Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

40. Bölüm Jongtham

Çevirmen: Tomato / Editor: Tomato

 

Gözünün içine giren Güneş'in ışıklarıyla birlikte uyandı Zend.

Yavaşça yataktan kalktı, ama hala uykusu vardı çünkü bugün okula ilk kez gidecekti ve bunu düşünüp heyecanlanmıştı, bu da gece sürekli uyanmasına neden olmuştu. Hemen çeşmeye doğru ilerleyip yüzünü yıkadı ve uykusundan arınmaya çalıştı.

Çeşmenin üstündeki aynada kendi yüzünü inceledi. Sokakta böyle tertemiz aynalarla karşılaşamadığı için kendini ilk kez böyle ayrıntılı bir şekilde görüyordu. Siyah gözlerinin içine baktı. Birkaç saniyeliğine aynaya baktıktan sonra yüzünü aynanın yanında duran havluyla kuruladı ve gece çoktan hazırlamış olduğu üniformasını giymeye başladı.

İçinde ilk kez üniforma giymenin heyecanı da vardı. "Demek herkes bunu giyecek ha? Hahaha, çok iyi olacak." kendi kendine söylendi ve pantolonunu giydi.

"Pantolon tamam." dolaptan aldığı kıyafet tam olarak üstüne oturmuştu ve düşmemesi için ya da içine sığabilmek için uğraşmasına gerek kalmamıştı. Pantolon lacivert bir pantolondu ve üzerinde aşağıya doğru düz ilerleyen renkli çizgiler vardı.

Koltuğun üzerinde duran kırmızı tişörtü de üzerine geçirdikten sonra saçlarını taradı, kendine son bir kez aynada bakıp bir kusuru olmadığına karar verdi. Böyle şeylere genelde çok önem vermezdi ama bugün okuldaki ilk günü olacağı için iyi görünmeliydi.

"Hazırım." Zend kendine moral verdi ve kapının önüne gelip ayakkabılarına baktı, Fun ile birlikte aldığı ayakkabı hala pırıl pırıl kapının önünde bekliyordu. Ayakkabılarını da giydi ve derin bir nefes alıp dışarı çıktı. Aşağı indi ve dışarı çıkıp bulutsuz gökyüzüne baktı. Hava bugün çok güzeldi ve Zend'e göre her insan yukarı bakıp böyle güzel bir gökyüzünü görünce mutlu olurdu.

Koşmak istese de, kendine hakim oldu ve hızlı adımlarla ana binaya doğru ilerledi. Büyük kapının yanındaki deliğe yüzüğünü soktu ve içeriden gelen büyük gürültüyü, konuşma, ayak seslerini dinleyerek kapının açılmasını izledi.

Daha önce gördüğü kızıl saçlı adam yine kapının yanında oturuyordu ve Zend'e selam verdi. "Selam Zend, nasılsın?"

Zend adama baktı ve gülümseyerek cevap verdi. "İyiyim efendim, siz nasılsınız?"

"Biz de iyiyiz kardeşim," adam yanındaki arkadaşını dirseğiyle dürttü ve konuştu. "Solin, bak işte bu çocuk bizim takımımıza girecek."

Adamın seslendiği adam ayağa kalktı, giydiği ceketin önünü kapattı ve Zend'e elini uzattı. "Ben Solin küçük kardeş. İkinci seviye kral moduna ulaşmış yedinci seviye bir savaşçıyım. Memnun oldum."

Zend de elini uzattı ve adamın uzattığı eli tutup tokalaştılar. "Ben de memnun oldum efendim."

Adam gülümsedi. "Saygılı çocukları çok severim." yavaşça Zend'in kulağına yaklaştı. "Aramızda kalsın ama Yun adlı kendini bilmez veledin haddini bildirdiğini duyunca çok sevindim. Böyle bir şeyi hak ediyordu. Haha." adam güldü. Konuşması çok düzgündü ve asil bir havası vardı.

Zend duyduklarıyla mutlu oldu. Çocuğun o yumruğu hak ettiğini kendi de düşünmüştü ama birazcık da vicdan azabı çekiyordu. "Haha bence de bunu hak etmişti. İzninizle yemek yemek için gidiyorum."

Adam ona başını salladı. "Seni takımımızda görmek bizi çok mutlu edecek kardeşim."

***

Zend masaların arasında Fun'un olduğu masayı buldu ve oturdu. Fun'un yanında masada oturan hemen hemen on beş kişi vardı, büyük bir masa olduğundan yer sıkıntısı çekmemişlerdi ve masanın üstünde bulunan bin türlü yemekleri yiyip Zend'in çay olarak tahmin ettiği şeyleri içiyorlardı. "Merhaba."

Herkes ona baktı, bu Zend'in biraz utanmasına neden oldu. Fun hemen konuşmaya başladı ve Zend için yan masadan bir sandalye çekti. Masanın bir kısmı zaten boştu. "Gel Zend gel, seni uyandırmaya gelecektim ama yemekleri görünce unutuverdim. Şimdi seni görünce çok rahatladım bak, hadi otur da yemek ye. Bugün okuldaki ilk günün olacak."

Zend başını salladı ve Fun'un çektiği sandalyeye oturdu. Saga ve iki arkadaşı da yine bu masadaydı, kısaca "Hoşgeldin Zend." dediler. Masadaki diğer insanları tanımıyordu Zend. Bir tane kendi yaşlarında bir erkek, bir kız çocuk, -çocukların üzerinde de Zend'in üniformasından vardı- yaşlı, beyaz saçlı tatlı bir adam, bir de Zend'den beş altı yaş büyük gibi görünen ama Zend'in üniformasına benzer bir üniforma giyen bir çocuk vardı. Zend'e başlarıyla selam verdiler, Zend de onlara başıyla selam verdi. Masanın üstünde bir kutuda bulunan çatallardan bir tane aldı ve yanına bir de bıçak ekledi ve önünde bulunan, yumurta kızartması olduğu tahmin ettiği yemeği yemeye başladı. Gerçekten çok lezzetliydi.

Yemek bitti.

Fun koluna bağlı olan bir taşa baktı, ellerini çırptı ve ayağa kalktı. "Okul vakti gelmek üzere. Hadi kardeşlerim, okula geç kalmak istemeyiz. Yavaşça yola çıkalım artık."

Herkes onu onayladı ve ayağa kalkıp kapıya doğru giden Fun'un peşine düştüler. Zend de onlar gibi yapacaktı ki arkadan ona doğru gelen bir ses duydu. "Zend, bir saniyeliğine bakar mısın?"

Zend arkasını döndüğünde sarı saçlı adamı gördü. Karkan ona bakıyordu. Okulun heyecanını bastırarak cevap verdi. "Tabii ki."

Karkan'ın yanına neredeyse koşarak gitti Zend. Karkan'ın yanına ulaşıp adamın yüzüne baktığında, Karkan eğildi ve ellerini Zend'in omzuna koyup konuşmaya başladı. "Zend, dün konuştuklarımızı unutma. Sen sadece bir savaşçısın ve bir büyüye yatkınlığın yok. Ayrıca, söylediğim gibi en iyi sınıfa gönderiyorum seni. O sınıftaki herkes kendi nesillerinin en iyileri ve elit insanlar. Yanlış hatırlamıyorsam yirmi kişilik bir sınıf, on bir tanesi kardeşimiz. Onların yanında dediklerine dikkat et."

Zend adamın dediklerine kısaca "Tamam." dedi ve vedalaştıktan sonra koşarak Fun'la birlikte yürüyen gruba yetişti, önde yürüyen Fun'un ve Saga'nın ortalarına girdi.

Fun yanına koşarak gelen çocuğa baktı, gülümseyerek konuştu. Yoldaşı Fixi de omzundaydı. "Heyecanlı mısın Zend?"

Zend adama baktı ve konuştu. "Tabii ki heyecanlıyım, nasıl olmam ki?" adamın omzunda duran örümceğe baktı. "Sen nasılsın Fixi?"

Örümcek Zend'in omzuna zıpladı ve Zend'in elini yukarı doğru kaldırmasıyla birlikte eline doğru çıktı. "İyiyim Lord Zend. Bence heyecanlanmanıza gerek yok, okul gibi küçük bir şeyin üstesinden gelmek sizin için zor değildir."

Zend güldü. "Haha, umarım öyle olur Fixi."

Saga araya girdi. "Fixi'den korkmuyor musun Zend? Çocuklar genelde örümceklerden korkarlar. Bu yüzden derslerine gelmeyecek kadar ileri giden çocuklar bile var."

Zend örümceğin omzuna çıkmasına izin vererek konuşmaya başladı. "O çok tatlı bir örümcek, neden korkayım ki? Hem bence insanlar onları yanlış anlıyorlar." Zend Saga'nın dediklerini şimdi değerlendirdi. "Bir dakika, derslerine derken? Fixi de mi öğretmen yoksa?"

Saga güldü. "Ben de sana hak veriyorum Zend. Ama arkana bakarsan neden sorduğumu anlarsın, haha. Bu arada evet, Fixi büyülü yaratıklar dersinin bir öğretmeni."

Zend kafasını arkaya çevirdi. Masada onlarla birlikte oturan iki çocuğun en arkaya geçip oradan yürüdüklerini gördü.

"Demek senden korkuyorlar ha Fixi? Öğretmen olmayı başardığına göre süper biri olmalısın."

Fixi başını öne eğdi. "Sadece bir şeyleri öğrendim. Çok büyük bir şey değil Lord Zend, bu yaşınızda üçünü seviye bir savaşçı olan sizin çok daha iyi yerlere geleceğinizi düşünüyorum."

Zend kıkırdadı, "Bir dakika, şimdi sana nasıl davranmalıyım? Sonuçta sen bir öğretmensin ve ben bir öğrenciyim. Fixi öğretmenim demem gerek sanırım, değil mi?"

Fixi cevap verdi. "Sadece Fixi de diyebilirsiniz. Benden korkmamanız yeterli."

Zend tam ağzını açıp cevap verecekti ki, Fun konuştu. "İşte geldik."

Zend hemen Fun'un baktığı yere baktı, kahverengi bina kadar olmasa da oldukça büyük olan, koyu yeşil bir bina gördü.

"Burası mı?" Zend sordu.

"Evet, işte burası. Jongtham'a hoşgeldin."

Zend okula baktı. En azından altı katlı gibiydi ve büyük balkonları vardı. Ayrıca duvarlarında, kendini belli eden gayet güzel dekorasyonlar vardı. "Vay be, güzelmiş."

"Değil mi, epey güzeldir okulumuz." Saga konuştu.

"Şimdi seni sınıfına bir götüreyim. Büyük ihtimalle çok yabancılık çekmezsin zaten, Beyaz Taç kardeşi olan çok fazla çocuk var." Fun konuşmaya başladı.

Zend'in içi kıpır kıpırdı. Yeni arkadaşlarıyla tanışacaktı ve yeni insanlar görecekti. Öğretmenleri onu sever miydi acaba? Birazcık da korkuyordu.

"Umarım herkes beni sever." Zend konuştu, sesi biraz titrek çıkmıştı.

"Haha, merak etme, eminim seni sevecekler. Bazı öğretmenlerin hariç çoğu öğretmenden endişe etmene gerek yok. Biz hallederiz onları."

Zend zaten öğretmen olan birkaç kişiyi tanıdığı için çok mutlu oldu.

"Acele edin, ilk ders başlamak üzere." Fixi konuştu.

Zend daha da heyecanlandı çünkü ilk dersine geç kalmak istemiyordu. "Hadi o zaman."

Okulun dış kapısından içeri girdiklerinde birçok genci ve çocuğu bahçede gördüler. Hepsi ya garip oyunlar oynuyorlardı, ya da birbirlerine büyü yapıyorlardı. Oldukça eğleniyor olduklarını düşündü Zend.

içeri girdiler ve Zend, girişteki yüksek tavanı görme şansını yakaladı. Büyük avizeler aşağı sarkıyordu ve avizelerin üzerindeki mumlar ortamı son derece aydınlatıyordu.

"Vay canına!" Zend heyecanlandı.

"Gerçekten görkemli değil mi?" Fun güldü.

Biraz yürüdükten sonra bir kapının önünde durdular. "İşte burası sınıfın. Gerisi sende Zend. Merak etme, ders daha yeni başladı. İyi olacaksın. Ben gidiyordum artık, benim de girmem gereken bir dersim var ve ben de geç kaldım."

Zend başını salladı, Fun'un hemen gidişini izledi, derin bir nefes aldı ve kapıyı tıklattıktan sonra içeri girdi.

***