Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

146. Bölüm Venda'nın Saldırıları (2)

Çevirmen: Tomato / Editor: Tomato

 

''Ah...'' Bir yandan başının ağrısıyla mücadele ederken, bir yandan da kendine gelmeye çalışıyordu genç adam. Yeni aralanmış ve güneşle karşılaşmasıyla birlikte ışığa alışana kadar tekrar kapanmak zorunda kalmış siyah renkli gözleri bir müddet bekledikten sonra tam olarak açıldı ve genç adam, etrafı onlarla süzdü. Ulu orta bir arazideydi ve sırtüstü yatıyordu. Chibui'nin içinden çıkmamış gibiydi, zar zor bakabildiği, gözünün görüş alanında olan yerlere, küçük tepeciklere ve geniş arazilere, ara sıra da kendisini belli eden ot topluluklarına bir göz attığında bu kanıya varmıştı. Ancak etrafındaki geniş araziler bir süre sonra son buluyormuş gibi görünüyordu, ufuk çizgisine doğru baktığında, burasının Chibui kadar geniş bir yer olmadığı izlenimine kapılmıştı. 

Birkaç dakika kadar bekledi. Kendine gelmeye çabalıyordu, normalde bunu yapmaması ve uyandığında birkaç saniye içinde kendisine gelmesi gerektiğini düşünüyordu ama vücudu böyleydi işte.

Güneş onu iyice ısıtmıştı ve vücudu hafifçe karıncalanmaya maruz kalıyordu. Havaya doğru baktığında; yukarıda hiçbir bulutun olmadığını gördü. Bu Chibui için garip bir durumdu, bu dünya içerisinde iklimler aynı ülke içerisinde değişebiliyor olsa da Chibui'nin havası hiçbir zaman tam olarak sıcak olmaz ve her zaman insanı hafifçe serinletebilecek bir rüzgarı, güneşin, arka tarafına ulaşamayacağı bir bulutu olurdu. 

Bedeninde hala uyuşukluk hissediyordu ve bunun nedeninin ne olduğunu bir türlü anlayamıyordu. Üstelik düzgün bir şekilde düşünebildiğinden de emin değildi, çünkü son derece ağrıyan başıyla birlikte ne kadar düzgün düşünebileceğinin bir soru işareti olduğunun farkındaydı. Kafasını bir türlü toparlayamamıştı uyandıktan sonra, halbuki o bu durumlara karşı kendini eğitmişti. Sonuçta o manyak adamla geçirdiği üç yıl boyu ani bayılma ve uyanma durumları ile yüzlerce kere karşılaşmıştı. Haliyle buna alışık olması gerekmez miydi? Üstelik onun vücuduna işleyebilecek zehirlerin sayısı da bir hayli düşüktü; tıpkı bayılıp ayıldıktan sonra hemen kendini toparlayabilmeyi zamanla kavramış olduğu gibi, üç yılda sayısız zehre maruz kalmıştı ve vücudu artık bunlara karşı bir direnç geliştirmişti. En güçlü zehirler bile ona büyük bir zarar veremiyor olmalıydı. Bu işte bir gariplik vardı. 

Hiç beklemediği üzere elleri bağlı değildi, şu an vücudunun kasılmış bir halde olması dışında onu engelleyen bir şey yok gibi görünüyordu. Yavaşça doğruldu ve etrafını ayrıntılı bir şekilde incelemeye çalıştı, tabii bir yandan da Ranon'a seslenmişti. Burada özgür bir şekilde hareket edebileceğini ya da neden etrafında kimsenin olmadığını anlayamamıştı zaten, sonuçta bir savaşı kaybetmiş ve ona yapılacaklara boyun eğmeye mecbur kalmıştı. Bu dünyanın en genel ve değişmez kuralıydı. Ama savaşı kaybetmesine rağmen herhangi bir şekilde zarar görmemiş gibi hissediyordu, bu işte de bir gariplik vardı sanki! 

Ranon'a seslenmesine rağmen bir cevap alamamıştı. Ranon'un ona cevap vermemiş olması Zend'in pek rastladığı bir durum değildi, zaten Ranon, Zend ona her seslendiğinde en geç bir ya da iki dakika içerisinde kesinlikle cevap verirdi. Bu da, Zend'in şu an Ranon ile iletişim kuramıyor olduğunu gösteriyordu. Ranon ile Zend'in iletişimini kesmek oldukça güç bir iş olmalıydı, sonuçta Ranon'un tüm enerjisi Zend'in Kadons'unda bulunuyordu ve zaten Zend'in içinde olan bir şeyle onun iletişimini engellemek için epeyce güçlü bir büyü kullanıldığına adı gibi emindi Zend. 

Kadons'unu düşündüğünde, gerçekten garip bir şey hissettiğini fark etmişti. Burada, Chibui'de hissettiği gibi hissetmiyordu. İçinde bir huzursuzluk vardı, enerjisini tam olarak odaklayamıyordu ve son birkaç yılda günde yaptığı rutinlerden birinin enerjisini kararlı hale getirmek olan Zend için bu bayağı garip bir durumdu. Ne demek enerjisini odaklayamıyordu, normalde tüm enerjisini mükemmel bir şekilde kontrol altına alarak Ranon'un bile beğenisini kazanmış olan o, nasıl enerjisine sahip çıkamazdı! ''Her neyse,'' içten içe bir küfür savurdu ve mırıldandı. Kafasını iki yana salladı ve içindeki garip hissin nedenini düşünmeye başladı. Yeni uyandığı sıralara göre şu an kafasını daha çok toplamış olduğu aşikardı, şu an biraz önceye göre çok daha mantıklı düşünebilmekteydi. 

İçindeki garip hissi daha önce de hissetmiş olduğunu fark etti Zend, hatta bu hissi her defasında hissediyordu, bu hissi, kendi Kadons'una girdiği her defada hissediyordu aslında, şimdi tanımıştı. Bu yüzden, biraz önce Kadons'unu düşündüğünde içindeki garip hissin biraz daha çoğaldığını anlamıştı. Kadons'una her girdiğinde hissediyordu bu garip hissi, sadece bu his şu anki kadar rahatsız edici olmuyordu. Şu anda da bir Kadons'un içinde olduğunu tahmin etti, büyük ihtimalle bu Kadons da o mavi gözlü çocuğa aitti.

''Doğru tahmin,'' Zend'in hemen sağ tarafındaki küçük bir kayaya yaslanmış, Zend'in uyandıktan sonra hiç fark etmediği bir kişiden, Zend'e doğru bir ses yöneldi. ''şu anda benim Kadons'umun içerisindesin. Burayı Chibui ile karıştırman doğal elbette, ben olsam ben de bu kadar geniş bir yeri Chibui falan sanardım herhalde.'' dedi, arkasındaki kayanın gölgesinin içinden ayrılarak yavaşça Zend'e doğru ilerledi genç adam. 

Zend ona ilk olarak baktığında onun kim olduğunu neredeyse anlayamamıştı, şu anda gördüğü kişi, son savaştığı kişi değildi. Onun kıyafetleri olmasa Zend onu tanıyamayabilirdi bile. ''Sen dün savaştığım kişi misin?'' Zend savaşlarının dün gerçekleştiğinden emin değildi, bir anda ''dün'' kelimesini kullanıvermişti. 

''Evet, çok mu şaşırttım yoksa?'' Mavi gözlü genç yavaşça kıkırdadı ve kafasını birazcık yana doğru eğdi. ''Kendine çok güvenen beyefendi daha kafasını bile toparlayamamış gibi görünüyor.''

Zend onun söylediklerine aldırmadan onu inceledi ve bir önceki savaşında savaştığı kişi ile karşılaştırdı. Aslına bakılırsa o mavi gözlü gence epey benziyordu karşısındaki kişi, kızıl saçları, yüz hatları ve gözleri, tamamen o kişinin aynısıydı. Ama vücudu bambaşkaydı. Eski yapılı halinden eser yokmuş gibiydi, onu en son gördüğü zamandaki kaslı kolları artık normal bir insanın kollarına dönmüştü. Boyu, Zend'in onunla dövüşmüş olduğu zamana göre daha kısaydı ve vücudu, bir savaşçının vücudundan daha çok bir büyücünün ortalama bir halde olan vücudunu andırıyordu. O bir savaşçı değilmiş gibiydi. ''Beni kandırmayı başarmışsın...'' diye söylendi Zend kendi kendine, ama söylediklerinin dışarıdan duyulduğunun da farkındaydı. ''Gerçekten güçlü bir büyüymüş, saygı duydum.'' 

''Aferin, aferin; hızlı kavrıyorsun. Ama gerçekten de Venda'nın sana bundan sonra yollayacağı savaşçılarla kılıcınla eşit gidebileceğini mi düşündün? Kılıç kullanımın rezaletti! Gerçekten, hiç eğitim falan almadın mı? Venda'nın hizmetkarlarından bir başkası ile o kılıç kullanma yeteneği ile savaşmış olsan kesin ölürdün!'' Genç Zend'e doğru yaklaşmasıyla birlikte aşağılayıcı bir şekilde konuştu. ''Benimle savaştığın için şansın var. Benim büyüm, rakip olarak seçtiğim kişinin gücü ile kendini eşitleyerek onunla savaşıyor. Yani benimle o kadar uzun süre savaşabildiğin için iyi kılıç kullandığını falan zannetme, yaptığın tek şey kendi kendini yormaktı. Öyle savaşa odaklanmıştın ki karşındaki kişinin seninle tamamen aynı güçte olduğuna ve ona karşı baskı sağlayamadığına bile dikkat etmedin. Zaten savaştığın kişi de tamamen hayal ürünüydü, bir illüzyona karşı kılıç salladın ve onu hiç yenemeyeceğine dair açık ipuçları olsa da sen bunlara dikkat etmediğin için onları göremedin. Cidden, benden önce gelenleri nasıl yenmeyi başarmıştın ki? Kötü kılıç kullandığını biliyor olmalısın, güçlü olması gereken biriyle kılıç kullanarak kafa kafaya gidebileceğine inandığını söyleme...'' 

''Senin eline aldığın ilk kılıcına ulaşmanı engellediğim için alışık olmadığın bir kılıç kullanacağını ve dolayısıyla kılıç kullanma yeteneğinin düşeceğini, kılıçta pek iyi olmasam da kendi kılıcından başka bir kılıçla savaşan birisiyle başa baş gidebileceğimi düşünmüştüm aslında.'' Zend dürüst bir şekilde konuştu. Gerçekten de böyle düşünmüştü. Chibui'de geçirdiği sürede elbette kılıç antrenmanı yapmıştı, ama Venda'nın ona göndermiş olduğu, yani güçlü olduğu kesin olan biriyle kılıç konusunda yarışabilecek seviyede olmadığını biliyordu. Daha önce düşündüğü de buydu, rakibinin alışık olmadığı bir kılıcı kullanmasını sağlanıp böylece ona karşı üstün gelebilecekti. Ama evdeki hesap çarşıya uymamıştı, rakibinin güçlü bir büyüye sahip olabileceğini tahmin edememişti Zend. O genç büyüsüyle hem Zend'i mükemmel bir şekilde kandırmıştı, görünüşüne kadar bile.

''Eğer öyle olsaydı, seninle savaşmaya odaklanmak yerine eski kılıcımı ele geçirmeye çalışmaz mıydım? Lütfen, bunlar birinci seviye savaş öğretileri. Cahil misin nesin...'' Mavi gözlü genç ciddi anlamda Zend ile dalga geçmeye başlamıştı.

Zend bunu biliyordu aslında, ama dün nedense dikkat etmemişti. Savaş yetenekleri, sürekli meditasyon yapıp enerjisine yatırım yaptığı ve o ağır kılıcı kullanabilmek için başka insanlarla ya da güçlü büyülü yaratıklarla sık sık savaşamadığı için köreliyor olmalıydı. O manyak adamla geçirdiği üç yıldan sonra böyle bir ayrıntıyı atlayacağından kesinlikle emindi, zaman insana birçok şeyi unutturuyordu anlaşılan. ''Birkaç noktayı atlamışım işte...'' Zend söylendi. ''Ne sebeple beni buraya getirdin? Beni öldürmen falan gerekmiyor mu?'' Zend içinde Ranon'un ona sağladığı güvenle birlikte ölmekten korkmuyordu hiç, sonuçta onun arkasında koskoca Ranon ve Üstün vardı! 

''Aslında bir şeyi merak ettiğim için seni buraya getirdim, seni öldürmeyeceğimi seninle ilk karşılaşmamızda da sana söylemiştim. Aslına bakarsan buraya gelmemin Venda ile bir alakası da yok. Geldiğimden haberi yok yani, zaten sen benim yollanacağım kadar nitelikli birisi değilsin. Ben sadece birkaç şey duydum ve onları teyit etmek için geldim.'' Genç gözlerini Zend'inkilere dikmiş dikkatlice ona bakmaktaydı. 

''Birkaç şey mi duydun? Ne duydun da buralara kadar geldin peki?'' Zend küçük bir merak içeren gözlerini, onun mavi gözlerinden kaçırmadı ve sordu. O an tam olarak kendine gelmiş ve şu an etrafındaki diğer şeyleri umursamayı bırakmıştı. Zend'in pek sabırlı biri olduğu söylenemezdi, zaten kısa bir süre içerisinde enerjisini bir anda toplayıp, biraz da Gerçek Ki'nin yardımıyla buradan çıkmayı düşünüyordu. Zaten bir önceki savaşta kolayca yenilmesinin nedeninin bir parçası da, yeteneklerinin tamamını kullanmıyor olmasıydı. Hem her an çağırabileceği o Kutsal Seviye büyülü yaratık da hazırdaydı, Zend zor bir durumda direkt olarak onu çağıracak ve savaşa girecekti. Şu an hazırda bekliyordu. Sadece onun söylediklerini dinliyordu, onun kim olduğunu anlamak gibi bir amacı vardı.

''Ne mi duydum?'' Genç bir iç çekti ve ellerini beline dayayarak devam etti: ''Sen bilmezsin ama, Venda'nın bir evi var, tabii ona ev denirse. Kale, hatta bir kasaba gibi bir ev yahu! Dünyada değil tabii, genelde onun hizmetkarları da onun evinde yaşamaz. Benim gibi özel olanlar hariç tabii, ben kendimi bildim bileli oradayım. Her neyse, Kuklacı'yı biliyorsun, değil mi? Sana onun ismini söylemeyeceğim çünkü onun hakkında herhangi birine bir bilgi vermemi hoş karşılamıyor...''dedi ve Zend'in kafasını ''evet'' anlamında sallamasıyla birlikte konuşmasını sürdürdü. ''İşte Kuklacı birden Venda'yı ziyarete geldi, ben de şans eseri oralarda dolanırken ufak bir konuşmalarına kulak misafiri oldum... Üstelik Venda bu konuşmada o kadar endişeli ve garip görünüyordu, Kuklacı'nın yüzünde ise, resmen bir ifade vardı! O, kalbiyle birlikte gülümsüyordu adeta! Senin için bu çok garip olmayabilir, ama ben Kuklacı'yı uzun zamandır tanıyorum ve onun şu ana kadar içten bir şekilde gülümsediğini bir kere bile görmemiştim... Bunlara tanık olunca konuştukları şeyi iyice merak ettim ve dinlemeye koyuldum. Öyle hızlı konuşuyorlardı ki, onları dinlediğimi bile fark edemediler!'' 

''Ee, devam et!''

  ''Tahmin et, konuşma kimin hakkındaydı?'' Mavi gözlü genç ellerini açtı ve Zend'e doğru baktı. ''Bilemedin mi? O halde ne konuştuklarını anlatayım...'' 

***

Üç buçuk yıl kadar önce, Kara Yaprak. Lider değiştikten bir hafta kadar sonra.

''Ancak beyni olmayan aptallar sizin Kral Modu ve Avcı Modu dediğiniz iki güce sahip olan insanlarla kavga eder!'' Geniş, kitaplarla dolu olan, içerisinde ondan fazla adam bulunan, batmakta olan güneşin pencerelerden içeri yolladığı günün son ışıklarının içeriyi loş bir şekilde aydınlatmakta olduğu bir odada; oturan tek kişinin sesi hiddetli bir şekilde içeride yankılandı. ''Derhal barış içerikli mektup yazın ve Kara Yaprak'ın liderinin dostça bir görüşme istediğini iletin. İki hafta içerisinde hızlıca bunu halledelim, ilişkilerimizi düzeltmek çok önemli. Herkese düşman olarak hiçbir şeyi başaramazsın! Bunu ağabeyimle birlikte zor bir şekilde tecrübe ettik. Ayırca, şu Işık Stili gerçekten muazzammış. Beyaz Taç ve Avcı Bıçağı'nın yanına Sol Göz'ü de ekleyin, onlarla da iyi ilişki kuralım. Aynı şekilde Ağaç'ın kolları altındaki yerimizi sağlamlaştırmak için tüm toplanmalara katılacağız. Dostlar edinmek zorundayız, Ağaç'ın davetlerine on yıldan fazla süredir cevap vermiyormuşuz!'' Siyah saçlara ve siyah gözlere sahip olan, üstünde olduğu koltuktan, koltuğun önündeki masanın üzerine yığılmış olan birçok dergi ve kitabı merakla inceleyerek yanındakilere talimat veren, siyah cübbeli bir kişi hızlıca konuştu ve hızlıca doğruldu.

''Efendim, bizim uzun süredir Beyaz Taç ve Avcı Bıçağı ile ilişkilerimiz iyi değildi. Bir anda böyle mektuplar göndermek garip bir hareket olmaz mı? Korkarım ki onlar, bizim niyetimizden şüphe edebilirler. Biraz beklesek, sonra hareket etsek, daha iyi olmaz mı?'' Siyah cübbeli adamın yanında ayakta dikilen, ellerini vücudunun önünde bağlamış ve saygılı bir şekilde konuşmuş olan kel ve yaralarla dolu olan bir yüze sahip olan kişi, gözlerini hafifçe kırptı. 

''Zyathmir, artık Kara Yaprak'ın başında ben varım. Gücümüz çok fazla, tüm topluluklar ve loncalarla savaşabilecek kadar güçlüyüz. Ancak bu gücü boşa harcamak bizim ancak sonumuzu getirecek. Oraları ben hallederim, sıkıntı değil, niyetimizi kesin bir şekilde dile getireceğimden emin olabilirsin. Ancak şu an okuduklarıma göre, Pounz'un lideri ağabeyimin pek hoşlanacağı birisi değil. Müttefiklerimizin sayısını hızlı bir şekilde artırırsak, ağabeyim geldiğinde ona gereken ortamı hazırlamış olacağız.'' 

''Üstelik Beyaz Taç'ın lideri ve ileri gelenleri kraliyet ailesine pek fazla bağlı olan kişiler değiller. Sol Göz'ün de öyle olduğunu umuyorum ancak kitaplarda Sol Göz ile ilgili pek fazla bilgi bulamıyorum, doğal olarak, kurulalı çok zaman geçmemiş sonuçta. Ancak onları da bir şekilde yanımıza çekebilmeliyiz, Avcı Bıçağı biraz sorun olabilir sadece. Elbette onları da bir şekilde müttefik yapabilmemiz gerek, eğer yanımızda olmazlarsa ayağımızın altında olacaklar... Savaş hazırlıklarına geç bile başladık!'' 

***

2016

***

Dostlarım, kurgunun içlerine doğru inmeye başladık. Yakın zamanda Chibui'den çıkacağız ve kafamdaki birçok şeyi gerçekleştirmeye başlayacağım, az kaldı. Biraz daha sabredin... Pek fazla yazamadığımın farkındayım çünkü sınava bir ay kaldı ve bu süre gerçekten az. Dışarıdan, genellikle olarak hislerim ve düşüncelerim gibi bunu da pek belli etmesem de muazzam bir baskı altındayım ve ne yapacağımı bilemiyorum. Bu süre akıp gidecek hemen, bu süreç boyu her şeyden elimi eteğimi çekip çalışmaya çalışacağım, şu ana kadar çalıştıklarımın hepsini bir daha çalışmam gerek bu ayda. Tabii lys de bittikten sonra, o zaman bölüm gelme hızı %430989243095032894769823479024387109132892438092348 artacak. Bir aksilik olmazsa elbette. Aynı şekilde şu an kurguyu yavaş ilerletiyorum ki, yanlış yazmayayım diye. Özenli yazmak istiyorum ben, parça parça yazdığım zaman Argenta'ya hak ettiği değeri vermediğimi düşünüyorum. Zamanım olsa sürekli vakit ayırarak kopukluklar olmadan bir önceki yazışlarımda düşündüğüm şeyleri yazabiliyor oluyorum, ancak haftada bir vakit olunca tam olarak ne yazmam gerektiğini hatırlayamıyorum ve kötü sonuçlar doğuyor. Bu yüzden yavaştan alıyorum ve sınavımın bitişine kadar yavaş yavaş devam edeceğim, yazdıklarımın özensiz ve kopuk olmasını istemiyorum çünkü. Yani bekleyin! Kısa bir zaman dilimi boyu maalesef böyle olması gerekiyor. Çok bir şey kalmadı ama, sıkıntı yok, ve biliyorum ki benim okuyucularım anlayışlı, sabırlı insanlardır, beni anlarlar :D Hepinizi tek tek çok seviyorum, görüşmek üzere...