Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

35. Bölüm Öfke

Çevirmen: Tomato / Editor: Tomato

 

Zend kendini ani bir saldırı için hazırladı, çünkü o çocuğun ne yapacağını kestirememişti.

"Kardeşim, kusura bakma. Bugün kardeşlerimizin bana yaptığı bir şakadan dolayı kızgındım ve sana patladım. Beni affedebilecek misin?" Zend ile kapı arasına giren çocuk konuştu.

Zend şu an gerçekten şaşırmıştı. Çocuğun böyle sözler söyleyip özür dileyemeyecek kadar gururlu olduğunu düşünmüştü ilk başta. Gardını indirdi ve çocuğun uzattığı eli sıkmak için elini uzattı. "Tabii ki. Hepimiz kardeşiz ve hatalarımız olabilir değil mi?"

Çocuk Zend onun elini tuttuğu anda, elinde tuttuğu bağlayıcı bir büyülü eşya olan Kıskaç'ı Zend'in parmağına tutturdu. Biraz önce çocuk ona son derece aşağılamıştı ve Beyaz Taç'ta ondan daha eski ve daha büyük olmasına rağmen onu vuramamış, üstüne de yanağından bir bıçak yemişti. Şimdi ceza alacak olsa da öcünü almak istiyordu.

"Yakaladım!" Yun kıkırdadı ve çocuğun sol eline Kıskaç'ı tam olarak tutturduktan sonra kimse ona engel olmadan çocuğun kafasına sağlam bir yumruk indirmek istiyordu. Kıskaç, birine yapıştığında birkaç dakikalığına onun hareket etmesini engeller, tüm vücudunu büyü zincirleriyle bağlardı. Tabii ki bu sadece beşinci seviyenin altındaki savaşçı ve büyücülerde işe yarıyordu.

Zend çocuğa elini verdiği anda sol elinden vücuduna doğru yayılan zincirleri gördü. Bu zincirlerin değdiği her yeri artık hareket ettirememeye başlamıştı. Önce panikledi, birinin ona yardım etmesini bekledi. Fun, Hollis ya da en azından iç sesinin ona bir şey söylemesini bekliyordu, ama hiçkimse hiçbir şey söylemedi. Onu sanki yalnız bırakmışlardı.

Bu yumruğu yemeyi gerçekten istemiyordu. Çocuk onu yeni geldiği Beyaz Taç'ın içinde küçük düşürecekti ve Zend'in yapabileceği pek bir şey yoktu. Kimsenin ona yardım etmeyeceğini şimdi fark etti. "Ne bekliyordum ki?! Her zaman biri yanımda olup bana yardım mı edecek?!" kendi kendine söylendi. Kral modunu açmayı düşündü, ama açarsa ya çocuğu, ya da kendini öldürecekti. Ne kadar ondan hoşlanmasa da, o da kardeşiydi sonuçta. Bu iki seçenek de olmazsa, biri onu döverek bayıltmalıydı. Zend bunu da pek istemiyordu.

"Zincirler sağ koluma doğru ilerliyor!" Zend sağ elini de kaptırırsa yapabilecek hiçbir şeyi kalmazdı. Son bir çareyle içinden bağırdı ve kendini zorladı, "Kimse bana yardım etmezse, ben kendime yardım ederim!" sol koluna zorla söz geçirerek yavaşça hareket ettirmeye başladı, bu anda çocuğun yumruğu başına doğru geliyordu. Sol koluyla sağ koluna giden zincirleri tutup tüm gücüyle geri çekti. Zincirlerin önce hiç gelmeyeceğini düşündü ama tüm gücünü kullandığında hızla geri döndüler.

"Yeter!" Zend kendini kalleşçe yenmeye çalışan çocuğa o kadar sinirlenmişti ki, sağ yumruğunu hayatında getirmediği kadar güçlü hale getirdi, tüm gücünü kullanarak ve yapabildiği en son hızda çocuğun yüzüne kalbinden gelen tüm öfkeyi ve kini boşalttı. Çocuğun yüzüne çok sert ve hızlı bir yumruk gömdü. "Sanırım bundan sonra sağ elimin kemikleri kırılmıştır." diye düşündü.

Yun çocuğun yüzüne zevkle vuracaktı ki, çocuk bağlanmış olan sol eliyle sağ eline giden zincirleri tutup çekti ve kolunu serbest hale getirdi. "N'oluyor?! O bir büyü ve büyülere dokunamazsın. Özellikle de elinle!" Yun, yüzüne gelen yumruğu gördüğünde pes etti. "Şimdi sıçtım işte."

Zend, yumruğunun çocuğu kapalı kapıdan dışarıya yolladığını gördü. Fun'un yanından ışık hızında fırlayıp bahçe duvarlarına çarptı, devasa bir gürültü çıktı ve etrafta yürüyen tüm insanlar bu yöne dikkat kesildi. Bunlar yemeklerini bitirip yürüyüşe çıkmış Beyaz Taç üyeleriydi.

Zend tüm gücünü kullandığı için tek dizinin üstüne çöktü, nefes nefese kalmıştı. Çocuk sırtı arkada olmak üzere duvara gömülmüştü. Yandan bakan biri yerdeki molozlar haricindeki garip bir şeyi göremezdi.

Zend kapının kapalı olduğunu unutmuştu, ama şimdi yerdeki tahta parçalarına bakınca hatırladı.

Saga ve Fun hemen Zend'in yanına gelip bir şeyi var mı diye baktılar. Saga daha yeni tanımasına rağmen çocuk için endişelenmiş gibiydi.

"Zend, n'oldu? İyi misin?" Saga daha Fun konuşmadan konuştu. Yanında onun yaşlarında bir kadın daha vardı. Zend, o kadının Saga'nın arkadaşı olduğunu tahmin etti.

"İyiyim iyiyim, sorun yok."

"Aynısını Yun için söyleyemeyiz ama." biraz önce dışarıda yürüyor olan bir adam, Yun'un yanına gelmiş onu inceliyordu. Çocuk bilincini kaybetmişti. "Oğlum sen ne yaptın?! Çocuğun pestilini çıkarmışsın. Üst üste kaç tane vurdun?" Yun'u inceleyen adam konuştu.

"Bir tane attı. Görmedin mi? Zaten birkaç tane vurmak için vakit yoktu. Yoksa küçük kardeş Yun'un sadece duvarla birleşmeyle kurtulacağını sanmazdım." Fun araya girdi, Zend'in sol elindeki Kıskaç'a baktı ve onu çekip çıkardı.

"İyi misin sorusunun Yun'a sorulması gerektiğini düşünüyorum Saga." Karkan'ın ağır sesi geldi. "Ama bir kardeşinin üzerinde bunu kullanarak bu cezayı haketti." Karkan Fun'un elindeki büyülü nesneye bir baktı, tekrar içeri girip yürümeye başladı.

Zend sağ eline baktı, kırılmış olmasını bekliyordu ama eli sapasağlamdı.

İçeride yemek yiyen ve ilk geldiğinde Zend'e laf atan kızıl saçlı adam konuştu. "Yeni gelen çocuk acımadan vurdu. Sanırım Beyaz Taç'ın yarışmalarında çoğu kişi onu takımına almak isteyecek."

"Aynen aynen." "Kesinlikle." insanlar ona hak verdiler.

Kalabalık konuşmasını daha yeni bitirmişti ki, Saga'nın sesi duyuldu. "Onu çoktan aldık bile."

"Bu imkansız, çocuk daha yeni kayıt oldu Saga. Üstelik kuralı biliyorsun. Önce bir ay boyunca kardeşimiz olmalı." kızıl saçlı adam yine konuştu.

"Ben de onu söylüyorum. Zend bir ayını doldurduğu anda bizim takıma geliyor, değil mi Zend? Fun da takımımızda."

Zend cevap vermedi. Herkesin ondan bahsetmesi onu biraz utangaç konuma düşürmüştü.

"Gördün mü? Sana cevap bile vermedi." kızıl saçlı adam konuştu.

Saga başını iki yana salladı. "Şu an sadece kafası karışık. O bizim elemanımız."

"Bunu göreceğiz." kızıl saçlı adam konuştu ve elindeki içkisini kafasına dikip bir anda yok oldu.

"Ölmeden önce Yun'u iyileştirmeye odama götüreyim bari." Kyuk Yun'a doğru yürüdü ve çocuğu uzun uğraşlar sonucu duvardan çıkarıp kucağına aldı. Çok özen göstererek zaten yaralı olan çocuğa zarar vermemeye çalışıyor gibiydi.

"Hadi Zend. Ustanın yanına gidelim, daha onunla eğitimini konuşacağız." Fun Zend'i ayağa kaldırdı ve yavaşça yürüyerek kapıdan çıktılar. "Lord Zend, o büyüye dokunmak sizin için imkansızdır. Fun için bile imkansızdır. Büyülere dokunamazsın, daha doğru dokunamamalıydın. Bunu nasıl yaptığınızı benimle paylaşmaya ne dersiniz?" Fixi konuştu, olaylar olurken aslında yukarıdan onu izlediğini belirtti.

"Ne bileyim ki işte çektim geldi." Zend konuştu.

"İlginç." Fixi incecik sesiyle ikinci i'yi uzatarak konuştu."

"Hollis bizimle bu sabah dışarıda buluşacaktı. Gidip onu binasından alsam mı?" Fun elindeki mavi taşa bakarak konuştu.

O anda sarı bir siluet, yan binadan aşağı atladı. Hollis bir anda Zend'in yanında beliriverdi.
"Selam gençler." ortaya selam verip Zend ve Fun'un bekledikleri kaldırımın köşesine oturdu. "N'apıyonuz?"

"Senin ne zaman geleceğini konuşuyorduk." yaklaşık on dakikadır Zend ile birlikte orada bekleyen Fun konuştu.

"Ah, azıcık geç kalmış olabilirim. Takmayın."

Fun sinirlendi, ama bununla ilgili konuşma ihtiyacı duymadı. "Neyse, biliyorsun Zend bizim okula kayıt olacak. Senin onu nasıl ya da ne zaman eğitebileceğini düşünüyorduk. Aslında gerek olduğunu bile düşünmüyorum. Okul ona yeter de artar."

"Haa, anladım." Hollis başını kaşıdı. "O zaman şöyle yapalım, güneyde yapmam gereken işler var. Katılmak istediğin turnuvaya iki yıl var değil mi Zend? Sen bu okulda bir buçuk sene oku. Hem ben sana vereceğim temel bilgileri verdim. Bir buçuk sene sonra gelir eğitime devam ederim. Sonuçta o zamana çok daha güçlü olmuş olursun ve öğrenebileceğin birçok güçlü teknik olur."

Zend normalde ustasından ayrı kalmaya itiraz ederdi, ama Hollis sihirli sözcükleri, yani Teknik Öğrenme'yi söyleyince itiraz edemedi. Fun da başını salladı, sonra yavaşça konuştu. "Tamam o zaman."

Fun Hollis'in yanına geldi, sessizce konuştu. "Güney sınırını geçmeyeceksin değil mi? Tanrıların kızmasını istemeyiz. Hayatta kalamazsın zaten."

Hollis gülümsedi. "Kim olduğumu sanıyorsun?"