Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

44. Bölüm Bölüm 44

Çevirmen: Klepton / Editor: T4icho

Lunapark.

Burası çocuklar için umutlarla ve hayallerle dolu bir yerdi. Bir bakıma çocukların peri masalıydı. Arkadaşlarıyla gitmek istedikleri, gitmek için ailelerine yalvardıkları bir yerdi.

Ama yetişkinler lunaparkları farklı görürdü. Kalabalıktı, aşırı enerjik çocuklar her yerde koşturuyordu. Her şey burada çok pahalıydı. Gerçekten işkence gibi bir yerdi. Bir de ebeveynler önceki gün geç saatlere kadar çalıştıysa, buraya katlanmak çok daha zor olurdu. Çocuklarıyla bir ya da iki kez gitseler de ellerinde olsa çoğu ebeveyn buraya hiç gelmemeyi seçerdi.

Tabii istisnalar da vardı: Sungyoon. Sungyoon çocuğunun sevdiği her şeyi seviyordu.

“Baba!”

Atlıkarınca dönüyor, Shinhae Sungyoon’u gördükçe ona el sallıyordu. Hemen kamerasını çıkarıp Shinhae’nin tatlı yüzüne yakınlaştırdı. Bir eliyle el sallarken diğer eliyle deklanşöre basıyordu. Shinhae görüş alanından çıktıkça elini de kamerasını da indiriyor, gülümseyen yüzünde normal, boş bir ifade beliriyordu. Ama Shinhae’yi yeniden görünce yine gülümsüyor, el sallayarak fotoğraf çekiyordu. Etraftakiler ona garip bakışlar atsalar da o her zamanki gibi onlara aldırmıyordu.

Çok geçmeden atlıkarınca dönmeyi kesti. İnsanlar hep birlikte atlardan indiler. Sungyoon çıkışa yürüdü.

“Baba!”

Shinhae babasının bacağına sarıldı. Sungyoon elini kızının koltuk altına koyup onu havaya kaldırdı.

“Vay canına! Kızım benim! Eğlendin mi?”

“Evet!”

Shinhae ellerini havaya kaldırdı.

“At döndü durdu!”

“Evet, daireler çizdi.”

Sürekli kahkahalar atan Shinhae’nin keyfi yerinde gibiydi. Sungyoon kızını uçak gibi havaya kaldırıp indiriyordu. Shinhae başta bundan hoşlanmıştı ama hemen sonra sıkıldı. Ayaklarını havada sallayarak onu indirmesini istedi.

“Harika bir ilişkiniz var.”

Sungyoon kızını indirdiğinde, bir kadın yanlarına yaklaştı.

“Unni!”

Shinhae kadına koştu. Kadın Shinhae’yi nazikçe tutup kollarına aldı.

Gelen Jiyoon’du. Shinhae yetiştirme yurdundan ayrıldıktan sonra Jiyoon onunla hep temasta kalmıştı. Bu yüzden baba kızın lunapark yolculuğuna davet edilmişti.

“Böyle tek başına dışarı koşmamalısın.”

Shinhae’nin burnunu hafifçe çimdikledi ama yüzündeki tebessüm kaybolmadı; Shinhae de hala gülüyordu.

Sungyoon Shinhae’nin fotoğraflarını çekerken dışarıda kalmıştı. Lunapark gezilerinin çoğunu Shinhae ile Jiyoon yaparlardı. Aynı ata biner, birlikte oyun oynarlardı. Aralarında birkaç yaş olan kız kardeşlere benziyorlardı.  

Shinhae kafasını sağa sola sallayıp burnunu kaçırdı. Birden karnını tuttu. İşitme kabiliyeti gelişen Sungyoon kızının karnının guruldadığını duyuyordu.

“Acıktım!”

Shinhae babasının gömleğini çekiştirdi. Sungyoon kızına çok düşkün olduğundan hemen harekete geçti.

“Tamam, hadi bir şeyler yiyelim.”

Saatine baktı, akşam yemeği zamanı yaklaşıyordu. Sungyoon, Shinhae ve Jiyoon’la birlikte kalabalıktan geçti. Neyse ki hafta içi olduğundan normalden daha az insan vardı. Yemek bölümüne vardıklarında Sungyoon elini kızının sırtına koyup onu yönlendirdi.

“Ne yemek istersin?”

Shinhae’nin gözleri tezgahtaki menüye odaklandı.  

“Mm… sosisli sandviç, udon ve tonkatsu yemek istiyorum…”

Shinhae parmağını dudağına yerleştirdi. Hayati bir karar verir gibi bir oraya, bir başka yere bakıyordu. Bir sürü şey yemek istediğinden karar vermekte zorlandı. Ama Sungyoon ona acele ettirmedi.

“Siz de bir şey söyleyin Bayan Jiyoon. Ben ısmarlıyorum.”

Jiyoon ona şaşırmış gibi baktı. Bir insan neden aniden böyle değişirdi? Kızına çok düşkün olduğu belliydi ve ona hep sevgi gösterilerinde bulunuyordu ama başka birine baktığı anda tüm bunlar yok oluyordu. Yine de buna canını sıkmaktansa, büyük bir merak duymaya başladı.

“Hayır. Ben kendim alırım.”

Zaten giriş biletini ve diğer çeşitli masrafları o ödemişti. Baba kız ikilisine yemek ısmarlayan kendisi olmalıydı. Ona ısmarlatmak istemiyordu. Ama Sungyoon ısrarcıydı.

“Sorun değil. Shinhae’yle ilgilenmenizin karşılığı olsun. Bu kez iyi para kazandım.”

‘Ah doğru ya! Bu adam Bağlayıcı’ydı.’

Jiyoon ona farklı bir gözle baktı. Tanıştıkları zaman karşısında orta yaşlı, suratsız, pis bir adam vardı. Ama şimdi o zamanki adamdan eser yoktu ve karşısındaki kişi yirmili yaşlarının sonunda, yakışıklı biriydi. Yurttaki diğer çocukların eski giysilerini giyen Shinhae artık pahalı giysiler giyiyordu. Jiyoon’un onlarla ilk tanıştığı zamana kıyasla ikisi de çok değişmişti.

“Baba şunu istiyorum!”

Anlaşılan Shinhae kararını vermişti. Menüyü gösterdi, tonkatsu ve sosisli seçti. Bir çocuk için çok fazlaydı ama Sungyoon tereddüt etmeden kabul etti. Yiyemediğini o yerdi.

“Siz ne istersiniz Bayan Jiyoon?”

Sungyoon bunu sorarken kartını cüzdanından çıkardı. Jiyoon reddederse kabalık edeceğini düşünerek menüden bir şey seçti.

Üçü bir masaya oturup yemeğin gelmesini beklemeye başladılar. Shinhae bir elinde çatal, diğerinde bıçak tutuyor, heyecanla yemeğini bekliyordu.

Numaraları yanınca Sungyoon ve Jiyoon yemekleri almak için kalktılar.

“Senin için kesmemi ister misin?”

Tonkatsudan yükselen buhara bakan Sungyoon bunu sordu ama Shinhae kafasını sağa sola salladı.

“Ben kesip yerim!”

Shinhae bıçağıyla çatalı elinden alınacakmış gibi onları sıkı sıkı tutuyordu.

“Keşke Jimin unni de gelebilseydi.”

Shinhae tonkatsuyu heyecanla kesti. Ağzına bir parça götürdükten sonra aniden bunu söyledi. Belli ki bunu dört gözle bekliyordu ve hayal kırıklığına uğradığı yüzünden belliydi.

“Unni’nin yapması gereken işleri var.”

Sungyoon kızının sırtını sıvazlayarak onu teselli etti. Jimin’in tehditkar sözleri sağ olsun, Sungyoon ondan bahsederken “unni” diyordu.

“Jimin unni mi?”

“Evet! Yakın bir unnim!”

Shinhae sosla kaplı ağzı hiç durmuyordu. Neyse ki artık ağzı doluyken konuşmuyordu. Anaokulunda öğrendiği görgü kurallarına uymaya çalışmak için çok uğraşıyordu.

Jiyoon çantasından bir mendil çıkararak Shinhae’nin ağzını çizdi.

“Öyle mi? Bu unni ile yakınsınız demek?”

“Evet!”

Jiyoon’un yüzünde oyuncu bir gülümseme belirdi.

“En çok kimi seviyorsun? Jimin unniyi mi beni mi?”

Shinhae donakaldı.

“Uh… Mm… Şey…”

Shinhae Jiyoon’a, sonra boşluğa, sonra masaya baktı. Bakışları her yerde dolaşıyordu. Bir çocuğun sıkıntı duyduğu da böyle belli olurdu zaten.

“Ha? Ha? En çok kimi seviyorsun?”

Görünüşe göre Jimin eğleniyordu. Gülümsemesi büyüdü, yeniden soru sordu. Bu soru “Anneni mi yoksa babanı mı daha çok seviyorsun?” gibi bir şeydi. Sungyoon’a ağlamaklı gözlerle baktı.

“Konuyu kapatmalısınız, Bayan Jiyoon.”

“Oh, tanrım. Özür dilerim. Shinhae çok tatlıydı, istemsizce oldu.”

Jiyoon nazikçe gülümseyerek Shinhae’den özür diledi ama Shinhae üzülmüştü. Jiyoon’a aldırmadan tonkatsuya saldırmaya odaklandı. Jiyoon birkaç kez daha onunla konuşmaya yeltendi ama çocuk her seferinde başını kaldırmadan burun kıvırdı. Sonunda Jiyoon onu beş dakika yatıştırmak zorunda kaldı.

Nihayet gönlünü aldıktan sonra Jiyoon, Sungyoon’a baktı.

“Ay’da olmanın nasıl bir şey olduğunu sormamda sakınca var mı?”

Ramen yemekle meşgul olan Sungyoon Jiyoon’a baktı. Kadının gözleri parlıyordu.

“Kabalık ettiysem özür dilerim. Ama ben de Ay’a gitmeyi hedefliyorum.”

“Siz de mi Bağlayıcı’sınız?”

“Hayır. Yeterlilik sınavına gireceğim, Ay’da bir göreve atanmak istiyorum.”

Sungyoon, Destek Merkezi’ndeki resepsiyonistlerden birini düşündü. Kore hükümetinin Ay’a gönderdiği bir hükümet çalışanıydı. Jiyoon muhtemelen buna benzer bir şey istiyordu.

“Ay…”

Kafası karıştı. Ne diyeceğini bilemeyip yukarıya baktı. Jiyoon, Sungyoon’u biraz endişe ve heyecanla izledi.

Bugün buraya gelme sebebi çok yakın olduğu Shinhae’yle oynamaktı ama aynı zamanda Sungyoon’a Ay’la ilgili bir şeyler sormak da istiyordu.

“İlk olarak, peri masalı gibi değil.”

Sungyoon gri manzarayı ve yüksek maliyetleri düşündü.

“Bununla ilgili bazı şeyler duydum. Hayallerle, umutlarla dolu bir yer değilmiş.”

“Ne duydunuz bilmiyorum ama aslında orası bundan daha kötü bir yer.”

Sungyoon’un Ay’la ilgili epey bilgisi vardı. Kişisel deneyimlerine göre Ay amansız, korkunç bir yerdi.

Sungyoon’un sert sözleriyle Jiyoon biraz ciddileşti.

“Mm. Beklediğim gibi, kararımı sağlamlaştırmalıyım. Ay’dan Dünya’yı, uzayı görmek istiyorum. Bir kerelik de olsa bunu deneyimlemek istiyorum.”

“Övülesi bir hedef.”

Dünya, yıldızlarla dolu karanlık uzayın ortasında mavi mavi parıldıyor, bu manzara da insanın aklına kazınıyordu. Bu manzarayı bir kez düşünmek bile Sungyoon’u heyecanlandırıyordu.

“Ay yolculuğunun pahalı olduğunu duydum. Bu yüzden bana ücret ödemeyeceğim bir deneyim yaşatacak bir iş istiyorum. Gerçekten o kadar pahalı mı?”

“İlk labirent keşfim için şirket yöneticim bana yemek ısmarlamıştı. Biftek yedik ve ona maliyeti yaklaşık on bin dolar oldu.”

Spagettisini çatalına dolayan Jiyoon bir an durdu.

“Uh. K… kaç?”

“On bin dolar.”

Sungyoon makul olmayan fiyatlara alışmıştı ve bundan bahsederken gayet normal görünüyordu. Ama Jiyoon ne diyeceğini şaşırdı.

“Amacınız turistik bir geziyse oraya gitmek zor olur. Armstrong şehrinin gerçeği bu.”

Sungyoon konuştuktan sonra rameninden bir ısırık daha aldı.

Jiyoon sustu. Zengin bir aileden geliyordu ama gezip görürken bir yemek için on bin lira harcayacak kadar da zengin değildi.

“B, bu yalnızca istisnai bir yemek değil miydi?”

Son umut kırıntısı da sorusunda gizliydi. Ancak acımasız bir cevap aldı.

“Armstrong’taki ortalama fiyattan bahsediyorum.”

En sonunda Jiyoon iç çekti.

“Ha-ah! Pahalının da ötesinde bu. Oradaki hayatınız nasıl gidiyor bay Sungyoon?”

Bildiği kadarıyla Sungyoon Bağlayıcı olalı çok olmamıştı. Bir Bağlayıcı çok para kazansa bile, onun her gün üç kez on bin dolarlık yemek yiyebileceğini sanmıyordu.

“Ülkemiz acemi Bağlayıcıları destekliyor. Bize günlük su ve vitamin paketi sağlıyorlar. Orada bunları kullanıyorum.”

Büyük bir mesele değilmiş gibi konuştu ama Jiyoon neredeyse makarnayla boğulacaktı.

“A… anladım.”

‘Yemeği ısmarlamasında gerçekten sorun yok mu? Ona parasını ödesem mi?’

Jiyoon düşüncelerinde kaybolurken Sungyoon kızına baktı. Shinhae dizlerine vuruyor, ondan bir hikaye anlatmasını bekliyordu. Anlaşılan konu ilgisini çekmişti. Tabii Sungyoon gülümseyerek anlatmaya başladı. Ama bu, gerçek Ay’daki gaddar gerçekliğe kıyasla bambaşka bir hikayeydi. Bir çocuğun hayallerini süsleyebilecek bir Ay’dan bahsediyordu.

Daha demin Jiyoon’un Ay’a gitme hayallerini yıkan adamın Ay’la ilgili türlü türlü hayali hikaye uydurduğunu görmek Jiyoon’u afallattı. Ancak baba kız arasındaki sevgi, bir resim kadar güzeldi. Sonunda Jiyoon gülümseyerek onları izlemeye başladı.

‘Gerçekten garip biri.’

Babası dışında hiçbir adamın yanında bu kadar rahat hissetmemişti. Bu yüzden buraya çağrıldığında ikileme düşmemişti.

Sungyoon Ay’ı tarif ederken abartılı mimikler, fantastik hikayeler kullanıyordu ve Shinhae şaşkınlıktan nefesini tutmuş onu dinliyordu. Jiyoon sessizce ikiliyi izledi.