Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

36. Bölüm Süt ve Ekmek

Çevirmen: Tomato / Editor: Tomato

 

Fun ve Zend Hollis'i uğurladılar ve Zend Fun'a bakarak konuştu. "Fun, güney sınırı da nedir? Hem de tanrıları kızdırmak derken neyden bahsediyordun?" şu an aklında bol bol soru vardı ama merakını belli etmemeye çalışarak sordu.

"Daha yaşın küçük çocuğum. Zamanı gelince öğrenirsin, şimdi bilmen gereken şeyler değil." Fun kestirip attı. Doğrusu, bu meseleler oldukça karışıktı ve bir çocuğun bunları öğrenmesine hiç mi hiç gerek yoktu.

Zend sıkıntıyla ofladı ve kısaca "Tamam o zaman." dedi.

Fun memnun olmuş gibiydi. "Üstelememene sevindim."

Zend içinden söylendi. "Bir buçuk yıl ustam olmayacak ha." biraz hüzünlüydü, Hollis kendine veda etmesine "Bu kısa bir ayrılık." diyerek izin vermemişti.

"Bugün ne yapacağım Fun? Ustam gittiğine göre ve bugün tatil olduğuna göre bugün yapacak bir şeyim yok."

Fun bir saniye düşündü. "Ne istersen yapabilirsin. Boşsun sonuçta." Fun konuştu ve Zend'e doğru eğildi, elini Zend'in eline uzattı. "Elini getir." Zend de Fun'un dediğini yaparak elini yukarı kaldırdı, Fun kendi yüzüğü ile Zend'in yüzüğünü tokuşturdu ve bir saniye kadar sonra geri çekti. "Sana elli altın aktardım. Şimdi ana binanın girişindeki yerin yanındaki çıkıntı şeklinde olan mor duvara gidip yüzüğünü kullanarak ve istediğin miktarda altın sikkeyi düşünerek onları alabilirsin. Ama çok alma, hırsızlar tarafından çalınabilirler."

Zend çok mutlu oldu. Tüm gün boyunca boştu ve istediğini yapacak kadar parası vardı. "Teşekkür ederim Fun. Sanırım şehri gezmek istiyorum."

Fun onu başıyla onayladı ve kısaca "Ben gidiyorum o zaman. Okulla ilgili yapmamız gereken şeyler var." diyerek bir anda kayboldu. Zend de mutlu bir şekilde pantolonunun ceplerine ellerini sokarak mor duvara doğru yürümeye başladı. Duvarın önüne geldiğinde yüzük kısmına yüzüğünü soktu ve on altın almak istediğini düşündü. Bir anda duvarda bir delik açıldı ve hızlı bir şekilde deliğin altındaki tabağa benzeyen şeye on altın sikke düştü. Zend ise, zevkle paraları alarak ceplerine doldurdu ve şehirde gezmek için yürümeye başladı. O işini halledip kapıya yöneldiğinde tam binadan çıkmakta olan bir kardeşinin ona yolladığı bir içten bir selamla karşılık vermeyi de unutmadı.

Artık şehirdeydi Zend. Onu yolda gören, yüzüğünü fark eden herkes ona saygıyla selam veriyorlardı. Zend de bu durumdan oldukça memnundu. İlgi odağı olmak pek hoşuna gitmese de herkesin ona saygı göstermesi hoşuna gitmişti.

Yolda yürürken yolun kenarında ekmek ve süt satmaya çalışan bir çocuk gördü, çocuk daha beş yaşında gibiydi ve mavi gözleri, siyah ve dağınık saçlarının altında parlıyordu. Bu ona birkaç yıl önceki kendini hatırlattı ve içinden gelen dayanılmaz bir hisle "Hepsini alıyorum!" dedi. Çocuğun gözleri parladı. Belli ki elindekileri satabilmek onu son derece mutlu etmişti. Karşısındaki çocuğun yüzüğünü gördü, saygıyla tüm yiyecek ve içeceklerin bir altın tuttuğunu söyleyecekti ki Zend ona izin vermeden on altınını da çocuğun ellerine bıraktı. Çocuk önce çok sevindi ama o paranın hakkı olmadığını düşünerek itiraz etmek üzereydi. "Ama efendim tüm bunların fiyatı sadece bir altın."

Zend anında çocuğun elindekileri, çocuğun satım yaparken içlerine yiyecek koyduğu torbalardan aldı ve aldığı her şeyi doldurdu. "Bence bunlar altın değerinde. Hepsinin üstünde senin emeğin var. Nasıl olur da birkaç altından daha değersiz olurlar?"

Çocuğun yüzü kızardı, ağlamaya başladı. O kadar duygulanmıştı ki, evdeki sakat babasını inanılmaz derecede mutlu edebileceği aklından çıkmıştı bile. Ağlayarak konuşmaya çalıştı. "S-Siz bir melek olmalısınız efendim! Beyaz T-Taç üyeleri çok cömert olur derlerdi de i-inanmazdım. Kendimden utanıyorum. Lütfen bu küçüğe isminizi söyleyin, sizi hiç unutmayacak." Çocuk ağlamasını zar zor bastırabildi ve konuştu.

"Ben Zend. Bir şey yapmadım ki, bunu herkes yapardı. Haha, ağlanacak bir şey yok." Zend önünde yerlere kadar eğilen çocuğu hemen kaldırdı ve konuştu. Yerde olan torbasını aldı ve herkes "İşte bir Beyaz Taç kardeşi böyle olur." derken oradan uzaklaştı.

"İlgi manyağı zengin piç seni. Demek o yiyeceklerde emek var ha? Hahaha, eminim onları çöpe atacak." Onları uzaktan izleyen bir çocuk konuştu. O da sokakta olanların halini anlıyordu çünkü yetimhanede büyümüştü. Dayanamayarak ve çocuğun o yiyecekleri çöpe atacağını kendine ispatlamak için fark ettirmeden onu izlemeye başladı. Karşısındaki henüz birinci seviye bir kral olmasa onu çok çabuk fark ederdi, ama o bu tür şeyleri henüz bilmiyordu. Daha altı yaşındaydı.

Zend elindekilerle ne yapacağını düşündü. Aklına parlak bir fikir geldi. Çocuğun sütleri içinden doldurup sattığı varile benzeyen şeyi sırtına, ekmekleri eline alarak heyecanla yürümeye başladı. "Geniş bir tepsi gibi bir şeye ihtiyacım olacak."

Sonunda sokaklarda dolaşırken tepsi benzeri bir şey buldu ve onu da diğer eline alarak yolunu değiştirdi. "Gelirken bir şey görmüştüm."

Bu sefer daha da hızlı olarak yürüdü ve gitmesi gereken yerin yoluna soktu kendini.

On dakikalık bir yürüyüşün ardından sonunda istediği yere geldi. Beyaz Taç'a gelirken burayı ve içindekileri görmüştü. Hem de burası onu kimsenin rahatsız etmeyeceği bir yerdi.

"Haha, gelin bakalım buraya." Zend evin içine daldı ve içerideki köpek yavrularına doğru koştu. Gelirken onların yeni yeni yürümeye başladıklarını görmüştü. Bir büyük köpek yanlarında cansız bir şekilde yatıyordu ve Zend onu ilk gördüğünde ölü olduğunu anlamıştı. "Bakın ne getirdim." yeni uyanmış küçük yavrucaklara doğru ilerledi ve küçükler onu neşeyle havlayarak karşıladılar. Zend gelirken de Fun'dan yemek isteyip onlara vermişti.

Elindeki tepsiyi yere koydu, tepsi gerçekten genişti. Zend zorlanmadan onun içine yatabilirdi. Yavruların aç kaldığı her hallerinden belliydi. Zend'i görünce hemen eğilmiş halde olan çocuğun yanına koşup ellerini yalamaya başladılar. "Bekleyin bekleyin. Asıl yemek ben değilim." Zend hemen tepsiye ekmekleri parçalayıp attı ve tüm ekmekler bitince varilden sütü de döktü.

Zend kenara çekilip onların hızlı hızlı yemek yemelerini izlerken yavrular hemen tepsiye yumuldular. Sekiz tane yavru vardı ve hepsi de Zend'e göre birer melekti.

Zend kenara çekilip oturdu ve onların yemek yerken çıkardıkları tatlı sesleri dinleyerek onlara baktı. Sanki her yavru bir yemek yediğinde Zend yemiş oluyordu, çünkü kendi yemiş kadar mutlu oluyordu. Bir dakika kadar sonra ilk yavru doydu ve dolu olan küçücük karnıyla Zend'in yanına yaklaştı, ayaklarını uzatmış Zend'in kucağına çıktı ve çocuğun ellerini bir kez yalayarak ona teşekkür ettikten sonra siyah boncuk gibi olan gözlerini kapatarak kendini uykuya bıraktı. Onu diğer yavrular izledi ve beş dakika kadar sonra tüm yavrular Zend'in değişik yerlerinde uyumaya başladılar. Zend'in her yeri kirlenmişti, ama Zend şu an pis elbiselerle, en güzel elbiselerin içinde olmaktan daha huzurlu hissediyordu. Her yavrunun nefes alışını duyuyor ve küçük vücutlarıyla kıpırdanmasını hissediyordu. Bu onu dünyadaki en mutlu ve huzurlu insan yapmıştı.

Kapıdaki bir delikten içeride olanları izleyen ve biraz önce Zend için kötü şeyler söyleyen çocuk şok olmuştu. Böyle bir insanın hala bu zalim dünyada kaldığını hiç düşünmemişti. "Zend mi demişti?"