Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

2. Bölüm Yeni Ay'ın Karanlık Günü

Çevirmen: Klepton / Editor: T4icho

Boom!

“Kuhk!”

Donuk bir ses yükseldi, kısa bir çığlık çınladı… Ardından bu sesleri, acı dolu bir inleme takip etti. 

Bu, Gangnam’dı. Gökdelenler, gökyüzünü tutuyor gibi görünüyorlardı. Çok görkemli bir manzaraydı fakat bunun tam aksine, engebeli kaldırıma düşmüş bir adam vardı.

Adam, otuzlu yaşlarının sonlarında görünüyordu ve epey yakışıklıydı. Yine de yaşını gösteriyordu. Yüzünde ufak kırışıklıklar belirmeye başlamıştı. Zamanın onu yıprattığı belli oluyordu fakat bu onu çok olgun gösteriyordu. Ağırbaşlı, çekici orta yaşlı bir adam gibiydi. Tek kusuru, hafif şişman karnıydı. Orta yaşlı Koreli erkeklerin çoğunun bira göbeği vardı.

Ancak yakışıklı yüzü, mevcut halini maskeleyemiyordu. Berbat durumdaydı.

Saçları günlerdir duş almamış gibi yağlıydı. Öyle uzundu ki son saç kesiminden bu yana ne kadar zaman geçtiği belli değildi. Sakalı da dağınıktı. Görünüşü, ruhsal durumunun göstergesiydi. En azından zarif bir takım elbise giymişti ama o da pis ve kırışıktı. Evsiz birine benziyordu. Gören ondan uzaklaşmak isteyebilirdi. Kötünün de kötüsüydü. Pisti.

“Ooooh!”

Yavaşça doğruldu. Yere fırlatılmıştı ve darbenin etkisiyle sırtı alev almış gibi yanıyordu. Bu yüzden zar zor nefes alıyordu. Bir yere uzanmak istiyordu fakat bunu yapamazdı.

Sakarca ayağa kalktı. Yaşadığı onca zorluğa ve özveriye rağmen İblis Kral’ın kalesine varan bir kahraman gibi görünüyordu. Nefret dolu gözlerle ileriye baktı.

Yüksek bir binanın önündeydi. Arka plandaki gökyüzü berraktı ve binanın tertemiz camlarından gün ışığı yansıyordu. Bina aynı görünüyordu fakat ona bakan kişi tamamen değişmişti. Geçmişte bu binayı güvenilir bir arkadaşı gibi görürdü. Şimdi ise, düşmanına bakar gibi nefretle bakıyordu.

Bir adım daha ilerledi. Binaya doğru hızla yürürken kalbindeki hiddeti gizlemiyordu. Hisleri, adımlarına yansıyordu.

Ancak yine de binaya giremedi.

Ona doğru gelen bir çift botu gördü. Yolunu kesen adamlara baktı.

Daha önce hiç kısa denmemişti ona. Boyu 182 santimdi. Çoğunlukla insanlara yukarıdan bakardı. Yolunu kesen adamlar ise ondan daha iri görünüyorlardı, boyları en az 190 santimdi. Dışarıdan bakıldığında zayıf dursalar da kaslılardı. Düzgün takım elbiseler giymişlerdi ve kale gibi sağlam duruyorlardı. Çete üyesi gibi görünseler de böylesi yasadışı bir işte çalışmıyorlardı. Aslında, yasadışı grupları durdurmak için görevlendirilmişlerdi. Bunlar, bu binanın güvenlik görevlileriydi.

“Çekilin yolumdan!”

İnatçı bir tavırla, güvenlik görevlilerini iterek geçmeye çalıştı. Tabii ki geçmesine izin vermediler. Onları itmesinden rahatsız olmuşlardı. Yavaşça dürtüldü; neyse ki bu kez geçenki gibi yere fırlatılmamıştı. Ama yine de buna minnettar olmuş gibi görünmüyordu.

“Siktir! Çekilin yolumdan!”

Ağır bir saldırıya girişir gibi aldırış etmeden ilerledi. Ancak çabası boşunaydı. İki güvenlik görevlisi bu pahalı binayı korumak için işe alınmıştı ve elbette iyi eğitimli ve yetenekliydiler. Çaresizce ilerlemeye çalışınca görevlilerden biri ayak süpürme hamlesi yaptı. Omzundan hafifçe itilince dengesi bozuldu. Yerde yuvarlanarak asıl noktasına geri gönderildi.

“Ahh!”

İkinci kez kaldırıma fırlatılıyordu. Kaldırımla yakın dost olmuşlardı. Canı acıyınca yeniden bağırdı.

Ancak bu aşağılama ve acı onu durdurmadı. Yeniden ayağa kalktı.

Görevliler iç geçirdiler. Adamın davranışları artık can sıkıcı olmanın da ötesindeydi. Sinirleri yüzlerine yansımıştı. Güvenlik görevlileri olarak her türlü şeyi yaşamışlardı ve önlerindeki adam gibisiyle sayısını bile hatırlayamayacakları kadar çok karşılaşmışlardı. Ama bu, böyleleriyle uğraşmaya alıştıkları anlamına gelmiyordu. Aslında böyle bir durumla karşılaşmak onları rahatsız etti.

Polisi aramak öğretilmişti ancak bina sahipleri bunu yasaklamıştı. Binanın sahipleri, eğer insanlar binanın önünde polis arabaları görürse şirketin imajının zedeleneceğini söylemişlerdi. Görevlilere göre ise şirketin imajı binanın çevresinde böyle bir adam dolaştığı için lekelenecekti. Ancak üstleri ne derse onu yapmak zorundaydılar.

Güvenlik görevlileri öfkelerini ve duydukları rahatsızlığı dışa vurmak istiyorlardı. Biraz zarar vermeye hazırlardı.

“Yeter artık, Bay Woo Sungyoon.”

Binadan biri çıktı.

Güvenlik görevlilerinin eli ayağına dolandı. Mevkileri zaten düşüktü ve işlerinin gereğini yerine getirememişlerdi, bu da üstlerinden birinin olaya dahil olmasına sebep olmuştu. Delinin tekinden kurtulamamışlardı. Takım lideri binanın dışına çıkınca güvenlik görevlileri Sungyoon’a onu öldürmek ister gibi baktılar.

Ancak Sungyoon onların ne hissettiğini umursamıyordu. Nitekim sonunda birinin onu dinlemeye gelmesine sevinmişti.

“Takım lideri Che!”

Sungyoon hemen takım lideri Che denen adama yaklaştı. Güvenlik görevlileri Sungyoon’u engellemek için harekete geçtiler fakat Che gitmelerini işaret etti. Güvenlik görevlileri hayal kırıklığıyla geri çekildiler. Tepkilerinden, adama daha sert davranacakları aşikardı. Fakat Sungyoon’un böyle şeyleri düşünecek hali yoktu. Takım lideri Che’ye sarıldı.

“Lütfen beni içeri alın! Jaeho’yla görüşmeliyim!”

Sungyoon, Che onun son umuduymuş gibi çaresizce bağırdı fakat takım lideri Che, Sungyoon’un eline vurarak umudunu kırdı. 

“Başkan müsait değil. Başkanla görüşmek istiyorsan böyle davranmamalısın. Bir randevu oluşturman gerek. Görüşmek için zaman ve yer konusunda anlaşmalısınız.”

“Zaman çok önemli! Ayrıca aramalarıma geri dönmedi! Sekreteriyle randevu oluşturmayı denedim ama beni beklemeye aldı!”

“Öyleyse bekleyeceksin.”

“Bunu yapacak zamanım yok diyorum!”

Sungyoon’un telaşına karşılık Che’nin tavrı çok soğuktu. Sibirya’nın steplerini andırıyordu. Sungyoon’a yardımcı olmayacağı her halinden belliydi ve Sungyoon bunu anlamıştı. Takım lideri Che onun önünde saygıyla eğileli çok uzun zaman olmamıştı. Bu tavır değişikliği, hayattaki yeni pozisyonunu yeniden doğrular nitelikteydi. Elbette aşağılanmış, sefil hissediyordu. Önünde duran adamın yüzüne tükürmek, sövmek istedi.

Ancak bunu yapamazdı.

“Çekil! Ne olursa olsun onu görmem gerek! Arkadaşına bunu nasıl yapar!”

Sungyoon ilerlemeye çalıştı.

“Niye böyle davranıyorsun! Hiç mi terbiye öğretmediler?!”

 Sungyoon’un önünü kesen Che bağırdı.

“Bırak gideyim! Bırak gideyim!”

Sungyoon çırpınıyordu fakat Che’nin demir gibi ellerinden kaçamadı. Gençliğinde Sungyoon bir atletti. Fakat artık otuzlarının sonuna gelmişti ve çok fazla alkol ve sigara tüketmişti. Sosyal yaşamı bunu gerektiriyordu. Artık bedeni yumuşamıştı. Öte yandan takım lideri Che, antrenmanlarla daha da güçlenmişti. Sungyoon onun elinden kaçamadı. Takım lideri onu bir kağıt parçası gibi havaya fırlattı.

“Koohk!”

Bu üç olmuştu.

“Bir şirketin yönetimindeki bir başkansın… Ah! Sanırım artık değilsin!”

Lider Che onunla alay etti.

“Yine de bir zamanlar öyleydin. Daha terbiyeli ve farkında davranmalısın.”

“S… sizin farkındalık ve terbiye konusunda konuşmaya hakkınız yok!”

Sungyoon zar zor nefes alırken takım lideri Che’ye nefret dolu gözlerle baktı.

“Bunun sona ereceğini mi sandın?! Hepinizi dava edeceğim!”

Sungyoon bu sözleri son bir gayretle sarf etti. Fakat tehdidinin hiçbir ağırlığı yoktu. Üstü başı pisti, acınası haldeydi. Kim böylesine desteksiz tehditler savuran yaşlı bir adamdan çekinirdi ki? Dahası onlar, dünyaca tanınan ve önde gelen holdinge ait bir binanın güvenlik görevlisiydiler.

“Ne istersen onu yap.”

Takım lideri Che kollarını birleştirip kibirli bir yanıt verdi.

Kısa bir an, Sungyoon takım lideri Che’ye, güvenlik görevlilerine ve yüksek binaya ölümcül bir bakış attı. Ancak tek yapabildiği buydu. Takım lideri Che ve güvenlik görevlileri onun bakışlarından korkacak değillerdi. Sırf gözleriyle binayı deviremezdi.

Nihayetinde buradan kazanılacak bir şey kalmamıştı. Bu gerçeği zor da olsa kabul etti. Dargın dargın geri döndü.

Sözümona insanların içini açan berrak göğün altındaydı. Sungyoon, etkileyici binaya arkasını döndü. Bina sanki ona tebaasına bakan bir despot gibi bakıyordu. Sızlanmadan geri çekildi. Zavallı görünüyordu.