Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

38. Bölüm Kaç!

Çevirmen: Tomato / Editor: Tomato

 

"Yüzüğün içindekilere mi?" Saga konuştu. "Ne oldu ki?"

Zend panikledi, eğer Saga üstünü ararsa ve yüzüğü bulursa yapacak bir açıklaması yoktu. Ne diyebilirdi ki? Havadan el düştü mü?

"Iıı... Şey, ara sıra kendi yüzüğümün içindekileri görmek isteyebilirim diye düşündüm." Zend aklına gelen en mantıklı şeyleri söyledi ve Saga'nın buna inanmasını diledi.

"Anladım, demek öyle. Yüzüğünün içine bakmak için yüzüğü başkana göstermelisin.Onda yüzüklerin içini gösteren büyülü bir eşya var. Daha doğrusu, birçok kişide o büyülü eşya var, ancak başkan yirmi yaşının altındaki üyelerin yüzüklerini kontrol eder. Başka bir kardeşin yapması yasaktır." Saga açıklayıcı bir biçimde konuştu.

Zend şaşırdı. "Yasak mı? Peki neden?"

"Bunu bir tek başkan bilir. Nedenini de bize söylemez, ne zaman sorsak geçiştirir konuyu. Ama kendin bir büyülü eşya bulursan kendin bakabilirsin. Tabii bu epey zaman alır, bazı büyülü eşyalar çok nadir bulunur," Saga dirseğiyle yanındaki açık kahverengi kadını işaret etti. "en iyisi sen Hefrols ile aranı iyi tut. Büyülü Eşyalar dersinizin hocası o olacak çünkü."

Zend kadına baktı, kadın ona göz kırptı.

Bir anda arkalarında bir silüet belirdi. "Adım mı geçti acaba kızlar?" adam elini Zend'in omzuna koydu.

"Ah, başkan da gelmiş." Saga konuştu. "Zend de bize ileride nasıl yüzüğünün içine bakacağını soruyordu. Koyduğunuz kuralı söylüyordum ona."

"Anlıyorum. Küçük kardeş, bir sorun yok, değil mi?"

Zend'in bir anda kalp atışları hızlandı. Karşısında bir Ruh Şövalyesi vardı ve o adam Zend'den çok daha güçlüydü. Zend, yalan söylediğini anlayıp anlamayacağını merak etmeye başladı. Eğer anlarsa çok kötü olurdu.

"Hadi gel küçük kardeş, bir çay içelim." Karkan Zend'in omuzundan tuttu, arkadaşça davranarak onu odasına çağırdı. Çocuğun cebindeki çıkıntıyı çoktan fark etmişti.

"Ç-Çay mı?" Zend Karkan'ın, kesin yalan söylediğini anladığını düşünüyordu. Ama kabul etmekten başka çaresi yoktu. "T-Tabii."

Yavaşça Karkan'ın odasına yürümeye başladılar. Adamın odası ikinci kattaydı.

"Geç otur kardeşim." Karkan önünde masa olan sandalyeye oturdu, Zend'e de oturması için bir sandalye gösterdi. Zend de karşı çıkmadan sandalyeye oturdu.

"Buraya neden geldiğimizi az çok tahmin ediyorsundur." Karkan rahatlatıcı sesiyle konuştu.

Zend kesinlikle yakalandığını düşündü ve artık bundan şüphe bile duymuyordu. Belki Beyaz Taç'tan bile atılırdı, ve artık gölgesine sığınacağı bir hocası bile yoktu. Yavaşça başını salladı, terlemeye başladı. Başını sallamayı bitirdiği anda adam daha konuşmadan konuşmaya başladı, eğer suçunu kendi itiraf ederse daha az ceza alacağını düşünüyordu.

"Başkan, yemin ederim onu çalmadım ya da kötü bir şey yapmadım! Sadece bir anda ortaya çıktı ve çok korktum, sonra da panik yaptım ve kimse görmeden cebime koydum. Özür dilerim, lütfen beni affedin! Beyaz Taç'tan atılmak istemiyorum!"

Karkan gülümsedi. "Kardeşim, eğer cebindeki yüzükten bahsediyorsan, o hiç umrumda değil. Kendin elde ettin onu sonuçta, o artık içindekilerle beraber senin. Hem bir yüzüğü zaten çalamazsın. Sahibi fark ettiği anda eline geri döner. O yüzüğü almayı başarmış olman, birini öldürüp de aldığını, ya da aldığın kişinin hâlâ yüzüğünün çalındığını fark etmediğini göster ki bu çok zor. Aynı zamanda, eğer onun sahibini öldürdüysen bile bunu bu yaşta başarmış olmandan gurur duyarım ve sana ödül veririm, ama bir kardeşine yalan söylediğin için ödülü unut. Yani korkmana gerek yok. Bu dünyada her şey böyle işler. Gereksiz yere kardeşlerine yalan söylememe gerek yok, kimseye söyleyemeyeceğin şeyleri bana söyleyebilirsin. Hallederim."

Zend adamın anlattıklarını tek solukta dinledi ve aşırı derecede mutlu oldu. Şu an üzerinden muazzam bir yük kalkmıştı ve o kadar rahatlamıştı ki, oracıkta uyuyup kalabilirdi. Karkan'ın kendine kızacağını düşünüyordu, ama adamın dediği gibi dünya artık böyle işliyordu ve kızılacak bir durum yoktu.

"Hatta ver yüzüğü içine bakalım. Neler kazandın, merak ediyorsun değil mi?" Karkan elini uzattı.

Zend minnettarlıkla cebinden yüzüğü çıkarıp adama uzattı. Karkan da önce elindeki yüzüğe baktı, sonra masadaki çekmecelerin birinden dikdörtgen, taşa benzeyen bir şey çıkardı.

"Buna Ölçer denir. Çoğu şeyi bununla ölçebilirsin. Başındaki yüzük deliğine yüzüğü soktuğun zaman içinde olan her türlü para ve eşyaları görebilirsin." Karkan'ın çıkardığı dikdörtgen taş, koyu kızıl renkteydi ve bir el büyüklüğündeydi.

Birkaç saniye sonra taşın üstünde yazılar çıkmaya başladı ve kısa bir süre geçtikten sonra tüm taşın üstünde yazılar vardı.

"İçinde bir milyon altın sikke var Zend!" Karkan konuştu. Sesinde coşku vardı.

"Vay canına!" Zend kendini tutamadı ve bağırdı. Paraları Yaşlı Dilenci'ye sorduğunda, bir ailenin yılda yüz altınla normal bir şekilde yaşayabileceğini öğrenmişti. Ama Karkan şimdi ona bir milyon altını olduğunu söylüyordu. Şaşırmayacaktı da ne yapacaktı?

"N-Ne?!" Karkan taşa bakarken yüzünü çok şaşırmış bir ifadeye çevirdi.

Zend bir milyon altını görünce bile şaşırmayan birinin neye şaşırdığını çok merak etti. "N'oldu?!"

"Zend, bu yüzüğün içinde bir Ruh Silahı var. Nereden buldun bunu?" Karkan konuştu, ama sesi her zamankinden daha heyecanlıydı.

"Ruh Silahı mı? O da ne ki?" Zend şu an Karkan'ın o yüzüğü nerden bulduğunu sorduğu için son derece şaşırmıştı. Hani onu ilgilendirmiyordu?

"Bak, biraz önce alakam olmadığını ve hatta seni ödüllendireceğimi söyledim." Karkan elindeki taşa bakarak konuşmaya devam etti. "Ama bu şey bambaşka. Ruh Silahları sadece Ruh Şövalyelerinde bulunur, başka kimsenin onları kullanmaya izni yoktur ve kullanan kişi sorgusuz sualsiz ölüm cezasına çarptırılır."

"Ölüm cezası mı? Yok artık! Neden böyle bir kural var ki?!" Zend sordu.

"Çünkü Ruh Silahları vücuda saldırmaz ve onlar çok tehlikelidir Zend. Bir Ruh Silahı ile karşıdakinin vücudunda saldırdığında senin görebileceğin hiçbir hasar almaz. Ama ruhu varya ruhu, bir kere vurduğunda adamın ruhu zarar görür ve yeterince hasar verebildiysen rakip direk ölür. Ayrıca Ruh Silahları'nın kendi bilinçleri vardır, eğer otoriteni sağlam kuramazsan kafalarına göre saldırdırar yani. Ve bu silahın senin gibi bir çocuğu kabul edeceğini hiç sanmam. Eline aldığın anda senin ruhunu parçalar ve ölürsün." Karkan uzun bir konuşma yaptı ve Zend, bu konuşmada iliklerine kadar korktu.

"Ne yapacağım peki?" Zend şu an o kadar korkmuştu ki Karkan ne derse yapardı.

"Sakin ol oğlum, boşuna Ruh Şövalyesi olmadık biz." Karkan elini Zend'in başına attı ve onu rahatlatmaya çalıştı. "Bak, tehlikede olmaman için bu silahı ben alıp saklayayım. Eğer kullanmak istersen ileride Ruh Şövalyesi olmak için çalışabilirsin, eğer istemezsen onu satabiliriz. Çok para ederler. İnan bana."

Zend başını salladı. Kararını çoktan vermişti. Kader ona bir Ruh Silahı göndermişti sonuçta, onu kullanmazsa ayıp olmaz mıydı? "O zaman, lütfen benim için sakla onu." Zend konuştuktan sonra, Karkan onu başıyla onayladı.

"Şimdi gelelim asıl seni çağırma sebebime." Karkan derin bir nefes aldı.

"Fun'un dediğine göre iki devi üst üste delebilecek yeni bir elemente sahipmişsin. O elementi ben de görmek istiyorum, ona göre okuldaki büyü derslerine girip girmeyeceğine karar veririz. Ayrıca merak etme, bu odanın içinde çıkacak sesleri üçüncü seviye bir kral bile duyamaz. Özel yapımdır bu oda. Hem Fun'un heyecanına bakınca, elementin gerçekten inanılmaz olduğunu tahmin edebildim. Hadi, şimdi bana o elementle saldır. Önlemimi alacağım merak etme, ben de bir Ruh Silahı'na sahibim sonuçta." Karkan yüzüğüne tırnağıyla iki kere tıkladı, sağ elinde önce sapı olmak üzere uzunca, süslü, sapı beyaz ama kendisi gümüşi bir renk olan, boyu Zend'in boyundan biraz daha kısa olan bir kılıç belirdi. "Bu da benim arkadaşım, biraz çılgındır ama, dikkatli ol." Karkan kıkırdadı.

"T-Tamam o halde. Yolluyorum." Zend konuştu ve onay almak için Karkan'ın gözlerine baktı. Adam kafa sallayınca gözlerini kapattı ve elindeki mavi iplikleri tekrar düşündü.

Elindeki mavi iplikleri yeterli boyuta getirdiğini düşününce gözlerini açtı ve hazırda bekleyen Karkan'a attı.

Adam pek zorlanmıyor gibi dusuyordu, ama alnından bir damla ter aşağıya doğru indi.

"Hareket edemiyorum!" Karkan şu an ona doğru gelen büyü tarafından resmen kitlenmişti. Hareket edemiyordu, tek yolu Kral Modu'nu açmaktı. Ama bu sefer de çocuk ölürdü, çünkü odada hiçbir canlı yoktu ve dışarı çıkıp bir canlı arayacak kadar süresi olmazdı. "Tek çare bu o zaman. Guoinsu, koru beni. Serbestsin!"

Karkan içinden konuştuktan sonra kılıcından kaplana benzer bir şey fırladı. Parlıyordu ve sanki gerçek bir beden değilmiş gibiydi. "Sonunda serbestim. HAHAHA!" kaplana benzer hayvan bir anda cırladı ve Zend'den çıkan saldırıya saldırıp onu ısırarak yuttu, sonra Zend'e baktı. "Hahaha, daha doymadım!"

Karkan baskıdan çıkmıştı ve bir anda bağırıp kaplanın sırtından tuttu. Kolundaki tüm damarlar resmen dışarı fırlamıştı ve zorlandığını belli eden sesler çıkarıyordu. "Sakın çocuğa dokunma! Sana emrediyorum!"

Ama kaplanın hiç durmaya niyeti yoktu, ayrıca Karkan'ın onu tutmasından hiç etkilenmemiş gibiydi.

"Zend, kaç! Kaç!" Karkan bağırdı, ama Zend hareket edemiyordu.

O anda, Zend büyük bir güçle geri itildiğini hissetti ve göz kapakları ona çok ağır geldi.