını anlayacağını, Qouen'in hayatını ve neredeyse her şeyini verdiği şey her neyse, dünya tarafından anlaşıldığında dünyadaki herkesi şok edecek ve görevi her neyse onu yapacaktı.

Adam biraz bekledi ve hafifçe dudağını ısırdı, "Evet, Qouen'den. Seni kaçıran aşağılık kişiden."

***

"İşte böyle." Zend anlatabileceğini düşündüğü her şeyi Emma'ya anlatmıştı, kafesteki anılarının bir kısmını, Gri Engerek'i ve babasıyla yaptıkları kısa konuşmanın bir bölümünü. Tabii ki Gri Engerek'in ve Ranon'un savaşından hiç bahsetmemişti, Ranon Zend'e, kendisiyle ilgili hiçbir bilgiyi hiç kimseyle paylaşmamasını özellikle söylemişti, Zend, Gri Engerek'in bile sözünden çıkmadığı, görüş olarak ona katıldığı birinin sözünden çıkmasının imkânsız olduğunu biliyordu.

"Vay canına! Yani senin birlikte büyüdüğün kişi gerçekten de Tanrının Şefkati mi?!" Emma şaşkınlıkla ve biraz da coşkuyla sesini yükseltti. İnanamadığı belliydi, hatta sesi biraz titremişti bile.

"Evet. Maalesef o kişiydi. Resmini gördüm, o kesinlikle Yaşlı Dilenci'ydi." Zend eskiden Yaşlı Dilenci'yi severdi. Çünkü sokakta kimse ona bakmazken, o kişi iyi ya da kötü bir muameleyle de olsa Zend'i sürekli dövse; azarlasa ve onu dilenmek zorunda bıraksa da, onun karnını tok tutan, onunla bilgilerini paylaşan tek kişiydi. Zend'i insan yerine koyan tek kişiydi o. Şu an Zend bir Beyaz Taç kardeşi olduğu için ve bu yaşında güçlü bir savaşçı olmayı başardığı için, herkes tarafından insan yerine konulabilirdi. Önemli olan, o hala bir dilenciyken ona iyi davranmak ve onu insan yerine koymaktı, bunu yapan da Yaşlı Dilenci'ydi. Bu yüzden Zend, ne olursa olsun, Yaşlı Dilenci'nin yerini unutmayacaktı. 

Ama onun gerçek kimliğini öğrendiğinde tüm düşünceleri bir anda değişti. Gri Engerek'in, Zend için Tou'ya söylediği şeylerin anlamını kavradı. 'Zend gerçekleri öğrenmeli.' Zend şu an gerçekleri tam olarak öğrenmişti, Qouen denen adam onun ailesiz olarak yaşamasına neden olan kişiydi. Onu sokakta bulduğunu söylemişti Zend'e, baştan sona yalandı. Babasının söylediğine göre, Zend doğduğunda bir hastalığa sahipti ve onu iyileştirmek için Qouen'i çağırmışlardı, Qouen de gelmiş ve Zend'i iyileştirmiş, sonra da bir anda kaçırmıştı. Tou'nun söylediği üzere, Qouen Zend'in soyadını biliyordu; öldüğü gece Tou'ya söylemişti. Bu da onun Zend'i kaçırdığını kanıtlıyordu, o gerçekten pislik biriydi. Zaten bir çocuğu dilenmeye zorlayan birinin neyi iyi olabilirdi ki? Onun zihniyeti tamamen çürümüştü. Hasta biriydi, Zend'in hayatını düzgün yaşayamamasının en büyük sebebiydi. Ondan da, kurduğu topluluktan da nefret ediyordu. Ama Gri Engerek öyle miydi? Ona hiç benziyor muydu? Onun tam aksine son derece babacan biriydi, Zend'i seviyordu ve ona iyi davranıyordu. Son derece bilgiliydi de, Zend'in Fungyuo'ya gitmesini Tou'ya tembihlemiş, Zend'in gerçekleri öğrenmesinde büyük rol oynamıştı. Qouen'in tam aksi gibiydi.

"Yani, o sana hiçbir şey söylemedi mi? Belki özel bir şey yapmıştır, sen anlayamamışsındır. Sana bir şey öğretmiş olamaz mı? Aksi halde neden boş yere hayatının geri kalanını seni kaçırıp seninle birlikte geçirsin?" Emma düşünceli bir şekilde sordu. Zend anlatırken saçlarının tenine düşmesinden rahatsız olmuştu ve cebinden çıkardığı küçük bir tokayla, saçlarını toplamış, onları başının üzerinde tutturmuştu.

"Hayır, bunu ben de düşündüm. Uzunca bir süre hem de. Ama bana hiçbir şey öğretmedi." Zend Emma'nın gözlerinin içine baktı. "Klasik şeyler dışında tabii. Sanırım o sadece savaşmaktan ve böylesine uzun yaşamaktan kafayı yemişti." Bu, Zend'in kendine yaptığı yegâne açıklamaydı. Başka, mantıklı bir cevap yoktu.

"Anladım." Emma hevesi kaçmış bir şekilde konuştu. Qouen'in Zend'e gizli bir şeyler verdiğine ve Zend'in bunu keşfetmediğine, bu gizemli şeyin keşfedilmesinde de büyük rol oynayacağına kendini inandırmış gibiydi.

Zend hafifçe esnedi ve iyice gerildi, çadırın çıkışına doğru ilerlemeye başladı, gözünün kenarıyla geriye doğru baktı ve dudaklarını araladı, "Bunları sana anlatmamın sebebi, ustamdan başka birine de bir şeyleri anlatma ihtiyacı duymamdı. İçimde tutmak istemiyordum. Söyleyeceklerim bu kadar, şimdi çıkıyorum." dedi ve çadırdan çıktı.

Emma ona karşılık verememişti, içinden bir şeyler söylemek, konuşmayı uzatmak geçiyordu ama sanki Zend'in söyledikleri bir kural gibi onun önünü kapatmıştı. Zend söylediklerini öyle büyük bir irade kullanarak ve kesinlik belirterek söylemişti ki, tabii ki bunları söylediği kelimelerle yapmamıştı, Emma ona bir şeyler daha söyleyip söylememesi konusunda kararsız kalmıştı. O gerçekten de inanılmazdı. Daha on yaşında böylesine sarsılmaz bir kaya gibiydi, küçüklüğünden beri irade açısından eğitim alan ve baskı altında büyümeyen Emma'yı bile iki kelimesiyle sabitlemeyi başarmıştı. Üstelik Emma'nın gözlerinin içine baktığında Emma bir anlığına korkmuştu, o, istediği zaman korkutucu olabilme özelliğini kazanmıştı. Korksa da, Emma onun gözlerinin içine baktığında hissettiği şeyleri sevmediğini söyleyemezdi. Onun gözlerine baktığında kalp atışları resmen hızlanmıştı. O, kesinlikle üç yıl önce onu kaçırmaya çalışan adamlara karşı koyan minik, küçük çocuk değildi. Emma onun birkaç yaş daha büyümüş halini hayal etmekte zorlanıyordu.

Zend dışarı çıktıktan sonra gözüne giren güneş ışığını önemsemedi, yavaşça ilerlemeye devam etti ve bir yandan gözleriyle ustasını aramaya başladı. Hollis kesin yine bir kızla birlikteydi, ama bu sefer  müsamaha göstermesi gerektiğini düşündü Zend, sonuçta ustası aylardır Zend ile ilgileniyordu ve adamın neredeyse kendiyle ilgilenecek zamanları bile olmuyordu.

Yürürken, gözlerin üzerinde toplandığını da hissetti. Fozre Ailesi'nden gelen çocuklarla yaşadığı tatsızlık herkese yayılmıştı, şu an buradaki insanların çoğunluğu Zend'den korkuyordu. Evet, on yaşındaki bir çocuktan korkuyorlardı. Zend daha o zamanlardan insanların üzerinde bir korku etkisi bırakmayı başarmıştı. Ben de onu ilk gördüğümde bu hisse yakalanmıştım, dostlar.

Zend biraz daha kampta yürüdükten ve ne  yapacağını düşündükten sonra, Ranon'un sesini duydu ve biraz odaklanıp kendini Kadons'unda uyandırmayı başardı.

***
1500