Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

13. Bölüm Bölüm 13

Çevirmen: Klepton / Editor: T4icho

“Nasıl hissediyorsunuz Bay Woo Sungyoon?”

“İyiyim. Hatta, hiç bu kadar iyi olmamıştım.”

Önceden yaşlandığı için vücudunda ağrılar olurdu. Şimdi iyinin de ötesindeydi. Uyandığında yorgun hissetmiyor, hareket etmekte güçlük çekmiyordu.

“Bakınca bile anlaşılıyor. Son günlerde gençleştiniz.”

Leemin ona gıpta ederek bakıyordu. Doktor altmış yaşına yaklaşmıştı. Hayatının son aşamalarına yaklaşırken hayatını düzene sokmaya başlamıştı. Sungyoon gençliğini yeniden kazanmıştı, bu nedenle ona özeniyordu. Muhtemelen yeniden genç olmak için tüm başarılarından vazgeçebilirdi.

Gerçi buna erişmek imkansızdı. Kıskançlığı bir kenara bırakarak işe geri döndü.

“Bağlayıcılar hakkında ne biliyorsunuz?”

Leemin, bilgisayar ekranında bir çizelge hazırlarken bunu sordu.

“Ay’ın Labirenti büyü enerjisiyle doludur ve bu büyü enerjisi kalbe aktarılır. Bağlayıcılar bu büyülü enerjiyi elde edebilir ve kullanabilir.”

“Epey bilgilisiniz. Çoğu insan bana Bağlayıcıların yalnızca Ay’ın Labirenti’ne giderek çok para kazandıklarını söyler.”

“Eski işim o sektörle bağlantılıydı. Bu nedenle bilgim var.”

Sungyoon’un yüzü biraz ciddileşti. Eski işinden bahsettiğinde hep bir zamanlar güvendiği arkadaşını ve eşini düşünüyordu.

“Anladım.”

Leemin başıyla onaylarken onu gizlice inceledi. Normalde Sungyoon duygularını bastırırdı fakat çok açık ki duygusal olarak kötüye gitmişti.  

‘Pot mu kırdım?’

Bu mantıklıydı. İşi iyiye gitmiş olsaydı şimdi hastane faturası yüzünden ter dökmezdi.

“Detaylardan ne kadar haberdarsınız bilmiyorum ama size bir özet geçmeye çalışayım. Bu sizin bedeninizle ilgili Bay Sungyoon, bu nedenle bilmelisiniz. Bu konuda sorun yok, değil mi?”

“Evet, önemli değil.”

“Güzel. İlk olarak kalbiniz tamamen değişim geçirdi ve şu anda normal bir kalp gibi değil. Normal bir kalp şöyle görünür.”

Sungyoon, Leemin’in çalışma masasındaki ekrana baktı. Ekranda kırmızı bir kalp görüntüsü vardı. İğrenç görünüyordu ama tanıdıktı. Sıradan okul müfredatını gören herkes bir kalbin nasıl göründüğünü bilirdi.

“Ama sizin ve diğer Bağlayıcıların kalbi böyle görünür.”

Leemin klavyede birkaç tuşa bastı ve ekrandaki görüntü değişti. Görüntüdeki şey, kesinlikle bir kalp değildi. Organik durmuyordu.

Pembe renkli bir nesneydi ve ilk bakışta kalp sanılabilirdi. Fakat normal bir kalbin aksine, bu nesneyi oluşturan materyaller farklıydı. Çevresindeki ışığı yansıtıyor ve ışıldıyordu. Organik bir madde değil, cevher gibi görünüyordu. Hatta mücevher olduğunu söylemek abartılı olmazdı.

Leemin görüntüyü işaret ederek, “Kalbiniz şu anda bu durumda. Bu bir Bağlayıcı’nın kalbi.” dedi.

Sungyoon gözünü ekrandan ayırmıyordu.

“Bir Bağlayıcı’nın kalbine ilişkin hala bilinmeyen pek çok şey var. Kan pompalamak gibi, sıradan bir kalbin işlevlerini yerine getirebilir ama en büyük fonksiyonu Ay’ın büyülü enerjisini toplayabilme yeteneğidir. Bir ‘kapı’ gibi hareket ettiği için Bağlayıcı kalbine Geçit denir. Bu tür kalplere sahip olanlara Bağlayıcı deniyor, kalpleri Ay’a bağlı.”

Ay’ın büyülü enerjisi.

Labirent, Ay’da bulunuyordu ve büyülü enerjiyle doluydu. Bu, insanlığın daha önce hiç ilgilenmediği bir enerji türüydü ve tamamen yabancı bir güçtü. Bu gücün bir lütuf mu yoksa lanet mi olduğu da bilinmiyordu ancak yalnızca Bağlayıcılar bu gücü kullanabiliyordu.

“İleriki tarihlerde uzmanlarla konuşabilirsiniz, böylesi, gücü nasıl kullanacağınızı öğrenmeniz açısından faydalı olacaktır. Ben o bilgilere sahip değilim. Ancak Ay’ın büyülü enerjisinin etkisiyle ne tür değişimler meydana geldiğini açıklayabilirim.”

Leemin dikkatle dinlemekte olan Sungyoon’a baktı.

“İlk olarak Bay Sungyoon, enerji toplamak için yemek yemeniz gerekmiyor. Nefes almanıza da gerek yok.”

Söyledikleri şaşırtıcıydı. Yemek yemek, nefes almak insan hayatı için elzemdi. Yemek yemeyi ve nefes almayı bırak demek, öl demekti.

“Nefes almama gerek yok mu?”

Sungyoon şaşkınlığını saklayamadı.

“Şu anda nefesini tutmaya çalışabilirsiniz; yalnızca alışkanlıktan nefes alıyorsunuz. Gerek yok.”

Sungyoon onun söylediğini yaptı ve nefesini tuttu. Birkaç saniye, sonra bir dakika geçti. Eskiden bu noktada nefes alma ihtiyacı duyardı fakat şu anda gayet rahattı ve nefes alma ihtiyacı duymuyordu.

“İnsanlar günde üç öpün yemek yer çünkü enerjiye ihtiyaç duyarlar. Yaşamak için nefes alır, sıkıcı günlük bakımlar yaparlar. Ama Bağlayıcıların bunu yapmasına gerek yoktur.”

Leemin elini kendi göğsüne koydu.

“Buradan son derece yoğun bir enerji sağlanıyor.”

Sungyoon onun hareketini taklit ederek elini göğsüne yerleştirdi.

“Elbette bu yemek yemeyi tamamen bırakabileceğiniz anlamına gelmiyor. Kalbinizin sağladığı tek şey enerji. Bedeninizi korumak için besin tüketmeye devam etmelisiniz. Bu ayrıca su için de geçerli. Ama en azından bedeninizin temel fonksiyonlarını sürdüren enerjiyi yemekle sağlamanıza gerek yok. Size yemekten kaçınmanızı söylemiyorum. Ne zaman isterseniz yemek yiyin. Önemi yok. Onun dışında…”

Leemin, onun yakışıklı suratına baktı.

“Zaten bunu hissedebiliyorsunuz, değil mi?”

Muhtemelen gençleşme sürecinden söz ediyordu. Sungyoon bu olguyu bildiğinden başıyla onayladı.

“Ay’ın büyülü enerjisi, bir Bağlayıcı’nın vücudunu zirvede tutar. Bu nedenle gençliğinizi yeniden kazandınız. Yaralanmalar haricinde herhangi bir hastalık için endişe etmenize gerek yok.”

“Bunu biliyordum ama deneyimlemek bambaşka bir şey. Gerçekten şaşırtıcı oldu.”

“Anlıyorum. Bunu daha önce birkaç kez gördüm ama ben de ne zaman tanık olsam şaşırıyorum. Üstelik fiziksel kabiliyetleriniz de ciddi manada gelişim gösterdi. Biri sizinle kavga etmeye kalkışırsa, yumruğunuzu kullanırken dikkat etmeniz gerekir. Yoksa rakibi öldürebilirsiniz.”

Bunu açıkladıktan sonra Leemin duruşunu biraz düzeltti.

“Başka sorunuz var mı?”

“Hayır. Artık vücudumla ilgili fikrim var.”

Bir Bağlayıcı olarak uyanınca birçok şey elde etmişti. Ancak kuru ses tonu hala değişmemişti. Dış görünüşü değişmişti ancak düşük öz saygısında bir değişim yoktu. Hala karamsar bir yapıdaydı.

“Testlerin çoğunu yaptık. İsterseniz bugün hastaneden ayrılabilirsiniz. Yakında hükümet yetkilileri sizinle temasa geçer. Ay’ın büyülü enerjisini nasıl kullanacağınızı onlardan öğrenebilirsiniz. Geleceğinizi öğrenebilirsiniz.”

“Her şey için teşekkür ederim.”

Sungyoon, Leemin’in önünde eğildi. Ardından o gün hastaneden ayrıldı.

* * *

Hastaneden çıktıktan sonra ne yapacağını merak ediyordu. Müthiş bir vücuda, gençliğe kavuşmuştu. Eskisinden daha iyi durumdaydı. Ancak genel durum değişmemişti. İşinde başarısız olmuştu ve hala borçluydu. Bir şeyler yapmak için Bağlayıcı olarak yeteneklerini kullanmaya çalışabilirdi fakat ne yapacağına dair bir fikri yoktu. Özgeçmişine Bağlayıcı statüsü ekledi diye artı puan alacak değildi.

Yapabileceği tek şey hükümetin onunla temasa geçmesini beklemekti. Bu esnada yeniden inşaat işine başladı.

Neyse ki fiziksel kabiliyetleri güçlenmişti, bu nedenle eskiye kıyasla çok iyi iş çıkarıyordu. Eskiden zayıf çalışmaları yüzünden ücret kesintisi kaygısı taşırdı. Şimdi günlük maaşından da fazlasını alıyordu.

Çok fazla kişi onu tanımıyordu. Gerçekten içedönük bir kişiliği olduğundan arkadaş edinmekten kaçınıyordu. Elbette onu tanıyan birileri vardı; Sungyoon’a ne olduğunu sordular ama o hepsini geçiştirdi. Onu sorgulayan kişilerse ya homurdandılar ya da küfrederek çekip gittiler.

Günler öylece geçip giderken bir gün beklediği telefon geldi. Hükümetten biri onunla temasa geçti.

Ertesi gün bir otobüse bindi. Sarsıntılı otobüs yolculuğu yaşamayalı çok olmuştu. Sungyoon sonunda Sejong’a vardı.

Bir süre yürüdükten sonra bir binanın önüne vardı. Gideceği yer hükümete bağlı bir binaydı.

Bina çok yüksekti ve duvarda, “Ay’ın Labirenti İçin Yönetim ve İşletme Ofisi” yazıyordu.

‘Burası…’

Başlarda Ticaret, Endüstri ve Enerji Bakanlığı’nın bir parçasıydılar ancak sonradan ayrılmışlardı. Ay’ın Labirenti ile ilgili çoğu iş anlaşmalarını yönetiyorlardı. Bir Bağlayıcı olarak Sungyoon’un tanıması gereken bir hükümet koluydu.

Sungyoon binaya girdi. İçeride çok fazla kişi vardı, bazıları kendisi gibi Bağlayıcı’yken bazıları da Ay’ın Labirenti ile ilgili işler yapanlardı. Bunlar muhtemelen ileride onun “ortakları” olacaklardı fakat şu anda kimse ona dikkat etmiyordu.

Sungyoon bir masanın önüne geldi, bir bilet aldı ve numarasını bekledi.

Kısa bir süre sonra numarası çağrıldı.

“Gelme sebebiniz nedir?” diye sordu resepsiyonist.

“Telefonla arandıktan sonra buraya geldim. Bağlayıcıların buraya kaydolması gerektiği söylendi.”

“İsminiz nedir?”

“Woo Sungyoon.”

Resepsiyonist, mesleği gereği çok sayıda Bağlayıcı görmüştü bu nedenle Sungyoon bir Bağlayıcı olduğunu söylediğinde başını bile kaldırmadan klavyede bir şeyler yazdı.

“Uh?”

Biraz şaşırmıştı.

“Bir sorun mu var?”

“Ah, hayır. Bir şey yok.”

Resepsiyonistin yüzündeki şaşkınlık geçti. Ardından profesyonel bir ifade takınarak, “Evet, Bay Woo Sungyoon. Kimliğinizi doğruladım. Lütfen üçüncü kattaki ‘Destek’ birimine gidin. Bekleme odasında biraz bekleyin, dosyanızın çalışanı size ulaşacaktır.”

“Teşekkürler.”

Sungyoon başını kaba ve hızlı bir şekilde eğdikten sonra masanın önünden ayrıldı.

Hemen üst katlara çıkan merdiveni buldu. Gelişen fiziki özellikleri sayesinde üç katı hiç yorulmadan çıktı.

Hemen sonra “Destek Departmanı”nı buldu. Üçüncü katın tamamı esasında bu departmana ayrılmıştı. Sungyoon bekleme odasını aradı. Köşede, katın geri kalanından cam duvarlarla ayrılan bir oda bulunuyordu. Odanın girişinde bekleme odası olduğunu belirten bir yazı vardı. Sungyoon içeri girip bir koltuğa oturdu.

İçeride pek kimse yoktu. Biri sabırsızca bacağını sallıyordu, başka biri de yüzünde kibirli bir ifadeyle, bacak bacak üstüne atmış bekliyordu. Bir de suratlarında hiçbir ifade olmaksızın isimlerinin çağrılmasını bekleyenler vardı. Türlü türlü insan orada toplanmıştı.

Sungyoon da sessizce aralarında oturuyordu. Kendisini akranları gibi görmediği için kimseyle konuşma gereği duymadı.

Onu ilgilendirmiyorlardı.

Ne kadar zaman geçmişti? Birçoğu isimleri çağrılıp odadan çıkmıştı. Sungyoon beklemeye devam etti.

Sonra…

“Bay Woo Sungyoon.”

Ona seslendiler.