Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

47. Bölüm İlk Teknikler 

Çevirmen: Tomato / Editor: Tomato

 

Sabah oldu. 

Zend bugün çok güzel şeyler yaşayacağını düşündü, hem okuma yazmayı biraz öğrenecekti hem de bir teknik seçecekti. Bir savaşçı tekniği!

Kıkırdadı, hemen dolaptan kıyafetlerini alıp giydi ve aşağı indi. Kahvaltı yapmak için Fun'un oturduğu masayı görmeye çalıştı, ama bugün Fun masaların hiçbirinde görünmüyordu. Zend bir işi çıkmış olduğunu düşündü ve Saga'ya bakmayı unutup bir masaya oturdu. Tabii ki oturunca görevlilerden bir tabak omlet istedi.

Zend'in oturduğu masada iki tane yetişkin, yaklaşık on tane Zend'in yaşlarında çocuk vardı. Zend onlara başıyla selam verdi ve hemen yemeğini yemeye başladı. 

''Bu dün Liga'yla savaşan çocuk değil mi?'' bir kız fısıldayarak yanında oturan diğer kıza sordu. Diğer kız da önce Zend'e çaktırmamaya çalışarak baktı ve sonra fısıldayarak arkadaşının sorusunu yanıtladı. ''Evet o. Fena yenildi ama, değil mi?'' kız hafifçe kıkırdadı, ama sesi biraz fazla çıkmıştı ve bundan dolayı Zend'in kendini duyduğunu düşünüp biraz utandı. Ama Zend, en baştan beri zaten onları duyuyordu zaten, bir tepki vermedi. Kızların yanında oturan yetişkinlerden biri olan kızıl saçlı bir kadın dirseğiyle kızlardan birini dürttü, diğer kız da bunu gördü. Kadın sonra Zend'e gülümsedi ve ''Kusurlarına bakma Zend, daha ne hakkında konuşulup ne hakkında konuşulmayacağını bilmiyorlar.'' dedi. 

Zend de aynı şekilde gülümsedi ve konuştu. ''Önemli değil, yaptıklarımdan utanmam. Bu arada ismimi nerden biliyorsunuz acaba? Sizinle daha önce tanışmamıştık.'' 

Kadın tekrar konuştu. ''Haha, seni tanımayan yok Zend. Önce tam olmasa da Yun ile, sonra da Liga ile bir dövüş yaptın. O ikisi çok meşhurdur, kiminle savaşsalar savaştıkları kişinin adını herkes duyar. Hem dün senin dövüşünü izleyenlerden biri de bendim, Fun isimi sürekli söyleyerek aklıma kazıdı.'' 

''Siz de mi oradaydınız?'' Zend konuştu, sonra kendine tek tezahürat yapanın Fun olduğu aklına geldi. ''Fun'dan başka kimse adımı söylemiyordu zaten.'' güldü. 

Kadın çocuğu teselli etmek istercesine konuştu. ''Liga dört yaşından beri antrenman yapan bir çocuk, ayrıca tekniği sana göre çok güçlüydü. Uzun süre bile dayandın, eminim güzel bir teknik öğrendiğinde onu yenebilirsin.'' 

''Teşekkür ederim.'' Zend konuştu. 

''Ne için?'' kadın kaşlarını kaldırarak konuştu. 

''Teselliniz için.'' Zend yemeğini bitirdiği için masadan kalktı. ''O halde izninizle.'' 

Kadın biraz utanç duydu, çocuğun onu teselli etmeye çalıştığı için kötü hissetiğini düşündü. ''Hayır ya, teselli etmeye çalışmıyorum, sadece gerçekleri söylemek istedim.'' 

Zend çoktan arkasını dönmüştü, yenildiği için o dövüşle ilgili konuşmayı pek istemiyordu. Kadın daha da ısrar edecekti ki, kızlardan biri Zend buradan gittiği için konuşmaya başladı. ''Hadi ama, onu teselli etmeye çalıştığın belliydi. O sekiz yaşında olmasına rağmen daha okuma yazma bile bilmeyen bir çocukmuş. Yenilmesine şaşırmamak gerek, haha, gerçekten tembel biri olmalı.'' 

Kadın sinirlenmeye başladı. ''Tai, asla bir kardeşin hakkında kötü konuşma. İleride çok pişman olabilirsin.'' 

Kız cevap verdi. ''Neden pişman olacakmışım ki? O çocuk benden bile güçlü olamaz bence.'' kız konuştuktan sonra yanındaki iki çocuk da ona hak verdi. 

Kızıl saçlı kadın bu sefer çok kızacaktı ki, her şeyi kelimesi kelimesine duymuş olan Zend arkasını dönüp hızlıca masanın yanına geldi ve durdu. Biraz önce kendisi hakkında kötü şeyler söyleyen kıza baktı. ''İsminiz neydi acaba?'' 

Kız biraz şaşırdı, çocuğun geri dönüp böyle bir şey sormasını beklemiyordu. ''Şey... Tai Boong.'' 

Zend kız ismini söylediği anda konuşmaya girdi. Kötü şeyler söylemese aslında tatlı bir kızdı, yuvarlak bir yüzü, kısa pembe renk saçları vardı. ''Tai Boong. Seninle bu senenin yıl sonu yarışmalarından sonra tekrar konuşmak istiyorum.'' Zend konuştu, kız biraz daha şaşırarak başını salladı. Zend tekrar arkasını dönüp hızlı adımlarla oradan uzaklaştı. ''Bu yılın sonunda ona dediklerini yutturacağım.'' 

*** 

Zend okula vardı ve bazı kötü bakışlara aldırmadan Saga'yı bulmaya gitti. Saga'nın odasını uzun bir uğraştan ve yürüyüşten sonra bulmuştu. Altı katlı okul binasındaki altı kattaki tek tek her odaya bakmış, hatta yanlışlıkla kızlar tuvaletine bile girmiş, sapık olarak tepki görmüş ve son derece büyük bir utanç yaşamıştı. Sonunda Saga'nın odasını buldu, önünde Saga Fungyuo yazan kapıyı tıklattı ve içeri girdi. İçeriden içeri girebileceğini belirten bir ses geldi ve Zend, bu sesin üstüne içeri girdi. 

Saga, yine arkadan saçlarını at kuyruğu yapmıştı ve resmi bir kıyafet giymişti. Uzun, siyah ve son derece beyaz teniyle uyumlu saçları arkasından aşağıya doğru uzanırken Zend'e gülümsedi ve oturmasını işaret etti. Zend henüz fark etmemişti ama, Saga büyüleyici bir kadındı. Boğazını temizledi ve kıpkırmızı dudaklarını açıp konuşmaya başladı.

''Evet, bugün okuma yazmayı öğrenmeye başlayacağız değil mi Zend?''

Zend başını salladı, heyecanlıydı. ''Evet Öğretmen Saga.''

''O halde öncelikle alfabemizden başlayalım.'' Saga ayağa kalktı ve odasındaki kitaplıktan bir kitabı çıkardı ve odanın ortasındaki küçük masanın yanındaki koltuklardan birine oturdu. Bu geniş bir koltuktu, bu yüzden Zend'i de yanına çağırdı ve çalışmaya başladılar.

***

İki saat geçti. Zend neredeyse alfabenin yarısını ezberledi. 

Saga kolundaki ince saatine baktı ve konuştu. ''Çoktan iki saat olmuş bile. Hadi artık yavaş yavaş toparlanalım, on beş dakika sonra bir derse girmeliyim. Alfabenin geri kalanını sonra öğreniriz ve sonra da kelimelere geçeriz.'' kadın ayağa kalkıp gerildi.

''Tamam Öğretmen Saga. Çok teşekkür ederim, bir seferde alfabenin yarısını öğrettin bana.'' Zend güldü. Saga gerçekten iyi bir öğretmendi. Çocuğun anlamadığı tek tek her şeye bakıyor, anladığından emin olduktan sonra başka bir şeye geçiyordu, öğretmenlik yaparken çok özenliydi. 

Saga başını salladı ve gülümsedi. ''Ben teşekkür ederim, beni böyle iyi dinlediğin için. Ayrıca akşam bu öğrendiklerini tekrar etmeyi unutma, bir dahaki dersimize sakın onları unutarak gelme, kızarım bak.'' 

Zend de başını salladı ve bir kez daha teşekkür ettikten sonra ilk kez bir teknik seçeceğini düşünerek heyecanlandı, Saga'ya el sallayarak odadan çıktı. Saga'nın odasının yanındaki odaları gezerken Fun'un odasını da buldu Zend. Tüm öğretmenlerin kendilerine ait odaları vardı ve isimleri kapının yanında yazıyordu. 

''Fun Fuo.'' Zend kapının yanındaki tabelaya baktı. ''Burası olmalı.'' kapıyı tıklattı, ama içeriden ses gelmedi. Bir kez daha kapıyı tıklattığında içeriden gelmesi için onay geldi ve içeri girdi.

Fun elindeki Fixi'yle beraber gündem hakkında konuşuyordu. Zend içeri girdiğinde Fungyuo ile ilgili bir şeyden konuşulduğunu çok net duydu. 

''Merhaba Fun, merhaba Fixi.'' Zend içeridekilere selam verdi ve geçip bir koltuğa oturdu. Fun'un yanında kendini çok rahat hissediyordu doğrusu, oturmak için izin almaya ihtiyaç duymadı. 

''Hoş geldin Zend. Saga sana alfabeyi iyi öğretebildi mi? İlk dersiniz nasıl geçti?'' Fun konuştu. Adam her zaman asiller gibi hareket ediyordu. Sesleri tam ve düzgün çıkarıyor, kelimeleri tane tane konuşuyordu ve ince bıyığıyla tam bir asil havasındaydı. Zend onu çok seviyordu. 

''Evet, gerçekten iyi öğretti. Saga çok iyi bir öğretmen, iki saatte alfabenin yarısını öğretti bana, gerçekten çok iyi bir konuşma tarzı var. Ne dediğini anında anladım.'' Zend konuştu. ''Eğer konuşmanızı böldüysem kusura bakmayın, devam edebilirsin Fun ben beklerim.'' 

Fun elini iki yana salladı, Zend bunun hayır demek olduğunu anladı. ''Yok yok, Fungyuo Ailesi'yle ilgili konuşuyorduk. Hani sana anlatmıştım, küçük bir ülkeyi fethedip ele geçirmişler, ailelerinin ismini vermişler. Hani sana geçen gün anlatmıştım, güçlü ve zengin olan aile.'' 

Zend o ailenin hangi aile olduğunu anında anlamıştı zaten, kafa salladı ve konuştu. ''Şu ustamın arkadaşını öldüren aile, değil mi?'' sesinde biraz hüzün, biraz da öfke vardı.

''Evet, onlar.'' Fun da biraz sessiz bir şekilde cevap verdi. Fixi de aynı şekilde başını öne eğmişti, küçük örümcek gerçekten duyarlı bir yapıya sahipti ve ortamdaki hüznü anlayıp hemen yapması gerekeni yaptı. 

''Neyse, hadi kütüphaneye gidelim ve sana birkaç stil ve teknik beğenelim.'' Fun ellerini çırptı ve Fixi'yi Zend'in omzuna bıraktı. ''Fixi sana onlarla ilgili rehberlik edecek, bu konularda benden daha çok şey biliyor.'' 

Zend Fixi'nin başını okşadı, ve Fixi de bu okşamadan hoşlandığını belli edecek şekilde birkaç mırıldama çıkardı. 

Kütüphaneye girdiler. Fun girdikten sonra hemen sağa dönüp dümdüz ilerlerdi, gerçekten uzun olan kütüphanenin bir ucuna yürüdü ve bir kapının önünde durdu. Kapıya yüzüğünü bastı ve kapı açıldı. Fun'un yüzüğünü görünce Zend'in aklına bir soru geldi, hemen omzundaki Fixi'ye bakarak konuşmaya başladı. 

''Fixi, sen de bir Beyaz Taç kardeşisin değil mi?'' biraz sessiz konuştu, çünkü Yaşlı Dilenci'nin dediğine göre kütüphanede insanlar kitap okurlardı ve ses onların dikkatlerini dağıtırdı, bu yüzden onları rahatsız etmemek için sessiz olmak ve sessiz hareket etmek gerekliydi. Fixi de fısıldayarak cevap verdi. Belli ki o da bu kuralı biliyordu, yani Yaşlı Dilenci Zend'e yanlış bir şey söylememişti. Zend her zaman Yaşlı Dilenci'nin dediği şeylerde bir hata arardı, ama hiçbir zaman Yaşlı Dilenci'nin sözleri hatalı çıkmazdı ve Zend onun dediklerini yaptığı taktirde toplumda saygı göreceğine inanmıştı, ama hala sorguluyordu çünkü bu artık biraz alışkanlık olmuştu. Zaten hiçbir yanlış çıkmıyordu, biraz sorgulamaktan ne zarar gelirdi? 

''Evet, ben de bir Beyaz Taç kardeşiyim. N'oldu ki?'' Fixi küçük kafasını yukarı kaldırdı ve Zend'in aslında küçük, ama ona göre büyük olan başına baktı. 

Zend konuşmaya devam etti. ''Diyordum ki, yanlış anlama ama senin kolların çok küçük. Bir yüzük de göremedim, yüzüğün yoksa nasıl yaşıyorsun? Evine, Beyaz Taç'a, ya da herhangi bir mekana girerken onlar gerekmiyor mu?'' 

Fixi başıyla onayladı ve incecik sesiyle tekrar fısıldadı. ''Zaten dediğiniz hiçbir şeyi yanlış anlamam Lord Zend, çünkü siz çok tatlı bir çocuksunuz ve hiçbir zaman bana kötü bir şekilde yaklaşmıyorsunuz. Yüzük meselesine gelince, aslında bir yüzük takıyorum. Ama çok küçük olduğundan siz göremiyorsunuz. Bak, burada. Zaten her yere girerken bir büyük, bir de küçük yüzük yeri vardır. Parmakları normal büyüklükte olan insanlar, ön tarafı aynı büyüklükte olan yüzükleri takarlar. Üstteki delik insanların yüzüklerinin boylarına göre değişiklik gösterir, yani büyüyüp küçülebilir. Alttaki delik de aynı şekilde büyüyüp küçülür, son derece küçük olduğu için fark etmemişsinizdir.'' 

Zend Fixi'nin yaptığı açıklamayı dinledi, dediği her şeyi aklına kazıdı ve Fun'un geçtiği kapıdan geçerken o deliğe iyice baktı. Gerçekten de büyük deliğin altında küçük bir delik bulunuyordu. Zend bunu gerçekten ilginç buldu. 

''Hadi gel.'' Fun konuştu, ama sesini yükseltmişti, Fun gibi hatasız bir  kültüre sahip olan bir insan sesli konuşuyordu. Belli ki insanlar burada kitap okumuyorlardı, kapı da kapandığı için içeriye ses de gitmiyordu. Zend de buna güvenerek sesli bir şekilde konuştu. 

''Nereden teknik alacağım? Ha? Ha? Hangi stili seçeceğim? Ha? Ha?'' çocuk heyecanına hakim olamadı ve kıkırdamayla konuşmayı aynı anda yaptı, biraz garip bir konuşma tarzı çıktı ve bu Fixi'nin gülmesine neden oldu. 

''Sakin olun Lord Zend, birazdan üçüncü seviye savaşçılar için olan tekniklerin bölümüne varacağız.'' Fixi gülerek konuştu, Fun hiç konuşmadı ve sadece gülmekle yetindi. 

''İşte burası.'' Fun yaklaşık on beş tane kitaplığı geçtikten sonra, bir kitaplığın önünde durdu ve Zend'e eliyle işaret etti. Kitaplık yaklaşık Fun'un boyu kadardı ve içinde bir sürü kitap vardı, ama hepsi incecikti. Bu onların normal kitap değil de, el kitabı olduğunu anladı.

''Vay canına!'' Zend el kitaplarının fazlalığına hayran kaldı ve ellerini yanaklarına koyup coşkuyla bağırdı. Ama bu bağırış çok yüksek sesli bir bağırış değildi. Çocuğun ellerini yanaklarına koymasıyla dengesini kaybeden Fixi hemen Zend'in kafasına zıplayıverdi ve konuşmaya başladı. Küçük boncuklara benzeyen gözleri kitapları yavaşça süzmeye başladı. 

''Zend, öncelikle altı çeşit grubumuz var. Bunlar çeviklik, hız, güç, mental -yani diğer ismiyle zeka-, işlevsel ve kısıtlama. Bu gruplar seviye yükseldikçe artıyor tabii, çok da artmıyor ama, sadece birkaç tane ekleniyor.  Hepsinin kendine ait özellikleri vardır. Çeviklik rakibin saldırılarından kaçmaya dayalı tekniklerden oluşmaktadır, hız kaçma üzerine değil, hızlı bir şekilde saldırmaya yöneliktir. Yani mesela yumruk atarken hız tekniklerini kullanan savaşçılar, normal savaşçılar bir yumruk atarken iki yumruk atarlar. Bazen üç, tekniğin kalitesine göre beşe bile çıkabilir. Bu tamamen kaliteyle ve tekniğin orjinalliğiyle alakalı. Güç tamamen saldırıların gücünü yükseltmeye yarayan teknikleri kapsar. Başka bir özelliği yoktur. Güç kullanıcıları, bir yumruklarında hız kullanıcılarının beş yumrukta verdikleri hasarı verebilirler. Ama saldırıları doğal olarak yavaştır. Mental, zihin üzerine kurulu tekniklerin bulunduğu gruptur. Tabii siz şimdi diyeceksiniz ki ben savaşçıyım zekayı ne yapayım? Mental teknikleri bir yan teknik olarak öğrenilir. Örneğin meditasyonla zihni güçlendirme, doğru kararlar verme ve düzgün saldırılar yapmak için kullanılır. Savaşçılarda genellikle tek başına kullanılmaz, savaşçılar bir tane kendi seviyelerinde başka bir grup seçerler ve mental olan tekniği alt seviyelerinden seçerler. Böylece enerjilerini o tekniği açarken harcamazlar ve aynı zamanda, o teknik sayesinde düzgün kararlar verip az enerji harcayarak düzgün, isabetli saldırılar yaparlar. İşlevsel teknikler genellikle bire bir dövüşte hiçbir işe yaramaz. Bu teknikler de mental tekniklere benzer, genellikle yan teknikler olarak kullanılır. Ama neredeyse her takımda işlevsel teknikleri çok iyi kullanan bir savaşçı bulunur. Takımlar bir büyülü yaratığın neler yaptığını, nerede olduğunu, en son ne zaman uyuduğunu ve benzeri hareketlerini anlamak için bir iz sürücüye ihtiyaç duyarlar. Bu iz sürücü de her zaman işlevsel teknikleri çok iyi anlamış ve geliştirmiş olan son derece pahalı ve değerli olan savaşçılardır. Pek savaşamazlar ve kendilerinin üç seviye altında olan bir büyülü yaratığa bile yenilebilirler. Ama çok değerlilerdir, altıncı seviye işlevsel teknikleri kullanan bir savaşçıyı sadece bir günlüğüne bile kiralamak neredeyse iki yüz bin altın sikke demektir. Savaşmayı pek sevmeyen ve para kazanıp zengin olmak isteyen pek çok savaşçı bu tekniklerde ustalaşırlar. Gelelim kısıtlama grubuna. Kısıtlama grubunda yüzde doksan olmak üzere rakibi saf dışı bırakmak, hareketlerini engellemek için teknikler bulunur. Ama bu grup çoğu zaman büyücüler tarafından tercih edilir, savaşın arka safından önlerde olan savaşçıların daha rahat savaşması için kısıtlama büyüleri yollarlar. Savaşçılar bu gruptaki teknikleri neredeyse hiç kullanmazlar, zaten en fazla on tane teknik vardır. Ben hiç görmedim ama kitaplarda okuduğuma göre pek bir işe yaramazlarmış.'' Fixi uzun bir konuşma yaptı ve çocuğun bir karar vermesi için bir süre sessiz kaldı. Ama bu konuşma Zend için hiç uzun değildi, çünkü Zend düzgün bir teknik kullanmak için iyi bir rehberliğe ihtiyacı olduğunu düşünüyordu ve bu konuşmanın on katı bile olsa oturup dinlerdi.

Fun konuşmaya başladı. Zaten konuşma boyunca gerilip, esneyip durmuştu ve sıkıldığını belli etmişti. ''İşte böyle Zend. Ne seçmek istersin?'' 

''Fun, sen ne kullanıyorsun?'' Zend ona bir danışmak istedi. 

Fun cevap verdi, sesi uykulu gibiydi. ''Ben kral modunu geliştirdiğim için çok güçlüyüm ve güç grubu tekniklerine ihtiyaç duymuyorum. Saf güç olarak çok güçlüyüm yani, anladın sen. Yine aynı şekilde kral moduna sahip olduğum ve onu geliştirdiğim için, vücudum ve zihnim üzerinde son derece kontrol sahibiyim, bu yüzden mental tekniklere de ihtiyaç duymuyorum. Hız, dayanıklılık ve doğa grubu tekniklerini kullanıyorum. Ama malesef bu gruplardaki teknikleri kullanmak için en azından altıncı seviye savaşçı olman gerekli, yani sana sadece hızı önerebilirim. Zaten çoğu savaşçı, karşısına çıkma ihtimali yüksek olan tekniklere karşı özel savunma yapar. Ne kadar meşhursan o kadar zorlanırsın yani, ama geliştirdiğinde karşında kimse duramaz.'' 

Zend onu da dinledi. Düşündü. ''Eğer gücü seçersem çok güçlü olurum. Rahatça rakiplerimi alt edebilirim. Aynen, güç istiyorum.'' 

Zend kararını açıklamadan önce Fixi'ye bir soru daha sordu. ''Fixi, aynı seviyede olan bir çeviklik tekniği kullanan bir savaşçı mı daha güçlüdür, yoksa aynı seviyede olup aynı seviye bir güç tekniği kullanan bir savaşçı mı?'' 

Fixi biraz düşündü. ''Bu fikir herkese göre değişebilir ama bana sorarsan sana çeviklik kullananın daha güçlü olduğunu söylerim. Çünkü çeviklik tekniklerine sahip savaşçılar, teknikleri iyiyse genellikle hasara maruz kalmazlar. Güç tekniğini kullanan savaşçı, bir yumruğunda on yumruk gücüyle saldırabilir, evet. Ama çeviklik tekniği kullanan bir savaşçı bu yumruktan kaçıp on tane yumruk atabilir. Sonuçta eğer birine isabet etmezse, ne kadar güçlü olduğunun bir önemi yoktur.'' 

Zend Fixi'yi dinleyince fikirleri tam ters köşeye geçti. Fixi haklıydı, ne kadar güçlü olursan ol eğer değdiremezsen bir anlamı yoktu. Ama rakibini kaçarak da yenemezdi. Gücün aslında kolay olduğunu fark etti. Fun ne demişti ? Gücü zaten kral modunu geliştirerek de alabilirdi.

''O halde çeviklik seçmeliyim. Ama çeviklik çok biliniyor, değil mi? Bana bilinmeyen, kimsenin savunma yapamayacağı bir şey lazım.'' Zend düşündü. ''Fixi, kısıtlama grubundaki tekniklere karşı yapılan özel savunmalar var mı?'' 

Fixi biraz düşündü ve kafasının içindekileri arayıp taradı. ''Sanırım yok, kısıtlama grubundaki teknikleri kimse seçmiyor, çünkü onlar son derece güçsüz. Bu yüzden de savaşçılar onlara karşı savunma yapmazlar.'' 

Zend içinde mutlu oldu. ''İşte bu, bana zaten kimsenin savunma yapamayacağı teknikler lazım. Gücü seçmeyi istiyordum aslında, ama çoğu kişi onu seçecektir ve bana özgün olmayacak. Hem de kral modumu geliştirerek kazanabileceğimi düşünüyorum, bu yüzden gücü seçmeme gerek yok. Çevikliği darbelerden kaçmak için kullanabilirim, kısıtlamayı da rakibimin yeni saldırılar kullanmasını engellemek için kullanırım. Böylece hem zaman kazanır, hem de güçlü olurum ve de hasar almam. İki tane alabiliyorsam, en iyi çeviklik tekniğini ve en iyi kısıtlama tekniğini verir misin Fun?'' 

''Zend, sana bu konuda karışmayacağım. Kendi düşündüklerini yapıp, eğer onlar hataysa onlardan ders çıkarmalısın. Ama emin misin? Son uyarım budur, eğer eminsen istediğin teknikleri getiririm.'' Fun konuştu. 

Zend içinden bir kez daha tüm söylediklerini ve mantıklı olup olmadıklarını düşündü. Diğer gruplardan seçerse ne yapabileceğini de düşündü ve kararını değiştirmedi. Ona göre en mantıklı seçim buydu. Başını salladı. ''Evet Fun. Eminim, hem eğer hoşuma gitmezse yeni teknikler de öğrenebilirim sonuçta, değil mi?'' 

Fun onu onayladı. ''Evet, istersen başka tekniklere geçebilirsin. Başkan'ın istediğin tüm tekniklere ulaşman konusunda kesin emri var, istediğin her şey elinde.'' 

''O zaman bana çeviklik ve kısıtlama gruplarından teknikler ver. Onları denemek için sabırsızlanıyorum.'' Zend konuştu, içi kıpır kıpırdı. 

Fun hemen harekete geçti ve son derece yüksek bir hızla elinde birkaç tane küçük kitapla geri geldi. ''Bu beş tanesi en iyi çeviklik teknikleridir. Hangisini kullanmak istediğine senin karar vermen için seçimi sana bırakıyorum. Bu yedi tanesi de, kısıtlama teknikleri. Ama bir tanesi hariç hepsinin gelişmiş hali bile içinde mevcut değil, yani geliştirdiğinde nelere sahip olacağını bilemezsin. Gelişmemiş hallerine bakarak pek yüksek olmayacağı kesin. Bunların içinden istediklerini seç ve odana götür, bugün teknik seçimlerinden dolayı okuldan izinlisin.'' Fun arkasını döndü. ''Biz Fixi ile beraber artık derslere girmeliyiz.'' kolundaki taştan saatine baktı. ''Ama sana tavsiyem iki taneden fazla almaman. Çünkü onları öğrenmek için çok emek vereceksin, normal bir insandan üç kat hızlı öğrensen de o teknikler kolay öğrenilemeyecek. Bu yüzden çok zaman harcama ve en iyi iki tanesini al. Diğerlerini yere koyabilirsin, küçük periler burayı sürekli düzenler, yani dağıtsan bile ertesi gün hepsi yerli yerinde düzenlenmiş olur. Dağıtmaktan çekinme.'' Fun kapıdan çıktı ve buradan uzaklaştı. 

Zend yerdeki el kitaplarına baktı, hiçbirinin kapağında özel şeyler yoktu. Hepsi eski ve yıpranmış gibiydi, birçok kişinin daha önce onları kullandığı belliydi. ''Önce çeviklik tekniklerine bakalım.'' Zend kaçmayı pek seveceğini düşünmüyordu, ama güçlü bir savaşçı olmak istiyorsa çeviklik kullanması gerektiğinden emindi. En üstte duran el kitabına baktı. Kitabın üzerinde bir şeyler yazıyordu ama Zend daha okuma yazmayı tam olarak sökemediğinden dolayı onları okuyamadı, isimlerini öğrenemedi. Daha sonra isimlerini Fun'a, Fixi'ye ya da Saga'ya soracağını kendine tembihleyerek kitabın içini açtı. ''Bir dakika, ben okuma yazma bilmiyorum ki! Fun niye bana verdi bunları be, içeriklerini nasıl anlayacağım?!'' Zend bir lanet savurdu. 

''Ee... Merhaba, benden başka biri var mı?'' Zend etrafına seslendi, ama kimse ona cevap vermedi. ''Lütfen, okuma yazma bilmiyorum. Birisi bana yardım etsin, sadece benim için okumasını istiyorum bunları.'' Zend hala kimsenin gelmediğini görünce ofladı. 

Tam Beyaz Taç'tan birine okutmak için kitapları alıp gidecekti ki, bir tane açık yeşil bir parlaklık gördü. ''Pardon, birisi var mı?'' Zend yeşil ışığa baktı. Yeşil ışığı görüyordu, ama yeşil ışık bir kitaplığın üstünde olduğu için onun ne olduğunu göremiyordu. 

Bir anda yeşil ışık hareket etmeye başladı, resmen Zend'in eli boyunda küçük bir insan kitaplığın üstünde Zend'in olduğu tarafa gelip uç tarafta durdu. 

''Ne var lan!'' cüce adam resmen bağırdı, Zend şok içindeydi. 

Zorla kekeleyerek konuştu. ''S-Sen bir peri misin yoksa?'' 

Küçük adamın sakalları vardı, otuzlu yaşlarda gibi görünüyordu. ''Periyim, ne olacak?'' çok sinirli bir havası vardı ve kaslıydı, tabii kasları bir işe yarar mı, yaramaz mı belirsizdi. Sonuçta aşırı derecede küçüktü. 

''Ş-Şey diyecektim, şu teknikleri benim için okur musun? Okuma yazma bilmiyorum da.'' Zend konuştu, adamın, daha doğrusu perinin ses tonu onu biraz korkutmuştu. 

''HA? Bana neden peri demedin? İlla ki uzun bacaklı seksi bir şey mi olmalıydım? Yoksa bir erkek olup ibne gibi mi konuşmalıydım? Ne o? Sence ben bir ibne miyim? Bana ibne mi dedin?'' peri o kadar atarlı giderli bir şekilde konuştu ki, Zend bir an gerçekten ona hakaret ettiğini sandı ve özür dilemeyi düşündü. 

''Yok canım, niye öyle bir şey diyeyim sana. Güçlü Peri Bey, lütfen benim için bu kitapları okur musunuz?'' Zend bu sefer kekelemeden düzgün bir şekilde konuştu.

''Şey... Güçlü olduğumu kabul ediyorsan eğer okuyabilirim yani, neden olmasın?'' peri bir anda geri adım attı. ''Kusura bakma biraz sinirliyim, herkes gelip her şeyi dağıttığı için biz toplamak zorunda kalıyoruz. Geçen gün yanlışlıkla bir tane dayanıklılığı hıza koymuşum, Karkan'dan işitmediğim şey kalmadı lan, bizi küçük buldu ya, vuruyor anasını satayım. Sakalımız da var ama, sözümüzü dinleyen yok ki! O kadar diyorum, tamam dağıtırsın anlarım ama, anasını ağlatmaya da lüzum yok!'' 

Zend ne diyeceğini bilemedi, ama belli ki adam sinirini boşaltacak bir yer arıyordu ve Zend ona sinirini kendi üstüne boşaltması için izin verdi. Her şeyi kendisi düzeltmesi gerekseydi, Zend de böyle bir tavır takınabilirdi. Perinin arkasında iki tane küçük kanat vardı. Konuşurken, daha doğrusu Karkan'a söverken ara sıra onlarla havalanıp geri iniyordu ve konuşması yaklaşık on dakika kadar daha devam etti. Zend de ona sürekli ''Aynen öyle, haklısın.'' gibi şeyler söylüyordu. 

''Oh be, rahatladım. Ha, doğru. Sen onları okumamı istiyordun değil mi? Ver okuyayım kardeş ayıpsın o kadar dinledin beni.'' peri konuştu, Zend sonunda konuşmasının bittiğine şükretti ve önce kısıtlamayla ilgili kitapları okumasını istedi. 

''Kısıtlama mı? Manyak mısın oğlum, kimse kısıtlamayı seçmez ki! SEN NEDEN SEÇİYORSUN LAN MANYAK!'' peri bir anda bağırmaya başladı. Sağı solu belli olmuyordu, bir an sakindi, bir an sinirli. 

''Özür dilerim!'' Zend panikle özür dileyebildi. 

''BU ÖZÜR DİLENECEK BİR ŞEY Mİ LAN NİYE ÖZÜR DİLİYORSUN? BEYİNSİZ MİSİN YOKSA BEYNİN Mİ YOK?'' peri tekrar bağırmaya başladı. 

''Beyinsiz misin yoksa beynin mi yok da ne demek? Sanırım pek zeki değil.'' Zend düşündü. 

Peri tekrar celallenmeyi bıraktı ve düzgün bir şekilde okumaya başladı. Zend yedi tane kısıtlama tekniğini de dinledi, ama hiçbirinde kimse üçüncü seviyesine geçmediği için üçüncü seviyesinde ne olduğu yazmıyordu. İlk ve ikinci seviyelerde ise, Zend'e göre en iyisinde bile, özellik attığın bir yumrukta rakibin yarım saniyeliğine hareketlerinin yüzde beş azalmasıydı. Diğerleri gerçekten çöptü ve kısıtlamanın neden bir grup olduğunu merak etti Zend. ''Off, gerçekten kötüler. Ama bir kere Fun'a söyledim, şimdi almamak olmaz bunlardan. Alayım da çalışırım bir ara.'' düşündü. 

Periden beş tane olan çeviklik kitaplarını da okumasını istedi, peri yine biraz bağırdı ve okumayı sonunda kabul etti. Zend onları da dinledi ve içlerinden kendine en yakın olanı seçti. Bu teknikte, kendi seviyende olan bir rakibin ilk seviyede yollayacağı yumrukların yüzde yirmi beşinin gidiş yönünü kestirebiliyordun. İkinci seviyede bu yüzde elli oluyor, üçüncüde yetmiş beş ve dördüncüde doksan oluyordu. Beşinci seviyedeyse gelen saldırıların yüzde yüzünü tahmin edebiliyor, onlardan kaçabiliyordun. Tabii ki birçok rakip bu tekniğe karşı koyabilmek için karşıt teknikler geliştiriyor, tahmin edilmemeye çalışıyorlardı. Zend bu tekniği beğendi ve kısıtlama tekniğiyle beraber bunu da yanına aldı. 

''Bu da sonuncu kitap. NE OKUTTUN LAN BANA BU KADAR BEN KÖLE MİYİM SENCE?'' peri yine agresifleşti, Zend yine onu bir şekilde pohpohlayarak sakinleştirdi ve düzgün hale getirmeyi başardı. 

''Bu da pasif bir teknik. Aktif olarak kullanmıyorsun yani, biraz önceki tahmin etme olayı gibi. Diyor ki, ilk seviyede bedeninizin sizin kontrolünüz olmadan gelen saldırıların yüzde beşinden sıyrılmaya çalışmasını sağlar. İkinci seviyede on, üçüncü seviyede yirmi, dördüncü seviyede de otuz oluyor. Başka seviyesi yok.'' 

Zend bir anda çok mutlu oldu, ''Vay be, süpermiş. Bunu da alayım ben. Üç teknik oldu ama neyse artık, yapacak bir şey yok.'' 

Zend o el kitabını da eline aldı ve teşekkür ederek uzaklaştı. Bir kez daha perinin bağırışmalarını duymak istemiyordu. 

*** 

Bir yıl geçti. Yıl sonu yarışmaları geldi çattı. 

***

3722