Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

27. Bölüm Baskın

Çevirmen: Tomato / Editor: Tomato

 

"Fungyuo mu?!" ağzındaki çayı püskürtmeyi bitiren Fun, şaşırmış bir şekilde konuştu.

"Aynen öyle. Fungyuo Ailesi." Hollis bir yandan konuşarak başını salladı.

Fun biraz kızarır gibi oldu. "B-Ben özür dilerim ancak, Beyaz Taç'ın iki kardeşin isteği için bile savaşa girmeyeceği topluluklar da vardır. Beyaz Taç kuşkusuz Fungyuo Ailesi ile savaşa girebilir, ama onlarla savaşmak sadece iki tarafta da can kaybına sebep olur. Beyaz Taç'ın sadece ağır kayıplar vererek Fungyuo Ailesi'ni yenmesi mümkündür." Fun hayli üzgün gibiydi.

"O adam, gerçekten aşağılık bir insanmış usta. Ama ben güçlenmeyi kraliyet ailesini korumak için istiyorum." Zend ustası için o kadar üzülmüştü ki, konuşurken sesi boğulurmuş gibi çıkmıştı.

"Eminim bu amaç zamanla değişecektir. Hayatın gerçeklerini göreceksin evlat." Hollis öğüt vermeye devam etti.

"Fungyuo Ailesi gerçekten güçlü bir aile mi? Ülkenin yönetim şeklini değiştirebilecek güce sahip olan Beyaz Taç, onlara karşı nasıl ağır kayıplar verir?" Zend Fungyuo denilince Fun'un neden ağzındaki çayı püskürttüğünü anlamamıştı.

Ateş, daha doğrusu yanan odunlar rahatlatıcı ritmiyle çıtırdamaya devam ederken Fun söze girdi. "Evet çocuğum, Fungyuo Ailesi, sadece güçlü değildir. Aynı zamanda ekonomik gücü de elinde tutuyor. Pounz savaşa girince yardım isteyeceği ilk yer nasıl Beyaz Taç ise, borç batağına girerse ilk yardım isteyeceği yer de Fungyuo Ailesi'dir. O kadar zenginler ki yarışmalar, turnuvalar yapıp kendi paraları ile ödül verebiliyorlar. Hem de çok güçlüler, eğittikleri Rangzeith Savaşçıları, dev bir kartalla beraber savaşırlar ve son derece güçlüdürler. Beş taneleri bir krala eşit güçtedir. Ancak tabii ki, bir kraldan daha güçlü olan ve gücünde ustalaşmış savaşçılar da var. Kendilerini diğer ailelerden üstün görürler, hatta diğer aileler Fungyuo Ailesi ile bir evlilik bağı yapmak için çabalarlar. Ama çoğu başaramaz, Fungyuo kızları aşırı kibirli, Fungyuo erkekleri ise aşırı zeki ve açgözlüdür."

"Vay be, demek gerçekten güçlüler. O aileden biri olmak isterdim." Zend konuştu, ama Hollis'in anlattıklarını hatırlayınca dudağını ısırdı ve ustasına baktı. "Hayır, o anlamda demek istemedim."

"Sıkıntı yok Zend, saf ve temiz düşünceli bir çocuk olduğunu biliyorum. Sokaklarda yetiştiğin için zengin olmayı arzuluyorsundur tabii. Bu normal bir şey, hiç ana baba sevgisi bile görmedin." Hollis elini Zend'in başına attı ve çocuğun başını okşadı.

"Biraz." Zend biraz utansa da kabul etti.

"Güm." "Güm." "Güm." "Güm."

Üst üste gelen birçok gümbürtü, neredeyse depreme sebep oldu. Sesler üst üste geliyordu ve çok şiddetliydiler.

"AAARĞĞH!" kulakları sağır edecek kadar büyük bir bağrışma duyuldu, Zend sesin şiddetinden dolayı elleriyle kulaklarını kapatmak zorunda kaldı.

"Bu kötü oldu." Hollis hızlı bir şekilde konuştu ve uzun ağaçların arkasından görülen yaklaşık otuz büyük kafaya baktı. "Şansımızı sikeyim. Etin kokusunu almış olmalılar."

Yerde yatan arkadaşlarının cesedini gören otuz tane dağ devi, son derece sinirli bir şekilde ağaçları devirdiler ve olan kamp alanının bulunduğu düzlüğe girdiler.

"Fun, Zend'i koruyarak yavaşça uzaklaşacağız. Önden sen git, ben arkada kalıp saldırıları önleyerek yürüyeceğim. Zend'i aramıza alacağız." Hollis sakince konuştu ve sanki hiçbir sıkıntıları yokmuşcasına Fun da "Tamamdır." dedi.

Zend ise bayılmak üzereydi, yoğun dev seslerinden dolayı başının döndüğünü hissetti, ama düşmemek için direndi.

"Ustasını duydun Zend, ortamıza geç." çoktan pozisyon almış olan Fun, Zend'e yapması gerekenleri söyledi. Doğrusu adam bir çocukla nasıl iletişim kuracağını biliyordu.

"T-Tamam." Zend bir anlık bekleme zamanının ardından hemen koşarak Hollis ve Fun'un ortasına geçti.

Hollis'in derisi ellerinden başlayarak gümüşi bir renk aldı ve parlamaya başladı. Zend önce yanlış gördüğünü sandı ama, ustasının arkasında gerçekten bir kuyruk vardı. İğne gibi bir kuyruktu, bir o yana bir bu yana sallanıyordu.

"Bu deve onu yiyeceğimiz için zehir bulaştırmamıştım ama şimdi sıkıntı yok!" Hollis ağzından kükremeye benzer bir bağırma çıkardı.

Fun ise çoktan kral moduna geçmiş, yeşil gözleri parlarken Zend'in daha önce hiç görmediği bir kılıç çıkarmıştı. Kılıç kırmızıyı andırıyordu, ama ay ışığı ona vurunca hafifçe beyaz rengini de belli ediyordu.

Devler tekrar deprem yaratarak saldırıya geçtiler. Hollis, ellerini açtı, sivrileşmiş tırnaklarını onlara doğru uzattı ve ilk devin gelmesini bekledi.

Büyük bir savaş narası eşliğinde ilk dev Hollis'in üzerine atladı.

Atladığı gibi, Hollis kenara doğru çekildi onun kaburga kısmına bir pençe attı. Pençe attığı yerde, yavaşça yayılmaya başlayan gümüşi bir renk devin tüm vücuduna yayıldı ve dev hareket etmeyi kesti. Yüzü bile gümüşi renge bulanmıştı.

"Vay be, demek ünlü Zehir Ejderi'nin gücü bu." Fun onu izliyordu, ama önünü kollamayı da ihmal etmiyordu.

Tek vuruş. Zend, Fun'un devlerin derisi çok kalındır ve delinmez, kesilmez dediğini hatırlıyordu. Ancak ustası, devi tek vuruşta indirip çoktan üç devi indirmişti bile. Ama devler akıllıydı. Hepsi birden atağa geçtiler.

"Fun!" Hollis son ses bağırdı, Fun hemen karşılık verdi. "Geldim bile!"

Hollis öne, Fun arkaya geçti ve kendisine doğru saldıran bir devi kızıl kılıcıyla tanıştırdı. Kılıç onların vücutlarında rahatça kesikler oluşturmuş gibiydi. Fun aşırı hızlıydı. Kılıcını sallayışı bir yana, sürekli bir devden diğerine atlıyordu ve göğüslerinde bir delik açıp bırakıyordu, bazen de ellerini kesiyordu. Vücutları delinen devler büyük bir gümbürtü ile yere düşüyorlardı.

"Usta, sende tek vuruşta onları yatırıyordun, Fun da öyle yapıyor. Bunu nasıl yapıyorsunuz? Devlerin derileri kalın değil mi?" Zend hafif tempo içinde önünde ilerleyen ustasına sordu.

"Evlat, sana zehir gücüne sahip olduğumu daha önce söylemiştim. Ben onları zehirleyerek işlerini bitirdim. Fun da kalplerine hedef alıyor, o elindeki kılıç var ya, o kılıç bir kez canlının vücudundaki kana değdiğinde kana karışıp kalbi kesebilir. O da onu kullanıyor. Yoksa bir devle uğraşılmaz, kes kes öldüremezsin."

"Vay canına." Zend hayran kaldı.

Zend konuşmasını bitirir bitirmez sağ taraflarından bir dev fırladı, Hollis ona pençeyi geçirdi ve yaratık düştü. Sol taraflarından bir dev daha fırladı, Hollis son hızda Zend'i itip onun önüne attı kendini, dev Hollis'i ısırdı. Hollis'in derisinde hiçbir zarar olmamış gibi görünürken, devin ağzından vücuduna gri renk yayılmaya başladı.

Ağzından vücuduna gri renk yayılan dev daha gözlerini kapatmadan Zend'in Hollis tarafından itildiği yerden bir dev daha fırladı. Dev hemen Zend'in arkasındaydı ve Hollis'in ona yetişmesine imkân yoktu.

"Zend!" Fun ve Hollis hep bir ağızdan bağırdılar ve gözleri Zend'in üzerinde kitlenmişti, ancak bakmaktan başka bir şey yapamıyorlardı.

Zend'in gözleri sonuna kadar açıldı. Haklı olarak uolun snuna geldiğini düşündü, sonuçta bir dev Zend'in iki katı büyüklükteki ağzını açıp Zend'e doğru ilerliyordu.

Zend kaçmaya çalıştı ama bacakları emrine itaat etmedi. "Ne yapabilirim?!"

Aklına bir fikir geldi.