Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

19. Bölüm Okul Birincisi

Çevirmen: Tomato / Editor: Tomato

 

Zend'in gidişinin ardından, Tofu her gün aralıksız çalışıyordu. İlk senesini okul birincisi olarak bitirmişti. Yıl içinde, karanlık elementi vücudunda ortaya çıktıktan sonra büyücülüğe yönelmişti. Çok çalışıyordu. Çalışmalıydı, çünkü eğer güçlü bir büyücü olmazsa, Zend güçlü bir şekilde geri döndüğünde onun yüzüne nasıl bakardı? Zend'in geri gelişinin çok büyük olacağına güveni tamdı. Mümkünse, iki yıl sonraki turnuvada arkadaşıyla karşılaşmak, kıyasıya bir maç çıkarmak istiyordu.

Dört ay süren uzun mu uzun tatilleri başlamıştı. Her sene üç okul döneminin sonunda dört aylık bir tatil oluyor, bu tatile Başarı Tatili deniyor ve öğrenciler yıl içinde yaşadıkları yorgunlukları bu tatilde yok ediyorlardı. Bu tatil, yaz aylarına denk geliyordu ve bundan dolayı öğrenciler güzel adalara gidip denizde eğlenmeyi tercih ediyorlardı. Tofu çoktan yaşıtı olan on kızdan tatili birlikte geçirme teklifi almıştı ama kabul etmemişti. Tabii nazikçe. Tofu, bu tatilde ilk başta ailesinin yanına dönmeyi düşünmüştü, ama Kara Yaprak adlı bir büyücü birliği, onu eğitmek için ısrar etmişlerdi. Oldukça ikna ediciydiler.

Kara Yaprak, tamamı karanlık elemente sahip büyük büyücülerden oluşan güçlü bir topluluktu. Karanlık elementi büyücüleri içlerine alır, eğitir ve onları kendilerine katarlardı.

Bu tip yetenekli insanları alıp eğiten birçok topluluk vardı. Örneğin, tüm avcı moduna sahip olan insanları aralarına almayı planlayan Avcı Bıçağı, ya da tüm kral moduna sahip olan insanları alıp eğitmeyi planlayan ve en güçlü topluluk olan Beyaz Taç gibi.

Şu an, okulun ana binasının salonunda, kendisini alıp eğitim alacağı yere götürecek olan Kara Yaprak üyesini bekliyordu. Ne kadar sessiz ve sakince beklese de, içi kıpır kıpırdı. Siyah Yaprak'ta geçireceği ilk gününün nasıl geçeceğini, nasıl bir yer olduğunu ve içinde ne tür güçlü insanlar olduğunu bilemiyordu. Onu kimin almaya geleceğini, karanlık elementini günlük hayatta kullanabilecek mi, yoksa kullanamayacak mı? Merakından ölmek üzereydi.

Gıcırdayarak açılan eski kapı, usulca her zaman çıkardığı sesi çıkararak açıldı. Öğrenciler kapının gıcırtısına alışmışlardı ancak, kimse kapının neden tamir edilmediğini bilmiyordu. Herkesin kendine göre teorileri vardı.

Kapı kendini kenarlara kadar gıcırtıyla çekince, arkasındaki siyah cüppeli, kel, bir gözü kapalı olan, ve kapalı gözünün üstünde olan göz kapağının üzerinde çizgi şeklinde bir yara bulunduran garip bir adam göründü.

"Tofu Sweng?" adam soru sorar şekilde Tofu'nun ismini söyledi.

"Buyrun benim?" Tofu, kalp atışları hızlanmasına rağmen, sakin bir cevap verdi.

"Tofu, ben Zyathmir. Kara Yaprak'tan geliyorum ve seni Kara Yaprak için götürmem gerek. Haberinin olması gerek. Sana bir mektup yollamıştık." Zyathmir, emir verir bir şekilde konuştu.

"Evet, mektubunuzu aldım ve gitmeye hazırım. Ailemin çoktan haberi var. Hadi gidelim."

Adam, çocuğun ailesiyle uğraşmayacağını anlayınca sevindi ama bunu belli etmedi. Kafasıyla gel işareti yaptı ve daha içeride on saniye durmadan tekrar çıktı.

Tofu, hızlı hareketlerle adamın yanına gitti.

"Ancak, öncelikle bana Kara Yaprağın üyesi olduğuna dair kanıt göstermelisin. Bu arada benim ismin Tofu, ama bana Tafu denilmesini daha çok severim. Bana Tafu demen, beni daha çok mutlu eder."

"Kanıt mı? Ah, doğru ya, tabii, tabii." Adam kafasını salladı ve eliyle yukarı doğru bir daire çizdi.

Adamın çizdiği daireden, siyah, büyük bir tersten akan şelaleyi andıran bir büyü çıktı. Büyü, gökyüzüne kadar ulaşıp bulutları dağıttı. Büyü beş saniye kadar devam ettikten sonra durdu, adam sessizce konuştu. "Hadi gidelim."

Tofu adamın karanlık elementiyle yaptığı büyü gösterisini izledi, adamın Kara Yaprak'tan olduğunu anladı ve onu izlemeye başladı.

***

Günler günleri, aylar ayları, yıllar yılları kovaladı. Üç yıl geçti.Yua, bir ülkeden diğer ülkeye, o ülkeden de bir başka ülkeye seyehat etmeye devam etti. Sürekli karşısına çıkan yaşıtlarını yendi, hem de sadece yaşıtlarını değil, ondan üç hatta dört yaş büyük olan savaşçıları bile yenerek ve Tou gibi büyük bir ustanın eğitimiyle, sadece on dört yaşında altıncı seviye savaşçılığa ulaştı. Ustasına inanılmaz derecede saygı ve hayranlık duyuyordu. Eğer Tou onu bu kadar güzel bir şekilde eğitmeseydi, değil altıncı seviye, beşinci seviye bir savaşçı bile olamazdı. Büyük Ensu'ya, kendisini Tou ile tanıştırıp onun öğrencisi olmasını sağladığı için şükretti. Tou, ona sadece fiziksel değil, zihinsel eğitim de vermişti. Artık bir mağaranın içindeki bir göl kadar durgun, fırtınalı bir okyanus kadar dalgalı, büyük bir kaya kadar sağlam, bir Danshe Otu Tarlası kadar aşılmaz ve sarsılmaz bir zihne sahipti. Kötü amaçları yoktu. İki yıl önceki amaçlarını hatırladıkça utanıyordu. Ama değişmeyen bir şey vardı ki, büyük nefreti. Zend denen çocuğa duyduğu büyük nefreti. Eğer o velet cesaret edip, büyük turnuvaya gelirse, onu üç yıl önce Yua'ya çektirdiği acılardan dolayı ezecekti. Bir Beango Ayısı'nın yeni doğmuş bir karıncayı ezmesi gibi ezecekti. Hiç zorlanmadan, hem de onunla dalga geçerek. Onu tüm seyircilerin arasında aşağılayacak ve dövecek, en sonunda eğer ayaklarına kapanıp özür dilerse ustasının öğrettiği gibi merhametli olacak ve ona kölesi olma şansını verecek, eğer özür dilemezse onu oracıkta öldürecekti. Turnuvada öldürmek serbestti.

Yua, son üç yıldır öyle fazla çalışıyordu ki, üç yıl önce bu kadar fazla çalışmayı hayal bile edemezdi. Şu an, turnuvanın ilk turuna doğru ilerleyen at arabasının içindeydi. Birden aklına kötü bir fikir geldi. "Çocuk ya bana gelemeden ölürse?" diye düşündü. "Onun karşılaşacağı rakipleri, daha önceden bulup etkisiz hale getirmeliyim. Böylece finalde benimle savaşabilir."

At arabasından indi, indiği gibi arenanın içine girdi. İçeri girdiği gibi iki siyah göz gördü. Onu parçalayacakmışcasına izleyen iki siyah göz. Gözlerin sahibine baktı Yua. Arena, ortasında yarışmacıların dövüştüğü, koltukların da yukarı doğru yükselerek çıktığı bir alandı. Gözlerin sahibi en üst koltukların üst tarafındaki, üst koltuklarda oturanların yağmurdan korunmaları için yapılmış eğimli duvara baktı. Bir dizini yere koymuş, diğer dizini de yukarı bakacak şekilde kırmış ve yukarı bakan dizine elini koymuş, aşağı doğru bakan, üzerinde normal kıyafetler olan, siyah saçlı, siyah gözlü bir çocuğu gördü. Görür görmez hatırladı. Onu nasıl unuturdu? İçinden yavaşça konuştu. "Sonunda!"

***