Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

34. Bölüm Bir Fungyuo

Çevirmen: Tomato / Editor: Tomato

 

Zend'in sorusuyla beraber herkes Zend'e ve Hepzi'ye baktı. Bazıları gülmeye başlamış, bazıları yanındaki yemek yiyen kişiyi dürtüp salonun ortasını işaret etmişti.

"Dokunmak mı? Hepzi'ye mi?" Zend'in daha önce görmediği çocuklardan biri konuştu. Zaten ortam sessizleştiği için herkesin rahatça çocuğu duyabilmesi mümkün oldu. "Kardeşim, burada yeni olduğun için bilmiyor olmalısın. Normal koşullarda, bir büyülü yaratığın tüylerine veya vücuduna dokunmak ondan üstün olduğunu kanıtlamak demektir. Hepzi onuncu seviye bir büyülü yaratık. Ondan üstün olduğunu mu düşünüyorsun, yoksa bu olayı bilmiyor muydun?" konuşan çocuk yarı alaylı, yarı ciddi bir şekilde konuştu. Konuşan çocuğa baktığında, Zend onun kendi yaşlarında olduğunu gördü. Böyle bir kuralı daha önce görmemişti. Bu da neyin nesiydi böyle?

"Ah, öyle mi? Böyle bir şey olduğunu bilmiyordum. Yoksa neden ondan üstün olduğumu düşüneyim? Onuncu seviyeyi bırak, ben daha üçüncü seviye bir savaşçıyım." Zend dürüstçe söyledi. Fun'un neden ona böyle bir kuralı söylemediğini bilmiyordu.

"Kardeşim, kaç yaşındasın?" biraz önce konuşan çocuğun yanındaki bir kız çocuğu söze girdi.

"Kısa süre önce sekiz yaşıma girdim. N'oldu ki?"

Biraz önce Zend'i uyarmış olan çocuk tekrar konuşmaya başladı. "Yani şimdi bana diyorsun ki hem sekiz yaşındayım, hem de üçüncü seviye bir savaşçıyım. Bana yalan söylüyormuşsun gibi geldi. Şakayı bırakıp kendi seviyeni söylemek ister misin acaba?" Zend, çocuğun gözündeki şüpheyi gördü.

"Hayır, doğru söylüyorum ve gerçekten sekiz yaşındayım." Zend zaten doğru olan şeyi tekrar etti.

"Demek öyle." çocuk elini arkasına attı, duvarda durduğu yerden inmeye başladı. Fun'un acele içindeki sesi duyuldu ve yavaşça hızlı bir şekilde yürümeye başladı. "Yun, orada du-" ama daha cümlesini bitiremeden yanında oturan Karkan önüne durmasını söylermiş gibi elini uzattı. Fun biraz şaşırdı ama belli etmedi.

"Tut o zaman!" çocuk yere inmişti ve elinden, aslında iki tane olan ama iki tane olduğu hemen üst üste oldukları için belli olmayan bıçakları fırlattı.

Bıçak doğrudan Zend'in gövdesine doğru giderken, beyaz, büyük bir pati gelen bıçağın önüne çıktı ve yolunu kesti. "Yun, bir kardeşinin sana yalan söylüyor olma ihtimalini neden düşünüyorsun?" Hepzi, olgun ve güzel sesiyle araya girdi. Gözünü tam arkasında duran çocuğa çevirdi, o anda Yun'un aslında bir tane değil, iki tane bıçağı fırlattığını gördü. Bir bıçak son hızıyla Zend'in sırtına geliyordu. "Dikkat et!" aceleyle ancak hızlı bir uyarma yapabildi.

Zend sanki arkasından gelen bıçağı gözleriyle görmese bile onu görüyordu ve tam olarak nerede olduğunu anlıyordu. Önündeki büyük panter elini uzatıp bıçağı yakaladığında, bir tane daha olduğunu çoktan fark etmişti. Beyaz Panter'in onu uyardığını duydu.

Bıçak tam sırtına yaklaşırken Zend hafifçe eğilerek hemen sağa çekildi, böylece solunda kalan bıçağı bir tur dönerek sağ eliyle yakalamıştı ve son hızda onu atan çocuğa fırlattı. Hollis'in eğitimlerinden biri, hatta favori eğitimi olan Yumruktan Kaç'a alışkanlığı olduğu için refleksleri çok hızlıydı. Bu refleksleri kazanmak için kaç yüz tane yumruk yediğini kendi bile bilmiyordu.

Yanağından akan bir damla kanla birlikte ürperen vücudunu sakinleştirmeye çalışan çocuğun yüzü kaskatı kesilmişti. Bu olay etraftakilerin şaşırmasını sağladı. Böyle bir olayı hiçbiri beklemiyordu, tabii ki Fun hariç. O Zend'in gerçek gücünü daha önce görmüştü ve şu an oldukça sakindi.

Zend diğer gözünün açılmasıyla birlikte performansının resmen ikiye katlandığını hissetti. Bir göz bu kadar büyük bir fark yaratıyordu. Bunu anlamıştı.

Karkan hafifçe sırıtarak sessizliği bozdu. Hepzi dahil herkes, Yun'un rezil oluşuna şaşırmıştı. Yun buraya geçen yıl büyük bir aileden gelmişti ve oldukça yetenekliydi. Şu an on yaşındaydı ve dördüncü seviye bir savaşçıydı. "Evet millet, yemek vakti!" Karkan ellerini çırptı ve ellerinde tepsilerle birkaç tane hizmetçi kıyafetli insanlar geldi. Zend içlerinden birinin kafasında tavşan kulakları olduğunu gördü. Yaşlı Dilenci'den aldığı bilgilere göre, bu insanlara Unomagis demiyordu ve genlerinde yarı insan yarı hayvan genleri oluyordu. Hem bir insanın zekasına, hem de bir hayvanın yeteneklerine sahip oluyorlardı. Her hayvana benzer insanın o hayvanın genlerine sahip kabileleri oluruyorlardı ve içlerinden genellikle çok güçlü savaşçılar çıkarıyorlardı.

Gözler Zend'in üzerinden çekildi ve kahvaltıya başladılar. Tüm masalar yemek dolmuştu ve Zend, önündeki yemeklerden önce hangisini yiyeceğine gerçekten şaşırmıştı.

Fun ve Zend, doğal olarak yan yana oturuyorlardı. Zend'i getiren Fun olduğu için, çocuğun vaftiz babası gibiydi. Onunla sürekli ilgileniyordu.

Fun ve Zend kıtlıktan çıkmışcasına yemek yerken, elinde bir tepsiyle uzun siyah saçlı, saçlarını at kuyruğu şeklinde bağlamış bir kadın geldi. Zend'in yanına oturdu ve Zend'e dik dik bakmaya başladı. Zend önce bundan rahatsız oldu ama kadının bakışları gerçekten sevecenlik doluydu. Art niyetten yoksun olduğu her halinden belli oluyordu.

"Merhaba küçük kardeş." Zend kadının hiç konuşmayacağını düşünüyordu, ama kadın onu haksız çıkarıp konuşmaya karar verdi. Sesi çok samimi geliyordu.
"Ee...Merhaba." Zend de her zaman yaptığı gibi yeni tanıştığı insanlarla seri konuşayamarak biraz düşünmek zorunda kaldı.

"Biraz önce yaptığın çok iyiydi. Tebrik ederim seni, ben Saga Fungyuo."

Zend önce cevap vermedi. Ustasının en iyi arkadaşını öldüreBölüm 33 - Bir FungyuoBölüm 33 - Bir Fungyuon ailenin içinde olan kadına öfkeyle baktı, ama kadın ona hala gülümsüyordu ve Fun'a baktığında çoktan yanından kalkıp tepsisini yıkanması için götürdüğünü gördü, bilerek kendini yalnız bıraktığını kesin olarak biliyordu. Kadının gözlerinin içine ustasının ona bıraktığı tüm öfkeyle baktı. Resmen onun ailesi soylu ve zengin oldukları için diğer insanları değersiz görüyorlardı! Zend tahammül etmeye çalıştı, ustasının arkadaşını öldürenin o kadın olmadığını hatırlattı kendine. Hem ustası zaten öcünü almamış mıydı? Hem de o kadın bir Beyaz Taç üyesiydi. İçinden Fun'un söylediği şeyleri tekrarldı. "Tüm Beyaz Taç üyeleri kardeştir."

Kadın Zend'in kötü durumda olduğunu görmüş olacaktı ki, tekrar kendi konuşmaya başladı. "Ustana ve arkadaşına olanları biliyorum Zend. Bu olay zaten benim Fungyuo'dan soğuyup Beyaz Taç'a katılma sebebimdi. Beni onlarla karıştırma."

Zend kadının ağzından dökülen kelimeleri duyunca, kafasından başlayarak ayaklarına kadar giden bir rahatlama hissetti. Kadının sözleri onu o öfkeden ve kötü durumdan öyle bir kurtarmıştı ki, Zend kadının büyük bir cesaret göstererek zengin ve soylu bir aileden çıkıp Beyaz Taç'a katıldığını fark etti. Ona sempati duydu. Tabii ki Beyaz Taç da oldukça büyük ve soylu bir topluluktu.

"Oh be, demek olay öyle." Zend içindeki rahatlamayı hiç gizlemeden söyledi. "O zaman hiç sıkıntı yok," yüzüğünü kadına doğru çevirdi. "kardeşiz sonuçta."

"Haha, Fun'dan seninle biraz bunu konuşup benden nefret etmeni engellemek için izin almıştım ama, sen olgun bir çocuk gibi görünüyorsun. Hiç konuşmama bile gerek kalmadı." kadın Zend'in başını okşayarak konuşmaya devam etti. "Bu arada, gerçekten biraz önce yaptığın şey ile herkesi etkiledin. Okula da geleceksin değil mi? Bir öğretmen olarak bekliyorum. Hollis'i tanırım. Onun öğrencisine ve senin gibi büyük bir çocuğa biraz avantaj vermek benim için hiç sıkıntı olmaz. Büyü derslerinize gireceğim."

Zend çoktan okuldan iki öğretmenle tanıştığı için kendini şanslı olarak gördü. Üstelik o kadını sevmişti ve büyü, öğrenmek istediği en önemli şeylerden biriydi. Kendi elementini o kadar çok merak ediyordu ki, ne zaman o aklına gelse başı gerçekten karıncalanıyordu ve göz kapakları seğirmeye, kulakları uğuldamaya başlıyordu.

"Hadi ben kaçtım o zaman." kadın yavaşça el sallayarak uzaklaştı ve Zend de çok az kalmış yemeğini hızlıca bitirdikten sonra dolu bir karınla ayağa kalktı.

Beyaz gözler. Yemekten önce konuştuğu beyaz panterin hala kendine bakmakta olduğunu fark etti. Ama bu sefer bir şey farklıydı. Panter gülümsüyordu. Gerçekten gülümsüyordu, Zend bunu görünce gerçekten mutlu olarak yeni bir arkadaşı olduğunu düşündü ve o da gülerek el salladı. "Neye gülüyor o? Onun gibi bir eziğe gülmene gerek olduğunu sanmıyorum çocuk." uzun zamandır sadece yorum yapıp olaylarda Zend'i yönlendiren iç sesi, sanki agresifleşmişti. Zend ona hafifçe takılarak güldü. "Hayırdır beyefendi, agresif misiniz?" Zend içinden kıkırdadı ama iç sesi her konuşmada yaptığı gibi cevap vermedi.

Zend dışarıda bekleyen Fun'un yanına gitmek için yola çıkıyordu, ama tepsisini bıraktıktan sonra karşısına ona bıçak atan çocuk çıktı.