Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

28. Bölüm Bölüm 28

Çevirmen: Klepton / Editor: T4icho

Sungyoon labirente girme kararını pekiştirirken Jimin bineceği uzay gemisini bekliyordu. Chelsea onu geçirmeye gelmişti, yanındaydı. Saçları hala dağınıktı ve büyük şapşal bir gözlük takmıştı. Hala lekeli önlüğü üzerindeydi ve moda anlayışının aynı olduğu belliydi.

“Eve gidince mesaj at Jimin!”

Jimin’e sarıldı. Jimin’in uzay giysisi önüne çıktı ama Chelsea umursamadı. Ondan ayrıldığı için üzgün görünüyordu.

“Evet, sana yazarım.”

Jimin hafifçe sarıldı.

“Buraya daha sık gelmelisin, böylece bu fakir araştırmacıya biraz yemek ısmarlayabilirsin!”

Jimin Chelsea’nin neden böyle dediğine anlam veremedi ama Chelsea’ydi o işte. İç geçirip sarılmayı kesti ve onu ittirdi.

“Ah! Beni ittin! Demek artık yemek ısmarlamayacaksın!”

Jimin’e yine yapışmaya uğraştı ama Jimin kımıldamadı bile.

“Kendi yemeğini kendin alabilirsin.”

“Bir araştırmacı ne kadar kazanıyor zannediyorsun?!”

Chelsea homurdandı.

“Artık çok param yok.”

Jimin ceplerini yoklar gibi yaptı. Üzerinde uzay giysisi olduğundan cebi yoktu ama Chelsea mesajı almıştı.

“… Şirketin yüzünden mi?”

Chelsea bunu kısık bir sesle sordu. Enerjik tavırlarından eser kalmamış, ciddileşmişti.

Jimin omuz silkti.

“İşletme deneyimi olmayan genç bir kadındım ama ay taşlarının alınıp satıldığı en büyük pazara girmeye çalıştım. Boyumu aşan şeyler bunlar. Babamdan büyük bir miras kaldığı için bir şekilde beceririm sandım.”

“Eğer şirkeyi para kazanmak için kursaydın hiçbir şey demezdim. Seçimlerini kabul edebilirdim.”

Chelsea ona keskin bir bakış attı ama Jimin cevap vermedi.

“Jimin. Araştırma tesisinde kalırken çok sayıda Bağlayıcı gördüm. Ölümle yaşam arasında gidip geliyorlar. Birçoğu labirentlere girmekten nefret ediyor, ancak Ay’ın büyülü enerjisi onları içine çekiyor. Üstelik burada yaşamak da çok masraflı olduğundan paraya ihtiyaçları var. Burada doğru düzgün yaşamak için labirente girmek zorundalar. Çok büyük bir kısmı burada öldü, labirentten çıkamadı.”

Jimin, Chelsea’nin mavi gözlerinde boğulacak gibiydi ama başını çevirmedi.

“Bağlayıcı ölümleri çok sık yaşanıyor. Ama babanın kaybolmasıyla ilgili koşullar pek bilmiyorum. Sadece onu çok sevdiğin için çok iyi bir adam olduğunu biliyorum. Ama bence tüm Bağlayıcıları baban ölü mü diri mi diye öğrenmek için labirentlere göndererek çok atılgan davranıyorsun. Sevdiğin baban burada olsaydı bunu yapmanı istemezdi.”

‘Ah, ah! Yine bu konu.’

Ailesi ve arkadaşları ona aynı şeyleri söylemişlerdi. Babasının bunu istemeyeceğini söyleyip durmuşlardı. Chelsea’nin söyledikleri onu biraz rahatsız etmişti.

Ancak bir şey demedi çünkü ona böyle söyleyen herkesin ona değer verdiğini biliyordu. Onu sevdikleri için böyle konuşuyorlardı. Üstelik Bağlayıcıların davranışlarından da haberdarlardı; onun iyiliği için konuşuyorlardı.

Nihayetinde…

“Merak etme Chelsea.”

Jimin hafifçe tebessüm etti ama bu gülüşte inanılmaz bir hüzün vardı.

“O sonuncu. Çok param kalmadı.”

Ayrıca yorulmuştu. Bu kez tüm umudu pamuk ipliğine bağlıydı. Mucizelerin gerçekleşmesini bekleyemeyecek kadar yorgundu.

Chelsea hissettiğinin tam tersini gösterdi, yüzü aydınlandı.

“Evet! Görüyorum!”

Ona sıkıca sarıldı.

“Sorun yok. Baban böyle yapmanı anlayışla karşılardı.”

Chelsea arkadaşının böyle mücadele etmesini görmeye dayanamıyordu. Belki de bu yüzden onunlayken çok canlı davranıyordu.

Jimin arkadaşının onun için endişe ettiğini anlayarak bir şey diyemedi.

“Yine de hala başkan benim. Lütfen Bay Sungyoon’a göz kulak ol.”

“Dün tanıştığım kişi mi?”

Chelsea bir adım geri çekildi ve Sungyoon’u düşündü.

İlk izlenimi basitti. Sert ve kaba bir adamdı; o kadar. İş birliği yapmaya yanaşan birine benzemiyordu. Sevdiği bir tip değildi.  

‘En azından bize asılmaya çalışmadı.’

Ona dair sevdiği tek şey buydu. Jimin ve Chelsea nereye gitseler çok güzel kadınlar olarak görülmüşlerdi. Çoğu erkek kötü niyetlerle onlara yaklaşmaya çalışmıştı. Rahatsız edici bir şeydi bu ama Sungyoon’un karşı cinse ilgisi varmış gibi görünmüyordu. Bağlaıcı olarak, Jimin’e patronu gibi davranıyordu.

“Nasıl biri o?”

Birden merak etti ve daha çok soru sormaya başladı: “Şirketinin işe aldığı diğer Bağlayıcılar gibi değil, değil mi? Onlar seni sırtından bıçaklayıp kaçmışlardı.”

Chelsea’nin aklına özellikle de iki Bağlayıcı geldi. Biri Jimin’den alabileceği tüm desteği almış, Bağlayıcı statüsü yükseldiğinde sözleşmeyi bozmuştu. Diğeri Jimin’i ayartmaya çalışmıştı ancak Jimin ondan hoşlanmayınca adam rahatsız olmuştu. Reddedilince başka şirkete geçen şerefsizin tekiydi. Tabii o da Jimin’den türlü destek görmüştü.

Bağlayıcılar, Chelsea’nin arkadaşını çok incitmişlerdi. Hepsi götün tekiydi. Elbette Chelsea Sungyoon’dan da şüpheleniyordu.

“Bilmiyorum. Onu uzun zamandır tanımıyorum. Henüz çözmeme imkan yok.”

Şöyle bir atasözü vardı: ‘Suyu on kulaç derinden duyabilirsin ama insan kalbini bir kulaç derinden bile duyamazsın.’

“Şu ana dek iyiydi. En azından o ikisine benzemiyor.”

Kızına inanılmaz bir sevgi besliyordu. Diğer iki pislik gibi olmasına imkan yoktu.

“Öyle mi? Bunu duyduğuma sevindim?”

Ama her nedense Chelsea’nin ses tonu kasvetliydi. Olumsuz hislerinden kurtulabilmiş gibi görünmüyordu.

“Merak ediyorsan onu kontrol edebilirsin. Aslında benim yerime ona yardım etmeni isteyecektim.”

“Hmm…”

Chelsea çenesini avucuna koyarak düşündü.

‘Belki kötü biri değildir? Öte yandan Jimin’e kazık atmaya çalışıyor da olabilir. Belki ayağını kaydırmaya çalışıyordur.’

İlgisiz görünüyor olabilirdi ancak rol yapıyor olabilirdi. Ona yardım ederken ona göz kulak olabilirdi. Woo Sungyoon’un nasıl biri olduğunu çözmeye çalışabilirdi.

Üstelik Chelsea bir şey fark etmişti. Jimin tuhaf bir şekilde Sungyoon’a hoşnut davranıyordu. Jimin’in eski pislik çalışanlarını düşündü. Ancak Jimin hiçbir zaman onlara iyi davranmamıştı. Onlarla şirket başkanı olarak iletişimde kalmıştı.

‘Ona iyi davranıyor ama duygusal olarak ilgi gösterdiğini düşünmüyorum.’

Nihayetinde Jimin ona iyimser yaklaşıyordu. Bu yüzden Chelsea’nin Sungyoon’un düzgün biri olduğundan emin olması gerekiyordu. Jimin şirketini yönetmek zorunda kaldığından hiç gerçek bir erkek arkadaşı olmamıştı. Bu gerçek Chelsea’yi daha çok endişelendiriyordu.

“Pekala. Arkadaşlar ne içindir? Ona yardımcı olur, nasıl biri olduğunu anlarım!”

“Güzel. Hayır deseydin sana bunu ödetecektim.”

Jimin bavulundan bir şey çıkarıp Chelsea’nin önünde salladı. Chelsea ciddileşti. Jimin’in elindeki bir kağıt parçasıydı. Yavaş salladığından Chelsea onun ne olduğunu görebiliyordu.

Dün yedikleri yemeğin faturasıydı bu.

“Ah ha ha ha! A, arkadaş olarak yemek ısmarlamıyor muydun?”

“Sence bir arkadaşıma bu kadar masraflı bir yemek ısmarlar mıyım?”

Jimin göz kırparak fişi ona doğru uzattı.

“T, tamam! Anladım! Ona yardım ederim! Zaten ilk sorduğunda yapacaktım!”

Sonunda Chelsea boyun eğdi. Jimin fişi valizine koyarken halinden memnun görünüyordu.

“Bilgin olsun, sana daha önce ısmarladığım tüm yemeklerin fişlerini saklıyorum.”

Chelsea’nin yüzü beyazladı.

“Bir dakika! Hepsini bana ödetirsen iflas ederim!”

Jimin ne zaman Ay’a gelse Chelsea ondan lezzetli bir yemek ısmarlamasını söylüyordu. Bu anılar birden zihnine hücum etti. Bu yemeklerin hepsi çok pahalıydı.

“İflas etmek istemiyorsan yapman gerekeni biliyorsun, değil mi?”

“Ah, siktir! En güvendiğim arkadaşımın ihanetine uğradım!”

Gökyüzü… hayır, Armstrong tepesine çökmüş gibi davranıyordu. Umutsuzdu.

Jimin ona sevecen bir ifadeyle baktı. Chelsea eğilip dizlerini tuttu. Kendi kendine iç çekerek mırıldanıyordu. Jimin, Chelsea’nin omzunu kibarca tuttu.

“Lütfen bunu benim için yap.”

Chelsea başını kaldırdı. Şimdiye kadar Jimin Chelsea’yi parayla zorlamıştı ancak yüzünde nazik bir tebessüm vardı.

“Her zaman yolunu bulursun.”

“Oh tanrım… Senden böyle sözler duymak beni şaşırtıyor.”

“Hmmph. Bu kadar nazlanma. Sen de kolay biri değilsin.”

İkili birbirine baktı. Ancak bu yalnızca bir an sürdü; hemen kahkahayı patlattılar.

“Lütfen bunu benim için yap, dostum.”

“Merak etme dostum.”

Sarıldılar.

Vedalaştıktan sonra Jimin uzay gemisine bindi. Chelsea, Aldrin uzay üssünden arkadaşının uzay gemisinin uzaya fırlayışını izledi.

* * *

Çat!

Yine korkunç bir hisse kapıldı. Mızrağıyla açtığı yaradan kan fışkırdı, ayaklarına kadar ıslandı. Ancak Sungyoon gözünü kırpmadı. “İşini” sessizce yapmaya devam etti.

Pshook!

Mızrağın kılıcını uzattı. Kuduz Köpek dili dışarıda ölmüştü ve cesedi ışıkla yutuldu. Geriye yalnızca küçük bir ay taşı kaldı.

Tul-suhk!

Ay taşını keseye koyduktan sonra yerde yüksek bir yere oturdu.

‘Bundan altı tane öldürdüm.’

Gerginlik yüzünden susamıştı. Bağlayıcı olarak yiyeceğe ihtiyacı yoktu ama suya ihtiyacı vardı.

‘Acaba ne kadar kazandım?’

Her ülke bir destek merkezi işetiyordu. En azından kendi ülkelerinin Bağlayıcılarına yatacak yer ve yiyecek yemek sağlıyorlardı. Daha önce Jimin’le destek merkezine gitmişlerdi ancak ona yalnızca günde bir buçuk litre suyla vitamin sağlamışlardı. Geriye kalan her şeyi satın alması gerekiyordu.

‘Malzeme almalıyım.’

Hazırlıksız oluşu maruz görülemezdi.

Sungyoon hafifçe kendini tarttı. Sonunda biraz susuz kaldığı, ancak başka bir sorunu olmadığı sonucuna vardı.

‘Biraz daha ilerleyebilirim.’

Yeterince dinlendikten sonra ayağa kalktı. Mızrağı kanla kaplıydı. Mızrağını geri gönderdi.

Çhak!

Mızraktaki kanlar yere saçıldı. Sonra mızrağı geri çağırdı; bu kez mızrak asıl rengine kavuşmuştu.

Birkaç kez mızrağını savurduktan sonra yeniden labirentin derinliklerine ilerlemeye koyuldu.