Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

24. Bölüm Kahverengi göz mü?

Çevirmen: Tomato / Editor: Tomato

 

Zend hala uykuluydu ve neler olduğunu anlayamamıştı. Karşısında gülümseyerek duran kişi Fun Fuo'ydu.

Zend önce bir esnedi, sonra uykulu bir şekilde konuşmaya başladı. "Size nasıl yardım edebilirim Bay Fun?"

"Yardım için değil, sadece sana kral modunun avantajlarını göstermek istedim, hani çok heyecanlanmıştın ya, heyecanını birazcık da olsa dindirmek için sana bir gösteri yapacağım. Hadi, benimle dışarı gel." Fun, sanki ne söyleyeceğini daha önce planlamış gibi hiç takılmadan hızlıca konuştu.

"Gerçekten mi? Haha, görmeyi çok isterim. Peki ben ne zaman kral modunda ustalaşacağım? Bende güçlü olmak istiyorum." Zend hayli mutlu oldu ve uykusunu hemen üstünden atıp konuştu. Sesi biraz fazla çıkmıştı.

"Şşş, sesini alçalt! Diğerlerini uyandırmak istemeyiz. Dün yorulmuş olmalılar, boşuna uyanmaları hoş olmaz." Fun işaret parmağını ağzına götürdü ve sessizce konuşmaya devam etti.

"Ah, tamam. Benim düşüncesizliğim. Çok heyecanlandığım için kendime hakim olamadım. Özür dilerim." Zend normal bir şekilde konuştu.

"İyi çocuk, işte böyle ol ve benimle gel." Fun sessiz konuşmasını sürdürdü. Sesinde kaygı vardı.

"Nereye gideceğiz?" Zend Fun'un ona kral modunun yeteneklerini nerede göstereceğini merak etmişti.

"Sadece biraz yürüyeceğiz. Zaten biraz ilerledikten sonra açık bir alan var. Kimse oraya bakmıyor ve orada istediğimizi yapabiliriz. Kimse duymaz." Fun çocuğun sorularını yanıtladı, kuşkulu bir şekilde arkalarına baktı ve yoluna devam etti.

Handan çıktılar ve hızlı adımlarla karanlığa doğru yürümeye başladılar. Fun, sürekli arkasına bakıyordu ve anında önüne dönüyordu. Zend bunu gerçekten şüpheli buldu. Adam sanki bir şeylerden kaçıyormuş gibiydi. Herkes kendi odasına geçmeden önce böyle hareketleri yoktu.

"Neden sürekli arkasına bakıyor acaba?" Zend düşündü, bunu ona sormadı çünkü eğer kötü bir durum olursa bu kelimeler kötü bir sonuç doğurabilirlerdi. "Bir dakika, Bay Fun'un gözleri yeşil renkti, ama adam odamın önünde kapımı çaldığında çok net iki tane kahverengi göz görmüştüm! Bu nasıl olabilir?!" Zend anında olayı anladı, ama öncelikle adamın ağzını biraz yoklamaya karar verdi.

"Bay Fun, bana bugün verdiğiniz sözü unutmadınız değil mi? Bana, sizin bildiğiniz en güçlü saldırı olan Fil Tekmesi'ni gösterecektiniz. Merakla o tekniği görmeyi bekliyorum. Haha, sabırsızlanıyorum." aslında Fun böyle bir şeyi hiçbir zaman Zend'e söylememişti. Hem de Fil Tekmesi diye bir teknik nasıl olabilirdi ki? Başlı başına saçmaydı.

Adam bir an bekledi, biraz önceki acelesinden sanki hiç eser kalmamıştı. "Tabii ki göstereceğim evlat, ben sözümü unutmam. Hadi, az kaldı." dedi, ve düşündü. "Kodumun veledi ne saçmalıyor be? Sanırım hala uyanamamış."

Adam konuştuktan ve düşüncelerini bitirdikten sonra, yavaşça içinden fısıldadı. "Traok, Tull ve Skantr nerede kald?! Jzech bile ortada yok!" kendi kendini duyması bile mümkün olmamıştı.

Ama Zend, adamın dediklerini tam olarak ve eksiksiz duymuştu. Mırıldandı. "Tahmin ettiğim gibi."

"Bay Fun, neden sürekli arkanıza bakıyorsunuz? Yoksa korktuğunuz bir şey mi var?" Zend adamın üstüne gitti.

"Y-yok be, neyden korkacağım? Alışkanlık işte." Fun hemen cevap verdi. Paniklemiş gibiydi. "Sanırım huylanmaya başladı. Daha beraber dolaşmadık bile, nasıl huylanıyor? Sekiz yaşında değil miydi bu?" düşündü ve yoluna devam etti.

Zend paniklememeyi başardı. Adam onu kaçırıyordu! Çabuk olup bir şeyler düşünmezse, çok geç olabilirdi.

"Ne yapabilirim? O çok güçlü bir savaşçı olabilir! Anladığımı belli edemem." Zend küçüktü ama akıllıydı.

Aklında bir şimşek çaktı. Bay Fun, ona yüz adam genişliğindeki her şeyi duyabildiğini söylemişti. O halde onu burada duyabilirdi.

"Bay Fun!" Zend avazının çıktığı kadar bağırdı.

"N'oldu lan, buradayım işte ne bağırıyorsun?!" Fun çocuğa sinirlenmişti.

"Sana değil, bana bağırdı!" yaklaşık iki yüz adım atmışlardı, hala hanı görebiliyorlardı. Hanın çatısında duran yeşil gözlü Fun'u da tabii. "Bu ne cüret!" Yeşil gözlü Fun çok sinirli gibi görünüyordu.

"Hassiktir." Kahverengi gözlü Fun bir küfür savurdu ve Zend'i kaptığı gibi koşmaya başladı.

"Sakın hareket etme çocuk, ve zorluk çıkarma. Ben sekizinci seviye bir savaşçıyım. Keserim kafanı." adam bir anda görünüşünü değiştirdi. Artık kaslı bir siyahi adamdı.

Zend hiç panik yapmadı. Çünkü üstüne düşen görevi yapıp gerçek Bay Fun'a sesini duyurmayı başarmıştı.

"Sakın yaklaşma Fun Fuo. Bizler beş kişiyiz ve hepimiz sekizinci seviye savaşçılarız. Şu an seni bile yenmemiz mümkün!" adam bağırdı ve sırtında birden beliren bir kılıcı çıkardı. "Hem de eğer hareket edersen çocuğu keserim." Kılıcı Zend'in boynuna tuttu.

"Ne kadar alçakça!" Fun sinirden küplere bindi, adama bağırdı."

"Çocuklar, hadi artık operasyonu başardım. Alın çocuğu ve uzaklaşalım." Adam konuştu, ama on saniye kadar kimse ona cevap vermedi. "Hey! Sizlerle söylüyorum. Fun, sakın gelme! Biz burada beş kişiyiz!" adam ses alamayınca kendini tekrarladı.

"Sen ve kimler?" Yandaki binanın üstünden Hollis'in sesi geldi. Oturuyordu, sağında iki tane kafa, solunda iki tane kafa vardı.

"Hassiktir!'' Adam korku ve şaşkınlık içinde bir küfür daha savurdu. ''Yaklaşma! Sakın onların--" adam konuşmasını bitiremeden Fun'dan gelen ses hızındaki bir yumruğa maruz kaldı. Zend, Fun ne ara oraya geldi, ne zaman ona vurdu hiç bilmiyordu. Ama kendini bir anda yerde buluverdi. Hem de sanki özenle düzeltilmiş gibiydi. Dümdüz ayakta duruyordu.

"İyi misin çocuğum?" Fun mağdur durumda olan Zend'e seslendi. "Bana seslenmekle iyi karar verdin. Gerçi zaten ustan gerekeni yapacakmış."

"İyiyim Bay Fun, teşekkür ederim."

"İyi misin bebe?" Hollis çatıdan Zend'e seslendi.

"Evet iyiyim usta, teşekkür ederim." Zend ustasının Hollis olduğuna çok sevindi. Sesleri duyan Maddle ve Hinia, koştura koştura Zend'in yanına geldiler.

"Seni orospu çocuğu! Sekiz yaşındaki bir çocuğu kaçırmak ne demek?! Ben şimdi sana gösteririm masum bir çocuğu kaçırmayı." Hinia da bu durumun içerdiği alçaklığa gerçekten öfkelenmiş gibiydi. Uzun ince olan kılıcını çıkardı ve adama doğru salladı. Daha doğrusu Zend salladığını tahmin etti çünkü kılıcı görememişti bile. Adama tekrar baktığında, adamın iki kolunun yere düştüğünü gördü.

"Sakin ol Hinia, kaç saattir adamın ne yapacağını bekliyorum. Hadi, onu güzel bir sorgulayalım. Eminim birkaç organına veda edince daha rahat hissedecektir." Hollis Hinia'ya seslendi.

"Kaç saattir bekliyor musun?! Beni ne zaman fark ettin?!" siyahi adam sitem etti.

Hollis adama baktı, sessizce konuştu. "Öğrencim uyurken, ben uyumam." konuşurken adamın gözlerinin içine bakıyordu.

"Yalan söylüyor. Aslında eşek gibi uyuyor. Hem de kadınlarla. Onu kaç kere gördüm. Kesin şansına öğrenmiştir ve havalı görünmek için söylüyordur." Zend, elini tutan Maddle'ye seslendi. Şu anda kurtarılmış olmanın verdiği rahatlıkla sarılmış durumdaydı. Maddle'nin neden onun elini tuttuğunu bilmiyordu ama şikayet de etmemişti.

"Bunu duydum! Azıcık minnettar ol çocuk!" Hollis Zend'e bağırdı.

"Haha, sadece şaka yapıyorum usta. Haha." Zend yapmacık gülümselemelerle cevap verdi.

"Hiç inandırıcı değilsin!" Hollis tekrar Zend'e bağırdı ve devam etti. "Neyse, şu adamla ilgilenelim. Siz Maddle ile içeri gidin. Sopalarla falan oynayın."

"Tamam Usta Hollis." Zend daha cevap veremeden Maddle anında konuştu. Bu anı bekliyor gibiydi.