Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

4. Bölüm Mülaakat

Çevirmen: Tomato / Editor: Tomato

Zend bu sesi duyunca anında şiddetli bir heyecan seline kapıldı.

Korku ve heyecan içinde platforma doğru ilerlerken, Tofu da platformdan kan ter içinde aşağı iniyordu. Yolda Zend ile karşılaştı, başıyla onu selamladı ve kısaca "Başarabilirsin." diyerek ona cesaret verdi.

Zend'in, göğüs kafesiyle savaşa giren çıldırmış kalbi, birazcık da olsa sakinleşti.

Platforma doğru yürürken, aslında geçen bir dakika, Zend'e bir saat gibi gelmişti. Hatta yolda, "En azından sahneye çıkabilsem." diye söylenmişti. Buraya gelmeden önce kendine duyduğu bütün güven duygusu, sanki kuş olmuş uçmuştu. Oraya, düşündüğü ve planladığı gibi çıkmamayacaktı.

Zend'e saatler gibi gelen yürüyüş sürecinin sonucunda, çocuk sonunda platforma varmayı başardı.

Karşısında oturan çatık kaşlı sert adam, "Kendini tanıt genç adam!" diye bağırdı. Zend bir anlığına ürktü, ardından çok fazla beklememesi gerektiğini, bunun kendi adına kötü bir izlenim bırakacağını düşündü ve kendini kekelemeden konuşmaya zorladı.

"Ben Zend." Zend korkusunu ve heyecanını yendi ve konuşmayı başardı.

Karşısındaki adam öfkeyle kükredi. "Benimle konuşurken efendim diyeceksin seni aptal çocuk! Ayrıca sadece sahip olduğun bir isim mi? Sana kendini tanıt dediğimde aileni de söylemen gerekir. Ailen sana öğretmedi mi?"

Bir anlığına Zend, ailesi olmadığı için kendini çok üzgün hissetti. Ama bu hüzün, kalıcı bir hüzün değildi. Çünkü Zend bu zamana kadar zaten anne ve babasının yokluğuna alışmıştı. Heyecanına hakim olmaya çalışarak söyledi,''Efendim, anne ve babamı hiç tanımadım, dolayısıyla ailemi ve soyadımı bilmiyorum.'' Kendini saygılı ve eğitimli göstermeye çalışıyordu, önyargılarla karşılaşmak istemiyordu.

Zend'in söylediği en son şeyle birlikte, platformun karşısın onu izleyen Tofu, yüreğinden gelen bir üzüntü hissetti. Zend'e soyadını sorduğu için son derece pişman oldu. Neden sormuştu ki? Eğer söylemek isteseydi, zaten söylemez miydi? Tofu alnına hafifçe vurdu ve izlemeye devam etti. Zaten anne ve babasız büyümek yeterince zor iken, bir de kendisi çocuğun yarasını deşmişti.

Tofu'nun aksine, adamın yüzü hala sertti ve değişmemişti. Belki de karşısındaki çocuğun kendini acındırmak ve okula alınmak için bunları söylediğine inanıyordu. Ancak bilmediği bir şey vardı, Zend henüz yalan söyleyemeyecek kadar saf ve temizdi, yani istese bile söyleyemezdi. Çok küçük bir ihtimal olsa da söylemeyi başarsa bile, bu çok belli olurdu.

''Kuralları biliyor musun?'' Adam sert bir şekilde sordu, bu soru tüm çocuklara sorduğu rutin sorulardan biriydi. Aile ve soyadı meselesine çok takılmamış gibi duruyordu. Sonuçta okulda birden fazla ailesi olmayan çocuk vardı.

''Evet biliyorum, efendim.'' Zend hızlı ve bağırarak söyledi.

''Güzel. Öyleyse başlayalım.'' Sert adam her çocuğa tek tek kuralları açıklamaktan bıkmış gibi görünüyordu, bu yüzden Zend'in kuralları bilmesi onun işine gelmişti.

''Tüm gücünle duvara vur!'' Adam sertçe bağırdı.

''Tamam efendim!'' Zend'de kendi sesini adamın sesinin yüksekliğine ulaştırmaya çalışarak bağırdı. Ona bağıran birine karşı son derece sesli bir şekilde cevap vermişti. Aslında bu kadar bağırmayı kendisi de istememişti, sadece o an çok stresliydi ve bağırmak, bu stresi atmanın en kolay yoluydu.

Ardından, yumuşak gibi görünen, yastığa benzeyen, Zend'in boyundan biraz kısa olan sütuna doğru yürüdü, ona hafifçe dokundu. Dokunur dokunmaz, bu sütunun aslında yumuşak olmadığını, sadece uzaktan yumuşak gibi göründüğünü fark etti. Doğrusu sertçe ona vurmaktan korkmuştu. Eli kırılmaz mıydı? Yanındaki korkutucu adamın sertçe bağırması üzerine korkusunu üzerinden attı ve elini yumruk yaptı, yumruk yapılmış haldeki eline bir kez baktıktan sonra tüm gücüyle sütuna vurdu vurdu. Yumruk atarken omuzundan gelen gücü kullanmıştı. Yaşlı Dilenci böyle yapması gerektiğini söylemişti, eğer böyle yaparsa yumruğunun daha düzgün ve güçlü olacağını da söylemişti.

Duvara yumruk attığında hiçbir şey hissetmedi. Duvara vurunca elinin acımasını bekliyordu, bunun yerine yumuşak bir saman yastığına yumruk atmış gibiydi. Duyduğuna göre tüy ve pamuktan da yastık yapılıyordu, ama hiç onların nasıl hissettirdiğini tadamamıştı. Saman yastıktan daha yumuşak bir şeyi olmamıştı, yine de, o buna razıydı. Başını koyduğu zaman 'puff' sesi çıkarıp dışarıya birkaç saman tanesi atan, kafasını yana döndüğünde samanın ağır kokusunu aldığı o samandan yastıkları seviyordu. Ama bu, pamuktan yastıklara hayır diyeceği anlamına gelmiyordu. Denemek güzel olabilirdi.

Duvara tüm gücüyle yumruk attıktan sonra kolu ağrımaya başladı, ama bunun sebebi sert bir cisme vurmaktan dolayı değildi. Sanki duvara vurunca, kolundaki tüm güç o yumuşak olarak gördüğü duvara akıp gitmişti. İlk aşamayı başarıp başaramadığını kontrol etmek için adamın yüzüne baktı, ama adamda en ufak bir duygu belirtisi göremedi. En baştaki gibi sert bir şekilde duruyordu.

Adam bağırarak ''İkinci aşama!'' dedi. Zend'in kalbi bir heyecan dalgasıyla daha mücadele etti. Birkaç saniye bekleyişten sonra kalbi heyecan dalgasına karşı galip gelmeyi başardı ve adamın işaret ettiği yuvarlak yere gitti.

''Otur!'' Adam, Zend'e oturması için emir verdi. Zend bunu istemsiz olarak uyguladı, adamın sesindeki baskıcılık ve korkunç aura, Zend gibi güçsüz bir çocuğun iradesi karşısında son derece üstün geliyordu. Adama karşı çıkmak gibi bir seçeneği yoktu, olsa da asla karşı çıkmazdı çünkü, Şövalye Okulu'na girebilmesi buna bağlıydı.

Zend hızlıca kafa salladı ve yuvarlak alanın içine yavaş bir şekilde oturdu, iki saniyeliğine kolunu sıvazladı. Hala ağrıyordu, kolunu tek başına hareket ettirmek için dermanı yoktu.

Zend oturduğunda, adam ona gözünü hep açık tutmasını, on saniyeliğine nefesini tutmasını ve hareket etmemesini, aksi halde elementinin yanlış belirlenebileceğini söyledi. Tabii ki, bağırarak ve kaba bir biçimde.

Zend bunları zaten biliyordu, biraz önce çıkan çocukların nasıl yaptıklarını dikkatle izlemişti ve adamın dediklerini harfiyen yaptı.

''Tanrım, Şeytan, ya da beni kim duyabiliyorsa, lütfen elementim karanlık olsun, lütfen.'' Zend beklenti içinde insanların onlara taptıklarını, onlar için kan döktüklerini ve sokaktaki dilenciler yerine para attıkları varlıkları, belki kendisine yardım ederler diye düşünüp dua etmeye başladı. Ayrıca karanlık elementini bu kadar istemesinin sebebi, çok nadir bulunması, anında eğitim için krallığın üzerinde oldukça söz sahibi olan bir kuruluş olan bir yere gönderilmesiydi. Hem de karanlık elementine sahip olanlar, krallıkta el üstünde tutuluyorlardı çünkü üstün bir yıkım güçleri vardı.

''Hmm, garip.'' Sert adamın sesi duyuldu.

''Garip mi? Karanlık elementi Yaşlı Dilenci'nin bana okuduğu kitaba göre çok az bulunan bir element. Belki de benim gibi ailesi olmayan bir çocukta olduğu için sert amcaya garip gelmiştir.'' içinden geçirdi. Aklındaki güzel düşüncelerin onu heyecanlandırmasına engel olamadı. Zend bir keresinde Yaşlı Dilenci'den doğum günü hediyesi olarak içinde elementlerin ve temel büyülerin yazılı olduğu bir kitap almıştı. Kitap on sayfalık olmasına rağmen tüm sayfalarını Yaşlı Dilenci'ye tek tek okutup ezberlemişti. Hatta tüm elementlerin en temel büyülerini yapmayı deneyip başarısızlığa uğramıştı, bunu da hiç eğitim almamasına bağlamıştı.''Yoksa ateş ve karanlık elementleri birlikte mi geldi? Öyleyse daha güzel olur ve ondan dolayı da garip diyebilir. Hangi elemente yatkınım acaba, çok merak ediyorum. Hızlı bitse bari.'' Zend heyecan içinde söylendi.

''Tamam, ikinci aşama bitti, hadi üçüncü aşamaya geçelim.'' Bu sırada Zend Tofu'ya bakma fırsatını yakaladı. Kişide bulunan elementler, adamın önündeki biçimlendirildiği belli olan bir kayadan başka bir yere de yansıtılıyordu, ancak bu yer mülaakat alanının tam üstündeydi. Bu sebepten dolayı Zend elementlerini göremiyor, ama izleyiciler görebiliyordu. Elli kişiden fazla olan izleyicilerin arasından, Tofu'yu buldu. Platformun üzerindeki tabelaya baktığı belliydi. Yüzü bembeyaz olmuştu, dudağını o kadar sert ısırmıştı ki bir damla kan çenesinden aşağı damlıyordu. Tofu'ya ne oldu da böyle bir ifade takındı diye düşündü Zend. ''Acaba elementlerimi görüp şok mu oldu ki? Haha.'' Zend sevinçli bir şekilde kıkırdadı. Elementlerini kendisinin görememesi tam bir hayal kırıklığıydı, buna aşırı üzülmüştü.

''Yere yat!'' Sert adam tekrar kaba bir şekilde bağırdı. Zend ona uydu ve yerde beliren dikdörtgen alana yattı. Tam yatarken adamın yüzünü bir yoklamak istedi, belki bu sefer elementlerinin çokluğundan ve güçlü olmalarından dolayı şaşırmış bir ifade takınır diye düşündü. Ancak adamda yine bir duygu yoktu.''Bu adam da bir şeyi belli etsin artık!'' diye sitem etti Zend.

Yere yattığında, aniden gelen bir şok dalgası hissetti.

***

1204