Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

8. Bölüm Garip Soylu

Çevirmen: Tomato / Editor: Tomato

 

Zend hapı yutunca kalbi, tüm vücuduyla birlikte titremeye başladı. Sanki damarlarında kan yerine güç akıyor, sürekli kasları yer değiştiriyordu.

"Şimdi bana ne olacak?" Zend endişeliydi.

"Bu hapı yutan kişinin güç seviyesinin en az iki olması gerekliydi. Sen daha bire bile geçemediğin için ölebilirsin bile. Şanslısın ki son derece kaliteli bir hapı yuttun. Ne olacağını ben bile kestiremiyorum." yaşlı ses konuştu.

Zend beklemeye devam etti. Kaynayan kanına ve yerinde durmayan vücuduna rağmen sabretti.

Kasılmalar birkaç dakikadan sonra durdu. Zend daha güçlü ve rahat hissediyordu.

"Peki şimdi ne oldu? Zend gelen rahatlama hissini aşırı derecede merak ediyordu.

"Fiziksel gücün ilk seviyeye yaklaşmış gibi görünüyor. Ama kesin olarak eminim ki yakın bir zamanda gelecek bedel ağır olacaktır." Yaşlı ses her zamanki ağırlığıyla konuştu. Aslında Zend ikinci seviyeye ulaşmıştı. Bunun kral modu ile ilgili olduğunu biliyordu. Ama bunu Zend'e söylemedi çünkü bunu öğrenip gaza gelmesini istemiyordu. Bu onun dikbaşlılığını arttırır ve kendi kafasına göre hareket etmesine neden olurdu.

"Birinci seviyeye yaklaşmış mıyım? Aman tanrım, bu mükemmel. Bu hap da neyin nesiydi böyle? Bir tane daha ver." Zend çok heyecanlı bir şekilde konuştu.

"Bu hapı yedikten sonra ölmemen zaten şanstı, ikincisinde kesin ölüm ile karşılaşırsın." Yaşlı ses cevap verdi.

"Bu arada, bana ismini hala söylemedin. İsmin nedir?" Zend düşünerek sordu. İç sesi düşüncesini duyabiliyordu.

"..." yaşlı ses tekrar cevap vermedi.

"Sanki söylesen öleceksin be." Zend homurdandı. Şu an son derece enerjik ve güçlü hissediyordu. Tam bu sırada soylu gibi görünen beyaz tenli, beyaz gibi görünmesine neden olacak kadar açık rengi olan sarı saçlı, orta boylu ve kendi yaşlarında gibi görünen küçük bir kız gördü. Hayattan sıkılmış gibi görünüyordu. Zend, "Bu güzel dünyadan nasıl sıkılmış olabilir ki?" diye düşündü.

Zend kıza bakarken, kız yan taraftan gelen bir at arabasının içine çekildi. Anında can havliyle dışarıya doğru çıkmaya çalıştı, ama içeri sokuldu. Gözlerinde çaresizlik vardı. Arabanın içindeki adamlardan biri bir çuval çıkardı, Zend bu çuvalı kızın kafasına geçireceklerini tahmin etti ve kıza yardım etmek için koşmaya başladı. O sırada kız Zend'e doğru baktı. Son olarak Zend'in gözlerine baktı ve kafasına çuval geçirildi.

"Hey, onu bu halinle nasıl kurtarmayı düşünüyorsun velet?" yaşlı ses konuştu.

"Bir şekilde yaparım." Zend heyecanlı bir şekilde düşündü.

"Okula bile kabul edilmemiş halinle mi?" yaşlı ses bel altı vurmuştu. Ama sadece çocuğun kendini öldürmesini engellemeye çalışıyordu.

"Şu an bunu yapmak istiyorum ve okul ile bir alakası yok. İstediğimi yaparım ve buna sen karışamazsın!" Zend kendi kendine bağırdı. Yaşlı sesin okul olayını karıştırması hiç hoşuna gitmemişti.

"Hayatlar değişse de, kararlar değişmiyor demek ki." yaşlı ses Zend'in duyamayacağı bir şekilde konuştu.

"O zaman tek şansın tekerlekleri..." Yaşlı ses konuşuyordu ki Zend anında fırlayıp atı tutan ipleri el çabukluğuyla çözdü.

"Bu da bir seçenek tabii." Yaşlı ses Zend'i takdir etmiş gibiydi.

İpleri kopunca at çılgınca koşmaya başladı.

At olduğu yerden ayrılınca at arabası öne düştü, böylece arabanın içindeki adamların ayakları kaydı ve aşağı düştüler. Düşmelerini fırsat bilen Zend, hemen arabanın içine atladı ve kafasında çuval olan kızın bağlanmış ellerini açtı ve çuvalını çıkardı. Kız şaşırmış bir şekilde Zend'e bakıyordu. Belli ki kendisi gibi soylu birini, Zend gibi bir sokak çocuğunun kurtarıyor olması çok garibine gitmişti. Zend, bir anlık duraksamadan sonra bağırarak, "Koş!" dedi ve kızı elinden yakalayıp arabanın dışına çıkardı. Koşmaya başlarken, arkasına baktı ve düşürdüğü at arabasının yanında kızla beraber yürüyen sarışın çocuğun donmuş bir şekilde hareket etmediğini gördü. Onu da kurtarmak istiyordu ama geri dönerse adamlar onu öldürebilirdi. Başını üzüntüyle önüne eğdi ve içinden küfür sandığı birkaç kelime savurdu. Bildiği pek fazla kötü söz yoktu.

O anda adamların arabadan çıkıp arkalarından koşmakta olduklarını gördü ve daha da hızlandı. Kıza baktığında onun da çok heyecanlanmış olduğunu ve güldüğünü fark etti."Bunda heyecanlanacak ne var acaba, son derece tehlikeli bir şey değil mi?" diye düşündü.

Adamların bacakları, yedi yaşındaki çocukların bacaklarından uzun olduğundan, yavaş yavaş mesafeyi kapatmaya başladılar. Zend bunu gördüğünde düz bir alanda kaçamayacaklarını anladı ve bir ara sokağa sapıp kızla beraber çöplerin arasına girdi.

Eliyle 'sus' işareti yaptı ve kızın şu an bile gülmesini tekrar yadırgadı.

"Sen soylu değil misin? Neden çöpe girmemize rağmen gülüyorsun?" Zend sessizce sordu ve ardından nefesini tuttu.

"Ama o adamları atlatmak çok eğlenceliydi. Hayatımda bu kadar eğlenmemiştim. Nasıl da kaçtık ama, mükemmeldi değil mi?" kız kıkırdayarak cevap verdi.

"Hayır, henüz kaçmadık ve eğlenceli de değildi. Ölme ihtimalimiz var! Ayrıca sessiz ol, senin yüzünden yakalanacağız." Zend sessiz bir şekilde tekrar söyledi. Kaçıp saklanmasını horoz dövüşünde kazandığı paranın tamamını almak isterken kendini kovalayan adamlardan dolayı biliyordu.

"Nasıl bu eğlenceli olmaz? Her gün böyle şeyler yaşamıyorum. Bu arada ben Emma Tigrund."

"Ben de Zend. Ben de her gün böyle şeyler yaşamıyorum. Ama canımın değerini de biliyorum. Ölümüne susamadıysan sessiz ol." kızın hala sesli konuştuğunu gören Zend, onu tekrar uyardı.

"Zend demek. Güzel isim, peki soyadın ne?" kız Zend'e meraklı bir şekilde sordu. Ona kanı ısınmıştı. İlk defa sahte duyguları olmayan ve yanında heyecanlı hissedebildiği biriyle tanışmıştı.

"Sadece Zend." Zend soyadının sorulmasına alışmıştı. Artık canı yanmıyordu.

"Tamam o zaman. Adamlar bizi takip etmeyi bırakmışlar mıdır sence?" Emma, aptal abisini hiç umursamıyordu, hatta içinden umarım ölmüştür diyordu.

"Hey veletler, burada olduğunuzu biliyorum. Ben altıncı seviye bir savaşçıyım ve kardeşiniz elimde. Beni yenmek gibi bir umudunuz olamaz. Kızı kaçıran çocuk, kafası çalışan birine benziyorsun, kızı getir ve seni öldürmekten vazgeçeyim. Aksi halde kafanı buraya asacağım."

Emma sessizce Zend'e seslendi."Abimin bir önemi yok, bırak ölsün. Zaten aptalın tekiydi."

"Olmaz. Onu kurtarmalıyım" Zend inatçı bir şekilde konuştu. Emma oflamakla yetindi. Aynı anda kendilerini kovalayan adamların içinden yaşlı bir ses yükseldi.

"Küçük kardeşim, kızla birlikte dışarı çık. Mükemmel bir şekilde adamlarımın arabasını yatırdın ve kızı çıkardın. Seni aramızda görmek isteriz. Bizzat ben senin eğitiminden sorumlu olacağım ve seni koruyacağım. Sekizinci seviye bir büyücü bizzat seni koruyacak. Bu fırsat her zaman eline geçmez bak, bir kez söylerim, başka söylemem."

Zend bir an düşündü. Sekizinci seviye büyücüler çok nadir görülürdü ve çok güçlülerdi. Tüm krallıkta bile sayıları bini geçmezdi. Yeni tanıştığı bir kız için onu reddetmek mantıklı mıydı?

Bir karar verdi ve ayağa kalktı.

***