Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

42. Bölüm Bölüm 42

Çevirmen: Klepton / Editor: T4icho

Jimin kadının sözleriyle öyle afallamıştı ki başı ağrımaya başladı. Bu kadının ağzından böyle laflar çıkmasını hiç beklemezdi.

“… Sen… demin… terbiye mi dedin?”

Öyle öfkelenmişti ki zar zor konuştu. Nefesi ağırlaşmıştı. Çaresizce kelimeleri bulmaya çalıştı ve onları tükürürcesine sarf etti. Bu lanet kadının öfkesini hissedebilmesini ve defolup gitmesini istiyordu. Ama Ahjung, başkalarını umursamazdı. Düşüncesizdi. Düşünceli biri olsaydı şimdiye dek bu kadar terbiyesiz bir hayatı olmazdı.

“Terbiye! Görünüşe göre o kadınlardan iyi öğrenememişsin! Bu yüzden üvey anne, üvey annedir! Bir üvey anne gerçek annenin eline su dökemez! Bu da onun hatası! Gereksiz yere o kadar erken öldü, sana acı çektirdi!..”

Bam!

Yüksek bir ses odada çınladı. Ahjung çenesini kapadı. Jimin ona isim levhasını fırlattı. Levha kadının kafasını sıyırıp yere yuvarlandı.

“Bir daha söylüyorum…”

Jimin dudaklarını ısırarak konuştu. Kadına dik dik bakıyordu, gözleri yerinden fırlayacak gibiydi.

“Onları bir daha aşağılarsan kendimi tutmam.”

Az önceki tüm bağırışlar yalandı sanki. Jimin kısık sesle konuştu ama öfkesi sesine yansımıştı. Az önceki bağırışlar, bu öfkeyle kıyaslanamazdı.

Bu defa Ahjung cevap veremedi. Bu gidişle kadının bir yanlışı daha olursa Jimin onu öldürebilirdi.

Tık!

“Neler oluyor?!”

Sungyoon kapıyı açıp içeri girdi. İnsanların kavgasına dahil olmak istemediği için dışarıda bekliyordu. Ofisten gelen gürültüyü duyunca hemen içeri girdi.

Sungyoon girince Ahjung bir fırsat gördü, hemen kapıya yürüdü. Bugünlük pes etmeyi düşünüyor gibi görünüyordu. Üçüncü bir kişi odaya girdiğinden Jimin onu öldürmeye kalkışmazdı. Yine de onun tokadını yemekten korkuyordu. Ama bu, son bir laf etmeden geri çekileceği anlamına gelmiyordu.

“Bunu düşünmelisin! Senin için buldum onu! Ben tarihi ayarlarım, sen de gelsen iyi edersin!”

“Beni güldürme!”

Kadının teklifi düşünmeye bile değmezdi. Jimin onu geri çevirdi. Ahjung kapıda bir an durup Jimin’e dik dik baktı, Jimin de bu bakışlara karşılık verdi. Sonunda kadın alay ederek ofisten ayrıldı.

“Hah-ah~!”

Jimin sandalyesine çöktü. Yüzü asıktı.

“Hoş geldiniz Bay Sungyoon. Size çirkin bir yanımı gösterdim.”

“Anneniz miydi?”

İsim levhasını ayağının dibinden alarak masaya yerleştirdi. Sungyoon kadının çıktığı kapıya bakarak bir yorumda bulundu.

“Bazen doğurmakla anne olunmuyor.”

“Katılıyorum.”

Jimin, bu destekleyici cümlenin ardından Sungyoon’a dikkatle baktı.
Sungyoon da onun cevabına şaşırmış gibi bakı.

‘Şimdi düşününce, onun karısı da servet avcısı.’

Belki de bu yüzden Jimin Shinhae’ye özel biri gibi davranıyordu. Shinhae’de kendini görüyordu. Sungyoon’un hayatıyla ilgili yaptığı araştırmayı düşünürken bir eliyle yüzünü kapadı. El ile gelen düğün bayram, denirdi. Bu konuya tepki verdiği için ona ilgi duyduğunu hissetmesi komikti. Öyle komikti ki aklını kaçıracağını sandı.

Sungyoon acele etmeden onun sakinleşmesini bekledi. Bir şey sormadı, onu teselli etmek için bir şey söylemedi. Sadece sessizce orada durdu. Jimin bunu boş sözlere, sahte samimiyete yeğlerdi. Sungyoon da onun gibi yara almıştı. Onunla bağdaşım kurabilmesi yeterliydi.

“Evlenmemi istiyor.”

Belki de bu sebepten konuştu. Gereksiz bir şey söyledi.

“Evlilik mi?..”

“Evet.”

Sungyoon bir an düşündü. Jimin’le annesinin nasıl bir ilişkisi olduğunu bilmiyordu. Ama az önce yaşananlar, aralarının iyi olmadığının göstergesiydi. Gerçekten kötü bir şeydi bu. Özellikle asıl nefreti Jimin besliyor gibi görünüyordu.

“Bunu söylemeli miyim bilemiyorum ama o kadın eski eşiniz gibi.”

Sungyoon’un yüzü bariz şekilde düştü.

“O çöpün teki, biliyorsunuz.”

Açık açık eski eşini aşağıladı. Ama Jimin ona karşı çıkmadı. Aslında Sungyoon’dan bile daha ileri gitti.

“Evet, öyle. Hem de geri dönüştürülemez şekilde. Nükleer atığın insan şeklinde vücut bulmuş hali.”

Sungyoon, Ahjung’un sesinin ona Miyun’u anımsattığını hatırladı. İçgüdüleri doğruydu demek ki.

“Eğer bu evliliği o kişi öneriyorsa… sevinilecek bir şey değil.”

Miyun karşısına çıkıp Shinhae için uygun bir partner bulduğunu söyleyecek olsaydı, muhtemelen ağzını yırtardı.

“Doğru. Sadece parayı bilir. Babamla evlendiğinde, babam zengin, ikinci nesil bir Bağlayıcı’ydı. Babamla parası için evlendi.”

Sungyoon Miyun’un ikizini dinliyormuş gibi oldu.

“Babamın parasını aptalca harcadı, dışarıda eğlenmek için ailesini görmezden geldi. Babam hep Ay’da kalmak zorunda olduğundan ben Dünya’da o kadınla tek başımaydım. Kimse onu durduramadı. Diğer annelerim hayatıma girinceye kadar istediğini yaptı.”

‘Diğer anneler…’

Bu anlatım tarzı tuhaftı ve kafasına takılmıştı.

Bu dönemde Bağlayıcıların yeniden evlendiğini görmek yaygındı. Hatta yeniden evlenmemiş birini görmek nadirdi. Geleneksel olarak, zengin erkeklerin ikinci bir ailesi olması sıradanlaşmıştı. Tabii bu gizlice olurdu. Ancak Bağlayıcılar çok eşlilik konusunda liberallerdi. Bu herkesçe bilinen bir sırdı.

Tabii halk bunu hoş karşılamazdı. Her Bağlayıcı hor gördüğü çok eşliliğe bir yerden dahil oluyordu. Yine de insanlar, onların hayat tarzlarına açık açık karşı çıkamıyorlardı.

Şu anda ay taşları ve petrol, ekonominin can damarıydı. Petrolün önemli bir kaynak olarak değerlendirilmesinin tek nedeni, ay taşlarının yeterince çıkarılmamasıydı. Eğer bu açıdan bakılırsa ay taşları petrolden daha değerliydi. Ay taşları çevre kirliliği yaratmadan enerji üretebilirdi. Diğer kaynakların aksine ay taşlarından enerji çıkarıldıktan sonra oluşan ürün, başka yararlı şeyler için kullanılabilirdi.

Problem de buydu. Ay taşları değerliydi ve rağbet görüyordu. Ancak Bağlayıcıların sayısı belliydi ve ancak bu kadar ay taşı çıkarabiliyorlardı.

Birinci Nesil Bağlayıcılar, normal insanlar arasından uyanırdı. Ebeveynleri Bağlayıcı değildi. Sıradan bir insanın uyanma olasılığı yalnızca %0.0001’di.

Buna karşılık yıldırım çarpma olasılığı 600.000’de 1’ken piyangoyu tutturma olasılığı 8.150.500’de 1’di. Birinci Nesil Bağlayıcı olma ihtimali daha yüksekti ancak çok fazla değildi.

Fakat kişinin anne ya da babası Bağlayıcı’ysa bu değişiyordu. İki ebeveynin de Bağlayıcı olduğu durumlarda çocuğun da Bağlayıcı olarak uyanma şansı %80’di. Üstelik sahip olacağı güç seviyesi de farklıydı. Birinci Nesil Bağlayıcı’nın yetenekleriyle İkinci Nesil Bağlayıcı’nın yetenekleri karşılaştırıldığında, ikincinin büyülü enerji niteliği ve niceliği diğerini ikiye katlardı. Bu ihtiyatlı bir tahmindi. Bazı ikinci ve üçüncü nesil Bağlayıcılar, onlarca kat fazlasını deneyimlerdi. Bu nedenle şirketler ikinci ve üçüncü nesil Bağlayıcılara daha çok değer verirdi.

Gerçeklik bu yöndeydi, bu nedenle hükümet tuhaf şekilde Bağlayıcıların çok eşli yapısını teşvik etti. Birinci Nesil Bağlayıcılar, yetenek açısından ikinci ve üçüncü nesil Bağlayıcılara kıyasla daha kötüydü ve Birinci Nesil Bağlayıcıların uyanması neredeyse mucizevi bir olaydı. Bu yüzden yetenek bakımından üstün olan ikinci ve üçüncü nesil Bağlayıcıların nüfusunu artırmak daha iyiydi.

Çok eşliliğin ahlaki tehlikeleri göz ardı edilirse, Bağlayıcıların sahip oldukları çocuk sayısını artırmak için güzel bir yoldu.

“Neyse ki babam diğer annelerim hayatımıza girince o kadınla ilgili gerçeği öğrendi. Kadın kapı dışarı edildi. Ondan sonra bile babamdan zorla para almaya çalışacak kadar çirkinleşti.”

Bu Jimin’i küçük kalbinde derin bir yara açmıştı.

“Beni neredeyse rehin olarak kullandı.”

Bir anne çocuğunu görmezden gelse, şiddet uygulasa bile anne, çocuğun tüm dünyasıydı. Babası sık sık Ay’a gitmek zorunda olduğu için sadece annesine bel bağlayabilmişti. Tabii annesi de onun dünyasıydı.

Ama bu, annesi duygusuzca kolunu yakaladığında bu sona erdi. Babasına ona para vermesi için bağırmıştı. O anda Jimin kendisinin, annesinin babasından para koparma aracı olduğunu anlamıştı. O yalnızca bir araçtı.

“Sonunda babam yoruldu. Velayetten vazgeçmesi için ona para verdi. Sonrasında hayatım kötü geçmedi. Annelerim çok iyi insanlardı. Babam üstüme titrerdi. Ama beni doğuran annem, on sene sonra yavaşça hayatıma girmeye çalışmaya başladı. Para knusunda sorumsuzdu, parasız kaldıkça geliyordu.”

Jimin birden ayağa kalkıp odanın köşesindeki buzdolabını açtı. Anlaşılan susamıştı, bardak bile kullanmadan direkt şişeyi tepesine dikti. Ağzından sular aksa da umursamadı.

Şişeyi ağzından çektikten sonra ağzını öylesine sildi. Normalde zarif, havalı bir kadındı ama şimdi hiç kendisi gibi davranmıyordu. Şu anda acı çektiği belliydi.

“O zamandan beri böyle. Akbaba gibi etrafımda dolaşıyor. Sadece benden biraz para koparmanın yollarını düşünüyor. Hatta babamın cenazesine gelip mirastaki payını sorma cüreti bile gösterdi. Diğer annelerim durdurmasaydı o gün ona tokadı basacaktım.”

İfadesine bakılırsa annelerinin o gün onu engellemesi hoşuna gitmemişti.

Sungyoon dikkatle onu dinliyordu. Sırf onun yöneticisi olduğu için sempatik gelmiyordu. Ama tuhaf şekilde Shinhae ile benzer şeyler yaşamaları ona sempati beslemesini sağlıyordu. Bu öğretici bir hikayeydi. Eğer Miyun’un saçmalamasına izin verseydi, aynıları Shinhae’nin başına gelebilirdi.

“O kadından nefret ediyor olmalısınız.”

“Ediyorum. Kendisi benden çok önce nefret etti. Kardeşlerimin aksine ben Bağlayıcı değilim. Babam öldükten sonra, ona para veremeyeceğim için bana ihtiyaç duymadı…”

Kadının ona çocukluğunda ne kadar mutsuz gözlerle baktığını hatırlıyordu. O zamanlar şöyle şeyler söylemişti:

‘Değersiz bir çöpsün sen. Bağlayıcı bile olamadın.’

“Üçüncü Nesil Bağlayıcı olarak uyanamadıktan sonra beni ihmal etmeye başladı. Böyle bir kadın neden şimdi bana anne gibi davransın? Neden benim evlenmemi istesin? Hmmph. İğrenç kalak.”

Kendi kendine konuşuyordu ama öfkesi ve kederi sesine yansıyordu.

‘Sorun çocuğunun Bağlayıcı olmaması mı?’

Sungyoon’a göre bu kadın alçakça davranmıştı.

Shinhae onun kızıydı ama İkinci Nesil Bağlayıcı olamazdı. Bir çocuk, ana rahmine düştüğü zaman ebeveynlerinden biri halihazırda Bağlayıcı olarak uyandıysa İkinci Nesil Bağlayıcı olarak uyanma potansiyeliyle doğardı. O da Sungyoon gibi Birinci Nesil Bağlayıcı olarak uyanabilirdi ama bunun için %0.0001’lik olasılığın üstesinden gelmeliydi. Fakat Bağlayıcı Woo Sungyoon’un çocuğu olsa bile İkinci Nesil Bağlayıcı olamazdı.

Sungyoon bu gerçeği hoş karşılıyordu. Zaten Shinhae’nin öyle tehlikeli bir yerde çalışmasını hiç istemezdi. Sungyoon, kendi kızını para kazanan bir Bağlayıcı olmadığı için azarlayan Ahjung’u anlayamıyordu. Onu anlamaya çalışmayacaktı da.

“O kadın gerçekten alçağın tekiymiş… Çok sıkıntı çekmiş olmalısınız.”

Sungyoon kısık bir sesle düşüncelerini dile getirdi. Her zamanki durağan halinin aksine, bu kez içtenlikle konuştu.

Hala sinirli olan Jimin Sungyoon’a baktı.