Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

25. Bölüm Dağ Devi

Çevirmen: Tomato / Editor: Tomato

 

Zend, Maddle ile beraber eve girdiğinde, yakın zamanda Ayın gidip Güneşin geleceğini tahmin ediyordu, çünkü Ay çoktan kaybolmuştu.

Dışarıdan adamın çığlıkları duyuluyordu, Maddle buna daha fazla katlanmak istemediği için aralık kalan kapıyı kapattı ve biraz önce oturduğu yere tekrar oturdu.

İçeri girdiklerinden beri Maddle bir şey diyecek cesareti kendinde bulamamıştı, ne zaman Zend'e bir şey söyleyecek olsa kalbi hızlanıyordu ve diyeceği şeyi söylemek çok zor geliyordu. Tüm cesaretini topladı ve konuşmayı başardı. "Iıı... Zend." konuştuktan bir saniye sonra kendine kızdı. "Iıı... Zend mi? Söyleyecek daha iyi bir şeyin yok mu mi Maddle?"

"Hı?" Zend, aslında kaba bir şekilde cevap vermek istemese de, kızı dinlediğini belli eden bir homurdanma çıkardı. Şu an, dışarıda ne olduğunu merak ediyordu.

"Ah, ne kadar da güzel cevap veriyor." Maddle düşündü ve konuşmaya devam etti. "Şey diyecektim. Şey..." tekrar kendine böyle bir cümle kurduğu için küfürler savurmaya başladı, çok sinirli bir şekilde düşündü, kendine kızdı. "Bu nasıl bir konuşma tarzı?! Neler oluyor Maddle? Neden düzgün konuşmuyorsun?"

"Hı? Seni dinliyorum Maddle." Zend sakince konuşmaya devam etti. Aklı hala dışarıda duruyordu.

"Biliyorsun, bu günden sonra hiç görüşememe ihtimalimiz var." Maddle aklında yaklaşık on kere bu cümleyi kurguladıktan sonra düzgün bir cümle kurmayı başardı.

"Hmm? Neden görüşemeyelim ki?" Zend konuştu. Maddle'nin aksine, onda heyecandan eser yoktu.

"Çünkü ayrı yerlere gideceğiz ve ayrı planlarımız var. Eminim büyük bir savaşçı olacaksın ve belki diğer ülkelerde çalışacaksın. Hem de kral modu gibi efsanevi bir şeye de sahipsin. Beyaz Taç, seni diğerlerine de yaptığı gibi el üstünde tutacakmış, ayrıca sen bu yaşta kral moduna hakim olabildiğin için diğerlerine göre daha önemliymişsin. Ustam söyledi. Senin aksine, benim sahip olduğum bir yeteneğim yok. Sadece çalışarak güçlenmeye çalışan biriyim. Bugün birlikte geçireceğiniz son günümüz olabilir." Maddle ilk cümlesini kurduktan sonra diğer cümleler arkasından geldi. Zend kral moduna sahip olduğu için kendini ondan daha değersiz görüyordu.

"Saçmalama, Hinia'nın da bir özelliği yoktu değil mi? Ama şu an birçok özellikli kişiyi geçip yirmilere girmiş. Ben belki güçlü olabilirim, ama sende eminim çok güçlü olacaksın. Daha on yaşında üçüncü seviye bir savaşçı olmuştun değil mi? Hollis ilk başta senden bahsederken senin için dahi demişti. Güçmüş, dehaymış, yetenekmiş. Ben böyle şeylere gereğinden fazla önem verilmesi gerektiğini bilmiyorum. Daha önce duymuş olmalısın, ben sokaklarda büyüdüm. Sokaklarda öğrendiğim kesin bir şey var. Üşüdüğün zaman, yanında olan sınırsız paran ya da yiyeceğin olsun, yün kıyafetin olsun. Fayda etmiyor. İçin üşüyor çünkü senin, vücudun değil."

Maddle için kelimeler anlamsız kaldı. Önce bu cümlelerin, nasıl sekiz yaşında bir çocuktan çıkmış olabileceğini düşündü. Sonra kesin olarak emin oldu ki, sokaklar bu çocuğu olgunlaştırmıştı. Bunun üstüne, bir şeyden daha kesin emin oldu. Zend zaten kafesten sonra kalbine bir taht kurmaya başlamıştı, ama biraz önce söylediği kelimeler o tahtı sağlamlaştırdılar ve Zend'in tahttaki yerini almasını sağladılar. Zend, artık hiçbir zaman aklından çıkmayacaktı.

"Anlıyorum. Öyleyse, ne zaman ve nerede kesin olarak bulunacağını söyler misin? Ben de kesin olarak orada olacağım. Ne olursa olsun." Maddle cesaretini almış son hızda gidiyordu.

"Ne zaman ve nerede kesin olarak bulunacağım mı? Hmm, eğer planlarıma bakarsam, kesin olarak söyleyebileceğim tek şey var. İki yıl sonra başkentte büyük bir turnuva yapılacak yeni nesil buraya katılacak. Ben de orada olacağım. Yenmem gereken biri var." Zend Yua'yı ve iki yıl sonra Tou'dan alacağı eğitimi düşündü. O eğitimin çoktan buharlaştığını henüz bilmiyordu.

"Zend, büyüdüğümüz zaman beraber yaşamak ister misin?" Maddle, nereden bulduğunu hiç bilmediği bir cesaretle Zend'e bir teklifte bulundu. Şu an karşısındaki çocuk, gözündeki göz bandı ve hafif karışık saçlarıyla o kadar yakışıklıydı ki, -tabii ki Maddle'ye göre- sadece onu izlemek bile Maddle'ye huzur veriyordu. Ama biraz önce söylediği şeyden o kadar utanç duyuyordu ki, oracıkta bayılıp ölmesi garip olmazdı.

"Birlikte yaşamak mı? Aynı toplulukta birlikte yaşama gibi mi? Tahminime göre büyüyünce Beyaz Taç'ın içinde olurum. Seni de aldırmaya çalışırım. O zaman birlikte yaşayabiliriz." Zend henüz bu konuları çözememişti, dolayısıyla Maddle'nin neyi kastettiğini anlayamamıştı.

"Neyse, boşver." Maddle, son derece kızararak konuştu, sonra bir saniye durup nefes aldı ve tekrar konuştu. "Ama iki sene sonra o turnuvada olacağım ve birinci olmanı izleyeceğim. Kim bilir? Belki ben de katılırım."

"Seni de orada görmeyi çok isterim, belki bir rövanş yaparız ha?" Zend yine tertemiz kalbiyle konuştu.

"Zaten beni neredeyse yeniyordun salak." Maddle mırıldandı, sonra Hollis ve diğerleri içeri girdi. Güneş ortaya çıkmıştı ve son derece parlak ışıkları, hayvanların yuvalarını ısıtmaya başlamıştı.

"Hinia ve Maddle ile vedalaş Zend. Beyaz Taç'a gidiyoruz!" Hollis Zend'i heyecanlandırmak istermiş gibiydi.

***

"Yoruldun mu?" Hollis Zend'e seslendi güneş en tepeye çıkmıştı ve sabahtan beri aralıksız yürüyorlardı.

"Eh, biraz." Zend usulca cevap verdi. Boşa konuşup enerjisini yok etmek istemiyordu. "Gerçekten de tek seferde birkaç şehri birden yürüyerek mi geçeceğiz? Hem de bu sıcakta."

Sıcaklık, bu dünyada sürekli değişen bir şeydi. Yani bir şehirde kış varken, bir şehirde yaz olabiliyordu. Yaz yaşanan şehirler Yaz Kuşağı, kış yaşanan şehirler Kış Kuşağı olarak adlandırılırdı. Bu isimler mevsime göre değişirdi. Şu an Zend, Hollis ve Fun'un gidecekleri yerler özenle çizilmiş bir Yaz Kuşağı çizgisi gibiydi. Eğer bir tane bile soğuk olan şehre girmek isteseler yolculuk en az bir hafta uzardı.

"Ruhundaki genç kral ışıltısı gözlerimi kamaştırıyor Zend. Tıpkı genç bir kraldan beklendiği gibi." Fun bir anda söze girdi.

"Kral mı? Hiçbir yerin kralı olduğumu sanmıyorum Bay Fun." Zend konuştu. Sıcaktan bezmişti.

"Demek bilmiyorsun çocuğum, tıpkı avcı moduna sahip olanlara avcı dendiği gibi, örneğin Bay Hollis bir avcı, kral moduna sahip olanlara da kral denir. Yani sen bir kralsın." Fun açıkladı.

"Vay canına, bunu gerçekten bilmiyordum. Bu arada Bay Fun, size soracağım bir şey vardı."

"Tabii ki çocuğum, istediğin her şeyi bana sorabilirsin. Seninki gibi bilgiye aç bir beyni doyurmak için elimden gelen her şeyi yaparım." Fun, her zaman yaptığı gibi ciddi konuşma tarzını takındı. Gerçi, hiç çıkarmış mıydı ki?

"Kral modunda üç seviye var diye biliyorum. Siz kaçıncı seviyedesiniz acaba?" Zend çok güçlü gibi görünen Fun'un seviyesini merak etti.

"Geçen sene ikinci seviyenin zirvesine çıktım çocuğum. Şu an, ikinci seviyenin beşinci aşamasındayım ve her beşinci aşamada, o seviyenin zirvesine çıkmış olursun, her seviyede beş aşama vardır. Her aşamada öğrenebileceğin yığınla tekniğin olur. Ben henüz üçüncü seviyeye geçemedim. Ama çalışmalarım devam ediyor. Eminim yakında üçüncü seviyeye ulaşacağım."

"Bay Fun, yanlış anlamayın ama kaç yaşındasınız?" Zend kaç yaşında kaçıncı seviyeye girilir merak ediyordu.

"Otuz yaşındayım çocuğum." Fun dürüstçe cevap verdi. Dışarıdan daha yaşlı görünse de, sadece otuz yaşındaydı.

"Vay be, takdir ettim." Hollis araya girdi. "Normalde ikinci seviyeye çıkmak için bile en azından otuz beş yaşında olmak gerekir diye duymuştum."

"Övgüleriniz benim için bir onurdur." Fun konuştu.

"Vay canına, gerçekten o kadar güçlü müsünüz Bay Fun?" Zend Fun'a hayran kalmıştı.

"Tabii ki güçlüyüm, eğer güçlü olmasaydım yüce Beyaz Taç bana yeni kardeşlerimizi aramak gibi önemli bir görev verir miydi?" dedi, Zend'e bir baktı ve göz kırparak, "İzle şimdi, bu ikinci seviye birinci aşamanın bir tekniği." dedi.

Yanından geçtikleri terkedilmiş gibi görünen bir binaya baktı, iki elini de dümdüz yaptı ve bir anda binanın yanında belirip iki eliyle binayı tuttu.

Bina sarsılarak Fun'un tuttuğu yerden parçalanmaya başladı, bunu yaparken şiddetli bir ses çıkarıyordu. Belli ki binanın içindeki metaller yüksek ses çıkartarak kopuyorlardı.

Bina Zend'in tahminine göre dört katlıydı. Artık Fun binanın tamamını yerden kesmişti ve onu önce yavaşça çevirmeye başladı. Bir tur döndü, iki tur döndü, üç tur döndü, yavaşça dönüş hızı artıyordu. Yedinci turun sonunda artık çok hızlandı ve Fun onu atar şekilde bıraktı. Bina en az iki bin adım uzaklıktaki zar zor görünen bir dağa çakıldı. Hollis küçük bir alkışla beraber yürümeye devam etti. Zend ise ağzı açık bir şekilde izliyordu. Zend'in güvenliği için Hollis arkada, Zend ortada, Fun ise en önde yürüyorlardı. Hollis Zend'e yetişti ve fısıldadı. "Unutturma, bu gece sana çok önemli bir anımı anlatacağım."

***

Gece oldu. Ay tekrar gökyüzündeki yerini aldı.

Gece, bir şehir merkezine yakın olmadıklarından dolayı kamp kurmak zorunda kaldılar.

"Çok acıktım." Zend söylenmeye başladı. Daha kampı yeni kurabilmişlerdi ama Zend gün boyu yürüdüklerinden dolayı yorulmuştu ve acıkmıştı.

"Hepimiz acıktık, Fun, sen ateşi hazırla. Ben hemen dönerim. Yiyecek bir şeyler avlayıp geleceğim." Hollis konuştu ve ayağa kalktı.

"Tamamdır." Fun Hollis'in talimatlarına uydu ve etraftan ateş yakmak için iki tane taş bulmaya çalışıyordu.

"İşte burada." iki tane taşla beraber çadır kurdukları yere doğru gelirken, Zend'in adım atacak hali kalmamıştı.

"Bay Fun, bana anlatır mısınız?" Zend yere yattı, gökyüzündeki yıldızlara bakarak konuştu, bir nefeslik süre bekledi ve tekrar konuşmaya başladı. "Beyaz Taç'ı, kral modunu."

"Haha, meraklı çocukları severim." Fun eline iki tane taşı aldı ve onları birbirine vururken oluşan kıvılcımı aşağıdaki otlara atmaya çalışıyordu. Onları biraz önce toplamıştı.

"Beyaz Taç, Dwza Zhan Heika tarafından hemen hemen on bin yıl önce kuruldu. Tarih boyunca tek bir amacı vardı, kendisi gibi kralları bir araya toplamak. Beyaz Taç'a bir bina almak için çok çabaladı. Kral moduna sahip olsa da, henüz eğitilmediği için değerli olarak görülmüyordu ve gerek temizlik yaparak, gerekse seyyar satıcılık yaparak para kazandı ve bir yıkık dökük bir baraka satın aldı. Zaman içinde kendisi gibi başka insanları da bulup kendi birliğinin içine kattı. Hiçbir zaman burnumuzun havada olmasını istemedi. Parada pulda gözü yoktu. Hatta ilk ev arkadaşının bir evsiz olduğunu söylerler." Fun, sayılarından dolayı neredeyse gökyüzünün lacivertliğini gizleyen yıldızları izledi. Yaktığı ateşe baktı ve devam etti. "Zaman geçtikçe sayımız arttı. Kendi kendimizi eğittik ve dövüş teknikleri bulduk. Para kazanmaya ve gelişmeye başladık. Gerektiği zaman tek bir kardeşimiz için savaşa girdik, gerektiği zaman birimizin yaptığı bir hatadan dolayı hepimiz hiç çekinmeden boynumuzu eğdik. Bazen birimiz idama mahkum edilince onun için boynumuzu ipe teslim ettik, bazen krallıklara kardeşimizi kurtarmaya gittik. Ölümü bilerek mağaralara girdik, bir kardeşimizi haksız yere katlettikleri için ölümün kapısına gittik. Savaşın eşiğine gelip öleceğimizi gördüğümüzde demedik ki ölmek için çok erken. Tüm kalpleriyle aşık olan kardeşlerimiz için prensesler kaçırdık, savaş krallarını idam ettik, imparatorları öldürdük, imparatorluklar düşürdük, üzülünce hepimiz üzüldük, sevinci hep beraber karşıladık. İşte Beyaz Taç böyle bir şey."

Zend Fun'un anlattıklarını dinlerken hayalden hayale daldı, kral moduna sahip olduğu için değil, Beyaz Taç'a girebileceği için çok sevindi ve Beyaz Taç'ın öykülerini dinledi.

"Güm." "Güm." "Güm."

"N'oluyor?!" Zend, belirli aralıklarla gelen iki ayak sesi duyuyordu. Ama bu ayak sesleri öyle şiddetliydi ki, her bir ayak sesi geldiğinde Zend zıplayıp geri düşüyordu.

"Sakin ol Zend. Canım pahasına bile olsa seni korurum. Hem merak etme, benim canımı alabilecek pek bir şey yok burada." Fun Zend'e güven verirken ayağa kalktı, ellerini sırtındaki kılıcına uzattı.

Sık ağaçların arkasında, kocaman bir kafa görüldü. Sırf kafa, beş tane Zend büyüklüğündeydi.

"Bu bir Dağ Devi!" Fun bağırdı.