Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

114. Bölüm Özledin mi beni?

Çevirmen: Tomato / Editor: Tomato

 

Zend gözlerini tekrar araladığında, siyah bir ışıltıyla parlayan gökyüzünde buldu kendini. Burası gerçekten çok ilginç bir yerdi, yer şekilleri bir anda değişebiliyordu, Zend üzüldüğü zaman burası da üzülüyordu; buz gibi rüzgarlar, devasa fırtınalar oluşturuyordu kendi içinde. Zend mutlu olduğu zaman ise, çok bir farkı yoktu. Yine serindi, büyük çoğunluğu siyahtı ve insana karamsar bir hava veriyordu. Zend ne kadar sevinirse sevinsin, burası hep böyleydi. ''Yine her yer siyah,'' diye söylendi Zend, bakabildiği en uzak yere kadar bakarak. Garipti bu, yeryüzünü aydınlatan bir güneş olmamasına rağmen Zend her şeyi istediği gibi görüp seçebiliyor, fark edebiliyordu. Yerdeki otları veya toprağa benzer şeyleri görmek için, dünyada ihtiyaç duyduğu şeye, devasa bir ateşi andıran güneşin, yılmadan yeryüzüne çarpan ışığına ihtiyaç duymuyordu. Mırıldanarak söylenmeye devam etti. ''sanırım hep böyle kalacak.'' 

''Maddle hayattayken böyle değildi.'' Zend'in arkasından tok bir ses yükseldi. Sesi insana korku verebilirdi, Zend her seferinde, ilk kez onu duyduğu zaman, bir çocuk olmasına rağmen korkudan ölmemesine şaşırıyordu. Zend yavaşça arkasını döndüğünde, Ranon ile karşılaştı. Bu sefer Gri Engerek ile dövüştüğü zamanki boyutunda değildi; Zend ile aynı boyutlarda olmak için küçük boyutlara indirmişti kendini. Şimdi sadece Zend'in iki kadar uzun bir boya sahipti, ama en azından vücudu artık insana benziyordu. Üstün de hemen arkasındaydı, Onun boyu Zend'in boyunun bir buçuk katı kadardı ve kara saçları, bir kömür denizini andıran simsiyah gözleri, kararlı bir şekilde bakan yüzü ile yine, Zend'in ondan korkmasını sağlıyordu. Ama Zend alışmıştı artık ona, o Ranon'a hiçbir şekilde karşı gelemiyordu ve Ranon'un sözünden çıkmıyordu. Hatta Ranon söyledikten sonra Zend'e lord diye seslenmeye başlamıştı, Ranon ağzını açacak olsa o öyle ürperiyordu ki, Zend, Ranon ile onun arasında daha önce neler geçtiğini merak etmekten kendini alamıyordu. Ranon'dan korkmasına rağmen, o güçsüz biri değildi. O, Kutsal Seviye bir Karanlık Stili büyücüydü! Dünyada Karanlık'ta ustalaşan, Kutsal Seviye olmayı başaran en fazla yüz kişi olabilirdi, Üstün de bunlardan biriydi! Eğer sinirlenirse, Zend'i sadece bakarak bile öldürmesi mümkündü, tabii bunun için Ranon'un yok olması gerekiyordu. O adam, tüm dünyada, kesinlikle en güçlü ilk bin kişinin içindeydi. Zend, daha önce en yıkıcı büyü olan Karanlık'ın, yani insanların kullanabildiği en yıkıcı olan Karanlık'ın kullanıcılarının, sadece Dünya Seviyesi'nin zirvesindeyken bile bir şehri bir büyüyle yok edebildiğini duymuştu. Kim bilir Kutsal Seviye'deki biri neler yapardı. Maddle'nin adının anılması Zend'in karamsarlığa girmesine yol açmıştı yine; gözlerini kapattığında karşısında Maddle'yi, sonra da onun yerde yatışını, son nefesini verirken Zend'in elini tutuşunu görüyor, içten içe üzülmeye devam ediyordu. Onu öldüren kişiden asla intikam alamayacaktı Zend. Bunu yapması imkansızdı. Keşke yapabilseydi, keşke, kendini öldürerek acısının biteceğini bilseydi Zend. O zaman hiç beklemeden yapardı bunu. Soğuk bir rüzgar bir anda Zend'i ürperterek çocuğun yüzünü sertçe yalamaya başlayınca, Zend anılara daldığını fark etti, aklını temizledi ve kendine geldi. Ranon'un kalın sesiyle birlikte ona odaklandı, şimdi Maddle'yi düşünüp üzülmenin ona bir faydası olmayacaktı.

''Zend, sana bugün bir şeyler anlatmak istiyorum,'' diye başladı Ranon, Zend'in siyaha çalan gözlerinin içine bakarak. ''ustan yakında ölecek.''

''Ne?!'' Zend bir anda tüm düşüncelerinden sıyrıldı ve tam olarak kendine geldi. 

''O, birkaç sene önce kalan hayatının çok büyük bir kısmını feda etmiş ve bir teknik kullanmış. Onun ruhu her geçen gün soluyor. O, en fazla üç ay daha dayanacak. Daha sonrasını kaldıramayacak, ki havuzunun üzerindeki mühür böyle söylüyor.'' Ranon yavaşça konuşmaya devam etti.

''Üç ay sonra... Yani tam benimle eğitimini bitireceği zaman, aslında ölecek mi?'' Zend'in aklına hemen ustasıyla birlikte çalıştıkları dokuz ay geldi. Hollis daha önce ona bir yıl beraber çalışacaklarını, sonra Zend'in yalnız kalması ve tek başına hayatta kalması gerektiğini söylemişti. Chibui Dağı'nda bir sene boyunca Zend'i eğitecekti, sonra da eğitimini bırakacaktı. Zend, kendisi girdikten bir yıl sonra Chibui Dağı'nın kapılarının açılmadığını, ustasının ne yapacağını merak etmişti daha önce; doğal olarak da bunu ustasına sormuştu. Ama Hollis ona net bir cevap vermemiş, geçiştirmişti. Demek aslında böyle olacaktı, o, öleceği tarihte Zend'den ayrılacaktı. ''Ama bana böyle bir şey söylememişti!'' Ustasına güvenen ve onun, kendinden bir şey saklamayacağını düşünen Zend, panikle konuştu. Ustası ölüyordu, acilen bir şeyler yapmalıydı! Bir anda öyle şaşırmıştı ki, gök, bulut olmamasına rağmen sarsıcı ve korkutucu bir şekilde gürledi, eğer etrafta başkaları olsaydı, korkudan kalp krizi geçirebilirlerdi. Çünkü bu gürleme, yeryüzünü sarsabilecek kadar güçlü bir gürlemeydi. 

Ranon bir saniyeliğine yukarı baktı ve tekrar Zend'e bakarak konuşmaya başladı. ''Zend, sakin ol, sana söyleyeceklerimi dinle. Seni buraya boşuna çağırmadım. Ustanı ölüme sürükleyen büyü bir Tanrı Büyüsü. Büyük ihtimalle Şer Tanrısı'nınki, lanetli bir enerjisi var. Ustan onu kullanırken gerçekten çok öfkelenmiş, ya da ölmek üzereymiş sanırım.'' 

Zend'in umut ışığı bir anda solmaya başladı. Bir Tanrı Büyüsü nasıl bozulabilirdi ki? Bir Tanrı Büyüsü! Onlar, insanların ya da büyülü yaratıkların gücünün yeteceği yerin çok üstündelerdi, yaptıkları teknik ise insanlar tarafından kesinlikle yok edilemezdi, hatta o tekniğin doğal yapısına, gidişatına karışmaya çalışan bir insan, ölüme mahkum edilirdi, o büyünün bozulması için bir mucize yetmezdi, binlerce mucizeden bile fazla mucize gerekliydi. 

''Tabii ki ben bu tekniği bozabilirim.'' Ranon aniden konuşarak umutsuzluğa kapılmış Zend'e umut ışığı oldu. ''Yine tabii ki, bu son derece zor ve zahmetli, ayrıca riskli olacak.'' Ranon, siyah bir zırhla kaplanmışa benzeyen koluna baktı, elini sıktı; yumruk yaptı. ''Eski gücümde olsaydım o büyüyü bozmak için elimi sallamam bile yeterdi, zahmet etmeme gerek kalmazdı. Ama kendimi buraya sokabilmek için enerjimin onda dokuzunu dışarıya atmam gerekti, yoksa sen patlardın. Haliyle artık gücüm çok az, artık bir Tanrı Büyüsünü bozmak için epey uğraşmam bile gerekiyor.'' Ranon tekrar Zend'e baktı, ''O büyüyü bozarsan, Şer Tanrısı seni öldürmek için bizzat çaba sarf edecek. Büyüden yaptığı devasa yaratıklarını, uşaklarını, kölelerini yollayacak, bunların hiçbiri başaramazsa da, bizzat kendisi seni öldürmek için gelecek. Senin yerini bulamaması için seni gizleyeceğim, ama seni ne kadar gizli tutabileceğim belli değil. Seni maksimum süre gizli tutmak için, mümkün olduğunda gelişmeni sağlayabilmem için, enerjinin aşağı seviyede kalması gerek, bu da senin sadece tek bir yöne yönelebileceğini gösteriyor. Eğer başka bir şekilde gelişir ve seviye olarak yükselirsen, karıncaların içindeki bir tırtıla benzeyeceksin, görülmen, yakalanman çok kolay olacak. Bunu göze alıyorsan, büyüyü bozmak için yapmamız gereken şeylere başlayacağım.'' 

''Tamam, yapalım.'' Zend hızlı bir şekilde konuştu. Sonunda ölümü olacak olsa bile, sevdiği bir kişinin daha ölmesine izin vermek istemiyordu. Ne olursa olsun yapardı. 

''Pekala,'' Ranon memnun bir şekilde gülümsedi. Planımızı anlatıyorum, iyi dinle.'' dedi, Üstün'e baktı, Üstün onaylarcasına hafifçe başını salladı ve elleriyle bir büyü topu oluşturdu, bu büyü topu iyice genişledi, genişledi ve düz bir şekil aldı, bir kağıda benzemişti, Zend bu kağıtta neler olacağını merak etmeye başlamıştı. Yoksa gizli bir teknik gibi bir şey mi görecekti? Üzerinde denizler, kıtalar oluşmaya başladı. Zend şu an tam olarak ne göreceğini anlamıştı, bu bir haritaydı. Dünyanın haritasıydı, şu an bir düzlem üzerine aktarılmıştı. Arka taraftaki gri kısmın üzerinde siyah şekillerle oluşan kıtalar, denizlerin ve karaların kolayca seçilebilmesini sağlamıştı, Zend siyah olarak gördüğü her yerin kara olduğunu, haritayı hiç bilmese de tahmin edebilmişti. Üstelik bu normal bir harita değildi, bu harita, yer şekillerini de yansıtıyordu. Zend bunu ilk başta Sessiz Orman'ı görmesiyle fark etmişti, haritada, Sessiz Orman'ın üzerinde yükselmiş küçük ağaçlar vardı. Aynı şekilde Chibui Dağı'nı ve diğer büyülü yaratık yerleşim bölgelerinin üzerinde çıkmış devasa, kocaman, tüm kıtanın ortasında olan yukarı doğru yükselmiş dağları gördü. Zend önündeki büyüye hayran kaldı. Bu gerçekten inanılmazdı, işte bu, büyünün akıl almaz gücüydü. Zend'i daha çok şaşırtan şey ise, bu haritada güney de vardı! Güney sınırının altını gösteren haritalar hiçbir zaman bulunamazdı, bulunsalar da krallıklar hemen onlara el koyuyordu, Zend daha önce hiçbir yerde güney sınırının altını gösteren bir haritaya rastlamamıştı. Ama şu an önünde olan harita... Bu harita sadece güney sınırının altını göstermekle kalmıyor, üstelik oradaki yer şekillerini ve karaların üzerinde neler varsa onları, denizlerdeki şekilleri bile gösteriyordu. Zend gri kısımlarda aşağı doğru incelerek gitmekte olan şeyi gördüğünde, şaşkınlıktan dondu kaldı. Onun ne olduğunu efsanelerden gayet iyi biliyordu. O... O, Tanrıların Girdabı'ydı! Birçok kahramanın ve savaşçının hayatına son vermiş olan, güneye gitmeye çalışanları cezalandıran devasa girdap! Orada büyülerin işe yaramadığı söyleniyordu, efsaneye göre oraya yaklaşan kişi tüm savaşçılık ve büyücülük gücünü kaybediyordu ve ölümden kaçamıyordu. Orası lanetliydi! Buna rağmen bu haritada o bile vardı, diğer tüm efsanevi yerlerle birlikte.

Ranon siyah haritaya yavaşça yaklaştı, elini kuzeyden bir bölgeye götürdü. ''İşte buradaki bir yaratığın öz suyu ile bir iksir hazırlayacağız.'' O, Zend'in aksine, bu haritayı gördüğünde hiç şaşırmamış gibiydi. 

Zend Ranon'un sakinliğine baktığında daha da çok şaşırdı. Kim bu haritayı görüp de şaşırmamayı başarabilirdi ki? Ranon bunu nasıl yapıyordu? Zend Üstün'e baktığında, onun da en az Ranon kadar normal olduğunu gördü. Adam sanki bu haritayı alışkanlık yapacak kadar çok görmüştü, Zend şaşırmaktan kendini bir saniyeliğine bile alamıyordu. Kendini toparlamaya çalışarak haritaya baktığında, Ranon'un eliyle, birbirleriyle ince bir ip gibi çizgilerle bağlı olan, büyülü yaratık yerleşim bölgelerinin sonuncusu olan Zse Dağı'nı gösteriyordu. Zend bunu görmesiyle birlikte, bayılmanın sınırına yaklaştı.

''Nasıl yani!'' diye bağırdı, istemsizce sesini son derece yükseltmişti ve yaşadığı şaşkınlık dalgalarıyla birlikte, dondurucu bir rüzgar dalgası onu üşütmeye başlamıştı, ama bir anda kesildi. Zend'in zihninde şaşkınlık ve ürperme sonuna kadar olmasına rağmen, Kadons'unda hiçbir değişiklik yoktu. Hiçbir fark yoktu, en ufak bir rüzgar bile esmiyordu. Yoksa Kadons'u bozulmuş muydu? Ayrıca neden Ranon ona cevap vermiyordu, ya da Zend'e bakmıyor, en azından hareket etmiyordu?

O böyle sesli bir şekilde bağırmasına rağmen, Ranon'dan ya da Üstün'den ses çıkmadı. Zend onların kendisiyle dalga geçtiğini bile düşünmeye başlamışken, tekrar konuştu. Bu sefer kendini dizginlemiş ve sesini normalleştirmişti, saygısızlık yapmayı hiç istemiyordu. ''Ranon, Zse Dağı'na gidip de nasıl hayatta kalacağım?'' sakin bir şekilde sordu ve beklemeye başladı. Birkaç saniye sonra Ranon'dan yine karşılık gelmemişti. Bunun üzerine Zend iyice meraklandı ve ona doğru yaklaştı, Ranon'a bakmaya karar verdi.

İçinde merak ve korku vardı, Ranon neden ona cevap vermiyordu? Zend büyük bir saygısızlık ya da öyle bir şey mi yapmıştı yoksa? Ranon'u gücendirmiş miydi? Ürkerek Ranon'un yanına yaklaşmaya ve Ranon'un haritaya bakan yüzünü görmek için ilerlemeye devam etti. Sanki içinde bir huzursuzluk vardı, nedenini bilmiyordu ama, bir anda içini büyük bir korku kaplamıştı. Çok korkutucu bir olay görmüşcesine atıyordu kalbi, buna rağmen Kadons'unda hiçbir kıpırtı olmuyordu, soğuk bir rüzgar bile esmemişti. Ne oluyordu? Bu Ranon'un planın bir parçası falan mıydı?

İçgüdüleri ona yaklaşmamasını söylüyordu, çünkü Zend, Ranon'a ne olduğunu görmekten korktuğundan emindi. Ranon'un bir parmağının pençesi, Zse Dağı'nın üzerindeydi hala, adam elini oraya koyduktan sonra hiç hareket etmemişti. Zend'in kalbi son derece huzursuzdu.

Üstelik tüm bu korku, şaşkınlık ya da huzursuzluk, Zend'in içinde sadece birkaç saniye içinde devasa bir artış yakalamıştı.

Zend korkmasını manasız buldu. Sonuçta burası onun Kadons'u değil miydi? Neden korkuyordu ki, burada kral Zend'di. Kendini bu şekilde cesaretlendirmeye çalışarak Ranon'a doğru yaklaştıkça yaklaştı ve kendini bir anda Ranon'un yanında buldu.

Ranon'a yavaşça dokundu, onu dürttü, ama Ranon hala tepki vermiyordu. Zend Ranon'u belinden tutup, bir yandan korkarak, bir yandan da ürkerek kendine doğru döndürdü, döndürmesiyle birlikte daha da büyük bir korku kapladı içini.

Ranon'da hiçbir sorun yoktu çünkü, her zamanki gibi normaldi ve hiçbir farklılığı yoktu, her zamanki ifadesi vardı yüzünde. Ama Zend'in yaptığı şeylere bir tepki vermiyordu, sanki donmuş kalmış gibiydi. Gözlerini bile hiç kırpmıyordu, zaman onun için durmuş gibiydi.

Zend neler olduğunu anlamak için Üstün'e doğru döndü, Üstün'ün de aynı şekilde durduğunu fark etti. Onun da her zamanki ifadesi yüzündeydi ve hiç kıpırdamıyordu, büyü yaptığı ve haritayı enerjisiyle tuttuğu eli hala havadaydı ve hiçbir hareketi yoktu, eli havada öylece asılıydı, hiçbir şeyi değişmiyordu. Şu an, Zend'in yanındaki iki kişi de birer heykele benziyordu. 

Zend bir türlü neler olduğunu kendine açıklayamazken, tanıdık bir şey hissetti. 

Korkuydu bu hissettiği, ama öyle normal bir korku değildi.

Öylesine büyük bir korkuydu ki bu, bir saniyeliğine hissedilmesi bile tüm dünyanın kötülüklerden, kalplere devasa korkular saçabilecek kadar büyük ve korkutucu olan şeylerden oluştuğunu düşündürebiliyordu. 

Zend daha önce bu korkuyu bir kere tatmıştı. O korkudan sonra da, o gecenin hatırası olarak bir kağıt bulmuştu odasında, bir daha o korkuyu yaşamaktansa ölmek istediğini söylemişti kendi kendine.

Ama yine yaşamıştı. Sanki tüm dünyası bir anda kararmış gibiydi, yine, tekrar onu koruyabilecek herkes, Zend'in dostu olan, ona yardım edebilecek olan herkes gitmişti. Zend sağına doğru istemsizce dönmesiyle anladı nedensizce içine dolan muazzam korkunun, Ranon'un, Üstün'ün donmasının sebebini. 

O an başka önemli bir şeyi daha anladı ki, o adam Zend'in yakınlarında olduğu her zaman, Zend bu muazzam korkuyu nedensizce yaşamaya devam edecekti. 

''Özledin mi beni?''

***

1965