Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

50. Bölüm Hap

Çevirmen: Tomato / Editor: Tomato

 

Sınıfa girdiğinde gözler, geçen yıl olduğu gibi onun üzerine toplandı. Öğretmen öğrencileri plan yapmaları için serbest bırakmış, kitap okuyordu. Öğrenciler de bir yuvarlak oluşturmuş konuşuyorlardı.

"Gel bakalım." kel ve sol gözünü göz bandıyla kapatmış olan bir adam, kitaptan kafasını kaldırdı ve eliyle Zend'i yanına çağırdı. Zend de hemen adamın yanına gitti.

"Çocuklar, Zend sınıfın Bire Bir'e katılacak yarışmacısı. A sınıfından geliyor, Fun sınıflarında Bire Bir'in dolu olduğunu ve Zend'in ona girmek istediğini söyledi. Dolayısıyla yarışmalar bitene kadar bizim sınıfımızda olacak. Ona iyi davranın." Zend yanında beklerken, adam konuştu ve Zend'e eliyle boş bir masayı gösterdi, Zend yanlış bir anlaşılma olmaması için kibarca kendini tanıttı ve gidip masaya oturdu.

"Hocam, sınıfımızın gireceği bir yarışmada yapılacak bir değişiklik yapılırken bize sorulması gerekmez mi?" çocukların biri ayağa kalktı.

"Bu Fun'un özel isteğiydi, ayrıca erkenden isimlerinizi listeye yazmamanız sizin suçunuz. Hem de Zend, en iyi sınıfın bir öğrencisi ve onun sayesinde bu yarışmada biraz ilerleme şansımız olabilir." öğretmen açıklayıcı bir şekilde anlattı.

"Yine de, onu almamamız görüşündeyim. Sonuçta bu bizim sınıfın yarışması olmalı. Yenilsek de yensek de, bu bizim sıralamamız olmalı." çocuk konuşmaya devam etti. Konuşması bitince oturan çocuklardan biri daha konuştu. "Lan oğlum sonuncuyuz, ne sıralaması? Bırak girsin işte, zaten sonlarda oluyoruz. Bire Bir'de kazanırız belki."

Zend konuşacaktı, ama bu konutu kendi aralarında konuşmalarının daha iyi olacağını düşündü ve bu yüzden sustu. O çocuk dışında kimsenin Zend için bir itirazı yoktu. O çocuk da kimse onun yanında olmayınca biraz daha söylendikten sonra sustu.

"Hoşgeldin dostum." kısa, kahverengi saçlı bir çocuk oturan Zend'e elini uzattı ve tokalaştılar. Etraftan Zend'e bir soru daha geldi. "Kaçıncı seviye bir savaşçısın?"

Zend düşündü. Çalışmaya başladığı son altı ayda iki kere vücudunun çok güçlendiğini hissetmişti, güçlendiğini hissettikten sonra da büyük bir rahatlık duygusu duymuştu. Bu olay seviye atladığı anlamına geliyordu, Fun'a özel olarak sormaktan çekindiği için yine kitaplardan bakarak ve araştırarak öğrenmişti. Düşündüğüne göre sadece kendini eğiterek beşinci seviye bir savaşçı olmuştu. "Ee... Beşinci seviye bir savaşçıyım." biraz bekledi ve cevap verdi.

"Vay be, çocukluğundan beri eğitim alan biri misin?" bir çocuk daha konuştu, Zend daha onun sorusuna cevap veremeden diğer bir çocuk da konuşmaya katıldı. "Yani A sınıfının en iyisi olan, doğal olarak da yaşıtlarımız arasında en iyi olan Yun ile eşitsin yani. O da beşinci seviye."

Zend Yun'un nasıl beşinci seviye olduğunu merak etti. Sonuçta geçen yıl dördüncü seviye olduğunu duymuştu, Zend'in düşüncesine göre o da kendi kendine çalışmıştı. "Yok canım, Yun benden güçlüdür. Sonuçta bir sürü teknik biliyor. Ben daha iki tane biliyorum ve onlar da üçüncü seviye teknikleri." seviyeye göre güç belirleme genelde herkesin kullandığı sistemdi. Biriyle aranda iki seviye fark varsa onu yenemezdin, eğer yenersen bile bu bir mucize olarak görülürdü. Bunun bir nedeni, savaşçılar her seviyede belli bir ağırlığı kaldırabilecek kadar güç kazanıyorlardı, bu ağırlıklar da zamanla katlanarak artıyordu. İkinci neden ise, tamamen tekniklerdi. Savaşçılar geliştikçe öğrenebilecekleri yetenek havuzu artıyordu. Bir yeteneğin seviyesi ne kadar yüksekse, o kadar güçlü olmuştu. Beşinci seviye bir savaşçı olan Zend aldığı iki tane üçüncü seviye savaşçı tekniklerini kolayca yükseltti. İleri Görüş adlı çeviklik yeteneğini çoktan ikinci seviye yapmıştı. Artık kendine gelen hamlelerin yarısının gidiş yönünü kestirebiliyordu. Ama Hassas Rüzgar adlı ikinci çeviklik yeteneğinin üzerinde çok durmamıştı, yine de onu da ikinci seviyeye geçirmeyi başarmıştı. Vücudu aşağı yukarı üç vuruştan birinde otomatik olarak sıyrılmaya çalışıyordu, ama bu teknik kendinden yüksek seviyeli rakiplere karşı kullanılamıyordu.

"Hmm, anlıyorum." çocuk tekrar konuştu. "Yine de bu çok iyi. Bizim sınıftaki en yüksek savaşçı üçüncü seviye zaten, beklenildiği gibi bizden yukarıdasın. Çoktan beşinci seviye bir savaşçı olduğuna göre, bir kolunda elli kilo kaldırabilecek kadar güç vardır. Bu bizim için henüz çok uzak, bizler şehir çapında ve ailelerimizde dahi olarak görülüyoruz ama, seninle yarışmayı düşünemeyiz bile. Kollardaki güç çok savaşta büyük fark yaratacaktır."

Zend övüldüğünden dolayı biraz utandı. "Hayır, gerçekten," dedi. "sizlerden çok farklı değilim, çalışma farkı bu. Sadece biraz fazla çalıştım. Dahi falan değilim yani, bu tamamen çok çalışmama bağlı."

***

Sonunda geldi. Buraya gelmesinin en büyük sebebi, öğrencisi için, yani Zend için onu bulmaktı.

"Kutsal Ülkeler'in birincisi. Sarı Cennet Krallığı." geminin en üstünde, yatay bir şekilde boyuna uzanan kara parçasını gördü. "İşte burası, Güney Sınırı'nı tek başına tutan ve Pounz'u ellerini sallayarak yok edebilecek olan ülkelerden bir tanesi. Diğer üçü de bunun devamında." mırıldandı, sadece buraya gelmesi bile üç ayını almıştı. Öğrencisine söz verdiği zamana yalnızca on beş ay kalmıştı.

Gemi yavaşça kıyıya yanaştı. "Ben yolda on birinci seviye bir savaşçı oldum. Yirmi beş yaşında on bir olduk demek, vay be. Eskiden bu yaşta altıncı seviye olunca şehrin bir numarası gibi olurduk. Bir sürü hap falan çıktı şimdi, emekler değersizleşiyor." Hollis yol boyunca meditasyon yapıp enerjisini yükseltti. Üç ay boyunca meditasyon, bu kadar meditasyon normalde onuncu seviye bir savaşçının seviye atlaması için gereken enerjinin onda birini bile karşılamazdı ama Hollis buraya binerken onuncu seviyenin en sonlarındaydı ve yükselmesi zor olmamıştı. "Zend benim tekniğimi miras alacak. Buna değer bir kılıç da lazım ona şimdi." yavaşça konuştu ve gemiden atladı, onu bulmak için şehrin derinliklerine doğru ilerlemeye başladı. "Ben tüm gücümü kullanırsam Pounz'da en güçlü ilk on, hatta ilk beş kişiye bile girebilirim. Ama bu o pisliği öldürürken hayatımın yarısını feda etmem sayesinde. Bu kıtada, hayatımın tamamını feda etsem bile ilk bin kişiye giremeyebilirim. Lanet olsun, sanırım öğrencimin neleri başaracağını tam olarak göremeyeceğim, ha? Ne dersin Tarol?" Hollis gözünün önüne düşen sarı saçlarını gözünün önünden çekti. Omuzundaki yeşil çekirge ona cevap verdi. "Sen göçtüğün zaman ben de seninle birlikte geleceğim yoldaş. Ayrılmayacağız." çekirgenin Hollis kadar olmasa da genç bir sesi vardı. Yaşı Hollis'ten büyükmüş gibiydi.

"Kendine yazık edersin yoldaşım. Daha çok uzun bir ömrün var, bir dişi çekirge bulup onunla hayatını birleştirebilirsin. Yanımda seni çekmek istemiyorum, onu öldürmek için verdiğim hayat tamamen benim bencilce isteğimdi. Bunun seninle alakası yok." Hollis'in sesi umutsuz gibiydi.

"Ben hayatımı senin yanında geçireceğime zaten karar verdim Hollis. Ben, ben hiçbir zaman kaçmayacağım ve seni terk etmeyeceğim." çekirge konuşmaya devam etti.

Hollis: "..."

***

"Çabuk getirin onu buraya!" Zend yatmadan önce başladığı meditasyonundan Karkan'ın sesiyle çıktı. Birkaç saattir bu pozisyondaydı, etrafta olan her şeyi dinleyerek doğaya uyum sağlıyordu. Artık kral modunu da geliştirmişti ve duyma kabiliyeti özellikle meditasyondayken son derece artmıştı. Artık yan yana olan binalarda konuşulan sesleri
duyabiliyordu, yeterince odaklanması gerekliydi tabii. Ama meditasyonda olduğu için yan binayı duymak onun için son derece kolaydı. Karkan'ı duyunca aniden pencereye koştu. Pencere yarım açıktı. "N'oldu acaba?"

Karkan ve yanındaki iki kişi, elleriyle bir bedeni taşıyorlardı. Ellerindeki adamın her yerinden damlayan kan, gittikleri yerlerde izler bırakıyordu. Zend onun yaralandığını tahmin etti. Bir anda birçok kişi yaralıyı taşıyanların yanında belirdi, Zend'in düşüncesine göre diğer Beyaz Taç kardeşleri de onları duyup gelmişlerdi.

Zend uykudan eser bulamadı gözlerinde, yatsa da uyuyamayacaktı. O da olayı merak etti ve aşağı inip ana binaya girdi.

Kyuk başta olmak üzere çoğu kişi buradaydı. Kyuk'un iyileştirmeye çalıştığı kişi ise yerde yatıyordu. Büyük bir yuvarlak vardı, Zend'in gözleri hemen Fun'u buldu. Kyuk aceleyle konuştu. "Yaşıyor!"

"Neler oldu Fun? O kim?" Zend hemen sordu.

"Zend, neden buradasın, yarın maçın yok mu?" Fun hemen Zend'in yanına eğildi.

Zend konuşmaya devam etti. "Uykum hiç yoktu, ben de sesleri duyup aşağı ineyim dedim." Zend masum bir şekilde anlattı. "Benim de böyle şeyleri bilmem gerekmez mi artık? Sonuçta ben de bir Beyaz Taç Kardeşi oldum artık, sıradan bir çocuk değilim."

Karkan bir anda bağırmaya başladı. "Kim ona bunu yaptı?! Jan, seninle beraberdi değil mi? Kim ona bunu yaptı?! Kim saldırdı size?!"

Yaralının yanında duran, yüzü ve vücudu kanlar içinde olan bir adam, Karkan'ın kendine seslendiğini duydu ve o da bağırmaya başladı. "Bilmiyorum başkan, hangi tarikattan olduklarını anlamadım! Saldırganların mızrakları vardı ve çok hızlıydılar daha modlarımızı bile açamadık, tekniklerimize geçemedik bir anda oldu, aralarında bir de yılan vardı ner olduğunu karanlıkta göremedim, modu açıp zor kaçtım başkan." adam o kadar hızlı konuştu ki, çoğu kişi tam olarak anlamadı.

"Ne yılanı? Ne yılanıydı o?! Kyuk çabuk bak zehir var mı vücudunda!" Karkan'ın siniri devam ediyordu.

Kyuk ellerini adamın göğsünden kaldırdı. "On ikinci seviye bir büyülü yaratık zehri onun damarlarında. Bunu çözemem ben, bu ülkede bu zehri çözebilecek çok az insan vardır. Ben daha yeni yedinci seviye bir büyücü oldum ve bunu düzeltmek için en azından onuncu seviye olmalısın!"

Karkan duvarı yumrukladı. "Lanet olsun! Ylis'i çağırın çabuk!"

Kimse konuşmadı. Herkes onun öleceğini biliyordu, Zend de bunlara dahildi.

Ylis birkaç dakika sonra geldi, ama yaşlı kadının da buna bir çözümü yoktu. O, bu kadar yüksek düzey bir hap yapacak kadar nitelikli değildi. "Elimden bir şey gelmez Karkan, zaten onu iyileştirebilecek bir hap belki bu şehirde hiç yoktur bile. Sarayda bile bu hapı yapacak kadar üstün bir tıp ustası, burada olamaz."

Kadın adamın kolundaki bir çift diş izini sıktı, çıkan garip sıvıya baktı. "Zehir çok güçlü. Dünya seviyesinde bir hap gerekli onu iyileştirmek için. Ayrıca Onu ısıran bir Kırmızı Zehir Yılanı olmalı, zehir rengiyle bunu belli ediyor. O yılanın özelliklerini sen de biliyorsun Karkan. En fazla bir saati kaldı. Ama yine de bir hap yapmaya çalışacağım, biraz yaşam süresini uzatabileceğimi düşünüyorum." Ylis hızlıca ilk katta olduğunu bildiği tıp salonuna gitti. Kyuk da bazen buraya gelip hap yapardı, ama genellikle insanları odasında tedavi etmeyi severdi. "Ben de geliyorum. Belki ona yardım edebilirim." Kyuk'un harekete geçmesiyle peşine bir kız takıldı. Yina, Ylis'in yardımcısıydı. Okulda beşinci sınıfta olmasına rağmen şifada bir yeteneği öğrenip ve doğal olarak bu yöne yönelmişti. Ylis'in yardımcısı olarak bu işi öğrenmeye çalışıyordu.

Karkan başını eğdi.

Zend o adamı kurtarmak istedi. Gerçekten istedi, herkes hüzünlüydü. Ama elinden bir şey gelmiyordu. Ne yapabilirdi ki? Bırak yaşatmayı, savaşçıların dünyasında yaşaması bile çok zordu.

"Kurtarmak mı istiyorsun?" Ranon'un sesi, Zend'in beyninde yankılandı. Zend içindekileri söyledi. "Tabii ki kurtarmak istiyorum, bu çok güzel olurdu. O kardeş kurtulurdu ve herkes mutlu olurdu değil mi? Ama bunu yapacak kadar gücüm yok. Bilgim de yok, bunu biliyorum."

"..." Ranon cevap vermedi.

"Ölecek o, değil mi Fun?" Zend yanındaki Fun'a seslendi. Herkes çok sessizdi. Fun çocuğa cevap vermedi.

"Yakala." Zend karnında bir çalkalanma hissetti, bir refleksle elini karnına götürdü ve kıyafetinin altında yuvarlak bir cisim hissetti. "Enerjimi biraz harcamak zorunda kaldım. Şanslısın ki elimde malzemeler vardı."

Zend kıyafetlerinden aşağıya doğru düşen hafif cismi tişörtünün altından yakaladı. "Bu da ne?" zihinsel olarak Ranon'a seslendi. "İyileştirme hapı işte oğlum, git ver adama da iyileşsin." Ranon konuştu.

"Sen... Onu nasıl yaptın?" Zend yine sordu ama Ranon onu hiç takmayınca, herkesin tekrar mutlu olacağını düşünerek hapı aldı. "Bir dakika, onu ben veremem. Herkes nasıl aldığımı sorar ve ben Ranon'u açıklayamam." Zend onu kime verebileceğini düşündü. Aklına gelen fikirle hemen şifa odasına doğru koşmaya başladı. Orada bulunanlar çocuğun, ağlamak için kimsenin olmadığı bir yere gittiğini düşünmüşlerdi.

Kapıdan içeri girdi. Hapı daha yeni görmüştü, hap kırmızı bir renge sahipti ve biraz parlıyordu. Zend onu gördüğü anda içinde bir ferahlama hissetti.

"Bunu yaralıya ver." Zend hapı içeride ilk gördüğü kişi olan Yina'ya fırlattığı gibi dışarı çıktı. Bir soru sorulmasını istemiyordu, şansına Kyuk ve Ylis onu görmemişlerdi, ikisi de. eğilmiş buhar çıkan bir masanın içine bakıyorlardı.

Kız şaşırdı, elinin içindeki hapa baktı. Belliydi ki, bu normal bir hap değildi. "Usta." Yina hemen hapı Ylis'e uzattı.

Ylis hapı eline aldığı anda onun garip aurasını hissetti, sonra şok içinde kaldı. "Bu imparator seviye bir iyileştirme hapı!" Ylis dilinin tutulduğunu hissetti. Açıkça elindeki hap imparator seviyesindeydi. İmparator seviyesindeki bir hap nasıl olur da öğrencisinin elinde olurdu?!

"Nereden buldun bunu?! Çabuk cevap ver!" hemen öğrencisinin üstüne baskı yaptı. Öğrencisi onu satın mı almıştı? Hayır, bu imkansızdı. Elindeki hap en ucuz yerde bile en az yüz milyon altın sikkeye eş değerdi!

***

1867