Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

22. Bölüm Bölüm 22

Çevirmen: Klepton / Editor: T4icho

“Armstrong şehrine hoş geldiniz.”

Üzerinde şehrin adının bulunduğu büyük, neon tabelayı okudu. Boş gözlerle tabelaya bakarken bir gece klubünün önünde duruyormuş gibi hissetti.

Tap! Tap!

Biri omzuna hafifçe vurdu. Dönüp baktığında Jimin’in ona garip gözlerle baktığını gördü.

“Bir sorun mu var?”

“Yoo. Sorun yok.”

Sungyoon bakışlarını neon tabeladan alarak hemen gruba yeniden katıldı.

Uzay aracıyla şehrin dış duvarı arasında bir tüneldeydiler. Tünelden çıkınca insanlarla ve binalarla dolu bir yere varmaları uzun sürmedi.

O anda ağırlığının arttığını hissetti. Sanki görünmez eller onu yere çekiyordu. Ay’ın yer çekimi, Dünya’nınkinin altıda biriydi ve şimdi Ay’ın yer çekiminden kaçmış, sanki Dünya’ya geri dönmüştü.

“Bu şehir Dünya’nın yer çekiminin benzerine sahip. Bunu başarmak için şehrin altına devasa bir ay taşı ile son teknoloji bir Cihaz yerleştirdiler.”

Sungyoon’un şaşkın yüzüne bakan Jimin ona açıklama yaptı.

“Anlaşılan ay taşları her şeyi yapabiliyor.”

Sungyoon ayağını birkaç kez yere vurdu.

“Bu yüzden ülkeler onları elde edebilmek için ölüyor.” diye yanıtladı Jimin.

Bedeni yer çekimine alışan Sungyoon tavana baktı.

“Aldrin Uzay Üssü.”

Tavanın yanında yazan büyük harfleri gördü. Üssün adı olmalıydı.

“…Aldrin Uzay Üssü.”

Sungyoon fısıldarcasına konuşunca Jimin ona yeniden açıkladı:

“Buzz Aldrin. Tam ismi Edwin Eugene Aldrin Jr. Neil Armstrong’dan sonra Ay’a ayak basan ikinci insan. Bu uzay üssü de onun ismini aldı. Bir bakıma şanssız biri. Neil Armstrong’la aynı görevdeydi ancak ikinci olduğu için genelde onu anmazlar.”

Sungyoon Neil Armstrong’un ismini defalarca duymuştu ancak Buzz Aldrin’i ilk kez duyuyordu.

“Ay’a inen iki insandan biri ve kendi isminde bir uzay üssü var. Sanırım sonunda hakkını teslim etmişler.”

Jimin konuşurken yürümeye devam etti. Sungyoon etrafını izleyerek yavaşça onun peşinden gitti.

Aldrin Uzay Üssü başka bir havalimanıydı. Ay’da bulunan bir tesis olduğundan uzay üssünün küçük olabileceği düşünülebilirdi. Ancak burası Dünya’daki bir havalimanı kadar genişti. Ayrıca sıradan bir havaalanında görülebilecek tesislere de sahipti. Yine de bu uzay üssü, Sungyoon’un aklını başından aldı. Tüm ön yargıları kaybolmuştu.

Tavan epeyce yükseliyordu ve yukarıdan bir ışık iniyordu. Zemin de öyle pürüzsüzdü ki yere bakan kendi yansımasını görebilirdi. Bir gişede kuyruk vardı. Giriş ve çıkış prosedürlerinden geçmeleri gerekiyordu.

Üssün en iyi kısmı camdan yapılma duvarlarıydı. Böylece uzayı, sayısız yıldızı görmek mümkündü. Ay’ın gri yüzeyi de görülebiliyordu. Bir de artısı vardı ki üsse inen ve üsten kalkan uzay araçları da görülüyordu.

Yanından geçen küçük temizleme robotunu gören Sungyoon içten içe güldü. Burası uzaydaki bir limandı ama yine de Dünya’daki havalimanları gibi güzelce döşenmişti.

Önden yürüyen Jimin gişedeki giriş prosedürüne başladı.

“Lütfen dikkat edin. Bir sonrakinde tek başınıza yapacaksınız.”

Sungyoon kadının omzunun üzerinden neler yaptıklarına baktı. Dikkatle izledi. 

Ancak tıpkı gümrükten geçerken yapılan normal prosedürlere benziyordu. Hatta bu daha basitti.

“Zor değil. Ay’a giderken yapılacaklar, tıpkı yabancı bir ülkeye girerken yapılanlar gibi. Üstelik tüm ülkeler kimlikleri doğrulanmış kişileri gönderiyor. Bu yüzden giriş süreci karmaşık değil.”

Jimin Dünya’daki kimlik kartını çıkardı ve onu gişedeki personele uzattı.

“Sizin yalnızca Bağlayıcı kayıt kartınızı vermeniz yeterli.”

Sungyoon cebinden cüzdanını çıkardı. Ay’ın Labirenti Yönetim ve İşletme Ofisi’nden aldığı kayıt kartını çıkardı. Gişe görevlisi, Sungyoon’u karttaki fotoğrafla kıyasladı. Aynı Jimin’in söylediği gibiydi. kimliğini doğrulamak çok uğraştırmamıştı. Anlaşılan tüm illegal girişleri durdurmak için her yolu denemeyeceklerdi.

Görevli kimlikleri ve belgeleri geri verdi.

“Armstrong’a girmenin zor olmasının bir sebebi daha var.”

Jimin belgelerini titizlikle kaldırdı ve ardından bir zarf çıkardı. Onu gişe görevlisine verdikten sonra görevli zarftaki paraları çıkarıp saymaya başladı.

“Bu ne için?”

Şehre girmek için rüşvet mi vermeleri gerekiyordu? Belki de Dünya’dan uzaktayken yolsuzluk yapıyorlardı. Ancak Sungyoon yanılmıştı. Paranın sebebi beklemediği bir şey çıktı.

“Ziyaret bedeli.”

“Ziyaret bedeli mi?”

“Evet, isminden de anlaşılacağı gibi şehirde kalma ücreti. Buraya iki günlüğüne geldiğim için toplamda iki bin dolar ödemem gerek.”

Bir an Sungyoon yanlış duyduğunu sandı.

“İki gün için iki bin dolar mı dediniz?..”

Sungyoon görevlinin elindeki paralara baktı. Yüzlerce dolar gördü.

“Merak etmeyin. Yalnızca Bağlayıcı olmayanlar bu bedeli ödemek zorunda. Siz değil.”

“Yine de bir gün kalkmak bin dolara mal oluyor. Pahalı değil mi?”

Bir dolar, bin won’a eşitse, bir milyon won söz konusuydu. Bir milyon won, bir günlük ziyaret ücretini kapsıyordu.

“Kalma ve yemek masrafları da dahil mi?”

Bunlar dahilse miktar mantıklı olabilirdi ancak Sungyoon saflık etmişti.

“Bu bir çeşit tatil paketi değil. Konaklama ve yemek ücretlerini ayrı ödemeliyiz. Bu sadece şehirde kalma ücreti.”

Sungyoon’un ağzı hafifçe aralandı.

“Şehri düzenlemek ve sürdürülmesini sağlamak çok paraya mal oluyor. Havanın bile yapay olarak üretilmesi gerek. Bu yüzden ücretler şehrin kaynaklarını harcamayı kapsıyor. Bu şehirle ilgili ne tür yargılara sahipsiniz bilmiyorum ama beklediğinizden çok farklı olacak.”

Sungyoon, Insoo’nun bu şehirle ilgili bir şeyler anlattığı zamanı düşündü. Gerçekten de inanılmaz pahalı bir şehirdi.

“Bu şehir nefes alınan havanın bile ücretini alır.”

Anlaşılan Ay şehri Armstrong hayaller şehri değildi.

* * *

Sungyoon ile Jimin havalimanından ayrıldılar. Jimin yakasını düzeltirken biraz daha rahat görünüyordu. Uzay giysisi çok rahatsız gibi duruyordu.

İlk bakışta Ay şehri, diğer tüm şehirler gibiydi. Yollar bakımlı, binalar sağlam görünüyordu. Yollarda arabalar dahi vardı.

Jimin havalimanından çıkar çıkmaz sağa dönmüş, Sungyoon da sorgulamadan peşinden gitmişti. Yirmi dakika kadar yürüdükten sonra Jimin söze girdi.

“Burası Armstrong’un Birinci Bölge’si. Burada uzay üsleri, çeşitli ülkelerin konsoloslukları ve araştırma tesisleri bulunuyor. Ayrıca Başlangıç Labirenti* de burada. Esasında şehrin en önemli yeri.”

Jimin bir binanın önünde durdu. Bu, yüksek binalardan biriydi. Üç katlıydı ve alçak, tuğla bir duvarıyla ağır demir kapısı vardı. Sungyoon binanın önündeki Kore bayrağını gördü.

“Burası Kore konsolosluğu. Bir şey olursa yardım istemek için buraya gelmelisiniz.”

Cümlesini bitirince yeniden yürümeye koyuldu. Sungyoon şehre dair bir şey bilmediğinden annesinin peşinden giden yavru bir ördek gibi onu takip ediyordu. Başka seçeneği yoktu.

Yaklaşık on dakika yürüdükten sonra bir şey oldu.

Sungyoon gerilmişti. Bakışları tek bir noktaya odaklandı.

Şehrin dış duvarında büyük bir delik vardı. Avını yemeye çalışan antik bir canavarın ağzını andırıyordu. İlkel bir tepkiyle korku duydu.

Jimin Sungyoon’un gerildiğini görünce yanına geldi.

“Tahmin ediyorsunuzdur ama bu Başlangıç Labirenti.”

Labirentten giren çıkanlar vardı. Ancak sayıları epey düşüktü.

“Orada pek kişi yok. Birçok Bağlayıcı şimdi muhtemelen labirentin içindedir.”

Sungyoon kadına baktı.

“Ne düşünüyorsunuz? Hemen girmek ister misiniz?”

Sungyoon girişe sanki ebeveynlerinin katiline bakar gibi baktı.

“Yara bandını tek seferde çekmek en iyisidir. Girmek istiyorum.”

Endişelerini bastırarak labirente doğru ilerledi.

* * *

Sungyoon labirente girmeden önce Jimin ona bir şey verdi.

“Bu…”

“Bu, sizin silahınız.”

Sungyoon kadının ona verdiği şeye baktı.

Bu, herhangi bir süsü olmayan ve dört tırnak büyüklüğünde oyuğu olan pürüzsüz bir bilezikti. Oyukları kama, çapraz, x ve altıgen şekillerindeydi. Kadının sağ elinde ise tırnak büyüklüğünde Mücevherler bulunuyordu. Şekilleri yuvalara tam olarak uyuyordu.

“Cihazları ve Mücevherleri biliyor musunuz?”

Sungyoon başıyla onayladı.

“Üzgünüm. Halihazırda çok para harcadığım için size ancak bu seviyede ekipman sağlayabiliyorum.”

Jimin mazur görülemez bir kabahat işlemiş gibi başını eğse de Sungyoon sakindi.

“Sorun değil.”

Kızının ve onun geleceği için bir kapı aralamıştı. Bu sebepten ona darılmasına imkan yoktu.

‘Demek bu bir Cihaz.’

Baş parmağıyla bileziğin pürüzsüz yüzeğini okşarken düşündü.

Mücevherlerin Cihaz’a yerleştirilmesi gerekiyordu, böylece Mücevherlerin gücünü alabilirdi. İyi bir Mücevher bile Cihaz olmadan işe yaramazdı. Yalnızca güzel bir taştan ibaret olurdu.

Cihaz’daki oyuklara yakından baktı. Cihaz’ın yüzeyi donuk gümüş rengindeydi ancak oyuklarda mor ışıklar parlıyordu.

“Dört oyuk da mor derece. Mücevherlerin gökkuşağı derecesi arasında yalnızca en düşük dereceli mor Mücevherleri ekipman olarak kullanabilirsiniz.”

Jimin’i dinlerken gözüne kama şekilli Mücevher takıldı. O da mordu.

“Bildiğiniz gibi bir Cihaz’ın yuvasına yalnızca ona eş değer ya da düşük dereceli Mücevher yerleştirebilirsiniz. Mor, en düşük derece olduğu için yalnızca mor Mücevher yerleştirebilirsiniz.”

Sungyoon kama şeklindeki Mücevher’i yuvaya yerleştirdi.

“Bir Mücevher’in nasıl aktifleştirildiğini öğrendiniz mi?”

Kısa süre önce temel eğitimde öğrenmişti.

‘Bir Mücevher’i bundan önce aktifleştirme deneyimi yaşamak istemiştim.’

Ancak bu mümkün olmamıştı. Kalbinde üretilen enerji Dünya’da zayıftı. Bir Mücevher’i aktifleştirmek için Ay’da olmalı ya da yeterli enerjiyi sağlayacak başka bir kaynak olmalıydı.

Büyülü enerjinin Mücevher’i aktifleştirdiğini gözünün önüne getirdi.

“Bir Mücevher’i ilk kez aktifleştirmek zaman alır. Acele etmeye gerek yok. Zamanınız var.”

Jimin’in tavsiyesini dinledi. Gözlerini kapatıp konsantre oldu.

Yirmi saniye kadar sürmüştü.

Ssssk!

Elinde küçük bir parlama olduktan hemen sonra uzun bir mızrak tutuyordu.

Gözleri parladı. Bunu duymuştu ancak ilk kez deneyimliyordu. Hayrete düştü.

Tuhk!

Mızrağı iki eliyle tuttu. Bilmediği bir ahşaptan yapılmıştı ancak sapı uzun ve inceydi, güzel bir his bırakıyordu.

Hafifçe savurdu.

Hoohng!

Mızrağın ucundaki keskin kılıç aşağıya eğildi. Ağır olduğundan mızrağı çevirmesine izin verdi.

Sungyoon bu silaha alışmak istiyordu, bu yüzden birkaç kez daha savurdu.

“… Sorun ne?”

Sungyoon mızrağı omzuna yerleştirirken Jimin’e baktı. Jimin şaşkın şaşkın bakıyordu.

“Bir şey yok. Bu kez kendini büyülü enerjiyi silaha aktardığınızı hayal etmeyin. Silahın kendisini düşünmelisiniz. Büyülü enerjinin Mücevher’e aktarıldığı görüntüsü yalnızca Mücevher’i ilk kez aktifleştirirken hayal edilir. Mücevher’in yeteneğini düşünürseniz onu daha hızlı aktifleştirebilirsiniz.”

Sungyoon söyleneni yaptı. Mızrağı bıraktıktan sonra onu zihninde canlandırdı.

Ssssk!

Görüntüyü hayal ederken mızrak da belirdi.

“… Bir sorun mu var?”

Yine ona şaşkınlıkla bakınca Sungyoon onu sorguladı.

“Hayır, sorun yok. Sadece Mücevher’i hızla aktifleştirdiğinizi düşündüm. Deneyimli bir Bağlayıcı’nın bile bir Mücevher’i aktigleştirmesi zaman alır.”

‘Bunu daha önce duydum sanırım.’

Bunun kendisine anlatıldığını düşündü.

‘Neyse.’

Bu iyi bir şeydi, o yüzden üzerine pek düşünmedi.

Çevirmen notu
* Acemi Labirenti yerine Başlangıç Labirenti diyeceğim.