Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

335. Bölüm Sonunda!

Çevirmen: Tomato / Editor: Tomato

 

Fao, kısa bir süre daha orada bekledikten sonra ayrılmıştı, Zend'e güveniyor gibi görünüyordu. Elbette, daha önceden Zend, kendi ismiyle ona Vosu'nun öldürüleceğini garantilediğine dair bir belge vermişti. Bir nevi kendi mührünü basmıştı yani, imzasını atarak. Elbette, Zend'in Vosu'nun öldürülmesini sağlamadığı bir gelecekte bu belgeyi Zend'e karşı kullanması mümkün olmayacaktı çünkü bu kağıdı gidip krala göstermeliydi, kendisine haksızlık yapıldığına dair bir kanıtının olması bu işe yarıyordu. Ama eğer gidip de krala, Zend'den Vosu'yu öldürmesini istediğini ama onun yapmadığını söylerse, Vosu ile iyi ilişkilere sahip olan Dustin'den, pek hoş bir tepki gelmeyebilirdi... Ancak yine de almıştı böyle bir kağıdı Fao, ne yapacağı belirsizdi. Belki de, sadece gelecekte, Dustin güçten düşmeye başlayınca halkın çeşitli bölgelerine bu belgeyi gösterir ve Zend'in güvenilmez olduğunu anlatmaya başlar, daha sonra da eğer bir şekilde güç bulabilirse, gidip bunu krala gösterirdi. Ama o zamana kadar yapabileceği bir şey yoktu. Bu yüzden şaşırmıştı Zend aslında, o böyle bir belge isteyince. Daha farklı bir güvence isteyeceğini düşünmüştü onun.

''Fao, gerçekten de iyi iş başardı.'' diye mırıldandı, odada Gri Engerek ve Era vardı onun dışında.

''Kesinlikle.'' Gri Engerek kafasını salladı. ''Şimdi gidip Beyaz Taç'a ver bunu. Hatta direkt olarak Tarini'ye ver, Beyaz Taç'ın araya girmesine bile gerek yok. Güneş Ailesi yeterli olacaktır.''

''Bence de,'' dedi Zend, daha sonra da kendisini serbest bırakarak, oturduğu koltukta yan bir şekilde devrildi. ''ama şimdi biraz uyuyayım, zaten yapacağımız, yalnızca ödülü kaldırmak kaldı.'' diyerek derin bir nefes aldı, şimdi üzerinden bir yük kalkmıştı adeta. Son günlerde o kadar çok baskı vardı ki üzerinde, rahatlayarak derince bir nefes alabileceği kısacık bir ana bile sahip olamamıştı. Elbette yatabileceği anlara sahip olmuştu, uyuyabileceği de bol bol zamanı vardı aslında. Ancak önemli olan bu değildi... Önemli olan, kafasını yastığa koyduğu zaman aklına binbir türlü şeyin gelip, uykusunu kaçırmasına neden olmamasıydı. Uyumaya, dinlenmeye karar verdiği zamanlarda dahi, ertesi gün çözmesi gereken bir sorunun olduğunu bilmemesiydi, başında bir buçuk milyonluk altına ulaşan bir ödülün olduğunu bilip de, bundan nasıl kurtulacağını düşünerek uykuya dalmamasıydı... Epeydir de bunu yaşayamamıştı Zend, Chibui'den çıkıp da Pounz'a adım atmasından sonra, bir türlü doğru düzgün bir mola vermeyi başaramamıştı... Artık, ödülü kaldırabileceklerdi. Yaptığı planlar işe yaramıştı, sırtından bir yük kalkmıştı adeta, hafif hissediyordu... Bu hafiflik de, onu direkt olarak uyutmaya yetiyordu bu yüzden. Fao'nun gitmesinin ardından göz kapakları ağırlaşmaya başlamıştı iyice, normalde biraz önce uyumamayı bile tercih ederek tekrardan meditasyona başlamayı düşünüyordu, ama aldığı bu güzel haberle birlikte, istemsizce uykulu bir hale girivermişti...

''Hahaha...'' diye güldü Gri Engerek, bir iç çekişten sonra. ''Zend bana küçüklüğümü hatırlatıyor, bu yatışı biliyorum ben... Bu, ''sonunda o kadar zamandır uğraştığım şeyi başardım ve rahatladım, dünya umrumda değil, şimdi sadece birazcık rahatlamak istiyorum'' yatışı. Ödül işi onu gerçekten de yordu, değil mi?''

''Evet, Chibui'den çıkmamızın ardından doğru düzgün uyumadı bile, rahatlayamıyor. Rahat olduğunu düşünüyor, sakin kalıyor sürekli. Ancak bu onun yalnızca kendisini kandırma şekli. Başındaki ödülün ona çok büyük bir zarar veremeyeceğini biliyor, biraz dikkatli olursa ölüm tehlikesinin bile olmadığının farkında... Ama bu ona yetmiyor, sürekli olarak bıçak sırtında. Zend, tam bir yalnız savaşçı gibi davranıyor, birisine sırtını yaslayıp da her şeyi bırakarak, savunmasız bir hale geçmeyi kabullenemiyor. Bunu, Pounz'a geldiğimizde çok net bir şekilde hissedebildim, güvenmek istemiyor, öyle söylenebilir sanırım. Güvendiğini düşünüyor, ama aslında öyle değil. Tam olarak rahata ermeden işlerini bitiremiyor, gevşeyemiyor. O böyle biri...'' Eralkavender, Zend'i en yakından tanımaya başlamış kişilerden birisi olarak, usulca konuşmuştu. ''Üstelik beni bile şaşırtan, korkutucu hareketler yapmayı başarıyor bazı zamanlarda, onun pes etmeyen bir ruhu var, ölene kadar durmayacak gibi görünüyor... Pes edebileceğini düşünüyor, bunun bir erdem olduğu konusuna yönelmiş fikirleri. Ancak kesinlikle öyle biri değil, pes ederek teslim olmak, ona göre değil. Bünyesi kaldırmaz yani, teslim olan bir Zend, Zend değildir artık. Zend olmaktan çıkmıştır yani... Kinci birisi o, bir kere kendisine yapılanı unutmuyor. Aslında tam olarak kinci demek de mümkün olmaz, çünkü kendisine yapılan iyi şeyleri de unutmuyor, kötü şeyleri de. İnsanlarla arasındaki ilişkilere çok değer veriyor ve aslında kimseyi kırmak istemiyor, yalnızca zarar vermek istediği kişiler var ve Zend, bir kere öfkelenmiş onlara... Bundan sonra da onu vazgeçirmenin imkanı yok, örneğin Fungyuo Kralı. Ne olduğunu anlatmadı daha önce, ancak Fungyuo Kralı'na çok acı çektirmeden rahat edemeyeceğini söylüyor, bu, hayattaki yegâne amaçlarından birisi. Elbette biliyorum da, bunu yapmayı bir kere kafasına koyduğu için, asla vazgeçmeyecek... Heh, ne diyebilirim ki? Zend'in yapısı böyle, vazgeçmek, Zend'in kitabında yok. Birisine teslim olsa dahi, emin ol, bir şekilde güçlenip ondan intikamını alır. Kini çok derin onun...''

''Evet, farkındayım.'' dedi Gri Engerek. ''Raddhalar'ın karakteristik özellikleri konusunda epey araştırma yapmıştım sonuçta...''

***

Zend, gözlerini farklı bir odada açtı, karşısında bir tavan vardı genç adamın. Sırtüstü yatıyordu şu anda, vücudunun yorgunluğu neredeyse tamamen silinmişti, bu güzel haberdi.

Yavaş bir şekilde kalktı yataktan, doğruldu. Gri Engerek onu buraya getirmiş olmalıydı, genç uykuya daldığı zaman. Nerede, nasıl olduğunu pek önemsemeden uyumuştu çünkü Zend, o salondayken. Sonunda ellerine bir kanıt geçmişti, bu kanıt, Zend'in Pounz'da ilk defa rahat bir şekilde uyuyabilmiş olmasını sağlayan kanıttı. Berinne ile birlikte buraya geldikleri gibi, başında ödül olduğunu öğrenmişti ve o zamandan beri, uykusunda huzur içerisinde değildi genç adam. Mantıken düşünüldüğünde, Chibui'de zorlanmasının ardından buraya gelip rahatlaması gerekiyordu onun. Ancak tam tersi olmuştu, Zend buraya geldikten sonra daha da fazla sorun yaşamaya başlamıştı. Sanki tatil yeri gibiydi Chibui, orada sadece, ikide bir karşısına onu öldürmek isteyen büyülü yaratıklar çıkıyordu en azından. Onların büyük çoğunluğunu da Era sayesinde atlatıyordu zaten, ondan önce de kendi başına sıyrılabiliyordu çeşitli büyülü yaratık saldırılarından. Chibui'deki büyülü yaratıkların seviye olarak pek yüksek olduğu söylenemezdi sonuçta... Ancak şimdi öyle değildi, kimin, nereden ve ne zaman, nasıl saldıracağı belli olmuyordu. Bu yüzden sürekli tetikte kalmak zorunda kalıyordu genç adam.

''Era?'' diye seslendi, kafasını etrafta çevirmişti birkaç kere. Ancak odanın içinde ortağını görememişti, dizayn ediliş şekline göre karar verilmesi gerekirse rahatça söyleyebilirdi ki, şu anda bir yatak odasındaydı. Zaten yattığı yatak da son derece büyüktü, iki kişilik bir yatak bile onun yanında küçük kalırdı, istediği gibi yuvarlanabilmişti Zend üzerinde ve bu hissin, mükemmel olduğunu anlamıştı! Aklına, ileride bir ev satın aldığında bu kadar büyük bir yatak alacağını kazıdı ve dışarıya doğru ilerledi. Hâlâ Gri Engerek'in evindeydi herhalde...

''Zend, uyandın mı?'' dedi Era, diğer odalardan birinden fırlamıştı Zend'in ona zihin yoluyla seslendiğini duyunca. Koridorda karşılaştığı insan ortağına baktı. ''Günaydın ortak, iyi uyumuşsundur umarım!''

Zend gözlerini ovuşturdu birkaç saniyeliğine, gülümsemişti. ''Evet, epey iyi uyumuşum gibi görünüyor... Kaç saattir uyuyorum, sabah olmuş herhalde.'' dedi, kafasını koridorun ucundaki pencereye doğru çevirmişti.

''Yaklaşık otuz saat oldu, epey uykun vardı sanırım, hahaha...'' diyerek kahkahayı basmıştı Era, Zend, otuz saattir uyuduğunu duyduğu zaman şok içinde kalmıştı adeta. O anki yüz ifadesine gülmeden edemedi Era.

''Fao ile konuşmamın üstünden geçen beşinci gündeyiz yani, öyle mi?'' diye sordu hızlıca, otuz saat uyuyacağını kendisi de tahmin edememişti. ''Era, beni neden uyandırmadın?'' diyerek gözlerini kıstı hafifçe, Era'ya doğru tekrar çevirdiği kafasına bir elini koymuştu.

''İyi uyuyordun, bölmeyeyim dedim.'' dedi Era, patisini, önemsiz bir şeyden bahsediyormuşçasına birkaç defa sallamıştı. ''Hem zaten acelemiz yok, Gri Engerek'in söylediğine göre, bugün içerisinde her şeyi halledebilirmişiz, Fozre Ailesi'ne, daha önce bahsettiği adamların gelmesine daha iki gün kadar varmış en azından, o yüzden endişelenmemize gerek yok. Hem Gecenin Parıltısı yönünden de bir sıkıntı yaşamayacağız, üç gün boyunca uyumadan çalışmıştın. Bir gününü uyumaya harcadıysan ne olmuş? Elbette, bu uykuda sadece son üç günün acısını çıkarmadın, bu uyku, Pounz'a geldikten sonra yarım yamalak olmuş her uykun içindi, bu yüzden fazla uyuduğunu düşünme.''

''Oh...'' Zend kafasını salladı iki yana. ''Her neyse,'' diyerek elini, biraz önce bastırmış olduğu yüzünden çekti. ''en iyisi, hızlı bir şekilde hareket ederek Tarini'ye haber verelim artık. Sonuçta olan olmuş, bana bir seçim hakkı tanısanız erkenden uyanıp ödülün kaldırılmasını hızlandırmak istediğimi söylerdim, ancak ne yazık ki bir şeyler söylemeye fırsatım olmadı... Uyumayı, ödül tamamen kaldırılınca yapabilirdim ben.'' dedi, daha sonra da kafasını etrafında çevirerek gördüğü merdivenlerin yanına vardı hemen, hızlıca aşağıya doğru ilerledi, Era da onunla birlikte ilerlemişti.

''Gri Engerek bu sabah, yakında uyanacağını söyleyerek Tarini Güneş'i çağırdı evine, yani onun yanına gitmemize gerek kalmayacak.'' dedi büyülü yaratık, insan ortağının omzuna atlayıvermişti.

''Ah, öyleyse çok iyi!'' dedi Zend gülümseyerek, boşuna Tarini ile görüşmek için çabalamasına gerek kalmayacaktı.

''Zend, uyanmışsın, göz altı torbaların hala orada mı?'' Zend merdivenleri bitirerek bir alt kata inmişti ki, yan tarafından ona yaşlı bir adam seslenmişti, elinde bir kitap tutuyordu, bir çeşit kitaplık gibi bir şeyin karşısında duruyordu aynı zamanda. Gri Engerek, elindeki kitabı hızlı bir şekilde önündeki rafa soktu ve Zend'e doğru döndü.

Zend cevap verdi adama, ''Evet, Gri Engerek, kanıtı gösterdin mi Tarini'ye? Ne dedi?'' diye sorarken, meraklı bir ifade oluşturmuştu yüzünde.

''Gidelim de Fozre'yi bir indirelim dedim, ne diyeceğim?'' Tarini'nin sesi yükselmişti bu sefer, Gri Engerek'inkinin ardından. Bir kapıyı açmıştı, ilerideki koridorun ortalarında bulunan. Daha sonra da dışarıya çıkmış, Zend'e bir selam vermişti. ''Selam Zend, nasılsın?''

''Çok iyiyim,'' diye cevap verdi Zend heyecanla. ''Sen nasılsın Tarini?''

''Ben de iyiyim, Fozre ile ilgili bir kanıt bulabilmene çok sevindim, Fao'yu kullanmak gerçekten de iyi fikirdi, tebrik ediyorum.'' dedi Tarini, Zend'e doğru ilerlemişti birkaç adım. Zend de ona doğru yaklaşmıştı tabii...

''Öyleyse, hızlı bir şekilde Fozre'nin evine gideceğiz, değil mi?'' dedi Zend, beklemek istememişti. Acıktığını hissetse de, bu önemli değildi...

''Heh, fazla heyecanlısın genç adam!'' diyerek bir kahkaha patlattı Tarini. ''Sen bir yemeğini ye bakalım, ben de hızlıca Güneş Ailesi'nden birkaç kişiye haber vereyim. Daha sonra da Fozre Ailesi'nin ana malikanesine gideriz, Vosu'nun nasıl bir yüze sahip olacağını merak etmiyorum desem yalan olur...'' dedi, Zend biraz moralsizce de olsa, en alt kata inerek mutfağa doğru ilerlemişti...

***

''Evet, hadi gidelim.'' dedi Zend, yemeğini bitirmiş ve tekrardan dikilmişti Tarini'nin karşısına, kadın bir şeyler okuyordu, haber vermesi gereken kişilere çoktan ulaşmış gibiydi.

Zend'in ona seslenmesiyle birlikte kitabının kapağını kapattı, ciddi bir ifade oturttu yüzüne. ''Tamam o halde, dışarıda bizi bekliyorlar zaten, birlikte gideceğimiz arkadaşlarımız.'' dedi, daha sonra da ayaklanarak, dışarıya doğru ilerlemeye başladı.

''Beni de gelişmelerden haberdar edersiniz.'' Gri Engerek, Zend, Tarini ve Era dışarıya doğru ilerlemeye başlamışlarken konuşmuştu. ''Dışarıya falan çıkmak çok zahmetli, Tarini'yi boşa çağırmadık, o gerekeni yapacaktır. Bol şans Zend!'' dedi, daha sonra da gülümseyerek Zend'e el salladı. Zend de el sallayarak karşılık vermişti...

Dışarıda onları bekliyor olan Beyaz Taç üyeleriyle birlikte, Fozre Ailesi'nin ana binasına gitmek üzere bir at arabasına binmişlerdi kısa bir süre içerisinde. Arabaya atladığı gibi, heyecanın da etkisiyle istemsizce konuştu Zend: ''Sonunda!'' Sıradaki durak, Fozre Ailesi idi.

***

1715