Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

14. Bölüm Bölüm 14

Çevirmen: Klepton / Editor: T4icho

Resepsiyonist Sungyoon’u gönderdi ve bir sonraki numaraya seslenip işine devam etti. Başını kaldırıp sıra olmadığını gördüğünde ne kadar zaman geçtiğini bilmiyordu. Saatine baktı. Beklediği gibi, günün bu kısmı hep yavaş geçerdi. Gerindi.  

“Şuna bak!”

İş arkadaşı ona seslendiğinde başını çevirip baktı. İş arkadaşının yüzündeki ilgiyi fark etmişti.

“Kasvetli, yakışıklı adamı hatırladın mı?”

“Ah! Evet.”

Onun kimden söz ettiğini hemen anladı.

“Dosyasını görünce şaşırmışsın. Ne gördün? Duyduklarıma göre o yalnızca Birinci Nesil Bağlayıcı.”

Tüm Bağlayıcılar aynı değillerdi. Normal insanlar bunu bilmeyebilirdi ancak Ay’ın Labirenti İşletme ve Yönetim Ofisi’nde çalıştığından, her gün Bağlayıcılarla ilgileniyordu ve Birinci Nesil Bağlayıcı olan biri onu şaşırtmazdı.

“Onun yüzünden şaşırmadım. Kiminle görüşeceğini görünce şaşırdım.”

“Kim?”

“Destek Bölümü Başkanı.”

“Ne?!”

Arkadaşı öyle afalladı ki ayağa kalkıp bağırdı. Neredeyse çığlık atacaktı. Resepsiyonist masasına geri döndü, işiyle meşgul gibi davrandı. İş arkadaşı çok bağırdığından herkes dönüp onlara bakmıştı. İş arkadaşına yan yan baktı; yüzü kızarmıştı, başını eğdi.

İnsanlar başka yöne baktıklarında iş arkadaşı nihayet koltuğuna oturdu.

“Kızım! Niye öyle yaptın?!”

Arkadaşıyla hiç ilgisi yokmuş gibi davranmıştı. Arkadaşı ona dik dik baktı. Elbette kendini savunacaktı:

“Niye o kadar bağırıyorsun? Beni de utandırdın.”

İkisi fısıldaşarak didişmeye devam etti.

“Neyse. Sorun yok.”

Nihayetinde ilk geri adım atan iş arkadaşı oldu.

“Öyleyse neden Destek Bölümü başkanı bir Birinci Nesil Bağlayıcı’yla buluşmak istedi?”

İş arkadaşı bariz bir şey sormuştu.

Deparmandaki güç, her bölüm için eşit ayrılmıyordu. Prestij ve güç kişinin ne denli önemli bir iş yaptığına bağlıydı. Bazı açılardan Destek Bölümü, buradaki en önemli işi yapıyordu. Bağlayıcıları yönetiyor, destekliyor, yardım ediyorlardı. Güç piramidinin en tepesindeydiler.

Destek Bölümü başkanının yeni uyanan bir Bağlayıcı ile buluşması için hiçbir sebep yoktu.

“Onu denetlemeye mi çalışıyor? ‘Destek Bölümü’nün asıl işlerinden biri de bu. Her bölümün departmana kendine has bir katkısı var. Bu nedenle başkan birkaç Bağlayıcı’yı doğrudan denetler.”

“Ama o kişiler ülkedeki en iyi Bağlayıcılar. Farklı bir seviyedeler. Fakat bu adam yalnızca Birinci Nesil Bağlayıcı.”

“Belki eşsiz bir özelliği vardır, ya da farklı bir durum vardır.”

Resepsiyonist konuyu kapattı.

“Bizi ilgilendirmez.”

“Haklısın.”

İş arkadaşı da konunun peşini bıraktı. Başta konuyu açma sebebi meraktı. Destek Bölümü başkanının onunla niye görüştüğü önemli değildi. Kendisini ilgilendiren bir şey yoktu.

İkili konuyu değiştirdi. Bir sonraki müşteri gelene kadar türlü türlü şeyden bahsettiler.

* * *

İsmi çağrılınca Sungyoon ayağa kalktı ve bekleme odasına bir adam girdi.

“Bay Woo Sungyoon siz misiniz?”

“Evet, benim.”

“Tanıştığıma memnun oldum. İsmim Jun Insoo.”

Sungyoon, adamın uzattığı eli sıktı ve onu incelemeye başladı.

İlk fark ettiği şey başının üstündeki kellik oldu. Altmışlı yaşlarda gibiydi ama kel olduğundan daha yaşlı görünüyordu. Onun dışında ayırt edici bir özelliği yoktu. Güzel bir takım elbise giymişti. İlk bakışta temiz ve titiz biri olduğu tahmin edilebilirdi.

“Beklettiğim için üzgünüm. Bazı temel bilgiler vermem gerek, sonra sizi kaydettireceğiz. Lütfen benimle gelin.”

Insoo hafifçe eğildi.

“Anladım.”

“Teşekkürler.”

Insoo öne geçti, Sungyoon onun peşinden gitti.

Bekleme odasından çok da uzakta olmayan bir odaya geldiler. Oda epey büyüktü ama birçok kabine ayrılıyordu. Sungyoon kabinlerden gelen kısık sesleri işitebiliyordu.

“Burdan gelin.”

Insoo onu kendi kabinine yönlendirdi. Kabinde yuvarlak, cam bir masa, bilgisayar ve iki sandalye bulunuyordu.

Bir sandalyeyi Sungyoon’a verdi ve karşısına oturdu.  

“Önce kendimi tanıtayım. İsmim Jun Insoo. Destek Bölümü’nün başkanıyım.”

Konuşurken isim kartını Sungyoon’a uzattı. Sungyoon afallamıştı. Başkanın onunla konuşacağını beklemiyordu. Sormak istediği çok şey vardı. Neden bir departmanın başkanı onu karşılamaya gelmişti ki? Tüm Bağlayıcılarla böyle mi tanışılıyordu? Ancak bu soruları sesli dile getirmedi.

Çünkü önemli değillerdi.

İkili bir süre konuştular. Insoo ona bir şey soruyor, Sungyoon yanıt veriyordu. Insoo bilgileri bilgisayarına kaydetti.

Süreç uzun sürmedi, on dakikada sona erdi.

Son bilgiyi de bilgisayara işleyen Insoo, “Teşekkürler.” dedi.

“Bitti mi?”

“Evet bitti. Aslında kayıt süreci uzun sürmez ancak ardından yapılacak açıklamalar vakit alıyor.”

Insoo bilgisayarını kapattı.

“Hükümet Bağlayıcıları denetler ancak Bağlayıcıları işe alanlar işletmelerdir. Biz yalnızca aracı olarak süreçte yardımcı oluruz.”

Insoo evrak çantasından bir kağıt çıkardı.

“Bu, Bağlayıcı arayan işletmelerin listesi. Daha açık konuşmak gerekirse, Birinci Nesil Bağlayıcı arıyorlar. Üzgünüm, muhtemelen bu şirketleri daha önce duymadınız. Büyük şirketler, İkinci ve Üçüncü Nesil Bağlayıcıları işe alır. Üstelik Dördüncü Nesil Bağlayıcılar da yavaş yavaş ortaya çıkıyor. Büyük işletmelerin gözünde Birinci Nesil Bağlayıcılar pek kazanç getirmiyor. Bu şirketleri size tanıtmak isterim…”

“Bir dakika.”

Insoo birkaç kağıt daha çıkarmak üzereydi ki Sungyoon onu durdurdu.

“’Ay taşları’ toplayan şirketleri mi öneriyorsunuz?”

“Evet.”

“… Ben Ay’a gideceğimi söylemedim ki. Bağlayıcıların hepsinin labirentlere gitmesi mi gerekiyor?”

Insoo birkaç kez gözlerini kırpıştırdı. Sonra neler olduğunu anlamışçasına ellerini birleştirdi.

“Anlıyorum. Henüz size açıklamadım. Yeni bir Bağlayıcı ile çalışmayalı epey zaman geçti…”

Insoo devam etti:

“Söylediklerinize göre Ay’ın Labirenti’ne girme konusunda tereddütleriniz var. Tehlikeli olduğu için mi?”

Sungyoon başıyla onayladı.

Bağlayıcı olduğunu ilk duyduğunda aklına gelen ilk düşünce borçlarını ödeyebilecek olmasıydı. Ancak Ay’ın Labirenti’ne girmenin çok tehlikeli olduğunu da biliyordu. Bildiği kadarıyla Ay’ın Labirenti’nde sürekli can kaybı yaşanıyordu. Sungyoon, hayatını kızına adayacağına söz vermişti ancak bu ölmek istediği anlamına gelmiyordu. Yakın zamanda ölüme yakın olduğunu düşündüğü bir deneyim yaşamıştı ve ölümle ilgili dikkatsizce konuşmak istemiyordu.

‘Shinhae için ölmem gerekirse yaparım. Elden başka bir şey gelmez.’

Ancak başka bir sebepten ölmek istemiyordu.

“Anladım. Hayat önemlidir sonuçta.”

Insoo cebinden bir telefon çıkardı ve saate baktı.

“Mm. Hala çıkmadan önce yapmam gereken bir sürü şey var.”

Insoo kendi kendine mırıldandı. Sungyoon’a baktı.

“Yarın için başka planlarınız var mı?”

“… Aslında yok.”

Sungyoon bir işçiydi. Kıt kanaat geçiniyordu. Gerekiyorsa bir iki gün müsait olabilirdi. Bu vücuduyla alakalı olduğundan olabildiğince vakit ayırmak istiyordu. Tabii ki bunun yan etkisi de bu süreçte geçim masraflarına ve borçlarına gidecek parayı kazanamayacak olmasıydı.  

“Öyleyse bu gece biraz zaman ayırabilir misiniz?”

“Sorun olmaz.”

Sejong’a uzaklardan gelmişti. Kaydı bitirdikten hemen sonra Seul’a dönmeyi planlıyordu. İşe gitmeliydi. Ancak Insoo, bu bölümün başındaydı ve Sungyoon geleceğini ilgilendiren bir mesele için bir gününü daha ayırabilirdi.

“İşten çıkınca sizinle iletişime geçerim. Gidecek bir yeriniz yoksa bekleme odasını da kullanabilirsiniz.”

“Anladım.”

Konuşmaları sona erince kalktılar.

* * *

Sungyoon’la ayrılınca, Insoo koridorda ilerledi. Sungyoon’u düşünüyordu. Yeni uyanmış, tecrübesiz bir Bağlayıcı’ydı. Normalde böyle biriyle hiç ilgilenmezdi. Ancak Insoo, ona herkesten çok ihtiyaç duyuyordu.

‘Milyonlarca borca batmış.’

Üst düzey bir kamu personeliydi. Nankör bir iş yapıyordu ama maaşı gayet iyiydi. Yine de Sungyoon’un ne kadar borcu olduğunu görünce şaşırmıştı. Sungyoon işinde başarısız olmuşu ve azar azar para kazanmak için ağır işler yapıyordu. Günü gününe yaşıyordu ve Sungyoon’un böylesi işlerle borcunu ödeyebilmesi mümkün değildi.

‘Kendimi şanslı mı yoksa şanssız mı saymalıyım?’

Insoo parmaklarıyla alnına hafifçe vurdu. Sungyoon, o kadının isteyebileceği türden biriydi. Zamanlama inanılmazdı. Emin olduğu tek şey, şu anda çok çalışması gerektiğiydi.

Biip!

Telefonunda bir numara tuşladı. Karşı taraf çok geçmeden açtı.

[Evet.]

Bu, güzel bir kadının sesiydi. Ancak çok kaba ve soğuktu.

“Ben Insoo ahjussi.”

[Efendim, ahjussi. Ne oldu?]

Robotsu sesinde, yakın bir arkadaşa duyulan sevgi belirmişti.

Beklendiği gibi, bu çocuktan gelen bir talebi geri çeviremezdi. Insoo aramasının nedenini açıklarken bunu düşünüyordu.

“Bir tane buldum. Senin tarifine uyuyor.”