Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

4. Bölüm Yeni Ay'ın Karanlık Günü III

Çevirmen: Klepton / Editor: T4icho

Miyun’un ailesinin serveti epey fazlaydı, bu nedenle zamanında ona yardımcı olacaklarını ummuştu. Ancak bu beklentileri erkenden rafa kaldırdı. Kayınvalidesi ile kayınpederi zengin olsalar dahi onun milyonlarca borcunu kolayca ödeyemezlerdi.

Sungyoon bunu düşündükten sonra Miyun’un seçiminin kaçınılmaz olduğunu anladı.

Ama bu konuda rahatmış gibi davranamazdı. Onu öylece bırakamazdı. İşi başarısız olmuş, arkadaşı ona ihanet etmişti. Geriye yalnızca kızı ve eşi kalmıştı. Geriye yalnızca ailesi kalmıştı…

“Lütfen biraz daha bekle. Benim için bir süre daha bekleyebilir misin?”

Sanki bu sözleri yüreğinden zorla çekip çıkarıyordu. Yalvarıyordu. Mağazada bir oyuncaktan ayrılmak istemeyen bir çocuk gibi yaygara çıkarıyordu.

“Bunların hepsi Jaeho’nun suçu. Benden çaldığı teknolojiyi kurtaracağım. Bir şekilde yapacağım. Kurtarabilirsem Shinhae’yi ve seni rahatlık ve lüks içinde yaşatacağım.”

“Önemi yok.”

Miyun soğuktu, onu geri çevirdi.

Sanki ayaklarının altından halı çekilmiş gibi hissediyordu. Sonsuz, boş bir alandaydı ve üzerinde durabileceği tek dayanağı da artık gitmişti. Uçurumdan yuvarlanmıştı sanki.

“B… böyle yapma. Yeniden kendi ayaklarım üstünde duracağım. Lütfen beni bekle. Çok uzun sürmeyecek.”

Dizlerinin üzerine çökerse bu kabustan uyanabilir miyim, diye merak etti. Eğer gerçekten böyleyse hiç tereddüt etmeden diz çökerdi. İşte bu kadar çaresiz hissediyordu.

Ancak Miyun’un buz gibi ifadesi değişmedi. Ona sevimli bir tebessüm bahşedeli çok olmamıştı. Ona güzel sözler fısıldamıştı. Artık ona bu yanını göstermiyordu.

“Borçları kafana takıyorsan yalandan boşanabiliriz.”

Miyun’un sabit ifadesine karşın Sungyoon onu vazgeçirmeye çalışıyordu. Ondan tamamen vazgeçemezdi.

“Gerçekten onu yenebilirim! Jaeho mükemmel bir planla kurtulduğunu sanıyor olabilir ama elimde kanıtım var. Ona karşı kullanabileceğim kontratlar ve belgeler var! Onu mahkemede yenebilirim! Zor olacak ama lütfen birkaç sene daha benimle kal! Hakkımı aldığımda yeniden başlayabilirim!..”

“Hayır. Bu imkansız.”

Sungyoon ona iyimser bir yön sunuyordu fakat Miyun kestirip attı.

“O kontratlar ve belgeler artık yok.”

“Ne?”

“Hepsini Jaeho Bey’e verdim.”

“…”

Bir an Sungyoon yanlış duyduğunu sandı. Hayatını adadığı şirketi çökmüştü. Rakibi zengin bir ailenin oğlu Lee Jaeho’ydu. Kanıtları, Lee Jaeho’dan intikamını alabilmesi için büyük rol oynayacaktı. Dişlerini sıkarak bunu düşlüyordu. Ancak kanıtlar kaybolmuştu. İflas edince hepsini en çok güvendiği kişiye, karısına vermişti.

“Belgeler yatak odasındaki kasadaydı, değil mi? Artık yoklar işte. Bunun hayalini kurmayı bırak.”

Miyun’un ağzından çıkanları kulağı duyuyor muydu? Sungyoon ne diyeceğini bilemeyerek birkaç kez ağzını kapadı açtı. Bu onun karısı değildi. Bu, karısının bedenine girmiş bir iblisti. Cehennemin ateşlerinden kaçıp gelmiş bir yaratıktı!

“N… neden?..”

Dili bile doğru düzgün hareket edemedi. Sanki şişelerce soju içmişti. Ancak zihni berraktı. Zihni alkol yüzünden bulanık olsaydı bu gerçeklikten kaçabilirdi belki. 

“Kanıtın olmadan Bay Jaeho’yu yenmene imkan yok. Zaten paran da kalmadı. Pes etmelisin…”

“Niye yaptın bunu!”

Kendine geldiğinde Miyun’un gömleğini tuttuğunu fark etti.

“Bu; senin, benim, Shinhae’nin birlikte yaşamamız için tek yoldu! Nasıl onu teslim edersin!”

“Bırak beni!”

Miyun, Sungyoon’un elini itti. Gömleği öyle sıkı tutmuştu ki gömlek gerildi. Bunu görünce Miyun, Sungyoon’a hiddetle baktı.

“Bu ne kadar haberin var mı senin?!”

Pahalı giysileri, kocasından daha değerliydi.

Sungyoon afalladı. Bu kadın ne yaptığının farkında değil miydi? Hala nasıl giysisini düşünebilirdi? Onun pahalı aksesuarlara ve giysilere çok düşkün olduğunu biliyordu ama bu kadarını beklemezdi.

“Ne kadar?! Sayende borçlarımızı ödememe imkan yok!”

“Nasıl bir durumda olursa olsun doğru konuş! Bizim borcumuz değil! Senin borcun!”

“Sen…”

Söyleyecek çok fazla şeyi vardı. Davranışlarının nedenini sormak istedi.öfkesinin kaynağını bilmek istiyordu. Ona patlamak istiyordu ama bir şey diyemiyordu. Boğazı tıkanmıştı. Nefes almakta zorlanıyordu.

Ama Miyun, istifini bile bozmamıştı. Nitekim hemen sonra daha şoke edici bir şey söyledi.

“Sana daha iyi bir şey söyleyeyim mi? En başında ticaret sırlarını Bay Jaeho’ya veren de benim.”

“Ne?”

“Boktan şirketinin sırlarını veren benim! Hiç anlayamadın! Tüm sorularıma cevap verdin!”

Ağzı ona hep güzel laflar söylemişti. Şimdi zehir saçıyordu. Aşkla bakan yüzü şimdi alay ediyordu. Karşısındakinin gerçekten aşık olduğu karısı olup olmadığını düşündü. Ancak o Miyun’du, karısı, çocuğunun annesiydi. Aşık olduğu kişiydi.

“Tabii gerçekten önemli bilgileri aktaramazdım. Hangisi önemli, hangisi değil fikrim yoktu. Ama sohbetlerimizdeki tüm küçük detayları aktardım. Bence bu kadarı da yeterli. Bay Jaeho bunu faydalı buldu.”

Bu, tanıdığı eşi değildi. Canavar gibi geliyordu ona.

“Neden?.. Neden yaptın bunu?”

Sebebini duymalıydı. Gerçek ne kadar zalim, ne kadar acı verici olursa olsun duymalıydı. Soruyu sordu ancak sesi çok cılızdı.

Miyun’un yanıtı basitti:

“Para.”

Para. Ne kısa bir kelime. Ancak her şeyi açıklar nitelikteydi.

“Bay Jaeho işine göz dikmeye başladığında işinin başarısızlığa mahkum olduğunu biliyordum. Geleceği çok belliydi, bu nedenle işin karşılığında bir şeyler almayı tercih ettim.”

Sanki demirden bir maske takmıştı. Yine de, karısının neden bu kadar utanmaz olduğunu anlayamıyordu.

“Saçmalık! Büyük bir şirketi var ama benim şirketim onun eline bu kadar kolay geçmezdi!”

“Çocuk oyuncağıydı.”

Sungyoon’un boyun damarları şişti. Ama bunun Miyun üzerinde hiç etkisi olmadı.

“Kocan bu şirketi kan, ter, gözyaşı dökerek inşa etti! Ama sen para için onun ellerine teslim ettin!”

“Tabii en büyük sebep para ama tek sebep o değil.”

Miyun uzun saçlarını yana aldı.

“Çok kör olabildiğinden bunu bilmiyor olabilirsin ama ben Bay Jaeho ile çıkıyorum.”

“Ne?!”

Daha ne kadar sürprizi kaldırabilirdi, bilmiyordu. Kalbi öfkeden, şoktan şiddetle atıyordu. Yüzü pancar gibi kızardı. Sanki kafası patlayacaktı.

“Gençliğinde çok ateşli biriydin ama yaşlandıkça tam bir ahjussi oldun. Tüm hayatımı senin gibi biriyle geçiremem ki. Benden çok fazla şey istemiyor musun? Ben hala güzelim.”

O anda Miyun gururla bakıyordu. Yaşlanmıştı ama bir kadın olarak hala güzel olmasından gurur duyuyordu.

“Bay Jaeho çok zengin, kendine de iyi bakıyor. Bu yüzden hala çok yakışıklı. Onun eline su dökemezsin.”

Miyun bir kez daha düşündü. Gözü ne zaman şişkin karnına ve kırışıklıklarına takılsa iç çekti. Yaptığı her küçük hareket Sungyoon’un kalbini paramparça ediyordu.

“… Demek onunla aldatıyorsun? Hayatı boyunca seni yanından ayırmayacağını mı sanıyorsun? Seninle yalnızca oynuyor!”

“Biliyorum.”

Miyun cevap verirken istifini hala bozmuyordu.

“Sonsuza kadar onunla olmayı düşünmüyorum. Kendime iyi baksam bile, yaşıma bir şey yapamam. Daha genç bir adamla evlenene kadar biraz oyalanacağım.”

“Dünya senin etrafında mı dönüyor zannediyorsun?”

“Bunun için para lazım. Para olursa, dünya çoğunlukla benim etrafımda dönecek. Yazılı delillerini teslim ettiğimde makul bir para da aldım.”

“Siz resmen hainsiniz!”

Onların kuklası olmuş bir aptaldı.

‘Gerçekten onu öldürmek istiyorum!’

Sungyoon, kendisini kontrol edebilmesine şaşırdı. Ona yumruk atmak istiyordu ama yapmadı.

Öfkesini bastırmak için doğaüstü bir kontrol mekanizması kullanıyordu.

“Bu son olmayacak!”

Öyle haksızlığa uğramış hissediyordu ki bunun peşini bırakmayacaktı.

“Yapacağım son şey bu da olsa ikinizi hapse tıkacağım!”

“Böyle bir şey olmayacak. Bay Jaeho’ya söz verdim. Bütün bunları yaygara çıkmadan halledeceğimi söyledim.”

“Bu iş için para mı aldın?”

“Tabii. Çok para aldım.”

“Ha! Beni aptal mı sanıyorsun? Böyle saldırıya uğradıktan sonra karşılık vermem mi sanıyorsun?”

“Gerçekten mi?”

Sungyoon nefretle bağırıyordu ama kadın sakindi. Son koza sahip olduğunu bilir gibiydi. Sungyoon endişelendi. O kadar ihanete uğramıştı ki sersemlemişti ancak ona oyun oynamak üzere olduğunu biliyordu. Ürperdi.

Miyun sakince söze girdi ve söyledikleri, Sungyoon’un hayal edemeyeceği bir şeydi.

“Böyle yapmaya devam edersen Shinhae için iyi şeyler olmayacak.”

Sungyoon yanlış duyduğuna emindi.

“Sen… Sen!..”

Fakat Sungyoon bu lafları asla unutmayacaktı. Kendisini önemsemiyordu ama kızı…

“Seni manyak orospu! Shinhae bizim kızımız!”

Sonunda sövdü. Eskiden kavga ettiklerinde ona asla küfür etmezdi. Ancak artık kendini tutamıyordu.

“O bizim kızımız! Benim kızım değil yalnızca!”

Bu olamazdı. Parayı ne kadar severse sevsin o bir anneydi. Kendi kanından, canından birini nasıl tehdit edebilirdi?

Ama Miyun’un sözleri, Sungyoon’un sağduyu sınırlarını çoktan aşmıştı.

“Evet, evliliğimiz devam etseydi kızımız olurdu. Ama seni boşayacağım. Çocuk artık yalnızca gelecekte bana yük olacak.”

Boşanmış bir kadın olarak “bekar anne” olarak bilinecekti. Miyun buna dayanamazdı. Önceki evliliğinden bir çocuğu olduğu gerçeğini değiştiremezdi. Ama o “yük”ü almayı reddedebilirdi.

“… sen ciddisin.”

Çocuğuna “o çocuk” ve “yük” demişti. Gözünü bile kırpmamıştı. Sungyoon, artık bunun bir şaka değil gerçek olduğunu kabullenmek zorunda kaldı.

“Evet, ciddiyim. Bunun sessizce olup bitmesine izin vermelisin. Bu üçümüz için de en iyisi.”

“Bu yalnızca senin için en iyisi!”

“Ne olmuş yani? Sessizce bitmesine izin vermeyecek misin? Anlaşılan artık kızına önem vermiyorsun.”

“Gerçekten bunu yapmak istiyorsun!”

“Yapamam mı sanıyorsun? Onu görmezden gelemem, ona şiddet gösteremem. Bu çok belli olur. Ancak bir çocuğa zarar vermenin bir sürü yolu var. Beş yaşındaki bir kıza toplumdan uzakta zarar vermek benim için hiç zor olmaz.”

Bu noktada bu kadının bir anne olduğunu kim düşünürdü? Yabancı biri bile, delinin teki değilse, bir çocuk için böyle tehditkar laflar etmezdi.

“Manyak sürtük! Shinhae’yi hemen bana getir!”

Shinhae’nin kayınvalidesiyle kayınpederine gitmesine izin vermişti ama şimdi bu kararından pişmandı. Shinhae’nin Miyun’da kalmasına müsaade ettiği için aklını kaçıracaktı.

“Sessiz olursan onu şimdi alabilirsin. Artık o çocuğa ihtiyacım yok.”

“Çocuğa ihtiyacın yok mu? Sen alçaksın, alçaktan da betersin! Hiçbir şey yapmadan duracağımı mı sanıyorsun?”

“Beni ihbar mı edeceksin?”

Miyun onunla dalga geçti. Ölen bir böceğin işe yaramayan son çırpınışlarını izliyordu sanki.

“Shinhae’ye belirgin bir zarar vermedim. Öte yandan sen, borç içindesin. Kore’de velayet mücadelesinde kadınların daha avantajlı olduğunu biliyorsun. Mahkeme kimin tarafında olacak sanıyorsun?”

“Sen… sen!..”

“İşler o noktaya gelecek olursa Bay Jaeho beni avukatlarıyla destekler. Sen ne kadar iyi bir avukat bulabilirsin?”

Sungyoon’un verecek cevabı yoktu. Velayet için onunla mücadele ederse dezavantajlı konumda olacaktı. Her şeyden önce, devasa borçları sorun çıkaracaktı.

“Tabii onu incittiğimi kanıtlayabilirsen velayeti alma ihtimalin var. Ancak çocuk o zamana kadar zaten çok zarar görmüş olur. Bu sonuçla yaşayabilir misin?”

Sözleri, ona vurulan son darbeydi. Sonunda Sungyoon başını öne eğdi.