Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

115. Bölüm ----

Çevirmen: Tomato / Editor: Tomato

 

Sesin geldiği yere baktığında, bir anda nefesi kesildi Zend'in. Beyaz Taç'tayken hissettiği her şeyi aniden tekrar hissetmişti, vücudu korkuyla ürperiyordu ve tüm tüyleri diken diken olmuştu, karnı ağrımaya başlamıştı ve Zend kusmak üzere olduğunu açıkça hissediyordu. Geçen sefer tek görebildiği o cani adamın siyah gözleri olmuştu, ama şimdi onun tüm yüzünü herhangi bir engel olmadan görebiliyordu.

İnsanı rahatça sinir edebilecek olan bir gülüşü vardı onun, ama Zend o gülüşü gördüğünde hiç sinirlenmemişti; çünkü o an korkudan başka hiçbir şey hissetmeyi başaramıyordu. Kahverengiye çalan, arkaya doğru toplanmış az uzunlukta olan saçları ve ortalama büyüklükte bir burnu vardı adamın, alt dudağı üst dudağına göre biraz büyüktü, dudakları normal bir insanınkinden farklı değildi. Üzerinde kısa kollu bir kıyafet vardı, sarımtırak bir renge sahipti. Yüzündeki o sinir bozucu gülümseme olmasa gayet yakışıklı biriydi, ama garip bir hava yaratan o gülümsemesiyle birleşmiş; çok zevkli bir şey görmüşçesine sonuna kadar açılmış gözleri onu tamamen farklı biri yapıyordu. Zend daha önce onun yüzünü görmemesine rağmen rüyasında gördüğü adamın o olduğundan sonuna kadar emindi, bunu sağlayan şey onun sesi değildi, onun sesini duymasaydı ya da görmeseydi bile o korkunç enerjiden karşısındakinin kim olduğunu gayet iyi anlamayı başarırdı. Ne kadar konuşmak istese de konuşamıyordu, yine korkudan dili tutulmuş gibiydi. Ona kim olduğunu sormak için konuşmaya çabaladığında, sadece ağzından saçma ve garip sesler çıktı.

Zend'in ağzından çıkan garip seslerin üzerine adamın başı sağa doğru hafifçe eğildi ve tekrar konuşmaya başladı. "Yoksa özlemedin mi?" Yüzüne yapmacık olduğu çok belli olan bir hüzün yerleştirdi ve yavaşça somurttu, "Ne kadar kötü! Oysaki ben seni çok özledim!" dedi.

Daha sonra Zend'in tek görebildiği, bir anda cisimleşmekten çıkmış, sonra da muazzam bir hızla gözünün önünde ortaya çıkmış, olabildiğince sert, acı verici yumruktu.

Zend bir süre geriye doğru uçtuktan sonra, en fazla on saniye içinde yirmiden fazla takla attı ve son derece büyük bir hızla takla atmaya devam etti.

Sonunda hızı azaldığında birkaç tane daha takla attı ve bir şekilde yavaşladı, kafası aşağı, vücudu yukarıda olacak, eklemleri kırılmış bir şekilde durmayı başardı. Kafasının aşağıda olduğunu, son hissettiği sürtünmenin yüzünde olduğunu fark ettikten sonra fark etmişti. Zend'in gözleri ya yuvalarından çıkmıştı, ya oracıkta ezilmişlerdi. Burnu ilk taklalarında kırılmıştı, derisi hissizleşmişti ve hiçbir şey hissetmiyor; duyamıyor, göremiyordu. Acı dışında.

O devasa, sonsuz büyüklükteki, Zend'in yaşama isteğini elinden alabilecek kapasitedeki acı dışında, hiçbir şey hissetmiyordu Zend. Zaten şu an ona yaşadığını düşündüren tek şey, o muazzam acıydı. Sanki tüm derisi ve etleri bir anda koparılmış, saçları tek bir hamleyle dipten koparılmış gibiydi. Zend öyle bir acıya maruz kalmıştı ki, bu acıyı anlatmaya kelimeler yetse, bu acıyı anlatmayı başarabildiği kişi, sadece gelecekte bu acıyla karşılaşmayı istemediği için bile kendi hayatına son verebilirdi.

Zend'in tüm acısı bir anda yok oldu ve gözlerini istemsizce açtı, biraz önce vücudu üzerindeki tüm kontrolünü kaybetmişti ve kendini ölüme terk etmişti. Bu yüzden de kendini rahat bırakmış ve daha fazla acı çekmeden ölmeyi ummaya başlamıştı. Kendini rahat bıraktığı için kendini bir anda yerde buldu, ayakları onu taşıyamamıştı. Kendini rahat bırakmasından dolayı gözleri üzerinde de bir kontrolü kalmamıştı, tüm acısı bir anda yok olunca, gözleri bir anda açılmıştı ve çaresizce ölümü bekleyen Zend'i afallatmıştı. Zend şu anda aralarında en fazla birkaç santimlik mesafe olan toprağa bakıyordu, bir anda yere düşünce, gözlerinin istemsizce açılmasıyla birlikte, gözünün önünü görmeye başlamıştı ve tüm vücudundaki hisleri aniden tekrar kazandı.

Zend panikle yukarı doğru döndü ve ellerine baktı hemen, elleri yerindeydi, ayaklarını da net bir şekilde hissediyordu, birkaç saniye öncesine kadar tüm vücudunun mahfolduğundan emindi, ama şimdi hiçbir sorunu yoktu ve tüm vücudu normaldi.

"Ayağa kalk bakalım." Bir anda arkasından bir ses duydu Zend, o sesin sahibini hemen tanıdı, gözlerinin açılmasının üzerinden birkaç saniye sonra tüm enerjisini de tekrar hissetmişti ve etrafında olan şeyleri rahatça sezebilmişti. O adam, yine buradaydı.

Zend farkına varmadan gözleri dolmaya, kısa bir süre sonra da dolan gözlerinden sular dökülmeye başladı. Bir müddet önce hissettiği tüm fiziksel acı gitmişti, ama ruhsal acısı son seviyede devam etmekteydi ve tüm bu acı, Zend'e ağır bir baskı yapıyordu. Bağırarak ağlamayı ve tamamını atmasının yıllar süreceğini düşündüğü ruhsal baskıyı atmak istese de, ağzından yine bir kelime dökülmüyordu. Boğazındaki düğüm konuşmasını engelliyordu sanki, Zend hayatı boyunca böylesine büyük bir baskı altında kalmamıştı. Tanıdığı en güçlü iki varlık olan Ranon ve Gri Engerek savaşırken bile böyle bir baskı hissetmemişti.

Tek yapabildiği bir yandan ağlarken bir yandan kafasını son derece zorlanarak kaldırıp arkasındaki, sadece varlığıyla bile Zend'i korkudan öldürebilecek gibi olan adama baktı. Ağlayarak özür, üstüne de aman dilemek istiyordu ama elinden hiçbir şey gelmiyor, korkudan hareket edemiyordu. Tüm kalbiyle kaçmak ve kendini kurtarmak, Ranon'a sığınmak istiyordu ama kaçamayacağını da çok iyi biliyordu. Hayatının o adamın elinde olduğunu oldukça iyi biliyordu Zend. Hem bir anda burada bulmuştu kendini, Kadons'undayken öylesine harap olan vücudu bunu kanıtlıyordu. Ayrıca bir anda burada sapasağlam uyanmıştı, bunu yapabilecek tek kişi de şu an birlikte olduğu o adamdı. Bu da, o adamın çok daha güçlü, Zend'den aşırı derecede üstün biri olduğunu kanıtlıyordu. Zend'in tek yapabileceği korku içinde inlemek ve daha fazla acı çekmemek, zarar görmemek için yerde kalmak, ya da o adamın dediği şeylere uymaktı.

Zend ona korkuyla bakarken adam birden konuşmaya başladı ve bu Zend'i neredeyse kalp krizi geçirecek kadar korkuttu. Onun sadece parmağını hareket ettirmesi bile Zend'i aniden korku seline sürükleyebilir ve dolayısıyla onu basitçe öldürebilirdi.

"Hey, bana canavarmışım gibi bakma, ne yaptım ki ben sana?" Adam gerçekten hiçbir şey bilmiyormuş gibi konuştu, Zend bir anlığına onun gerçekten hiçbir şeyden haberi olmayan biri olduğunu bile düşündü. O gerçekten inandırıcıdı. Zend cevap veremeyince bozulmuşçasına kollarını göğsünde birleştirdi ve konuşmaya devam etti. "Ha, yoksa biraz önce sana sadece bir yumruk attığım için mi bana öyle bakıyorsun? Canının yanmamasını istemiştim ve ana yavaşça vurmuştum, fiziksel temaslar insanların arasındaki bağı geliştirmiyor muydu?  Gerçekten canını acıttı mı?"

Adam alay edermiş gibi devam etti. "Sen gerçekten zayıfsın o halde. Biliyordum, o küçük tırtıl seni ancak bu kadar güçlendirebilmiş. Buna rağmen hala aptal gibi davranıyor ve böceklerin ölümünü engellemek için planlar falan yapıyor. Sanırım onu cezalandırmalıyım." Adam Zend'i şaşırtmadı ve anında kişilik değiştiren konuşmalarına devam etti. "Ama sen de o böceğin ölmesini istemiyorsun sanırım, bu yüzden ona uyacaksın. Öyle yapınca da tanrıcılık oynayan çocuklara karşı gelmiş olacaksın değil mi? Bu yüzden gelişimini saklaman ve belli bir seviyeye gelene kadar aşağı seviyelerde kalmalı ve dikkat çekmemelisin. Bu da ne?!" Adam bir anda sesini yükseltti. "Ne kadar da sıkıcı böyle! Böyle uğraşmak yerine neden o tanrıcılık oynayan çocukları öldürmüyorum ki?!" Adam bir anda yumruğunu kaldırdı ve Zend'e doğru yaklaştı.

"Hadi gidelim de kafalarını kesip evlerinin bahçesini kanlarıyla sulayalım." Zend onun kimden bahsettiğini tahmin ettiğinde dili, mümkünmüş gibi bir daha tutuldu. "Ne oldu? Ha, anladım. Bak, güzel bir düşünce işte bu, ben de seni güçsüz sanıyordum. Bence de, onlar fazla ezikler ve bizr eğlence vermezler. Onlara güzel silahlar veririz, olmaz mı? Böylece eminim güzel bir gün geçirmemizi sağlarlar."

Zend onun, kendine bir daha vurmasından korktu ve hafifçe kalkmaya çalıştı, saygısızlık yapması kesinlikle yasaktı. Eğer böyle bir şey yaparsa o yumruğun bin katını yiyeceğinden emindi.

"İşte bu! Nasıl da enerji doldun ama!" Adam bir kahkaha patlattı ve Zend'e baktı, sonra sinirlenmiş bir ifade ile doldurdu yüzünü. "Sen benimle dalga mı geçiyorsun?!" diye kükredi. Zend daha tepki veremeden devam etti. "Benimle oyun mu oynuyorsun sen?! Neden bana söylemiyorsun, çocuk, ya onları bir anlık unutkanlıkla öldürseydim?! Sakın bilmediğini söyleme! Onları öldürünce dünyalarının dengesi falan bozuluyor. Daha önce hiç yapmadın mı?"

***

1201