Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

39. Bölüm Aferin

Çevirmen: Tomato / Editor: Tomato

 

Zend gözlerini yavaşça araladı. Gözlerini daha tam olarak açmadan gözünün önünde hızlıca hareket eden siyah bir duman gördüğünü sandı, ama gözünü tam olarak açtığında odada öyle bir dumanın olmadığını gördü. Karşısında ona bakan Karkan vardı, ağzında da garip bir tat. 

''N'oldu? Kaplan nerde?'' kafasını yavaşça yattığı yerden kaldırdı ve nereye yattığına baktı. İki tane sandalyenin üzerinde yatıyordu, düşüncesine göre o bayılınca Karkan onu uyanana kadar yatırmıştı.

''Ruh Silahı'mın saldırısına uğramak üzereydin, onu tutamayacağımı anlayınca aranıza girdim ve ona yumruk atmak zorunda kaldım. Yumruğumun şiddeti seni geriye doğru ittirdi ve bayıldın.'' Karkan sakin bir şekilde konuştu.

''Öyle mi? Garip, geriye itildiğimde bana kaç diye bağırıp o hayvanı tutmaya çalışıyordun sanki, öyle hatırlıyorum.''

''Büyük ihtimalle Dünya Seviyesi'nde olan bir bir savaşçının hızını görememişsindir, bu zaten son derece normal.'' Karkan konuştu.

''Dünya Seviyesi mi? Hangi seviyeden sonra geliyordu o?'' Zend daha önce öyle bir seviyenin varlığını duymuştu, ama tam olarak nerede olduğunu bilmiyordu ve öğrenmek istedi.

''Biliyorsun ki savaşçı seviyeleri on beşe kadar gider. Her seviyede çok büyük bir güç kazanırsın ve yeni teknikler öğrenebilirsin. Seviyelerin arasında çok büyük güç farkı olduğu gibi, her seviyenin arasında o kadar büyük bir uçurum vardır ki aklın almaz. Sadece üç seviye bile bir fark olsa, bir savaşçı diğer savaşçıyı çok zorlanmadan yenebilir. Tabii ki istisnalar var. Dünya'dan sonra sadece bir seviye daha var zaten.'' Karkan konuştu. ''Ayrıca, Guoinsu'ya cezasını verdim, birazdan özür dileyecek.''

Zend şaşırdı. Halbuki o kaplan kimseden özür dilemeyecek haylaz bir tip gibi duruyordu. Karkan'ın onu gerçekten çok korkuttuğunu düşündü. Karkan'a gerçekten hayran oldu, adam hem bir Ruh Şövalyesi'ydi ve aynı zamanda en yükseğin bir altındaki seviyede olan bir savaşçıydı.

''Hadi bakalım Guoinsu, yapman gerekeni yap.'' Karkan yanında duran süslü kılıcına doğru bakıp ona bir kere dokundu. Ardından biraz önceki kaplan yavaşça kılıcın kabzası ile demirinin birleştiği noktada olan, taşa benzer bir noktadan dışarıya doğru çıktı ve vücudu tam olarak oluştuğunda Zend'e baktı.

Başını yavaşça öne eğdi, aynı zamanda patilerini kaldırmadan kendini biraz geri itti ve konuştu. Biraz önce son derece çılgın ve coşkulu olmasına rağmen şimdi durgundu. ''B-Biraz önce sizi korkuttuğum için özür dilerim L-Lord Zend. K-Kusuruma bakmayın.'' kaplan çok asil bir görünüşe sahipti. Karkan'ın beline kadar bir boyu vardı ve gözleri siyah, vücudu turuncuydu. Konuştuktan sonra sanki onay almak istermiş gibi Zend'in gözlerine baktı, başını kaldırdıktan sonra vücudunu da eski haline getirdi.

''Yok canım, kusura falan bakmadım merak etme, sadece birazcık korkmuştum ve şimdi iyiyim. Senin gibi asil bir Ruh Silahı'nın benim önümde eğilmesi gerektiğini düşünmüyorum.'' Zend konuştu, içi kaplana ısınmıştı.

''Teşekkür ediyorum.'' kaplan konuştu ve Karkan'a döndü. Karkan da ona bir kafa salladı ve aferin diyerek kılıcının içine girmesini sağladı.

''Şimdi, biraz önce yaşadığım deneyime göre, o element çok tehlikeli.'' Karkan konuşmaya başladı, ve Zend'e bakıp uzun bir nefes aldı. Zend zaten bunu daha önce de duymuştu. ''Bana kalsa, şuracıkta sana en iyi büyü ustalarını sıralardım ve sana onlardan birinden birebir bir eğitim aldırırdım. Ama Fun'un söylediğine göre, iki yıl sonra olacak Yeni Nesil Turnuvası'ndan önce kullanmanı asıl ustan yasaklamış ve benim de ustanın kararına saygı göstermem gerekir. Her ne kadar Beyaz Taç'ın bir kardeşi olsan da, sana bizden daha yakın olan ve üzerinde daha çok etkisi olan bir insan olması normal ve biz o insanın isteklerine saygı duyarak işimizi yapmalıyız.'' 

Karkan nefesini bitirdi ve yeni, derin bir nefes daha aldı. ''Bu demek oluyor ki elementin ve büyücü yönün hakkında bir şey yapmayacağım. Ama katı kurallar da koyacağım tabii, ustanın kararlarına uymak için koymam gereken bazı kesin kurallar var. Öncelikle biraz önce Dünya Seviyesi'nin içinde bulunan bir savaşçının hareketini tamamen kesmenden sonra, o elementi kullanmak kesinlikle ve net olarak yasak. Özellikle okulda, kesinlikle yasak. Yanlışlıkla birini öldürebilirsin ve bunu Kral'ın kendisine açıklamamız zor olur. Kral, eğitime son derece önem verir ve seni idam ettirebilir. Tabii ki bu küçük bir ihtimal. Büyük ihtimalle ve daha da kötüsü, seni alıp bir şekilde eğitir ve elementini sonuna kadar kullanır, seni de savaşmaktan başka bir şansı olmayan bir köle yapar. Bu yüzden onu kullanman kesinlikle yasak, onu ben ve Fun'dan başka birine söylemen de yasak. Gerekirse seni zor durumlardan kurtarması için Saga'ya bundan bahsedeceğim, yani Saga, Fun ve benden başka bunu birine söylemen yasak. Saga'ya da söyleme tabii ben söylemeden önce. Okulda savaşçı derslerine gireceksin ve ustanın isteği üzerine iki yıl boyunca elementini hiç kullanmayacaksın. Zaten bu yaşta hem üçüncü seviye bir savaşçı olup, hem kral moduna sahip olman yeterince nefes kesici. İnsanların bir de Dünya Seviyesi'ndeki bir savaşçıyı ölümüne olmasa da hareketsizliğe maruz bıraktığını bilmelerine gerek yok.'' 

Karkan ayağa kalkıp Zend'in yanına geldi. ''Ama şöyle bir şeyi de biraz önce anladım, daha hiç eğitilmemiş olmasına rağmen çok büyük bir büyü gücüne sahipsin ve bu, yeni bir element. Emin ol ki, bu güç karanlıktan çok daha yıkıcı ve baskıcı. İki yıl sonra, yani turnuvayı bitirdiğinde, senin için şimdiden aramaya başladığım ustalarla birlikte eğitim almaya başlayacaksın.'' Karkan başını Zend'in önüne getirdi ve bağırdı. ''Zend! Sen daha önce birinci seviye bir büyücünün Dünya Seviyesi'ndeki bir savaşçıyı kitlediğini duydun mu?! HAHA! Zend, bu mükemmel oldu, mükemmel. Fun'u seninle karşılaştırdığı için kime şükretmem gerektiğini bilmiyorum! Çünkü tanrılara şükredersem, ileride onlarla boy ölçüşecek bir çocuğu eğiteceğim için nankörlük olmuş olur! Bundan sonra Beyaz Taç'ın tüm kaynakları birincil elden senin kaynağın da olacak Zend! En ufak bir şeye ihtiyacın olduğunda hemen bana söyle. Okulda da seni en iyi sınıfa aldıracağım. Tarihe bir kez daha Beyaz Taç'ın ismini yazdırabilirsin sen Zend!'' 

Zend şu an çok karışık duygular yaşıyordu. Önce sevinmişti, sonra elementi ya da büyüsünü kimseye söyleyemeyeceği için üzülmüştü. Hem de savaşmaktan başka bir şey yapamayan bir köle olmayı hiç mi hiç istemiyordu. Konuşmaya çalıştı ama içinde kopan fırtınalar yüzünden zorlandı. ''T-Tamam.'' 

''Evet evet, yarın okulun var senin. Saat de geç oldu zaten, hadi git ve uyu.'' Karkan konuştu. Artık karşısındaki çocuğa bir mücevhermiş gibi bakıyordu. 

Zend tam başını sallayıp çıkacağı sırada Karkan hızlı ve yüksek bir şekilde bir daha konuştu. ''Ah, neredeyse unutuyordum. Yüzüğü nereden bulduğunu bilmiyorum, ama bu yüzüğe sahip olan adam gerçekten güçlü biri olmalı. Sonuçta bir Ruh Silahı'nı taşıyormuş.'' Zend tam konuşmaya başlayacağı sırada eliyle onu susturdu ve devam etti. ''Tamam, nereden bulduysan, adamı nasıl öldürdüysen ya da ölü birinden bunu nasıl çaldıysan çaldın. İçinde iki şey daha var bunun, ama değersiz şeyler gibi gözüküyorlar. Sen baygınken dayanamayıp ikisinin de içindeki büyü oranına falan biraz baktım, ama hiçbir şey yoktu. Büyüleri yok, güçleri yok, ama eski bir antika gibi duruyorlar. İstersen alabilirsin.'' Karkan cebinden köstekli bir saat çıkardı. Altın rengindeydi, ama demirden yapıldığı belliydi çünkü yan tarafındaki boyalar hafifçe çıkmıştı ve bazı yerleri de paslanmıştı. Zend ona uzandı ve çalışmadığı için biraz salladı. Onu satma düşüncesiyle cebine attı, ama o anda artık zaten çok parasının olduğunu ve bir şey satması gerekmediği aklına geldi. Yine de, bir hatıra olması için cebine attı. ''Diğeri?'' 

Karkan ceplerine baktı, hızlı hızlı diğer parçayı aramaya başladı ama sanki o üzerinde değilmiş gibiydi. ''Nerede bu?'' biraz daha ellerini üzerinde gezdirdikten sonra pantolonunun arka cebine elini sokmayı akıl etti ve konuştu. ''Hah! İşte buradaymış.'' Karkan elindeki tozlu pusulayı da Zend'e uzattı ve yavaşça gerilerek arkasını dönüp masasını toplamaya başladı.

Zend, Karkan'ın ona verdiği şeye baktı, ama bir türlü ne olduğunu anlayamadı. Üzerinde garip semboller vardı ve gümüş renkliydi. Bir zincir üst tarafından çıkıp aşağı doğru uzanıyordu, ama Zend elindeki şeyin üzerinde ne yazdığını ve ne işe yaradığını hiç anlamamıştı. Yüzünü buruşturdu, ''Bu da ne başkan?'' dedi. 

Karkan ona baktı, elindeki kağıtları düzensiz bir şekilde çekmecesine soktuktan sonra konuşmaya başladı. ''Ona pusula denir. Bir ormanda, bir denizde, bir çölde veya bir şehirde bile kaybolduğun zaman gitmek istediğin yerin yönlerine bakarak yoluna devam edebilirsin. Üzerindeki kırmızı çubuk, sen döndükçe döner ve daima kuzeyi gösterir. Ama sanırım elindeki saatte de olduğu gibi bir sorunla karşılaşmış ve artık çalışmıyor. Ekranı falan çatlamıştır, boşver, istersen yenisini alırsın.'' 

Zend başını salladı ve sormak istediği son bir soruyu sorarak odasına gitmeye karar verdi. ''Ee... Şey, başkan, yüzüğümün içine bir şeyler koymak istediğim zaman, nasıl koyacağım?'' 

Karkan rahatça oturduğu yerden kalktı ve Zend'in yanına geldi. ''Haha, kimse söylemedi sana değil mi? Benim hatam, sana yüzüğü verirken söylemeliydim. Yüzüğüne iki kere parmağınla yavaşça vur ve içine koymak istediğin şeyleri düşün. Çıkarmak için de aynısını yapabilirsin. Bazıları bunu bir kere vurarak yaparlar ama artisliğe gerek yok, işin asıl adabı böyle.'' 

Zend kısaca ''Tamam.'' dedi ve parmağıyla iki kere yüzüğe tıklattı, pusulayı ve saati içeri yollamak istediğini düşündü. Bir saniye sonra elleri bomboş kalmıştı, pusula da saat de yüzüğünün içine gitmişti. Zend uykusunun gerçekten geldiğini anladı, göz kapaklarını neredeyse hissetmiyordu. ''Ben gidiyorum o zaman, artık uyumalıyım. İyi geceler.'' Zend Karkan'a seslendi ve kapıyı açıp hızlı bir şekilde beyaz binaya gitti, odasına çıktı ve dolaptan yarın giyeceği üniformayı alıp koltuğunun üstüne attı. Sabah her şeyin hazır olmasını istiyordu, çünkü ilk kez okula gidecekti ve geç kalmamalıydı. Kendini hemen yatağa attı ve pamuğa gömülerek uyumaya başladı. Son zamanlarda buna alışmaya başlamıştı ve artık yadırgamıyordu. 

Zend çıktıktan on dakika kadar sonra Karkan sessizleşti ve bir şeyi beklemeye başladı. Bir kere hala yüzüğüne koymadığı Ruh Silahı'na vurdu, kaplan da Karkan gibi sessiz bir şekilde dışarı çıkıp odanın ortasında beklemeye başladı. Önünde sanki odanın içinde güzel bir meltem varmış gibi siyah dumanlar uçuştu, ağır, yaşlı bir ses geldi. ''Aferin.''