Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

19. Bölüm Bölüm 19

Çevirmen: Klepton / Editor: T4icho

“Kimsiniz?”

Jiyoon biraz ihtiyatlı bir tavırla soru sordu. Sesi tanıdığı için gardını indirmişti ama birdenbire önünde hiç tanımadığı biri belirmişti. Bu adam, onun ismini de biliyordu. Erkeklerin ilgisinden yeterince sıkıntı çektiği için ürkek bir geyik gibi irkildi.

“Sen kimsin lan?”

Kulübün, Jiyoon’un peşinden koşan, yöneticisi ve diğer üyeleri Jiyoon’un etrafında toplandılar. Genç ve yakışıklı bir adam Jiyoon’a seslenmişti. Onların gözünde bu uyanık olmaları gereken bir numaralı mücadeleydi. Neyse ki Jiyoon adamı tanımıyor gibi görünüyordu. Yani bu yabancı ona seslenerek kabalık etmişti. Her şeyden önce tüm erkekler bunun, kadını koruyarak puan toplamak için müthiş bir fırsat olduğunu düşündüler. Hareketleri hesaplıydı.

Adam kulüp üyelerine baktı. Ne ihtiyatlı ne de öfkeli görünüyordu. Sokaktan geçen bir köpeği izler gibi kayıtsızdı.

Erkek duvarı yüzünden Jiyoon’u zar zor görerek söze girdi.

“Daha önce tanıştık. Ben Shinhae’nin babasıyım.”

Biraz eski tarz laflar ediyordu. Bu yaşta bir adam genelde böyle konuşmazdı. Ancak Jiyoon’un en çok ilgisini çeken şey sözlerinin içeriğiydi.

“… Ne?”

Bunu sorduktan sonra olanları sindirmeye çalıştı. Shinhae’ye baktı. Shinhae başını onay anlamında sallarken biraz rahatsız görünüyordu. Yeniden adama baktı.

‘Biraz benzerlik var ama…’

Daha önce gördüğü adamı düşündü. Kılıksız, fakir, orta yaşlı bir adamdı. Ancak o adamın çok yakışıklığını olduğunu da hatırlıyordu. Eski kıyafetlerinden kurtulup normal giysiler giymenin onu on yıl gençleştirip gençleştiremeyeceğini merak etti.

Her şeyden önce, gözleri aynıydı. Jiyoon bu adamın Shinhae’nin babası olduğuna inanıyordu çünkü ona ilgiyle bakmıyordu. Gözleri buz gibiydi ve ona karşı temkinliydi. Hatırladığı kadarıyla ona böyle bakan tek kişi Shinhae’nin babasıydı.

“Hadi be. O kadar yakışıklı olmuşsunuz ki, herkes durumu yanlış anladı.”

Uzaktan gelen bir ses duydu. Yavaş, yumuşak bir telaffuzu vardı. Ancak güçlü bir sesti ve herkesin dikkatini çekmişti.

“Müdür.”

Jiyoon ona doğru gelen müdüre baktı.

“Buranın havası hiç hoş değil. Neden biraz sakinleşmiyoruz?”

“E… evet. Çocuklar da etkilenecek.”

Kreş öğretmeni ani gelişmelerle şaşkına uğramıştı. Ne yapacağını bilemiyordu ama müdürün sözleri ona bir mesaj vermişti. Yöneticiyi doğrular gibi konuştu. Bu da, Sungyoon’u yarım daire şeklinde çevreleyen erkeklerin geri çekilmesini sağladı. Ama Sungyoon’a kibar bakmıyorlardı. Sanki Sungyoon onların yemeğine konan bir sinekti. Sungyoon niye böyle davrandıklarını biliyordu ama hiçbiriyle zıt düşmek istemiyordu.

“Kızımın size minnettar olduğunu duydum.”

Sungyoon, Jiyoon’a doğru hafifçe başını eğdi. Jiyoon afalladı, elini sallayarak, “Hayır, yok. Bana hiçbir şey borçlu değil.” dedi.

Jiyoon olağanüstü şeyler yaptığını düşünmüyordu o nedenle biraz garip hissetti.

“Gerçekten Shinhae’nin babası mısınız?”

İri gözlerini kırpıştırarak Sungyoon’u baştan ayağa süzdü. Sonra kaba davrandığını fark ederek biraz irkildi.

“Ah. Üz, üzgünüm. Gerçekten çok genç görünüyorsunuz.”

Kendi hareketlerine şaşırıyordu ve şimdi bir de özür dilemişti. Gerçekten eğlenceli bir görüntüydü.

“Kısa zaman önce Bağlayıcı olarak uyandım. Sanırım buna yan etki diyebiliriz. Yoksa fayda mı? Öyle bir şey işte.”

Birden ortam karıştı. Sungyoon’a pis pis bakan erkekler afallamıştı. Jiyoon da epey şaşkındı. Ancak iki tarafın tepkileri birbirinden çok farklıydı. Sungyoon yakında çok para kazanacağı için erkekler onu kıskanıyordu ancak Jiyoon, Sungyoon’u samimi bir tavırla tebrik etti.

“Tebrik ederim.”

Sözlerinde hiç art niyet yoktu. Her şeyden önce küçük arkadaşının artık iyi bir yaşama kavuşacağından mutluydu.

“Bu yüzden Shinhae’yi almaya geldiniz.”

“Evet. Artık çocuğumu yetiştirebileceğim, onu yetiştirme yurdunda bırakmama gerek kalmadı.”

Bunu söylerken Sungyoon elini Shinhae’ye uzattı. Yüzünde bir tebessüm belirdi. İfadesi, Jiyoon’a ya da diğer yabancılara gösterdiğinden çok farklıydı. Jiyoon bunu görünce tüm kuşkularını bir kenara bıraktı. Bu, bir babanın kızına duyduğu sevginin örneğiydi.

Shinhae, Jiyoon’un kollarından kurtulup babasının yanına gitti. Ancak babasına kaçamak bakışlar atmaya devam ediyordu. Yanında durmasına rağmen beden dili garipti.

Shinhae afallamış görünüyordu ama yine de babasının elini tuttu. Sungyoon kızının elini okşarken dert yandı.

“Anlaşılan Shinhae bu halime pek alışamadı.”

Jiyoon istemsizce acı acı güldü. Babası bir gün aniden gençleşmiş halde gelmiş olsaydı alışmakta zorlanırdı. Ayrıca Shinhae küçüktü. Sungyoon, Shinhae onun babası olmadığını iddia edip ağlamadığı için şanslı sayılırdı.

“İşe dönmeliyiz.”

Başkan eski bir eşya gibi kenara itilmişti. Jiyoon’un başka bir adamla dostane konuştuğunu görünce söze girdi. Tehdit altında hissediyordu. Aslında Jiyoon ve Sungyoon birbirlerine ilgi duymuyorlardı. Eğer Shinhae onların ortak noktası olmasaydı birbirlerine hiç dikkat etmezlerdi. Ancak başkan bunun farkında değildi.

“Haklısınız. Ziyaretçimizi uğurlamam gerek, öğrencileri siz görevlendirir misiniz?”

Yönetici, yanında duran öğretmenle konuştu. Sesinin karşı konulmaz bir tarafı vardı. Kimse onun taleplerine hayır diyemezdi. Kreş öğretmeni, bir kaplana destek olan bir tilki gibiydi. Kulüp üyeleriyle ilgilenmeye koyuldu ancak Jiyoon işlerden hariç tutuldu.

Kulüp başkanı Jiyoon’u yanına çekebilmek için, “Jiyoon da kulüp üyelerimizden…” diye belirtti.
Ne yazık ki Jiyoon’dan uzağa gönderilebilirdi.

“Bayan Jiyoon çocukla vedalaşacak. Onu sonra gönderirim.”

Yönetici Shinhae’yi işaret etti. Bunu duyan Shinhae, Jiyoon’un elini sıkıca tuttu. Kulüp başkanı yenilgiyi kabul ederek geri çekildi.

Herkes dağıldıktan sonra geriye yalnızca dört kişi kaldı: Sungyoon, Shinhae, Jiyoon ve yönetici.

“Hala çok popülersiniz.”

Yönetici, Jiyoon’a espri yaptı. Jiyoon istemsizce acı acı güldü.

Ancak tüm olumsuz duygularından kurtuldu. Shinhae’nin göz hizasına inmek için eğildi. Ardından ona sıkı sıkı sarıldı.

“Babanla çok mutlu bir hayat sürmeni diliyorum Shinhae.”

Shinhae’nin gözlerinden yaşlar süzülüyordu. Vedalaşmak zorundaydılar ama Shinhae, Jiyoon’dan uzaklaşmıyordu.

Sungyoon kenardan onları izledi.

Birbirinden ayrılan anne kız gibilerdi. Shinhae zaten annesi yüzünden acı çekmişti. Shinhae’nin şu anda yine benzer bir ayrılık hissi yaşıyor olması mümkündü.

Sungyoon onları rahatsız etmemeye karar verdi, sonra kartını yöneticiye uzattı.

“Bu benim kartım. İleride işler nasıl ilerler bilmiyorum ama artık bir Bağlayıcı’yım. Bir sıkıntı yaşarsanız lütfen benimle iletişime geçin.”

“Bunu geri çevirmem.”

Yurdu iyi yönetmek için dış kaynaklardan yardıma ihtiyacı vardı. Tabii vurdumduymaz olması gerekiyordu. Sevecen bir tebessümle kartı aldı.

Bir süre sonra Sungyoon, Shinhae’nin sakinleştiğini gördü. Onun yanına gitti. Jiyoon ise Sungyoon’u görünce ayağa kalktı. Sungyoon ona da kartını uzattı.

“Shinhae’mle aranızın çok iyi olduğunu biliyorum. Bir ihtiyacınız olursa lütfen iletişime geçin.”

Jiyoon ona uzatılan karta baktı.

Başkası olsaydı almazdı. Erkeklerin yüzde doksan dokuzu ona art niyetle yaklaşıyordu. Ancak…

Jiyoon başını kaldırıp Sungyoon’a baktı. Sungyoon’un yüzünde hiçbir duygu yoktu. Bir yandan birinin nasıl bu kadar soğuk bir ifadeye sahip olabildiğini merak etti.  

Bu adamın ona hiç ilgisi olmadığını düşününce onun karşısında bu kadar ihtiyatlı davranmanın aptalca olduğunu fark etti. Shinhae’den de tamamen kopmak istemiyordu.

“Teşekkür ederim.”

Jiyoon kartı alınca çantasından bir kalem ve defter çıkardı. Defterden bir kağıt koparıp üzerine bir şey yazdı ve onu Shinhae’ye verdi.

“İletişim bilgilerim burada. Sıkıldığın zaman beni arayabilirsin.”

Shinhae’nin kıpkırmızı gözleri kağıda yöneldi. Ardından başıyla onaylayıp kağıdı sıkıca tuttu.

Her şey ayarlandıktan sonra Sungyoon Shinhae’nin elini tuttu ve yurdun ön kapısına ilerlemeye başladılar.

Sungyoon, yurttan ayrılmadan önce arkasını döndü. Yöneticinin ve Jiyoon’un ön kapıdan onları izlediğini görebiliyordu. Sungyoon onlara doğru neredeyse doksan derecelik açıyla eğildi. İki kadın, kızına bakmak için ellerinden gelenin en iyisini yapmışlardı. Kadınlar onun hareketine karşılık verdiler. Zarifçe eğilen yöneticinin yüzünde küçük bir tebessüm vardı. Jiyoon üzgündü ama hızlıca başını eğdi.

Sungyoon onları son kez selamladıktan sonra kızıyla yurttan ayrıldı. Arkasına dönüp bakmadı. Öte yandan Shinhae sürekli arkasına dönüyor, el sallıyordu. Yönetici ve Jiyoon da sessizce gülümseyerek ona el salladılar. Bu sahne, Sungyoon ve Shinhae gözden kayboluncaya kadar devam etti.

* * *

Bir Bağlayıcı olan Sungyoon’un günleri yoğun geçmeye başlamıştı. Bu işe hayatını adaması gerektiğinden birçok hazırlık yapması gerekiyordu.

Bağlayıcılara temel eğitim veren bir tesiste çalışıyordu.

Korkunç bir ses çınladı. Bu, boş havayı yaran bir baltanın sesiydi. Baltanın indiği yönde biri olsa korkunç bir trajedi yaşanırdı.

“Of!”

Sungyoon baltayı indirerek soluklandı.

Tabii ki bir Bağlayıcı için işe yaramaz bir şey yapıyordu. Nefes almasına gerek yoktu. Hareket etmek onu yormuyordu. Sorun, Sungyoon’un yorulmalıymış gibi hissetmesiydi. Soluklanmak alışkanlık olmuştu.

“Alışacaksınız.”

Bir adam kollarını kavuşturmuş onu izliyordu. Antrenman eğitmeni, ellerini çırparak Sungyoon’a yaklaştı.

“Sırada ne var?”

Eğitmen baltayı ondan aldı ve duvara doğru yürüdü. Duvarda türlü türlü silah asılıydı.

“Daha önce hiç çift el kılıç kullandın mı?”

Eğitmen diğer kılıçlardan daha büyük bir kılıcı aldı. Sungyoon, eğitmenden kılıcı alınca onu bir iki kez savurdu. Garip hissettirmişti. Ama ilk kez kullandığından bu olağan bir tepkiydi.

“Ne düşünüyorsunuz?”

Eğitmen, ona çok pahalı bir eşya satmaya çalışan ahlaksız bir tüccar gibi ellerini ovuşturdu.

“Uzun.”

Sungyoon’un yanıtı bu oldu.

“Uzun. Çift el kılıcın karakteristik özelliği budur. Temel hareketleri göstermemi ister misin?”

Eğitmen başka bir çift el kılıç aldı ve pozisyon aldı.

“Mm? Sorun ne?”

Sungyoon onun gibi pozisyon almadı; yalnızca adamın yüzüne baktı. Adam da şaşkın şaşkın başını yana eğdi.

“Bunun bana gerçekten faydası var mı?”

Sungyoon’un ses tonu hissettiği kaygıyı dışa vuruyordu. Kuşkulanmış gibiydi.

“Her şeyi öğrenmek için bir ay vaktim var. Tek silahla çalışsam daha iyi olmaz mıydı?”

Dövüş eğitimi alması gerekiyordu ama şu ana kadar çeşitli silahları yalnızca onları kullanmaya alışıncaya kadar kullanmıştı. Bir silaha alıştığında eğitmen bir sonraki silaha geçiyordu. Sungyoon iki haftadır bunu yapıyordu.

Eğitmen gözlerini kırptı. İç çekerek duruşunu bozdu.

“Resepsiyonda açıklama yapmadılar mı?”

“Neden bahsediyorsunuz?”

“Vay şerefsizler!”

Anlaşılan çalışma arkadaşları ya işlerini savsaklamış, ya da unutmuşlardı. Eğitmen küfretti ancak hemen öfkesini bastırdı ve profesyonel bir tavır takındı.

“Mmm. Bunu birilerine açıklamakta iyi değilim. Doğrusu açık sözlüyümdür. Neyse onu söylerim, dolayısıyla sizi daha iyi hissettirmek için sözlerimi törpüleyemem. Kalbinizi kırarsam lütfen affedin.”

Eğitmen hafifçe eğildikten sonra devam etti.

“Bay Sungyoon, şirketiniz küçük olduğu için yalnızca her silahın temel kullanım şekillerini öğreniyorsunuz.”