Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

50. Bölüm Bölüm 50

Çevirmen: Klepton / Editor: T4icho

Kürkünün korumadığı tek yer kırışık yüzüydü. Gürz, doğrudan o yüze indi.

Ellerinden yükselen bir ağırlık hissetti. Bir şeyler kopmuş gibi hissetti ve bu canlandırıcı bir histi. Bunu gürz sayesinde hissetti.

Koca Ayak garip bir çığlık attı. Kırışıkları arasından kan sıçradı. Mızraktan korunmak için elini yukarı kaldırdı; diğer koluyla kendini destekliyordu. Saldırının etkisiyle kolunun kontrolünü kaybedip sendeledi.

Koca Ayak kritik bir yara almış gibi görünüyordu ama Sungyoon gardını indirmedi. Gürzü yine canavarın yüzüne salladı.

Kah-jeek!

Bir patlama sesi işitti. Koca Ayak’ın yüzü içine göçmüştü. Sungyoon’u küçümseyen dudakları içe doğru parçalanmıştı. Ağlıyor gibi görünüyordu. Burnu tamamen ezilmişti. Korkunç dişleri parçalanmış, sol gözü yarılmaktan zar zor kurtulmuştu ama o da göz yuvasından çıkmış, havada sallanıyordu.

Boom!

Devasa bedeni yere düştü. Sungyoon kanlı gürzü her an savurmaya hazırdı. Sessizce canavarı izledi.

Ama Koca Ayak bir daha hareket etmedi.

Hoo-ooooohng!

Koca Ayak’ın cesedinden ışık yükseldi. Sungyoon bunu gördüğünde nihayet rahatlamıştı. Yüzüne sıçrayan kanları bile ancak silebildi.

“Kanları neden cesediyle birlikte yok olmadı merak ettim.”

Kendi kendine homurdanarak Koca Ayak’ın cesedinin az önce bulunduğu yere yaklaştı.

Koca Ayak Sungyoon’a, Tim’e ve Emily’ye işkence etmişti ama geriye yalnızca avuç büyüklüğünde bir ay taşı ve bir bileklik kaldı.

‘Bir ay taşı bir de Cihaz bıraktı.’

Sungyoon bilekliği aldı, şaşırmıştı.

Kendi bilekliğinin yüzeyinden iki kat büyük bir yüzeye sahipti. Şaşırtıcı şekilde bileklikte on yuva bulunuyordu. Üstelik yuvalardan biri yeşil bir ışık yayıyordu.

‘Bu Yeşil Mücevher yerleştirilebilen bir Cihaz.’

O kadarla da sınırlı değildi. Mavi Mücevherler için iki yuvayla birlikte Çivit Mücevherlerin yerleştirilebileceği iki yuva daha vardı. Gerisi Mor Mücevherler içindi.

Bu, Sungyoon’un şu anda sahip olduğu Cihaz’dan çok daha iyiydi.

Sungyoon ay taşını ve Cihaz’ı alarak Tim ve Emily’nin yanına gitti. neyse ki Emily onu iyileştirmede geç kalmamıştı. Tim dik şekilde yerde otururken iyi görünüyordu ama Emily endişeli gözlerle yanında kalmıştı. Onunla ilgilenmeye devam etti.

Tim, Sungyoon’un geldiğini hissedince birden ayağa kalkmaya çalıştıysa da hemen göğsünü tuttu. Oradan yaralanmıştı.

“Ah. Henüz hareket etmemelisin!”

Emily onu durdurmak istedi fakat Tim ona kulak asmayarak ayağa kalktı.

“Teşekkürler.”

Bu kısa bir teşekkürdü ancak çok içtendi. Emily de teşekkür etti.

“Çok teşekkürler.”

Sungyoon başını bir kez yukarı aşağı salladı.

“Yaraların ne durumda?”

“Ha ha! Katlanabilirim.”

Yüzünü buruşturdu ama neşeli bir şekilde konuştu. Cana yakın biri olduğu belliydi.

“Hala epey acı çekiyor gibisiniz.”

“Ciddi yaralarım var. Kırık kemikler en küçük sorunum hatta. İyileştirme büyüsünün bile tamamen iyileştiremeyeceği kadar kötülerdi.”

Emily başını eğdi. Bu, onun hatasıymış gibi hissediyordu. Tim kadının sırtına hafifçe vurdu.

“Suçlu hissetme, yanlış bir şey yapmadın. Ben gardımı düşürdüm. Öyle saldırıya geçmek benim hatamdı.”

Bu baş belası canavarı öldürebileceğini fark ettiğinde çok heyecanlanmıştı. En azından canavarın direnç gösterip göstermeyeceğini kontrol etmek için biraz beklemesi gerekirdi.

Geç anlamıştı ama yaşadığı için şanslıydı. Zırhını giymiyor olsaydı ve Emily burada olmasaydı ölürdü. Hasarlı zırhını çoktan göndermişti. Zırhta o kadar göçük oluşmuştu ki yaralarının iyileşmesine müdahale ediyordu.

Sungyoon ikilinin susmasını bekledi. Emily sakinleştiğinde diğer gündeme geçti:

“Hesabı şimdi kapatmak istiyorum.”

Sungyoon nezaketsiz davrandığını biliyordu ama umurunda değildi. Onlarla arkadaş olacak değildi ki. Bu savaşta canını tehlikeye atmasının tek bir nedeni vardı.

“Bundan önce, lütfen şunu alın.”

Sungyoon eldiven Cihaz’ı çıkarıp kadına uzattı. Sınırları zorlanan Cihaz sayesinde iki Mavi Mücevher tamamen gri olmuştu. Normal renklerini almaları muhtemelen birkaç gün sürerdi.

“Bu kadar kolay pes etmeni beklemiyordum. Açgözlülük edersin diye düşünmüştüm.”

Sungyoon isteseydi Mavi Mücevherleri de Cihaz’ı da alabilirdi. Tim ve Emily onu durduracak güçte değillerdi, o yüzden bu senaryoya hazırlardı. Tim de bu sebepten şaşırdı. Sungyoon’un ikisinin de hayatını kurtardığını söylemek abartılı olmazdı. Üç şeyi de isteseydi mantıksız olmazdı.

Ama Sungyoon soğuk bir tavırla konuştu: “Yalnızca bir Mavi Mücevher alacağım. Anlaşma böyle.”

Anlaşma yaparken Emily miktar belirtmemişti. Sungyoon iki Mavi Mücevher’i de isteme hakkına sahipti ama Cihaz, anlaşmanın bir parçası değildi.

“Şerefli bir insansınız.”

“Ben sadece söylenenlere uyarım.”

Bu doğruydu; anlaşma konusunda titizdi. Şerefli değildi, nazik de değildi. Bu sözcüklerin onunla ilgisi yoktu.

Sungyoon’un kendini böyle tanımlaması Tim’i afallatmıştı. Ancak onu ilgilendirmediğinden boş verdi.

‘Öyleyse ona ne vereceğim?’

Tim bir an düşündükten sonra Cihaz’ına uzandı.

“Lütfen birini seçin.”

Emily, Sungyoon’un uzattığı eldiveni ona doğru itti.

“Hey, Emily!”

Tam Mücevher’ini vermek üzereydi ki Tim hemen elini yakaladı.

“Ben kendiminkini vereceğim. Onu kaldır.”

Ama Emily başını iki yana salladı.

“Bu kişiyle anlaşma yapan benim.  Ayrıca, sahip olduğun tüm Mücevherleri kullanıyorsun. Bense bunları yedekte dursunlar diye tutuyorum. Ona bir Mücevher vereceksek benimkini vermeyi tercih ederim.”

Emily bir şey daha ekledi.

“Zaten bende dursalar da onları kullanamıyorum.”

Sesinde çaresizlik vardı. Bu Mücevherleri kendine saklasa bile onlardan pek faydalanamayacaktı.

Fakat Sungyoon onun faydasız hissetmesini umursamıyordu. Dikkat ettiği tek şey ona uzatılan Mavi Mücevherlerdeydi.

‘Gerçekten bunu almalıyım.’

Sungyoon sağdaki Mücevher’i işaret etti.

“Kalkanı alacağım.”

Kalkanı parçalandığı için yenisine ihtiyacı vardı. Dahası kalkanının sınırlarının arkındaydı. Üçüncü kattaki Pençe Kedi’nin saldırısından çok hasar almıştı. Mızrağı yine üçüncü katta biraz olsun etkiliydi o yüzden kalkanını geliştirmek zorundaydı. Bu çok da düşünülmesi gerekmeyen bir karardı.

Mavi Mücevher’i Emily’den aldıktan sonra Sungyoon ona bakarken biraz duygulandı. Sonunda bir Mavi Mücevher elde etmişti. Şu anda rengini kaybetmişti ve griydi; yine de Mavi Mücevher’di.
Kişisel Labirent’e girmek için gerekenlerden birini sonunda almıştı.

Ancak heyecanını bir kenara bıraktı. Hala yapılması gereken bir iş vardı.

“Bunlar Koca Ayak’tan düşen ganimetler.”

Sungyoon daha iyi bakabilsinler diye Cihaz’ı ve ay taşını yere koydu.

“Nasıl dağıtacağız?”

Tim’le Emily bakışıp başlarını salladılar.

“Hepsini alabilirsiniz.”

“… Emin misiniz?”

“Sorun yok.”

Açıkçası bu savaşta en çok katkıyı Sungyoon sağlamıştı. Yardımının karşılığını çoktan almıştı fakat güçlü bir rakiple savaşmıştı ve öldürücü darbeyi o uygulamıştı. Tim ve Emily’nin tüm ganimetleri ona verme konusunda bir çekinceleri yoktu.

“Hayır demem.”

Sungyoon hemen ganimetleri aldı. Alçakgönüllülük erdemi ancak bunu sergileyebilenlerde olurdu ve Sungyoon bunu sergileyebilecek durumda değildi.  

“Onun yerine bizi korur musunuz?” diye konuştu Tim.

“Korumanız olmamı mı istiyorsunuz?”

“Evet, gördüğünüz gibi iyi değilim. Üstelik tüm Mücevherlerimin sınırını aştım, şu anda hepsi mühürlü.”

Sungyoon bunu düşündü. İlk olarak mevcut durumunu tarttı. Kullandığı kalkan mahvolmuştu. Yeni elde ettiği kalkan yakın gelecekte kullanılamazdı. Neyse ki mızrağının sınırları süre zorlanmadığı için onu şu anda kullanabilirdi.

Ekipmanlarının mevcut durumu onu biraz huzursuz etse de beklenmedik şekilde bardağın dolu tarafına bakıyordu.

‘Birinci, ikinci ve üçüncü kattaki canavarlar bana sıkıntı çıkaramayacaktır.’

Karşılarına Koca Ayak gibi bir canavar çıkması anormal bir durumdu. Bu labirentte bir tane daha öylesi bir canavarla karşılaşmak tuhaf olurdu. Üstelik iyimser olmasının bir nedeni daha vardı.

“Daha fazla destek büyüsü kullanabilecek misiniz?”

“Evet. Evet! Kullanabilirim. Şifa büyüsü de yapabilirim.”

Emily bu ani soruya şaşırmıştı ama hemen onayladı.

‘Bu doğruysa…’

Çok sorun yaşamadan ikiliyi güvende tutabilirdi. Böylesi buradan tek başına ayrılmaktan daha iyiydi.

Bunu düşünmesine rağmen kendi pozisyonunu onlara hatırlatmak istedi. Konunun yeniden üzerinden geçti.

“Koca Ayak gibi bir canavar daha ortaya çıkarsa ne olursa olsun kaçarım.”

“Öyle bir şey olursa can veririz zaten.”

Tim omuz silkti. Bu seviyede bir canavarla daha karşılaşmaları durumunda ancak Tanrı’nın onları kurtarabileceğini düşünüyordu. Böyle bir şey olursa kız kardeşi kaçabilsin diye kendini feda ederdi. Tabii sözümona Tanrı’ya söverek yapardı bunu.

“Tamamdır, gidelim mi?”

“Pardon. Tim’in biraz dinlenmesine müsaade etmeyelim mi?.."

“Ben iyiyim Emily.”

Tim kafasını sağa sola salladı.

“Yaralarımın çoğu büyün sayesinde iyileşti. Acı verici olsa da yürüyebilirim. Ayrıca hala çok tehlikeli bir yerdeyiz. Buradan çıkmak zorundayız, önceliğimiz bu.”

Sungyoon’a, “Gidelim.” dedi.

Sungyoon başıyla onaylayıp mızrağını çağırdı.

Sungyoon’a bakan ikili şaşırmıştı.

‘Beklediğim gibi, yanılmamışım.’

Sungyoon’un mızrağını pek gecikme olmadan çağırışını izledi. Bu onu düşündürdü.

Yaraları acı verdiği için yanılma olasılığı vardı fakat yanılmıyordu. Sungyoon şaşırtıcı bir hızla çağırıyordu silahlarını. Son darbeyi Koca Ayak’a indirdiğinde mızrağını göndermiş ve anında gürzü yeniden çağırmıştı. Tim böyle bir işi beceremezdi. Bu numarayı yapabilecek birini de tanımıyordu. Üst rütbeli Bağlayıcılar bile yapamayabilirdi.

Sungyoon’un bir silahı anında çağırmış olması, Mücevher’i hızla aktifleştirebildiğini gösterirdi. Sungyoon büyü yapabilen bir Mücevher kullanıyor olsaydı büyü uygulamada hiçbir gecikme olmazdı.

‘Bu adam gelecekte inanılmaz birine dönüşebilir.’

Tim, tünele giren Sungyoon’u sessizce inceledi.