Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

134. Bölüm Zehirli Güneş Akrebi!

Çevirmen: Tomato / Editor: Tomato

 

Zend Hollis'ten öğrendiği üzere kendini gizleyerek, etraftaki hiçbir canlıya fark ettirmeden Chibui Dağı'nın etrafındaki epey geniş olan ormanlık alanın içinde yavaş yavaş hareket ediyordu. Şu an bu kadar dikkatliydi, çünkü Güneş usulca aşağıya doğru ilerlemeye, dağların ve uçsuz bucaksız ovaların, ağaçların arkasında kaybolmaya başlıyordu, bugün yeterince aydınlatmıştı Chibui'yi, artık sıra Ay'a gelmişti. Güneş'in işini devralacak ve onun yerine, Güneş'inki kadar parlak olmasa da sahip olduğu ışığıyla Chibui'yi azar azar aydınlatmaya başlayacaktı artık. 

Yükselmekte olan geceyi fark edip, avlanmaya çıkacak olan tehlikeli büyülü yaratıklar da güneşin ufuktan ağır ağır kaybolması ile birlikte kendilerini yuvalarından ve mağaralarından dışarı atmaya başlamışlardı. Bu yaratıklar pek sorun değildi aslında, Chibui'ndeki yaratıkların en güçlüsü altıncı seviye olduğundan, Zend için bir problem oluşturmuyorlardı. Ona asıl problem oluşturan, o büyülü yaratıkların; Zend'in ses çıkarmasına sebep olabilecek olmalarıydı. Özellikle Chibui'nin eteklerine yaklaştıkça, Zend'in hiçbir şekilde ses çıkarma lüksü yoktu, bu onu ancak çok kötü durumlara sokabilirdi. 

Şanslıydı ki, Chibui gerçekten aşırı büyük bir dağdı ve etrafındaki taşlaşmış gibi bekeyen Kutsal Seviye büyülü yaratıkların birbirlerini görme mesafelerinin çok uzak olması nedeniyle birbirlerini neredeyse göremiyorlardı. Zend eğer ses çıkarmaz ve sabırlı olursa, oluşacak ufacık bir açıktan bile oraya girip Siyah Gökyüzü'nü kullanarak kılıcı oluşturabilir ve rahatça çıkabilirdi. Chibui Dağı o kadar büyük ve genişti ki, yükseldikçe incelmesine rağmen Zend onun zirvesini göremiyordu, dağın zirvesi bulutları aşmıştı çünkü. Zaten geçen sefer buraya geldiklerinde de hızlı davranarak büyülü yaratıkların bir açığını yakalamışlar, diğeri yardıma gelene kadar işi bitirmişler ve onun öz suyunu alarak hızlıca kaçmayı başarmışlardı. Elbette bunda en büyük etki Üstün ve Ranon'undu, diğer üçlünün pek bir şey yaptığı söylenemezdi, onlar diğer büyülü yaratıkları oyalayıp dikkat dağıtmışlardı. Ama Zend, Sanzirna eğer geçen sefer savaşsaydı, yine o öz suyunu ele geçirebileceklerini fark etmişti. Onun iradesi Zend'e karşı pek kuvvetli olmasa da, kafası çok çalışmasa da o gerçekten çok güçlüydü. Zend geçen sefer onun sadece eline çarpıp geri fırlamasına rağmen ne kadar büyük bir etki ile sarsıldığının farkındaydı, orada sadece çarpmayıp üstüne bir de yumruk yeseydi, ya da kesilseydi; durumu pek iç açıcı olmayabilirdi. Lakin elbette böyle bir şeyin olma ihtimali yoktu, Zend fiziksel olarak onlardan güçlü olmayabilirdi belki o an, ama Lazel ona değer verdiği için orada zaten görebileceği maksimum hasarı görmüştü. Daha fazlasının olmasına olanak bile yoktu. Geçen sefer Ranon'un rehberliği ve Üstün'ün son derece muazzam büyüleri ile işleri hemen bitmişti ama; bu sefer durum çok farklıydı. Bu sefer yanında onu koruyacyak kimse yoktu Zend'in, aksine, etrafındaki büyülü yaratıkların birçoğunun ortak amacı ona zarar vermekti. Üstün dışarı çıkamayacak ve dolayısıyla savaşa giremeyecekti, Ranon'un da Venda'ya görünmemek için dışarı çıkmaması gerekiyordu. Bu sefer tek başınaydı Zend; içindeki endişe de bu yüzdendi.

Böcekler, gecenin hızlıca bastırmasıyla birlikte garip ve ilginç sesler çıkarmaya başladılar yine, Zend'in Chibui'de her gece duyduğu bir şeydi bu. Neredeyse artık alışkanlık yapmıştı. Bununla birlikte birçok yırtıcı ve tehlikeli büyülü yaratık yuvalarından dışarı fırlamışlardı, yavrularına, ailelerine ya da kendilerine yiyecek bulma umuduyla birlikte sinsi bir şekilde ormanı turluyorlardı. Zend ormanın içinde, ağaçların en tepesinden gizli bir şekilde ilerlemeye devam ederken, onların kendisini fark etmemesi için Hollis'ten öğrendiği şeyleri bire bir uygulamaktaydı. Tüm enerjisini gizlemeye çalışıyordu, eğri ya da garip görünen dallara basmıyor, herhangi bir şey olma ihtimaline karşı tetikte hareket ediyordu hep. Zaten kendi enerjisini gizlemede oldukça başarılı olduğu için, büyülü yaratıklar tarafından görülmediği sürece hiçbir sorunu olmayacaktı, bunları daha önce düşünmüştü.

Ay, tüm ihtişamıyla birlikte gökyüzünde kendini bulutların arkasından göstermeye başlamıştı bir süre sonra. Zend ağaçların arasından görebildiği kadarıyla ara sıra ona bakıyor ve yönünü kaybetmiyordu, Chibui Dağı dışarıdan her şekilde görünebilse de, bu sık ağaçların arasında onu görmek pek kolay değildi; özellikle ağaçların en üst kısımlarının bir metre kadar altından, yaprakların içinden yola devam ediliyorsa.

Yıldızlar da Ay'ı yanlız bırakmamıştı tabii, Ay'ın göğsünü kabartarak yukarıya çıkması ile birlikte, etrafında onun çocuklarıymış edasıyla parlayan küçüklü büyüklü birçok yıldız Zend'e selam yolluyordu. Zend, daldan dala ilerlemeyi birkaç saniyeliğine bırakıp derin bir nefes başlangıcında birkaç nefes alarak soluklandı, havadaki, insana huzur vermeye yetecek olan toprak ve bitki kokusunu iyice içine çekti, yönünü tam olarak belirledi ve tekrar ilerlemeye koyuldu. 

Bir süre sonra, istediği yere gelmeyi başarmıştı. Geçen sefer öldürdükleri kaplan şeklindeki, Zend'in ismini hatırlayamadığı ama görünüşünü ezbere bildiği büyülü yaratığın cesedi de orada duruyordu hala, kimse ona karışmamıştı. Beyaz renkli tüylerinin bulunduğu göğsünde Üstün'ün oluşturduğu tek delik kolayca belli oluyordu, kanı da göğüs kısmının üzerindeki bazı tüyleri kırmızıya boyayarak aşağıya doğru akmış ve bir süre sonra akmayı bırakmıştı, şu an bir kanaması yoktu. Zend ilk bakışta onun; geçen sefer Zend'lere epey sorun çıkarmış olan güçlü pençelerinin, sağlam ve yıkılmaz, dayanıklı kemiklerinin ve keskin dişlerini seçebilmişti, belliydi ki hiçbir büyülü yaratık ona yaklaşmamış, kaplanın vücuduna zarar vermemişti. Tek sorun şuydu, onun yerine oraya bir büyülü yaratık gelmişti ve tam olarak onun cesedinin yanında duruyordu. O da Kutsal Seviye'de idi, belli oluyordu. Hatta Zend onu tanıdığını söyleyebilirdi, birkaç kitapta onun resmini görmüştü daha öncelerde; güneşi andıran sapsarı derisi, yukarıya doğru yükselirken bir yandanda yavaşça kıvrılarak inceleşen, en sonunda bir saç telinden bile ince hale gelerek iğnesini oluşturan kuyruğu, siyah renkli, tehditkar bir görünüm kazanmasına neden olan kıskaçları, tıpkı kıskaçları gibi siyaha çalan bir renge sahip olan baş kısmı ile dik bir şekilde duruyordu o.

O bir Zehirli Güneş Akrebi idi!

"Zend, sakın sabırsız davranma. O Zehirli Güneş Akrebi her yönüyle senden daha üstün. Yanlış bir hareket yapman birkaç saniye içinde acı içinde ölmen demek, adımlarını dikkatli at. Onu oradan uzaklaştırmak için bir yol bulmalısın." Ranon'un sözleri yine Zend'i yalnız bırakmamış, Zend'in zihninde yankılanarak yavaşça yok olmuştu. Zend bunu biliyordu, Zehirli Güneş Akrebi Kutsal Seviye büyülü yaratıkların içinde bile son derece güçlüydü ve büyülü yaratık sıralamasında oldukça yüksekte bir yere sahipti. Binbir türlü yeteneği ve tehlikesi vardı; Ranon'un dediği gibi, onun tek saldırısı Zend'i öldürmek için yeter de artardı bile.

Varlığını son zerresine kadar gizlemeye çalışarak üstüne çıktığı, gür yapraklara ve kalın bir gövdeye sahip olan bir ağacın üzerinde sessizce düşünmeye başladı.

Aslında Ranon'un ona yardım edebileceğinin farkındaydı, Zend karşısındakinin amacını bir şekilde sezebiliyordu sanki; bunu içinde hissediyordu, emindi. Ranon aslında ona bir şekilde yardım edebilirdi, ama Zend kalıbını basardı; Ranon'un isteği Zend'in kendi başının çaresine bakabilmesiydi. Bir anda hem Üstün, hem de Ranon dışarı çıkamayacakları durumlara mı girmişlerdi? Ranon'un daha iyi bir neden bulmasını isterdi Zend. Bir çocuk kandırmaya çalışırmış gibiydi Ranon, Zend'i hâlâ ilk gördüğü günkü küçük, bilgisiz çocuk sanıyordu sanki. Ama Zend buna aldırmadı ve bu seferlik onun isteğini yerine getirerek ondan yardım istememeyi kafasına koydu. Bir yolunu bulup o kılıcı oluşturacaktı.

Ancak, henüz dünyadan pek fazla haberi olmadığının farkında bile değildi. Eski küçük çocuk değildi evet; ama çok büyüdüğü de söylenemezdi. Ranon'dan yardım istemeyecek oluşunu, Ranon fark etmişti bile.

"Efendi Ranon, Zend için zor bir görev olmuyor mu? O hâlâ altıncı seviyede ve on üç yaşında." Üstün, Ranon'a seslendi merak içinde. Üstün artık Ranon'a alışmışa benziyordu, Ranon, o bir sıkıntı oluşturmadığı sürece onun için bir düşman değildi. Ancak Üstün hayatı boyunca burada kalmayı da düşünmüyordu elbette, ama yine de alışmıştı artık.

"Haklısın, bu benim hatam." Ranon Zend'in Kadons'unda birlikte olduğu Üstün'e cevap verdi. "Amacım sadece kendi gücü ile bunu başarabilmesiydi. Ama benim bu hareketimin onu tamamen tek başına olmayı istemesine iteceğini tahmin edemedim. Gerçekten, kendime inanamıyorum. Onunla o kadar uzun süre ayrı kalınca kararlarını tahmin edememeye başlamışım... Ama hayatı tehlikede olmayacak, mühür hala aktif bir şekilde üzerinde. Ayrıca... O ikisini sen de hissediyorsun, değil mi?"

"Evet Efendi Ranon. Zaten tehlikeyi o ikisi oluşturduğu için sizi uyarmak istedim, küçük olan o kadar tehlikeli değil, ama büyük olan... Onun güneyden geldiğine hiç şüphe yok. Eğer enerjim tamamen dolu olsaydı rahatça onlarla çarpışabilirdim, ama şu anki enerjimle bu imkânsız." Üstün içindeki, son seviyeye ulaşmış ve Karanlık Elementi ile uyum sağlamış simsiyah, kapkara Ki'sini ellerinde toplamaya çalışarak, toplayabildiği miktarı Ranon'a doğru uzatarak ona gösterdi. "Bu kadarı ile ancak küçük olanı yenebilirim. Ayrıca, o ikiliyi Zend'in hissedemeyeceği de açık. Zend'in hemen geri çekilmesi ve enerjiyi yenilememi beklemesi gerek."

"Endişelenme, Üstün. Düşüncelerime göre bir sorun oluşmayacak. Sadece, Zend'in özgüveni biraz zedelenebilir." Ranon Üstün'e rahat bir şekilde cevap verdi.

Ranon Üstün'e cevap verdikten biraz sonra, Zend'e seslendi: "Zend kararın buysa normalde olman gerekenden daha dikkatli olmalısın; ilk kez ben olmadan büyük bir büyülü yaratığa karşısın. Eğer benim rehberliğimi de almak istemiyorsan, pekâlâ. Altıncı seviyedeyken Kutsal Seviye bir büyülü yaratığa karşı tek başına hareket etmek neredeyse intihar ile eşdeğer olsa da, sana güveniyorum. Hatta bu kararı verebildiğin için seninle gurur duyuyorum, tek isteğim, bu kararına uygun davranman. Eğer o büyülü yaratığı öldürmen gerekseydi, o zaman kesinlikle buna izin vermezdim. Ama tek yapman gereken onu uzaklaştırmak; sen bunu başarabilecek durumdasın. Sen o kılıcı oluşturana dek, tek kelime etmeyeceğim. Yalnızsın." Ranon'un sözleri, Zend'e, onun hâlâ çok bilgisiz olduğunu kanıtlamıştı.

Zend sadece birkaç saniye sessiz kalmasına rağmen Ranon onun amacını anlamış ve buna göre hareket etmişti. Zend henüz en fazla bir dakika geçmiş olmasına rağmen hiçbir şey söylemediği için Ranon'un, düşüncelerini fark edebilmesini beklemiyordu. Ne sezgiydi ama! Zend, o an, Ranon ile arasında kapatılması bin yıllar boyu sürebilecek olan bir fark olduğunu daha net anlayabilmişti. Zend gerçekten de çok toydu ve acemiydi, bunu zaten kendisi de fark etmişti. Ama Ranon'un, sadece bir dakika kadar bir süre içerisinde Zend'in bir şey söylememesine rağmen onun ne düşündüğünü tam olarak bildiğini gördüğü anda, toyluğunu kendine iyice ispatlamış oldu. Zend'in içi garip duygularla kaplanmıştı, sanki şu an ilk kez hayatı boyunca tek başına bir şey yapacakmış gibiydi. Bu hissi daha önce de yaşamıştı ama; Ranon ondan bir hayvanın kanını getirmesini istediği zaman, o kuduz ve dişsiz olan, sıtma tutan tehlikeli köpekle tek başına savaşmak zorunda kaldığı anda hissetmişti bunu. O gün bu gündür, hiçbir zaman bir kere daha o hissi hissetmemişti.

'Öyleyse bir plan yapmalıyım,' diye düşünmeye başladı Zend, o Zehirli Güneş Akrebi oradan kendi isteğiyle çekileceğe benzemiyordu, çekilmeyecekti de. Zend'in bir şeyler yapıp onu oradan yollaması gerekiyordu. 'nasıl onu oradan çıkarabilirim ki?'

Zend durumu bir saat kadar düşünmeye ve bir plan belirlemeye devam etmişti, hala da ediyordu. Tıpkı Zehirli Güneş Akrebi gibi, o da vücudunun hiçbir zerresini bile hareket ettirmemişti. Bir saattir düşünüyordu, ama durumunun pek iç açıcı olduğunu söyleyemezdi. 

Pek kozu yoktu elinde, Zehirli Güneş Akrebi'ne saldıramazdı, bu direkt olarak onun ölümü olurdu. Gri Engerek'in ona verdiği kılıcı da kullanamayacağından gayet haberdardı, bu da onun ölümü demekti. Savaş Tanrısının Heyecanı'nı ve Rüzgar Tanrısının Nefesi'ni birlikte kullansa da, o büyülü yaratıktan kaçabilecek hıza ulaşamayacağını biliyordu. Kral Modu'nun da Zehirli Güneş Akrebi'ne karşılık hiçbir faydası olmayacaktı. 

Etrafındaki büyülü yaratıklardan birini kullanarak dikkat dağıtmayı denemeyi de düşünmüştü; lakin Zehirli Güneş Akrebi'nin dikkatini dağıtmak için en azından İmparator Seviye bir büyülü yaratık gerekirdi ve İmparator Seviye bir büyülü yaratıklar Chibui Dağı'nda son derece azınlık bir kısımda bulunabiliyordu. Onlar da genellikle diğer büyülü yaratıkların üzerinde bir etki kurmuş ve onları yöneterek yaşamlarını sürdürüyordu, Zend ancak bir büyülü yaratık topluluğunda ararsa Chibui'de İmparator Seviye bir büyülü yaratık bulurdu; ki bunu yapsa bile o büyülü yaratık üzerinde etki kuramayacağından da emindi. Hem onun altında, ona itaat edecek birçok büyülü yaratık olduğundan ve Zend sadece ona ulaşmak için bir büyülü yaratık ordusuyla savaşması gerekeceğini tahmin edebiliyordu. Böyle bir çıkar yolu yoktu Zend'in. 

Geriye kalan tek ihtimal, büyüsünü kullanmasıydı. Normalde olsa direkt olarak büyüsünü kullanarak hızlıca işi bitirip çıkmaya çalışırdı, ama artık büyüsü hakkında birkaç şey öğrenmişti ve onu rastgele kullanamayacağını biliyordu. Birkaç ay önce, Ranon ona büyüsüyle Kutsal Seviye bir büyülü yaratığı öldüremeyeceğini, o büyüyle hedefini vuramayacağını söylemişti. Zend aslında bunu biraz anlamıştı zaten, Dev Yuathra Kertenkelesi, Zend ona büyüsünü kullanarak saldırdığı zaman hiç hareket etmemiş, Zend'in büyüsünün ona hiç etki etmeyeceğini düşündüğü için büyük ihtimalle kendini savunmaya bile ihtiyaç duymamıştı. Onu öldüren şey de buydu zaten; gereğinden fazla kendine duyduğu özgüven onun sonunu hazırlamıştı. Zend şansının Zehirli Güneş Akrebi'nde yaver gitmeyeceğinden neredeyse emindi bile, ihtimallerle bu işe kalkışması büyük bir yanlış olurdu.

Aklına hiçbir fikir gelmeyince, Zend'in karışık fikirlerinden dolayı siyaha çalan bir renge bürünmüş olan yüzüğünün içindekileri üzerinde olduğu dala boşalttı ve elindeki her şeyi değerlendirerek bir karara varmaya çabaladı. Bu işi başarabilmeliydi, bir yol kesinlikle olmalıydı.

Yüzüğünün içindeki her bir nesneyi ağacın üstüne boşalttıktan sonra, onları incelemeye başladı. 

İlk olarak eline önündeki durmuş saati aldı ve onu biraz inceledi, onunla bir şey yapamayacağını anlaması uzun sürmedi. Onu zaten hatıra olarak yüzüğünde saklıyordu, Zend bir şeyi çöpe atmayı pek seven biri değildi. Onu bıraktıktan sonra, sadece bir uca sahip olan Karkan'ın bir çeşit pusula olarak adlandırdığı gereksiz şeyi de inceledi, ama sonucu saatten farklı olmamıştı. Yine bir etkisi yoktu. 

Onu bıraktı ve Jongtham'dan aldığı eğitim kitaplarına göz attı. Onlardan bir tanesi haricinde hepsini öğrenmişti zaten, gecenin karanlığında gözlerini kısarak okuyabildiği yazılara bakarak onların da işe yaramayacağını düşünerek hepsini teker teker oturduğu yerin arka tarafına koyuyordu. Öğrenmemiş olduğu tek kitap olan kısıtlama grubu tekniği diğer teknik kitaplarının sonuncusu olarak eline aldı, kapağını araladı ve içine tekrar göz attı. Birkaç yıldır hiç bakmamıştı bu kitaba, son bakışında onun rezalet olduğunu görmüştü ve tekrar bakma ihtiyacı duymamıştı. Zaten aslında almayacaktı bile, sadece Fun'dan bu gruptan bir teknik istediği ve istedikten sonra almamasının ayıp olacağını düşündüğü için almıştı bu tekniği. Neredeyse çöptü, ona biraz daha baktıktan ve bir iç çektikten sonra daha fazla düşünmeden ve karnının altında bulunan; ilk başta bir doğum lekesine benzeyen ama daha sonra dalları eğilmiş bir ağacı andıran siyahlığın aniden ilerleyerek kolundan yükselip elinden bırakmak üzere olduğu tekniğe bir saniyeliğine temas ettiğini fark etmeden arkasına doğru yavaşça bıraktı el kitabını. Zend'in bırakmasıyla birlikte kahverengi kapağının üzerinde siyah, devasa bir kapı oluşmuş olan kitap, birkaç saniye içerisinde eski haline dönmüş, sadece siyah kapıdan küçük izler taşıyan eski haline benzer bir hale geçmişti.

***

2201

YN: Eveeet, yeni sitemize geçiş yaptık. Bundan sonra cumartesi günü olmak üzere haftada bir bölüm gelecek. Sınavım bitene kadar böyle, sınavı atlattıktan sonra elbette bu sistem değişecek. Şimdilik elimden bu kadarı geliyor... 

Sitemizin içeriğine göz atabilirsiniz; forum kısmı çok yakında aktif olacak, şu an hala üzerinde çalışmaya devam ediyoruz. Diğer içeriklerimize bakmayı unutmayın! Umuyoruz ki, sitede ilginizi çekecek birçok şey olacak, şu an pek fazla yok, ama zamanla içeriği artırmaya devam edeceğimizden şüpheniz olmasın. Buraya yorum yapmak için üye olmanıza gerek yok, disquis, facebook, twitter ve google hesaplarınızla yorum yapabilirsiniz. Forum hazır olana kadar üyelik sistemimiz aktif değil dostlarım, forum hazırlandıktan sonra sitede üyelik sistemimiz de işlemeye başlayacak. Lai'ye ve çevirmeye başladığımız, Türkçe olarak daha önce hafif romanı hiç çevrilmemiş olan, benim ilk bölümlerden mükemmel olacağını anladığım seri olan Zhan Long'a göz atabilirsiniz, keyif alacağınızdan eminim! 

Yorumlarınızı bekliyorum arkadaşlar, onlar benim için değerli :)