Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

7. Bölüm Yeni Ay'ın Karanlık Günü VI

Çevirmen: Klepton / Editor: T4icho

Kurumun ismi Günışığı Yetiştirme Yurdu’ydu. Burada bir sürü çocuk kalıyordu ve gürültülü bir yerdi. Çocuklar ağlıyor, dövüşüyor, konuşuyordu. İçerideki enerji çok yüksekti. Çocukların çoğu, anne babası olmayan çocuklardı ancak öğretmenleri hayatlarını iyileştirme için çok sıkı çalışıyordu; bu sayede çocukların hepsi mutluydu. Ancak başkalarına sıkıntı çıkaran çocuklar da oluyordu. Ne de olsa çocuklardı.

Ancak yurt bugün her zamankinden daha gürültülüydü. Normalde çocuklar ve öğretmenler birlikte yaşıyorlardı ama şimdi aralarında tanıdık olmayan birileri vardı.

Orta yaşlı bir kadın ilerledi. Grubu selamladı.

Bir insanın nasıl göründüğünü gençken genleri, yaşlıyken ise hayatı boyunca yaptığı işlerin belirlediği söylenirdi. Bu söz doğruysa, bu kadın çok erdemli bir yaşam sürmüş olmalıydı. Saçlarının yarısı beyazlamıştı. Ancak yüzüne bakan herkes, istemsizce gardını indirirdi. Ahlaki değerleri yüksek biri gibi görünüyordu. İnsana, eve hoş geldin diyen büyükannesini hatırlatan sıcak bir gülümsemeye sahipti.

Kendisi yurdun yöneticisiydi. Gençliğinden beri karakterli bir insandı. Evsiz çocukları, iyi yetişkinlere dönüştüren bir çocuk bakım merkezi işletiyordu. Herkes tarafından saygı duyulan biriydi.

“Merhaba!”

Grupta yirmi üç kişi vardı ve hepsi yirmilerinin başında duruyordu. Bunların on dokuzu erkek, dördü kadındı. Çevre üniversiteden gelen bir gönüllü kulübünün üyeleriydiler.

Grup, ayda iki defa gönüllülük için geliyordu, bu nedenle yönetici onları karşılarken çok mutluydu.

“Lütfen girin.”

Tüm yetimhanelerde olduğu gibi burada da insan gücü eksikliği yaşanıyordu. Gönüllülerin ayda iki kez yardıma geliyor olması büyük bir lütuftu.

“Artık başkan olduğunuzu söylememiş miydiniz, Bay Minsung?”

“Evet. Lütfen bizimle ilgilenin, müdür.”

“Bunu söyleyen ben olmalıydım. Lütfen bizimle ilgilenin.”

Yönetici, Minsung isimli adamla konuştuktan sonra adamın arkasındakilere baktı.

“Bugün epey kişi gelmiş.”

“Birinci sınıflar da burada.”

“Anladım.”

Yine de yönetici, neden bu kadar kişinin geldiğini merak ediyordu. Bu gönüllü kulübüyle beş senedir iş birliği yapıyorlardı. Birinci sınıflar her sene bu zamanlar kulübün sayısını desteklerdi. Ama bu gerçeğe rağmen çok fazla kişi vardı. ancak müdür, bu konu üzerine düşünmemeye karar verdi. İnsan gücü konusunda hep sıkıntı yaşadıklarından bu kadar insanı memnuniyetle karşıladı. Belki bugün bir bahar temizliği yapabilirdi. İddialı hedefler koyuyordu önüne.

“Sizi yeni üyelerimizle tanıştırayım.”

Minsung, kulübe katılan birinci sınıfları tanıtmaya başladı. Başta yönetici, gülümseyerek herkesi selamladı ve onlara teşekkür etti. Ancak tanıştırma faslı devam edince yüzü biraz sertleşmeye başladı.

‘Gönüllülüğe ilgi duyuyor gibi görünmüyorlar…’

On yılı aşkın süredir bu yurdu yönetiyordu. Bir bakışta insanın tutumunu anlayabilirdi. Kimin çalışmak isteyip kimin istemediğini anlayabiliyordu. Minsung’un tanıştırdığı yeniler, gönüllülüğe ilgi duyuyor gibi görünmüyorlardı. Deneyimlerine dayanarak bu tarz insanların çalışmayı istemediğini biliyordu. Sorun yaratmazlarsa kendini şanslı sayardı.

Tabii her büyük grupta rol yapan kişiler olurdu ama bu kez oran çok daha fazlaydı.

Minsung belli başlı bir öğrenciyi tanıttığında yönetici sebebi anladı.

‘Bu çocuk yüzünden.’

Güzel. Onu tanımlayabilecek tek kelime buydu. Saçları hafif kıvırcıktı, şelale gibi omuzlarına iniyordu. Başını hareket ettirdiğinde saçları dalgalar gibi hareket ediyordu. Pürüzsüz cildinde tek bir leke yoktu. Cildi öyle pürüzsüzdü ki bir kelebek yüzüne inmeye kalkışsa kayıp düşebilirdi. Dudakları koyu kırmızıydı, insanda öpme isteği uyandırıyordu. Oradaki diğer kızların aksine pek makyaj da yapmamıştı ama güzelliğini ortaya çıkaran da buydu.

“Merhaba.”

Başını eğdiğinde, saçları yanaklarına su gibi aktı. Yöneticide bir kamera olsaydı ve fotoğraf çekmede yetenekli olsaydı, o anda bu kızın fotoğraflarını çekerdi. Bu görüntüyü fotoğraflamak istedi. Kız öyle güzeldi ki içinde böyle bir istek uyandırmıştı.

Bu yaşına kadar daha önce böyle güzel bir kız görmemişti.

‘Buradaki çoğu erkek ona yanaşmaya çalışıyor.’

Kız başını eğdiğinde yönetici başını salladı. Diğerlerine de kaçamak bir bakış atmayı ihmal etmedi. Yönetici Minsung ve diğer erkekler ona bakıyorlardı. Büyülenmiş gibiydiler.

Yönetici iç geçirdi. Başkalarının aşk hayatına karışmak gibi bir planı yoktu. Bu adamların, bu güzel kızın peşinden gitmesinin zavallılık olduğunu biliyordu ama bunu düşünmemeye karar verdi. Yalnızca bu adamların bugün yurtta nasıl çalışacaklarını merak ediyordu.

‘Yine de çocukta tutku var.’

İsminin Jung Jiyoon olduğunu mu söylemişti? En azından, gönüllülük tutkusuna sahipti. Bu gerçek onu biraz olsun rahatlattı.

‘Bunu yaptığım için kötü hissediyorum ama bu çocuğu iyi bir amaç için kullanacağım.’

Öğrencilerden çoğu Jiyoon’a iyi görünmek için gelmişti. Gruptaki erkeklerin çoğu ona aşıktı, bu nedenle erkekleri Jiyoon’un yakınlarında çalıştıracaktı. Erkekler, Jiyoon’un gözüne iyi görünmek için sıkı çalışacaklardı ve yönetici de böylelikle onu işgücünü kontrol etmek için kullanacaktı.

Tanışma faslı sona erdikten sonra öğrenciler, yönetici ve kreş öğretmenleri tarafından yönlendirildiler. Tam da yöneticinin beklediği gibiydi. Çok az kişi gönüllülük isteğiyle gelmişti. Jiyoon isimli çiçeğe bakarak işlerini aksatıyorlardı. Yönetici durumu doğru şekilde değerlendirmişti ve kreş öğretmenleri de bunu görünce somurtmaya başladılar. Ancak yönetici deneyimliydi ve kurnaz biriydi. Deneyimleri böylesi anlarda kendini gösteriyordu ve durmadan Jiyoon’dan en zor işleri yapmasını istiyordu. Tabii bunu onun hayranları karşısında yapıyordu ve erkekler de yöneticinin tuzağına düşüyorlardı.

“Ben yaparım.”

Jiyoon tam ağır bir eşya kaldıracakken erkek öğrencilerden biri hemen öne çıktı. Kız daha bir şey söyleyemeden öğrenci eşyayı kızdan çalar gibi aldı. Parlak bir gülümsemeyle kıza baktı ve öz güvenli bir tavırla önünden yürüdü.

‘Bunu yaparak puan mı toplamaya çalışıyor?’

Midesinde kelebekler uçuşuyordu ve umutluydu. İş onu hiç yormuyormuş gibi sırtını dik tuttu. Jiyoon’un bakışlarını sırtında hissediyordu.

Tam da düşündüğü gibi Jiyoon onu ardı sıra izliyordu ancak yüzünde çocuğun umduğu gibi güzel hislerin bir yansıması yoktu. Hatta biraz tiksinmiş gibiydi.

Bu senaryo arka arkaya tekrarlandı. Kız ne zaman biraz zorlayıcı bir şey yapmaya kalkışsa erkek öğrenciler araya giriyor, işi onun için yapıyordu. Kız herkesin onun için çalışmasını izlerken kendini bir kenar süsü gibi hissetti. Birkaç kez yardımları reddetti ama erkek öğrenciler çok dik kafalıydı, onu dinlemediler. Kızın yüzündeki tiksinme daha da derinleşti.

Jiyoon iç çekerek yapabileceği bir iş aramaya koyuldu. Buraya yardıma gelmişti, prenses gibi muamele görmeye değil. Kendini birilerine açıklamaya çalıştı ama erkekler onun isteklerine aldırmadılar.

Jiyoon onların neden böyle davrandığını anlayabiliyordu ama çok yanlış bir yol seçmişlerdi. Onlara dair düşünceleri en olumsuz seviyedeydi.

Yeniden iç geçirdi ve rastgele bir odanın kapısını açmak için uzandı.

O sırada kapının ardından sesler geldi.

“Hey, sen de mi Jiyoon’un peşindesin?”

Bu tanıdık bir sesti. Onunla aynı kulüpten olan ve birlikte geldikleri birinci sınıflardan biriydi. Üstelik tam yerleri silmek üzereyken süpürgeyi ondan kapan kişiydi.

“Tabii ki. Sen de aynı sebepten gelmedin mi? Onun peşinde olmayan mı var?”

Bu da tanıdık bir sesti, kulüpteki birinci sınıflardan biriydi. Jiyoon mikrodalga fırını taşımaya çalıştığında elinden almıştı.

Jiyoon kendisi hakkında konuşulduğunu işitince afalladı. Eli kapı kolunda donup kaldı, bu sırada bir şeyler duymaya devam etti.

“Ah, tanrım. Onu ilk gördüğümde dondum resmen. Böyle bir insan olabilir mi? İdoller bile onun kadar güzel değiller.”

“Geçmişte birkaç idol görme şansım olmuştu ve onlar, Jiyoon’un eline su dökemezler. Şarkı söyleyemese de, dans edemese de şimdi sahneye çıksa bir numara idol olur.”

“Ayrıca karakteri harika ve çok seksi biri. Zengin bir aileden mi geliyordu?”

“Ailesi orta büyüklükte bir iş yönetiyor. Her şeye sahip.”

“Gerçekten de onda yok yok. Keşke onunla bir yerlere çıkabilsem. Sabahları harika görünüyor ama iddiaya varım, gece de yatakta mükemmeldir. Çok yumuşak başlı, onu eğitmek eğlenceli olurdu.”

“Onun gibi kızlar yatakta daha acayip oluyorlar…”

Ancak bu kadarına katlanabildi. Oradan kaçarcasına uzaklaştı.

Bu başına sık sık geliyordu. Erkekler hep ona iyi davranıyorlardı. Yüzü, serveti için peşine düşüyorlardı. Prenses gibi davranabilirdi, muhtemelen öylesi daha rahat olurdu. Ama bunu yapmak istemiyordu.

“Hey, Jiyoon!”

Birinin ona seslendiğini duydu. Bu da başka bir tanıdıktı. İç geçirdi.

“Buradasın. Nihayet buldum seni.”

Bu, Minsung’tu, kulübünün yöneticisiydi. Jiyoon hemen ifadesini değiştirdi ve yüzündeki tiksintinin yerini bir tebessüm aldı. Onun önünde iyi görünmeye çalışıyor değildi ama sıkıntısı varmış gibi davrandığında erkekler bunu ona yaklaşma fırsatı olarak kullanırdı. Böylesi erkekler sahip olduğu her problemi çözmeyi vadederdi.

“Neden, ne oldu?”

“Bir şey yok. Yalnızca yorgun musun diye merak ettim.”

‘Sayenizde hiç yorgun değilim. Hatta faydasız hissediyorum.’

Bunu ona söylemek üzereydi ama kelimeler boğazında takıldı kaldı sanki.

“Hayır, hiçbir sorun yok. Sen de dahil birçok kişi yardımcı oldu zaten, oppa.”

“Yine de hiç mi yorulmadın? Diğer kızlar kolay işlere yollandı ama sen çok zor görevler aldın.”

Minsung kurnaz kurnaz yanında duruyordu.

“Yöneticinin bu tarz biri olduğunu sanmazdım. Aşırıya kaçtı. Yaşlı olduğu için kıskandı mı nedir? Sanırım fazla güzel geldin.”

Bunları söylerken Jiyoon’a bir bakış attı.

“Bir şeye ihtiyacın olursa söylemen yeterli. Birçok konuda yardımcı olabilirim…”

“Hayır, gerek yok.”

Minsung inatla Jiyoon’a yaklaştı. Bu kez kız reddederken katı davranmıştı. Sanki hislerini gizleyemiyor gibi kelimeleri keskin çıkmıştı. Misung utandı ama geri çekilmeden önce yalnızca “tamam” dedi.

Normalde Minsung geri çekilmezdi ama kadınlar konusunda deneyimliydi, bu nedenle bir kadın bu şekilde rahatsız olduğunda onu nasıl “fethedeceğini” biliyordu. Aklında şu anda denemek istediği çeşitli planlar vardı bile.

Ama bunları deneyemedi. Birçok kadını ayartmada deneyimli de olsa, Jiyoon gördüğü en güzel kadınlardan biriydi. Onun yanındayken kalbi hızlanıyor, konuşmakta zorlanıyordu. Yanında resmen bakir gibi davranıyordu.

“Of!”

Minsung arkasını döndü, omuzları biraz düşmüştü. Jiyoon ona bir kez baktıktan sonra iç çekti.

Zaman böylece geçmişti. Birkaç sorun çıktıysa da yetimhanedeki işler yavaşça toparlanmıştı. Jiyoon yapmasına müsaade edilen birkaç iş de bulabilmişti.

Jiyoon, çocukların giysilerini yıkadıktan sonra biraz ara vermeye karar verdi. Yurdun küçük oyun alanında bulunan bir banka oturdu.

“İyi iş çıkardın.”

Biri yine onunla konuşuyordu ama bu kez ses, sürekli duymak zorunda kaldığı can sıkıcı, yapışkan erkeklerden birine ait değildi. Tıpkı kırsalda yaşayan büyükannesi gibi sıcak ve rahatlatıcı konuşuyordu.

Jiyoon başını çevirdi. Yönetici, elinde kahve kutularıyla ona bakıyordu.

“Dinlenirken yaşlı bir kadınla konuşmak ister misiniz?”

Yönetici çok doğal bir tavırla kızın yanına oturdu ve kahvelerden birini ona uzattı.

“Ah! Teşekkür ederim.”

Jiyoon kahveyi iki eliyle aldı. Soğuk kahve ellerini üşüttü.

Yönetici kahve kutusunun açma halkasını açıtı, Jiyoon da hemen ardından aynını yaptı.

“Aslında buraya özür dilemeye geldim.”

Yöneticiden bu beklenmedik sözleri duyduğunda acı tatlı kahvesini içmekteydi.

“Ne? Neden benden özür dileyesiniz?”

“Bugün sizi kullandım. Size aşık erkekleri iş için kullanmak istedim.”