Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

48. Bölüm Çıkmış Teknik?

Çevirmen: Tomato / Editor: Tomato

 

Güneşli bir sabah. Zend yumuşacık yatağından yavaşça kalktı ve kıyafetlerini giymek üzere dolabının yanına gitti. "Ustamın geri gelmesine birkaç ay kaldı." kendi kendine konuştu.
Yarın yıl sonu yarışmalarının ilk günüydü. Tüm sınıflar arasındaki hız yarışlarıyla beraber başlayacaktı yarışmalar. Zend, okuma yazmayı söktükten sonra tüm kitapları tekrar tekrar okudu, okuyabilmek gerçekten çok güzeldi. Zend aldığı iki çeviklik tekniğini de öğrenmişti, zaten Zend'e göre teknik öğrenmek kolay bir işti, ama onları geliştirmek gerçekten zordu ve uğraş istiyordu. El kitabını okuyunca da anında tekniği öğreniyordun, önce tekniğin gerçek doğasını ve işleyişini sorunsuz kavraman gerekiyordu. Kısıtlama tekniğine de göz attı tabii Zend, okulun her günü derslerden sonra bile okulda kalıp ders ve tekniklerini çalışıyordu. Altı ay önce, bir savaşçı olarak yeterince güçlü olmadığını düşündü. Okulda da on iki yaşından önce savaşçılık eğitimi alamıyorlardı, bu yüzden okul ile birlikte savaşçı yeteneklerini geliştiremezdi. Zend önce Fun'dan kendini eğitimesini istedi, ama Fun ona basitçe hala küçük olduğunu ve öncelikli olarak öğrenmesi gereken şeylerin dersler olduğunu söyledi. Zend ders dinlemeyi seviyordu, çünkü her derste bilmediği şeyleri öğreniyordu ve doğal olarak öğrendiği şeyler onun ilgisini çekiyordu. Daha okuldaki ikinci ayında bile yazılı sınavlardan en yüksek notu alan beş kişi içine girmişti, bu da bazı çocukların Zend'den özel ders istemesine sebep olmuştu. Daha üçüncü sınıf oldukları için bedensel bir sınavları yoktu, çünkü bedensel bir ders bile işlemiyorlardı. Tek yaptıkları dinlemek ve yazı yazmaktı. Tarihleri, dünyanın yapısı ve ahlak kuralları gibi dersleri zorunlu olarak alıyorlardı, birkaç dersi de ilgi alanlarına göre kendileri seçiyorlardı. Zend ders seçmesi için önüne bir kağıt konulduğuna ne yapacağını pek bilemedi, ismi güzel gelen birkaç tane dersi işaretledi. Savaşçılık yeteneklerini geliştiremeyen Zend, yazılı sınavlarla kendini tatmin edemedi ve gidip kütüphaneden araştırma yaptı. Böylece çalışma taktikleri ve yöntemlerini öğrendi. Derslerde bir sürü şey öğrenmişti. Örneğin savaşçılar imparator seviyeye geldikleri zaman etraflarındaki nesnelerin yapısını ve içlerini görebiliyorlardı, kutsal seviyeye geçince neler olup neler olmadığını kitaplar bile tam olarak anlamamıştı. Zend'in öğrendiğine göre Kral bunu yasaklamıştı. Sebebiyse zaten krallıkta birkaç tane olan kutsal seviye savaşçıların güçlerinin ifşa olmasını istememeleriydi. Ayrıca güç seviyelerini de öğrendi Zend, bunlar büyük önem taşıyordu. Aynı seviyede olan bir savaşçı ve büyülü yaratık savaşınca, büyülü yaratık galip geliyordu. Zend bunu duyduğunda çok şaşırdı, ama bunu bizzat Fun söylemişti ve yalan olma ihtimali yoktu.

Savaşçılar dünya seviyesine ulaşırlarsa, ömürleri yaklaşık olarak beş yüz yıl oluyordu. Beş yüz yıl! Bu süre imparator seviyesinde yedi yüz elli, kutsal seviyede ise bini aşkın bir süreye dönüşüyordu. Büyücüler de bu sürenin aynısı kadar bir yaşama ulaşıyorlardı, ama onların özellikleri daha farklıydı. İmparator seviyesindeki bir büyücünün her elementi kullanabileceği söyleniyordu, hatta söylentilere göre kutsal seviye bir büyücü, tek eliyle bir şehri yok edebilirdi.

Tek başına çalışmak zordu. Sürekli bir hatası olduğunu düşünüyordu Zend, ama henüz soracak bir ustası yoktu. Her konuda güvendiği ve fikrini aldığı Fun'a soramıyordu bu sefer, eğitimlerini de tatil olan günler gizlice yapmaktaydı, emindi, Fun eğer görürse onu kesinlikle durdururdu. Tabii ki kötülüğünü istediği için değil, sadece kendi bildiklerine ters olduğu için durdururdu. Ama Fun'a ters olsa da Zend fiziksel olarak güçlenmeyi istiyordu ve bunu kimsenin engellemesini istemiyordu. Fun daha önce Zend'e nerelere gittiğini sormamıştı. Zend adamın düşünceli bir insan olduğu için hiç sormadığını düşünüyordu. O da Zend'in yalan söylemekte çok kötü olduğunu biliyordu ve eğer ondan gizli bir şey yaparsa bunun bir nedeni olduğunu düşünüp sormamıştı. Tabii ki bu Zend'in düşüncesiydi. Öyle ya da böyle, Fun'u çok seviyordu Zend.

Gün geçtikçe yeni dahileri duyuyordu Zend. Kendine baktığında çok daha güçlü olan yaşıtları vardı. Kendisi daha üçüncü seviye bir savaşçıydı ama, Forze Ailesi'nin bir üyesi, Delikılıç Neiethora'nın öz kardeşi olan Guyang Forze, daha dokuz yaşında altıncı seviye bir savaşçı olmayı başarmıştı! Bu da bir şey değildi, Guyang şehir çaplı bir dehaydı, ama dokuz yaşında yedinci seviye bir savaşçı olan bile vardı. Kulağına gelen büyük deha isimleri o kadar fazlaydı ki, Zend onları öğrendikçe kendini aslanlar dünyasında yaşayan bir sinek gibi görüyordu. Onlara yetişmesi imkansızdı. Eskiden Kralın Sağ Eli olan Tou'ya yetişebileceğini düşünürdü, "Sonuçta Tou da sekiz yaşındayken o kadar güçlü değildi" derdi kendine. Ama onun geçmişini de kitaplardan okuduğunda, daha dokuz yaşındayken sekizinci seviye bir savaşçı olduğunu öğrenmişti. Zend bunları öğrenmeden önce kendini güçlü görürdü. Ama aslında bir böcekti! Bunu Fun'a söylediğinde Fun ona "Herkes Tou kadar güçlü olacak bir şey yok Zend." demişti. Zend'in hayalleri böyle giderse suya düşecekti, bu da onu çalışmaya iten şey olmuştu.

Kahvaltıda Fun ve Saga'nın oturduğu masaya oturdu yine. Çoğu öğretmenin gözünde çok çalışkan ve iyi huylu bir öğrenci olsa da, Fun ve Saga'yla ayrıca iyi anlaşıyordu ve onlarla birlikte yemek yemek keyfini yerine getiriyordu.

"Günaydın." Zend masadaki herkese bir el selamı çaktı.

"Günaydın." masada oturan herkes Zend'e de aynı şekilde selam yolladı. Bu masada oturan herkes Zend için tanıdıktı. Zaten onlardan başka insanların yanında çok rahat edemiyordu. Fun, Saga, Yun, Bournaz, Pindlack ve Onga. Saga ve Fun'un dışındakiler Zend'i o yaşlı cadıya karşı savunanlardı. Ara sıra bazen Kyuk, bazen de Seamo aralarına katılırdı. Zend onları da yadırgamıyordu, sonuçta biri öz olmasa da abisi, diğeri de çok gördüğü büyücü arkadaşıydı. Kyuk'la araları çok iyiydi, Zend iki ay önce çok sevdiği küçük köpeklerinden hasta olan ikisini iyileştirmesi için Kyuk'a getirdi. Kyuk gibi büyük bir ışık büyücüsü, köpek iyileştirmeyi kendine hakaret olarak görebilirdi, ama adam çok samimi bir şekilde onları iyileştirmiş ve bakımlarını yapmıştı. O zamandan beri Kyuk ile araları çok iyiydi. Hatta Zend ona değerli köpek arkadaşlarının yerini bile söylemişti, olur da kendisi onları beslemeye gidemezse, onun gitmesi için. Köpekler garip bir şekilde çok az büyümüşlerdi. Koskoca bir yıl geçmişti ama, eskisine göre en fazla beş santim boyları uzamıştı.

"Zend, yarınki yıl sonu yarışmalarına katılacak mısın?" Fun konuştu.

Zend anında gömüldüğü ve en sevdiği kahvaltı olan omletten kafasını kaldırdı, Fun'a baktı. "Nasıl katılacağım ki? Sonuçta yenildim ve Liga yarışmalara girecek."

Saga gülümsedi. "Başka bir sınıf için yazdırırız seni, katılmak istiyor musun, istemiyor musun?"

Zend aslında katılmayı düşünüyordu. Şu aptal cadı olan Ylis'e neler yapabileceğini göstermek istiyordu. Aynı zamanda da yıl başında, kendisi hakkında kötü konuşan bir kıza sinirlenip yıl sonu yarışmalarına katılacağını ve ona dediklerini yutturacağını söylemişti. Ama yapabilir miydi? "Ee..." biraz düşündü Zend. "Bire bir için boş yer var mı?" Zend tüm yarışmaları da ezberlemişti, diğer öğrendiği çoğu şey gibi.

"Buluruz onu da." Saga konuştu. Fun da sanki bu anı bekliyormuş gibi elini cebine daldırdı, katlanmış bir kağıt çıkardı. Ağzındaki yemeği bitirdi ve konuşmaya başladı. "Bir dakika bekle Zend. Bire bir için boş olan sınıflara bakıyorum."

Zend kafa salladı ve yemeğine geri dönüp bir güzel yedi. "Bizden Bire Bir'e katılan yok, değil mi beyler?" Yun üç arkadaşına bakarak konuştu.

"Aynen ya, olsa yerimi Zend'e verirdim." Pindlack ilk konuşan oldu. Diğerleri de benzer cevaplar verdiler.

"İşte, E Sınıfı'nın Bire Bir için boş yeri var." Fun serçe parmağıyla isimlerin yazılı olduğu kağıtta boş bir bölgeyi gösterdi ve kağıdı Zend'e verdi.

"E Sınıfı demek. Haha, yer varsa eğer sıkıntı yok. Bugün gidip kendimi yazdırayım." Zend bir anda mutlu oldu.

"Hey, şimdi Zend kardeş bize karşı mı yarışacak?" Onga konuştu. Onga soylu ve zengin bir aileden geliyordu, son derece kültürlüydü ve kendine ait disiplinleri olan bir insandı. Zend onun hareketlerine hep hayran kalırdı.

"Aynen, sattı bizi." Bournaz kıkırdayarak söyledi.

"Vay be, kardeş dedik yılan çıktı." Pindlack da gülerek konuştu.

"Malesef bizim sınıftan Liga katılıyor beyler, ne yapayım?" Zend de gülerek cevap verdi.

"Onları geç oğlum, biz biliyoruz senin nedenini. Tai'ye dediklerini yutturmalar falan," Yun konuştu, ardından dördü birden "ooooooo" dediler.

"Konuyu çarpıtmayın, çoktan unutmuştum bile onu, yani ben nasıl hatırlatayım geçen yıl olmuş sonuçta." Zend yalan söyleme çalışmaları yapması gerektiğini düşündü. "En küçük yalanı bile söyleyemiyorum, bu böyle olmayacak."

"He he, inandık." Bournaz iki parmağını birleştirdi ve parmaklarını ileriye, sonra geriye ilerletmeye başladı. Dört kişi hep bir ağızdan yine "ooooooo" dediler. Kyuk da "Ah genç olmak ah." dedi.

***

"Karkan, ne zaman vereceğiz o tekniği?" Karkan masasında oturup kendine imzalaması için yollanan kağıtları hızlı hızlı imzalayıp geçerken, yüzüğünün içinden kendi Ruh Silahı Refrago'nun sesi geldi. Refrago biraz bekledikten sonra bir daha konuştu. "Sonuçta çocuk dokuz yaşına bastı, o bize tekniği dokuz yaşına basmadan önce vermememiz gerektiğini söylemişti değil mi? Büyüğün dediği üzere getirdiği yüzüğün içinden çıkan tekniği ona söylemedik bile. Ama artık dokuz yaşında. Hazır olmalı."

Karkan durumu tekrar düşündü. "Haklısın Refrago. Ama ya daha tam dokuz yaşında olmadıysa? O zaman ne yaparız? Ya bir gün önce verirsek?" adamın alnından bir damla ter aktı.

"Bundan mı korkuyorsun Karkan? Eminim dokuz yaşını geçmiştir. Hem biliyorsun, Beyaz Taç çok güçlü ve ülke üzerinde önemli haklara sahip. Ama gençlerin katıldığı turnuvalarda ismimizi duyuramıyoruz. O kadar dahi varken, çocuklarımız çoğu turnuvada modlarını açamazken zayıfız. Sen de iyi biliyorsun ki Zend, bizim umudumuz. Çocuğun tek başına kaçıncı seviye bir savaşçı olduğunu biliyorsun, hem de sadece bir yılda! Ayrıca o kıytırık teknikler ile neler yapabileceğini de biliyorsun, kaçıncı seviyeye geldiklerini de biliyorsun. O tekniği ona ver artık. Onda ustalaşsın ve adımızı dünyadaki herkes öğrensin Karkan! Yeterince bekledik!"

Karkan ellerini başına dayadı. "Haklısın, o bizim umudumuz. Ama tam olarak dokuz yaşına girdiğinden emin olmadan tekniği veremem. Belki de on yaşına girince vermeliyiz, o zaman kesin olur."

"Korkaklaşma Karkan! Sen dünya seviyesindeki bir Ruh Şövalyesi olmayı başardın, bunu mu yapamayacaksın?!"

"Öyle olmuyor işte! Yenmeyi başarıp başaramayacağım şeyleri biliyorum ben Refrago." Karkan ellerini başından çekti, Ruh Silahı ona cevap vermedi.

"Zend'i çağıralım o zaman." Karkan konuştu, yerinden kalkıp kapının önüne belirdi ve kahvaltı yapan kardeşlerinin içinden Zend'i görmeyi başardı. Eliyle gel işareti yaptı ve odasına geri girdi.

"Ha şöyle." Refrago konuştu.

Zend kendine eliyle gel diyen Karkan'ı görünce hemen ayağa kalktı. "Başkan beni çağırıyor." dedi ve Karkan'ın kapısına doğru ilerledi. Kapının önüne gelince kapıyı çaldı ve içeri girdi. Karkan masasında oturuyordu.

"Hoşgeldin Zend. Nasılsın?" Karkan sakince konuştu.

"İyiyim efendim, siz nasılsınız?" Zend saygılı bir şekilde cevap verdi.

"Teşekkürler, ben de iyiyim." Karkan ayağa kalktı ve derin bir nefes aldı. "Zend, doğrudan konuya gireceğim. Bana getirdiğin yüzüğün içinden bir de teknik çıkmıştı, ama sana söylemedim." Karkan sustu.

Zend biraz şaşırdı. "Yüzükten çıkmış teknik mi?" düşündü, o garip yüzüğün içinden bir Ruh Silahı çıkması yeterince garipti, bir de teknik mi çıkmıştı?

"Mantıklı bir sebebiniz olduğuna eminim başkan." Zend konuştu.

Karkan eliyle onu onayladı. "Kesinlikle. Onu sana vermek için biraz gelişmeni bekledim." Karkan konuştu.

"Gelişmemi mi?" Zend biraz şaşırdı. Eğitim yaptığını kimseye söylememişti.

Karkan Zend'e baktı. "Merak etme, bu iyi bir şey. Zaten çoğu büyülü yaratığın seviye ölçme özelliği vardır. Fixi, bana ve Fun'a, Fun da Saga'ya ve birkaç arkadaşına söyledi, böyle bir şeyi gizlemen gereksiz." Karkan elini yüzüğüne götürdü ve yüzüğün içinden bir kitap düştü. Altın kaplaması varmış gibiydi.

Zend şu an çok şaşkındı. "Gerçekten, kimden saklayabileceğimi düşündüm ki?" Karkan'ın elindeki kitapçığa baktı. Çok güzel görünüyordu, "Ne tekniği bu?" Zend konuştu.

"İçine bakmaya iznim yoktu." Karkan el kitabını Zend'e uzattı.

Zend kitabı aldı. "Kim sizi engellemiş olabilir ki?"

Karkan cevap vermedi. Biraz bekledikten sonra konuşmaya başladı. "Diğer konu ise, ellerin."

Zend daha da şaşırdı. "Ellerim mi?"

***

1771