Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

34. Bölüm Bölüm 34

Çevirmen: Klepton / Editor: T4icho

‘Bu şerefsizler hangi cehennemden çıkıp geldiler?!’

Sungyoon dişlerini sıktı. En başında Pençe Kedi’yi hedef almıştı. Kedi, tüylerini kaldırıp ona tıslamıştı ve canavar olmasına rağmen içgüdülerini terk etmiyordu. Sungyoon yerde tembellik eden canavara sürünerek yaklaşmıştı ama yaklaştıkça canavar onun varlığını hissetti; kuyruğunu havaya dikerek tısladı.

Fakat Sungyoon’un cesareti kırılmadı. Yalnızca canavarı gafil avlamakta başarısız olmuştu. Bu canavarla dövüş deneyimi vardı, bu nedenle öldürmek biraz kolay olacaktı. Endişe ettiği tek şey kalkanıydı. Dış yüzeyi Pençe Kedi’nin darbeleri yüzünden yıpranmıştı ve kalkanın dayanıklılığını göz önünde bulundurması gerekiyordu.

Ama Sungyoon yanılmıştı.

İlk saldırıyı kolayca engellediğinde bir şeylerin yanlış gittiğini fark etti.

Viik!

Korkunç bir ses yankılandı. Bu sese aşinaydı: Uçan bir İğneli Kirpi’nin sesiydi. Tüm bedeni ürperdi ve kafasında bir alarm çaldı.

‘Nerede?’

Çaresizce bir cevap aradı ama şu anda Pençe Kedi’yle mücadelenin ortasındaydı. İğneli Kirpi’nin yerini tespit edemedi. Kesin olan tek bir şey vardı.

‘Önümde değil!’

Düşünecek vakti yoktu. Eğilerek ileri doğru saldırıya geçti.

Şak!

Kafasının üstünden yıkıcı bir ses geçti. Ses, solundan yaklaşarak sağından gitti. Tahminine göre dikenini yan tarafından fırlatmıştı. Ancak ona pusu kuran İğneli Kirpi’ye öfkesini dışa vuracak vakti yoktu. Hemen Pençe Kedi’nin sonraki saldırısını engellemeliydi. Dengesini kaybettiği için yerde dümdüz yatıyordu. Kedi şimdi onun kolay bir av olduğunu düşünüyor olmalıydı.

“Siktir!”

Sinirle bağırarak kalkanını kaldırdı. Kalkanına bir yük bindiğini hissetti ve Pençe Kedi’nin momentumunu onu ters yöne fırlatmak için kullandı.

- Hyak!

Saldırısının başarısız olduğunu fark edince öfkeli bir çığlık kopardı. Sungyoon bunu umursamadan hemen ayağa kalktı.

Labirentteki kısa kariyerinde yaşadığı en tehlikeli olay buydu ve bir şekilde üstesinden gelmek zorundaydı. Farkında olmadan sertçe yutkundu. Pençe Kedi’nin hamlelerini tahmin etmeye çalışarak göz ucuyla etrafı inceledi. İğneli Kirpi’nin etrafta dolaştığını gördü.

‘Siktir. Birlikte çalışıyorlar.’

İğneli Kirpi’nin yerini saptaması iyiydi ama bu bilgi, içinde bulunduğu durumu geliştirmiyordu. İlk kez birlikte hareket eden düşmanlarla savaşıyordu. Üstelik bunlardan biri uzun menzilli saldırılar yapabilirken diğeri yakın menzilli saldırılarda ustaydı. Güzel bir kompozisyon oluşturuyorlardı ve Sungyoon’u baskı altında bırakıyorlardı.

Ancak bununla da bitmedi.

- Grrrrrrrr!

Öfkeli bir hırıltı duydu ama ses ne Pençe Kedi’den ne de İğneli Kirpi’den geliyordu.

“Siktir. Bir de Kuduz Köpek var!”

Sungyoon ona doğru gelen köpeği görünce küfretmeden edemedi.

Sungyoon’un çaresiz savaşı işte o zaman başladı.

‘Bu piçler bir aradayken çok iyiler!’

Kuduz Köpek zorluydu ve sağlıklıydı. Pençe Kedi, avını tek darbede öldürebilecek güçteydi. Bir de iki öncü canavarın arkasından saldıran İğneli Kirpi vardı. Gerçekten çok dengeli bir ekiplerdi.

‘Ne yapmalıyım?’

Buraya kadar bir şekilde dayanmıştı. Ancak böyle gidemezdi. Konsantrasyonu bir an dağılsa, Kuduz Köpek keskin dişleriyle boğazını parçalardı. Pençe Kedi’nin keskin pençeleriyle parçalanır, ya da İğneli Kirpi’nin keskin dikenleriyle deşilirdi. Öyle ya da böyle öteki tarafı boylardı.

‘Kimse gelmez.’

Başka bir Bağlayıcı’nın ona rastlayıp onu kurtarma olasılığı olsa da labirent çok büyüktü ve üçüncü kata geldiğinden beri pek Bağlayıcı görmemişti. Her şeyden önce…

‘Ben bir yabancıyım.’

En güvendiklerinin ihanetlerini düşündü. Ona en yakın iki kişi onu cehennemin dibine göndermek için arkasından iş çevirmişti. Eskiden ona yakın olanlar o düştükten sonra farklı davranmaya başlamışlardı. Sungyoon eskiden onlara kötü davranmış gibi birden onunla ilişkilerini kesmişlerdi.

Başka bir Bağlayıcı buraya gelse bile onu kurtaracağının garantisi yoktu.

Sungyoon buna başka bir açıdan bakmaya çalıştı. Kendisiyle aynı çıkmazda olan birine rastlasa ne yapardı?

‘Yanından geçip giderdim.’

Ona yabancı birine dikkat etme lüksü yoktu.

Elbette herkes onun gibi düşünmezdi; öte yandan birçok kişi böyle yapmayı seçerdi.

‘Bunun üstesinden tek başıma gelmek zorunda kalmaktan nefret ediyorum!’

Eğer iradesi ve gücü olmasa yeniden cehenneme sürüklenirdi. Bu düşünceyle başını kaldırdı.

Gözlerinde güçlü bir kararlılık vardı.

- Huk!

Kuduz Köpek yeniden Sungyoon’un bacağının altını ısırmayı denedi. Sungyoon onu tekmeleyip yere fırlattı. Ardından kalkanını kolunun ön kısmına taktığı kalkanını çıkardı.

Şak!

Bir dikenin ona doğru fırladığını duydu. Sesin kaynağına doğru kalkanını savurdu.

Kah!

Kalkana çarpan diken kırılarak yere düştü. Sungyoon ona bir an bile bakmadan kalkanını fırlattı.

Kalkan dümdüz bir çizgide ilerleyerek Kuduz Köpek’e isabet etti.

-Kooh-ehhhhk!

Saldırıya hazır olan Kuduz Köpek çığlığı kopardı. Kalkan doğrudan Kuduz Köpek’in yüzüne çarptı ve dişlerini kırarak havaya fırlattı. Sungyoon yine saldırının sonrasını incelemeye vakit bulamadı. Mızrağını iki eliyle kavrayarak Pençe Kedi’ye koşmaya başladı.

Pençe Kedi halihazırda ona saldırıya geçmişti. Pençesini ona savurdu.

Ancak mızrak daha uzağa uzanabiliyordu.

Mızrak hedefe isabet etti. Mızrağın kılıcı, kedinin uzattığı pençeyi sıyırıp geçti ve açık ağzına saplanarak kafasının arkasından çıktı.

-Kehk!                         

Canavar da olsa böylesi bir yaradan sağ çıkamazdı. Yere yığıldı. Ama Sungyoon durmadı; savaş henüz sona ermemişti.

Hiik!

Mızrağını hemen Pençe Kedi’nin cesedini yerinden oynatmak için salladı ama bu yüzden bir an da olsa duraksamak zorunda kaldı ve böylece sorunlar baş göstermeye başladı.

Poohk!

“Koohk!”

Ağzından bir homurtu çıktı. İğneli Kirpi’nin iğnesi sağ dirseğine saplanmıştı.

‘Sorun yok. Birkaç darbe almaya hazırdım zaten.’

Sungyoon bunu içinden tekrar edip durdu. Bu dövüşte yara almak kaçınılmazdı. Bu kesinse, Pençe Kedi ya da Kuduz Köpek’in saldırısına uğramaktansa İğneli Kirpi’yi tercih ederdi.

‘Neyse ki her şey beklediğim gibi ilerledi.’

İğneli Kirpi’nin saldırısı, diğer iki canavarınkinden daha zayıftı ama başından darbe alsaydı ölümcül olurdu. Ama İğneli Kirpi hep vücuduna saldırmaya odaklanmıştı. Zırhı vücudunu koruyordu ve kolu yaralansa bile savaşabilecekti. Dikeni koltukaltına isabet estseydi çok tehlikeli olurdu ama bu kabul edilebilir bir riskti.

Yaralanmaya hazır da olsa acı çekiyordu. İğneli Kirpi’ye çok sinirliydi ama onunla yüzleşmeyi ertelemek zorundaydı. Kuduz Köpek fırlatılan kalkanla darbe aldıktan sonra çileden çıkmıştı. Sungyoon’a fırlarken ağzından kanlar damlıyordu. Aklını kaybetmiş gibiydi ve Sungyoon’un önce bununla ilgilenmesi gerekiyordu.

-Koo-ahhhng!

Sungyoon’un üstüne atladı. Şu ana dek ne zaman canavar ona hücum etse kalkanını kullanmıştı ve artık kalkanı yoktu ama gözleri saldırıyı takip edebiliyordu.

‘Senin gibileri çok öldürdüm!’

Sungyoon mızrağını büyük bir kavisle salladı.

Puh-uhk!

Kuduz Köpek yere serilirken büyük bir gümbürtü yankılandı.

Poohk!

O esnada Sungyoon’a başka bir diken saplandı ama neyse ki zırhına isabet etmişti. Diken keskindi ancak pek dayanıklı değildi. Kirpinin saldırısı ne zırhına ne de kalkanına çok zarar veremezdi.

Bu korkmadığı anlamına gelmiyordu. Sırtı ürperdi. Bu hisse aldırmamak için elinden geleni yaparak mızrağını sapladı.

-Kang!

Canavar havaya fırladı. Normalde Sungyoon bir adım geri çekilir, bir sonraki saldırısında dikkatli davranırdı ama zaman çok önemliydi. Mızrağını çıkarmak için Kuduz Köpek’in kafasına vurduktan sonra bir kez daha sapladı.

-Goo-rook!

Son nefesini veren yaratık hareket etmeyi kesti.

Poo-oohk!

O sırada üçüncü diken ona doğru uçtu. Sungyoon bu defa şanssızdı; bileğinden vuruldu.

Vücuduna tırmanan yakıcı acıyı hissedebiliyordu.

“Şerefsiz!”

Ağzından iyi bir laf çıkması imkansızdı. Ancak durumu eskiye kıyasla farklıydı. Kimse şimdi araya giremeyeceği için doğrudan İğneli Kirpi’ye yaklaştı.

Fakat heyecanla hemen atılmadı. İki canavarı zar zor öldürebilmişti; kirpiyi küçümsediği takdirde daha çok yaralanabilir, hatta hayatını kaybedebilirdi.

Sungyoon ona doğru uçan dikenlerden ustalıkla kaçınarak aralarındaki mesafeyi azalttı.

Sonra…

-Kek!

Canavarın ölüm çığlığı barajı kıran seller gibi yankılandı. Yaratık yere serildi.

Cesedinden çıkan ışıkla canavarın öldüğünü doğruladıktan sonra kendisi de yere çöktü.

‘Sanırım hayattayım?’

Bedeninin etrafını hissedebiliyordu. Hissiyat çok canlıydı. Ruhu bedeninden ayrılmamıştı. Ayakları hala yerli yerindeydi.

“Ahh!”

Rahatlayınca aldırmadığı acı daha güçlü kendini hatırlattı. Sungyoon sağ kolundaki dikeni tuttu.   

Diken sorunsuzca çıktı. Ucu kancalı olsaydı, çıkarırken yarası daha kötü hale gelirdi ama İğneli Kirpi’nin dikenleri düz, kalın ve uzundu.

Sungyoon sinirle dikeni fırlattı.

Bir an duyguları çığrından çıkmıştı ama yavaşça sakinleştiğini hissetti. Sonunda gerçekler kafasına dank etti.

Neredeyse hayatını kaybedecekti.

Sungyoon çaresizce cebine uzanarak bir şey çıkardı: Shinhae’nin fotoğrafını. Titreyen eliyle kızının resmini okşadı.

“Ben iyiyim… Baban iyi.”

Bu sözleri tekrar ederken delirmiş gibiydi. Shinhae hemen önündeymiş gibi konuşuyordu. Bu, kendi kendine tekrar ettiği bir mantraya dönüşmüştü. Çocuğunun önünde superman olmak zorundaydı.

Delirmiş gibi davransa da etkili olmuştu. Sakinliğini geri kazanıyordu. Ellerini zar zor sakinleştirip fotoğrafı cebine koydu.

‘Geri döneyim.’

Bugün avına devam edemezdi. Üstelik yaralıydı. Neyse ki Bağlayıcıların vücudu hızla iyileşebiliyordu. Kısa sürede bu yaralardan kurtulacaktı.

Sungyoon ayağa kalktı.

Fırlattığı kalkanını ve canavarlardan geriye kalan ay taşlarını aldı. Bu ay taşlarını kazanmak için canını dişine takmıştı, geride bırakamazdı.

Önce İğneli Kirpi’ninkini aldıktan sonra kalkanını ve Kuduz Köpek’in ay taşını aldı. Sonra Pençe Kedi’nin ay taşına ilerledi.

“Ha?”

Gözleri fal taşı gibi açıldı. Pençe Kedi’nin ay taşıyla birlikte geride bir şey daha kalmıştı.