Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

33. Bölüm Dokunabilir miyim?

Çevirmen: Tomato / Editor: Tomato

 

Zend aşırı derecede şaşırmıştı, çünkü şu an malikanenin tam ortasında büyük, beyaz bir panter duruyordu ve panter Zend içeri girer girmez ona gözlerini dikmişti. Kafasını Büyük Panter'in yanındakilere çevirdi, bir kere daha şok oldu. Her türlü hayvan, böcek ve garip büyülü yaratıklar malikanenin ortasında birbirlerini kovalıyorlardı. ''N'oluyor?!'' Zend korkuyla haykırdı, ama Fun elini omzuna atınca biraz sakinleşti.

''Sakin ol Zend. Onlar, kardeşlerimizin yoldaşları. Biz Beyaz Taç'ta, kendi başımıza nadiren savaşırız. Hep yanımızda dostlarımız vardır, büyülü yaratık dostlarımız.'' Fun Zend'in yanına eğilerek konuştu. Zend yanlarında gelen Kyuk'a baktığında da, omzunda gözü bantlı bir papağan gördü. ''Ama tabii ki de oradaki tüm büyülü yaratıklar kardeşlerimizin yoldaşları değil. Mesela şu ortadaki büyük ve beyaz Panter'ı görüyor musun? O panterin ismi Hepzi ve o bizim bir kardeşimiz.'' Fun açıkladı, ama Zend'in iyice büyüyen gözleriyle karşılaşınca devam etti. ''Evet, o bizim bir kardeşimiz ve onuncu seviye bir büyülü yaratık. Beyaz Taç'ta sadece insan olacak diye bir şey yok, diğer ırklardan gelen birçok kardeşimiz var. Şu an oyun oynuyorlar. Birazdan yemek başlayacaktır, hadi git, Hepzi'ye merhaba de. Çocukları sever.'' 

Zend çok şaşırdı ve önünde duran kocaman pantere baktı. ''Demek ismi Hepzi. Anlıyorum Fun, ancak merak ettiğim bir şey var. Senin yoldaşın  yok mu?'' 

Fun başını aşağı yukarı doğru salladı. ''Tabii ki var. Kafamın üstüne bak, dikkatlice bakarsan görebilirsin.'' Zend dikkatlice Fun'un kafasının üstüne baktı. Gerçekten de oradaydı! Sarı sarı tüyleri olan bir örümcek, Fun'un kafasının üstünde duruyordu! ''Oha! O da ne öyle?!'' Zend çok şaşırdı ve elinde olmadan kabalaştı. Hemen öksürdü, kendini toparlayarak devam etti. ''Yani, siz kimsiniz bay örümcek?'' 

''Ah, sen Fixi ile hiç tanışmadın değil mi? Biz yolculuk yaparken o etraftan bilgi toplayıp bizi küçük tehlikelere karşı korumakla meşguldü. O yüzden hiç karşılaşmadınız. Ama çok dost canlısıdır, hadi Fixi, yeni tanıştığın kişilerle saygılı bir şekilde konuşman gerektiğini biliyorsun.'' Fun örümceği başının üstünden aldı ve Zend'in omzunun üzerine koydu. 

Zend biraz tedirgin oldu ama örümceğin yüzüne baktığında, gerçekten çok tatlı bir hayvan olduğunu gördü. İnsanların onlardan gereksiz yere korktuklarını düşündü ve elini ürkekçe örümceğin üstüne attı. ''Merhaba. Ben Zend.'' Zend, utangaç gibi görünen örümceğe karşı ilk adımı attı ve ona beklentiyle bakmaya başladı. Bir örümceğin konuşmasını duymayı gerçekten istiyordu. Örümcek önce başını aşağı yukarı indirdi ve bir daha kafasını sağa sola sallayarak Zend'e baktı. Zend onun nefes alışlarını duyduğunu düşünüyordu çünkü kafasının yanından çok küçük bir hızlı hızlı nefes alış sesi geliyordu. ''M-Merhaba Lord Zend. Ben Fixi, t-tanıştığıma memnun oldum. Bu arada ben bir dişiyim, bana b-bay diye seslenmeniz biraz garip olabilir.'' 

Örümcek bir anda tüm nefesini kullanarak ince ve tatlı sesiyle konuştu, Zend ona bir sempati duydu ve çok tatlı olduğunu düşündü. Zend bir örümceğin konuşmasını ilk kez duyduğu için dikkat kesilmişti ve ince, tatlı ve küçük bir ses duyunca ona sarılmak istedi.Böyle saygılı konuşmasına bakınca, Fun'un yoldaşı olduğunu anlamak zor değildi. ''Ben de memnun oldum Fixi.'' parmağını örümceğe doğru uzattı ve onun tüm kollarıyla Zend'in parmağını tutmaya çalışmasını izledi. Belli ki küçük ayaklarıyla Zend'in, ona göre büyük olan parmağını tutması çok zordu ve kafası karışmıştı. Zend onun zorlandığını fark edince elini çekti ve ona daha fazla ağırlık yapmak istemedi. ''Ama Fun, sen bir fiziksel dövüşçüsün. Sana aslan, kaplan veya panter gibi büyülü yaratıklar daha çok uymaz mıydı?'' Zend, Fun'un fiziksel güç kullandığını biliyordu. Bu yüzden güç olarak üstün bir büyülü yaratığı neden seçmediğini merak etmişti. Fun işaret parmağını ders verircesine yukarı kaldırdı ve konuşmaya başladı. ''Aynen dediğin gibi. Ben fiziksel güç kullanan bir savaşçıyım. Bu yüzden diğer yönlerim eksik kalıyor. O yönlerimi de fiziksel güç olarak güçlü olmayan ama son derece marifetli olan Fixi tamamlıyor. Öyle göründüğünde bakma, isterse beni perişan edebilir. Çok kurnaz bir büyülü yaratıktır. Zaten olay da bu, iki yapboz gibiyiz ve birbirimizi tamamlıyoruz. Güçlü savaşçılar zaten hep güç yönünden zayıf yaratıklar seçerler. Bu bir eksi değil, bir artı. Hollis'in de bir çekirgesi var, hiç görmedin mi?''

''Çekirge mi? Hiç görmedim.'' Zend hızlıca konuştu ve elini yukarı kaldırıp çenesine destek olarak düşünmeye başladı. Aklına birden bazı günlerde gelip Hollis'in omzuna konan çekirge geldi. Gerçekten vardı! ''Ah, doğru! Bazen bir çekirge ustamın omzuna konardı da ne olduğunu merak ederdim.'' 

Fun Zend'e göz kırptı. ''Gördün mü? Taktik denir buna, haha.'' Fun Zend'in omzunda duran Fixi'yi aldı ve küçük arkadaşının başını okşayarak oturma yerlerine doğru yürüdü. 

Zend biraz önce konuşmak için arkasını dönmüştü, öne dönünce tekrar şaşırma seviyesi fırladı gitti. Duvarlar resmen el şekline gelmiş, bir çocuğun üstüne oturmasını sağlamıştı! Zend önce hemen çocuğa yardım etmek istedi, duvarın onu düşüreceğinden korktu. Ama sonra baktı ki, duvar zaten hareket ediyordu ve bazen içinden ayak, bazen bir parmak, bazen de bir el çıkarıyordu. Ne olduğunu Fun'a sormak istedi ama ilk günden çok soru sorduğu için azarlanabileceğini düşünerek bu düşünceden vazgeçti.

Pantere doğru yürüdü, bu süreçte panter etrafındaki hayvanlarla oynuyordu, ama Zend'in ona doğru yürüdüğünü görünce bir gözüyle Zend'e baktı. Zend önce düşüncesini komik buldu, ama bunun mantıklı olduğunu düşünerek önünde duran beyaz panterin ellerine dikkat etti. Gerçekten de bir Beyaz Taç Yüzüğü takıyordu! Zend hiç şaşırmamış gibi davranmak istedi, panterin bundan rahatsız olabileceğini düşünerek kendini şaşırmaktan alıkoydu. 

''Vay, düşünceli de.'' Hepzi içeri girdiğinden beri bir gözüyle Zend'e bakıyordu. Soğuk bakışlara sahip olan beyaz gözleri, Beyaz Taç kardeşleri dışındaki tüm canlılara delici bir şekilde bakarlardı. Ama kardeşlerine öyle değildi tabii, gözleri kardeşlerine karşı şefkat ve sevgi doluydu. Ama çocukta garip bir his hissetmişti. Her türlü düşünceyi okuyabilen ve her türlü duyguyu sezebilen Hepzi, bunu çözememişti ve bu onun hayli sinirini bozmuştu. Ama çocuğun içindeki şeyin saf karanlık olduğunu anlamıştı. Bu o kadar belliydi ki, sanki garip bir büyülü yaratık çocuğun içindeydi ve dışarıya bir etki göstermiyordu. 

Zend, ona doğru dikilmiş soğuk, beyaz gözlere baktı. Beyaz gözler, panterin beyaz tüyleriyle uyumluydu ve burun, göz çevresi gibi yüz bölgelerinde olan hafif siyahlıklar onu çok güzel göstermişti. Zend onun çok güzel olduğunu düşünmüştü ve o güzel tüylere dokunmak istemişti. ''Merhaba, ben Zend.'' Zend klasik selamını pantere verdi ve hafifçe eğildi. Panter de ona karşı başını eğdi ve Zend'i son derece şaşırtacak şekilde, olgun bir kadının sesiyle cevap verdi. ''Merhaba genç kardeş. Ben Hepzi.'' her ne kadar çocuk hakkında garip hissetse de, çocuk Beyaz Taç'ın bir parçasıydı ve ona da yumuşak davranmalıydı. 

''Tüyleriniz çok güzel ve yumuşak görünüyor. Dokunabilir miyim acaba?''