Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

45. Bölüm Kükreme 

Çevirmen: Tomato / Editor: Tomato

 

Gözlerini araladı, tavandaki avizeden gelen ışığın gözlerini almasıyla gözlerini tekrar kapattı. 

''Günaydın.'' Yun oturduğu koltuktan yeni uyanmakta olan Zend'e seslendi. 

Zend gözlerini açtı ve kafasını gelen tanıdık sese doğru çevirdi. Yun, ellerini birleştirmiş oturuyordu. Yavaşça doğruldu, elini doğrulmaya çalıştığı anda küt küt atan başına koydu ve biraz bekledi. ''Kyuk'un odası mı burası?'' sessizce konuştu.

''Aynen öyle. Liga sana sağlam bir vurdu ve bayıldın. Bizde seni iyileştirmesi için Kyuk'un yanına getirdik. Fun ve Saga yemek yemeye gittiler.'' Yun konuştu ve biraz bekledi. ''Öncelikle özür dilerim. Liga ile dövüşmen için seni zorladım, bana yaptığın o vuruş Liga'yı yenebileceğini düşünmemi sağladı. Ama gerçekten, güzel bir tekniğe karşı sanırım hiçbir şey bilmeden savaşmak imkansız.'' 

Zend yaptığı maçı düşündü. İkisinde de aynı teknik vardı ama onun eli, Liga'nın eline karşı duramamıştı. ''Önemli değil.'' artık neredeyse doğrulmuştu ve yavaşça başını salladı. Yun'a tekrar baktı ve asıl merak ettiği şeylerle ilgili konuşmaya başladı. ''Yun, asıl merak ettiğim şey aynı tekniği kullanmamıza rağmen neden yenildiğim.'' Zend ellerine baktı. ''Onun tekniğinin aynısını yaptığımdan eminim, ama yumruğum onun yumruğuna karşı dayanamadı. Neden böyle oldu?'' 

Yun onu dinlerken başını salladı. ''Söylemek istediğim şeylerden biri de bu. Senin tekniğin tam değildi. Yani sen de aynı tekniği yaptın, ama o teknik daha tam olmamıştı, içi boş bir kılıç gibiydi. Mesela şöyle düşün, benim elimde altından bir kılıç var. Senin elinde ise sadece tahta bir kılıç. Çarpıştıklarında hangisi kırılır sence? Aynı o şekilde senin yarım tekniğinle Liga'nın tam tekniği çarpışınca doğal olarak Liga kazandı.'' 

Yun ayağa kalktı. ''Ama kilit noktamız bu değil.'' Zend'e doğru eğildi, ''Zend, önceden öğrenmiş miydin o tekniği?'' 

Zend ciddileşen Yun'a baktı. Böyle bir soruyu beklemiyordu doğrusu, biraz şaşırdı. ''Hayır, öğrenmiş olmam mı gerekiyordu?''

Yun hızlı hızlı başını salladı. ''Evet, öğrenmiş olman gerekiyordu. Daha doğrusu onu kullanamaman gerekiyordu. Peki o tekniği ne zaman gördün?'' 

Zend iyice üstüne gelinmesiyle birlikte hafifçe terlemeye başlamıştı. ''Liga bana saldırdığında gördüm işte.'' masumca cevap verdi. 

''İyide bu imkansız Zend! Bugün onu kullandın, bu ilk görüşünse böyle bir olay olmamalı!'' Yun sesini yükseltti. ''Kral moduna sahip olan bizler bile bir tekniği el kitabından öğrenmek için en azından bir hafta harcarız Zend! Bir hafta! Ama sen şimdi gelip onu sadece izleyerek kullandığını söylüyorsun! Bu olamaz!'' 

Zend'in biraz önceki tedirginliği ve gerginliği yavaşça öfkeye dönüşmeye başladı. ''Yalan söylemek için bir nedenim yok! Sadece dün gördüm ve o tekniği ben de kullanmak istedim, sonra onun yaptığı gibi yaptım ve havalı sözleri söyledim, teknik de oluverdi. Her şey bunlardan ibaret. Söylemediğim bir şey yok!'' 

Yun, Zend'in kendine bağırdığını görünce biraz geriledi, tam konuşacaktı ki kapının açılma sesi duyuldu. ''Sakin olun çocuklar.'' 

Kapıdan gülümseyen yüzüyle Fun girdi, arkasında da Kyuk ve Saga vardı. Kyuk belli ki biraz önceki bağırışmaları duymuştu, hemen konuşmaya başladı. ''Daha yeni iyileşmiş olan bir kardeşine neden bağırıyorsun Yun?!'' 

Yun başını öne eğdi, ''Ama Kyuk kardeş, sadec--'' dedi. Cümlesini tamamlayamadı çünkü Fun araya girdi. ''Sakin olalım kardeşlerim.'' Kyuk ve Yun daha fazla üstelemedi çünkü Fun'un baskın aurasını hissetmişlerdi.

Fun Zend'e döndü. ''Zend, seni tebrik ediyorum küçük kardeş.'' Zend ise Fun'un dediklerine şaşırdı. Tebrik edilecek bir şey yaptığını düşünmüyordu. ''Niye ki? Tebrik edilecek ne var?'' 

Fun kıkırdadı. ''O tekniği daha önce hiç görmedin, bunu biliyorum. Hollis bana senin henüz hiçbir teknik öğrenmediğini kendi söyledi, ayrıca onunla son yılda yaptığın eğitimlerle ilgili de konuştuk. Yakınlarında bir teknik görebileceğin sadece Hollis varmış ki, Hollis böyle ucuz numaraları kullanmayacak birisidir. İlk yüzün içinde bu tekniği ya da gelişmişini kullanan biri bile yok, pek sağlam bir teknik olduğu söylenemez.'' Fun sustu ve Yun'a bir bakış attı, tekrar konuşmaya devam etti. ''Arenadayken, o tekniği çok kullanmak istedin çünkü o tekniği kullanabilseydin Liga'yla eşit olacaktınız. Doğal olarak tekniği kullanmaya çalıştın ve Liga'nın yaptıklarını yaptın. Bir yanlışım var mı?'' 

Zend kendine doğru bakan Fun'un sorduğu şeye hayır anlamında başını salladı. Fun devam etti. ''Güzel, böylece o tekniği yarım da olmuş olsa arenada kullanmayı başarabildin. Yaklaşık dört dakikada. Doğru mu?'' 

Zend bu sefer evet anlamında başını salladı. Belli ki Fun her şeyi ayrıntılarıyla düşünerek hiçbir yanlışın ortada kalmamasını istiyordu. ''İşte burada bir sorun var.'' Fun'un konuşmasıyla birlikte Zend irkildi. Hemen okuldan atılacağı ve tekrar sokak çocuğu olacağı senaryolar aklının içinde bir sel gibi akmaya başladı, sonra bunları düşünmemeye çalışarak dikkatini tekrar Fun'a vermeye çalıştı.

''Bu sorun ise, Liga'nın bu tekniğin sadece onda birini kullanmak için bir buçuk ayını feda etmiş olması. Bunu kendisine sordum.'' Fun yavaşça Zend'in yanına yaklaştı ve birazcık eğilerek boylarını eşitledi, gözlerini çocuğun siyah ve küçük gözlerinin hizasına getirdi. ''Ama sen hemen hemen onda beşini, yani yarısını beş dakikada kaptın. Bunu nasıl yaptığını öğrenmek istiyorum sadece.'' Fun gülümsedi. Zend'in kulağına doğru yaklaştı, kimsenin duyamayacağı şekilde konuştu. Odadakiler kral moduna sahip olsalar da henüz dikkatlerini Fun'un söylediklerini duymak için vermediklerinden onu duyamazlardı. ''Bir sürprizin daha var mı diye merak ediyorum sadece Zend. Korkma.'' 

Zend başını salladı ve Fun'un yeşil gözlerinin içine baktı. ''Tamam.'' 

Fun hızlı bir şekilde ayağa kalktı ve Kyuk'a baktı. ''Bildiğin üzere Kyuk, altıncı seviye bir ışık büyücüsü ve bir tıp uzmanı. O senin ki dolaşımına bakacak. Teknik öğrenme hızına oradan bakabilir. Saga bir büyüyle Kyuk'un gözlerinden görmemizi sağlayacak, yani bizde ki sistemini görebileceğiz. Şimdi yatağa yat ve rahatla. Canın yanmayacak.'' 

Zend bir kere daha başını salladı ve daha yeni kalktığı yatağa geri yattı. Rahatlayarak düşüncelerinden arınmaya çalıştı ve gözlerini kapattı. Kyuk Zend'in ayak tarafına doğru geçti. ''Önce ayak tarafından başlayıp yukarı çıkacağız. Saga, hadi yap.'' 

Saga bir eliyle Kyuk'u tutarak bir eliyle de Fun'u tuttu. Gözlerini kapattı, kısaca ''Hazırım.'' dedi. 

Kyuk tamam dermişcesine başını Zend'in ayaklarına çevirdi. Ellerini çocuğun iki küçük ayağının üstünde tuttu ve yavaşça aşağıya doğru indirdi. Elleriyle Zend'in ayaklarının arasında yaklaşık yirmi santimlik bir mesafe kaldığında ellerini durdurdu, ellerinden çıkan sarı bir ışık hüzmesi Zend'in ayaklarının üstünde durdu ve yavaşça Zend'in başına doğru ilerlemeye başladı.

''Görebiliyoruz değil mi?'' Kyuk Saga ve Fun'a seslendi. Saga ve Fun ise, basitçe ''Evet.'' dediler. 

Kyuk gözlerini çocuğun bacaklarına çevirdi. Küçük ve iğne büyüklüğünde ilerleyen onlarca küçük ki damarı gördü. Fun ''Vay canına.'' dedi. Belli ki böyle bir sistemi daha önce çok görmemişti. 

''Damarlar normal birine göre yaklaşık üç kat daha kalın.'' Kyuk konuştu. Saga devam etti. ''Yani normal bir insana göre gelişimi üç kat daha hızlı olacak, öyle mi?'' 

Kyuk ''Evet, öğrenme hızı da aynı şekilde.'' dedi, arkasından Fun konuştu. ''Böyle bir şeyi zaten bekliyorduk, ama bu beş dakikada bir teknik kullanmayı açıklamaz. En az iki gün olmalı.''

''Sabırlı ol.'' Kyuk konuştu, neredeyse karın bölgesine gelmişti. ''Şimdi en önemli yere geliyoruz.'' 

Yavaşça ki havuzuna doğru ilerlerdi, vücuda ki gönderen yer burasıydı. Bir nevi bir kalp gibiydi. Ama çocuğun ki havuzunda bir sorun var gibi görünüyordu, ki havuzu simsiyahtı!

''Bir gariplik var Fun. Ki havuzu simsiyah!'' Kyuk biraz sesini yükseltti. Hayatı boyunca ilk kez böyle bir şey görüyordu.

''Siyah mı? Nasıl yani?'' Fun konuştu, kendisi de görüyordu ama ilk elden görenin Kyuk olduğu için ona sormakta fayda olduğunu düşündü. Siyah ki havuzu diye bir şeyi ilk kez duyuyordu. Ne anlama geliyordu acaba? 

''Bildiğimiz siyah, ama havuz kısmından çıktıktan sonra maviye dönüşüyor tekrar. Ki renkleri değişebilir, ama siyah bir ki yoktur. Yani ben hiç görmedim ve duymadım, okuduğum kitaplarda da siyah bir kiye rastlamadım hiç.'' bu sırada Saga konuştu. ''Karanlık elementine sahip olanların bile sahip olduğu ki, genellikle koyu lacivert renktedir. Tamamen siyah olmamalı.''

''Dışarı itiliyorum!'' Kyuk biraz daha yükseltti sesini, sanki bağırır gibiydi. 

Fun şaşırdı, ''Nasıl dışarı itiliyorsun? Seni oradan çıkartacak ne olabilir ki? Zend böyle bir şeyi yapamaz bile, bu ışık büyüsü üstün bir büyü değil miydi?'' 

Kyuk başını salladı, ama herkesin gözü kapalı olduğu için bunu kimse görmedi tabii. ''Evet öyle, ama bir şekilde dışarı doğru kayıyorum, Zend, bunu sen yapıyorsan sakın yapma!'' 

Zend panikledi, hiçbir şey yapmamıştı ki. ''Ben hiçbir şey yapmıyorum zaten, düşünmemeye bile çalışıyorum işiniz kolaylaşsın diye.'' 

Kimse bir şey demedi. 

''Beni dışarı hiçbir şey atamaz.'' Kyuk içinden konuştu, daha da odaklandı. 

''Görüntü gittikçe uzaklaşıyor Kyuk! Ne yapıyorsun?!'' Saga konuştu. ''Benim büyümde bir sorun yok.'' Kyuk, Saga'nın sorusuna cevap vermedi. 

''ROAAĞHR!!'' 

Kulaklarını çınlatan bir kükreme duydular. Kyuk bu kükremenin tüm Beyaz Taç'ı yıkacağını düşündü, ama deprem oluyor mu diye etrafına bile bakamıyordu. Gözlerini açamayacak kadar baskı altında kalmıştı. 

Fun ve Saga da aynı şekilde konuşacak kadar ağızlarını açamıyorlardı. 

Kükreme bir süre sonra bitti. Bu süre, Kyuk, Saga ve Fun'a yıllar kadar uzun gelmişti, gözlerini açmayı başardıklarında bağlantının kopmuş olduğunu ve yere düşmüş olduklarını fark ettiler. 

Fun hemen emirler vermeye başladı. ''SAGA! Hemen git ve kardeşlerimize haber ver! Kutsal Seviye bir büyülü yaratık buraya geliyor! KYUK! Sen de acilen gidip birliklere haber ver, savunma hattı kurmalıyız!'' 

Saga hemen başını salladı ve ayağa kalkmaya çalıştı, ama başı hala dönüyordu. Kyuk hareket edemedi bile.

''NE BEKLİYORSUNUZ?!'' Fun hala bağırıyordu, ama kendisi de hareket edemiyordu. 

Zend çok korkmuştu, Yun da bir o kadar gerilmişti. Kendini tutamadı ve konuştu. ''N'oldu millet?! Zend'in ki havuzuna geldiğinizde durduk yere bağırmaya başladınız! Sorun nedir?!'' 

Fun hemen Yun'a baktı, yüzünde garip bir ifade vardı. ''Ne yapmaya başladık?! Duymadın mı kükremeyi Yun?! Yoksa kendini mi kaybettin?!'' Fun, çocukların kutsal seviye bir büyülü yaratığın sesini duymalarına rağmen hala nasıl bayılmadıklarını zaten merak ediyordu.

''Ne kükremesi?! Ben kükreme falan duymadım! Siz bir anda yere düştünüz ve bağırmaya başladınız!'' Yun da bağırmaya başladı. Ortama ister istemez uyum sağlayarak bağırma ihtiyacı hissetti. 

Fun hemen başını Zend'e çevirdi. ''Zend! Sen de mi duymadın bir şey?!'' 

Zend Fun'un kendine bağırmasıyla birlikte o kadar korktu ki, önce cevap veremedi. Fun Zend'den cevap gelmeyince yine bağırdı. ''Cevap ver Zend!'' 

Zend başını salladı ve düğümlenmiş dilini çözüp konuşmayı başardı. ''Ben de bir şey duymadım Fun. Bir anda bağırmaya başladınız. Neler oluyor?!'' 

*** 

1548