Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

8. Bölüm Yeni Ay'ın Karanlık Günü VII

Çevirmen: Klepton / Editor: T4icho

“Beni mi kullandınız?.. Ne demek istiyorsunuz?”

Jiyoon gözlerini kırpıştırarak yöneticiye baktı. Yönetici, onun peşindeki erkeklerin düşüncelerini anlayabiliyordu. Jiyoon özel bir niteliğe sahipti. Bakışları, tavırları, insanların kalbini hızlandıracak güçteydi.

“Bugün burada olan çoğu erkek gönüllülük için gelmedi. Sizin için buradalardı, değil mi?”

“…”

Jiyoon sustu. Bu soruya cevap verirse kendini tuhaf bir duruma sokardı. Dürüst olmak, “evet” demek istedi fakat bu onunla erkekler arasındaki utanç verici bir problemle alakalıydı. Ayrıca kulağa övünme gibi gelebilirdi. Yönetici, onun prenses sendromuna sahip olduğunu düşünebilirdi, yine de “hayır” diyerek yalan söylemek de istemedi.

Yönetici onun ikilemini anlıyor gibi rahatlatıcı bir tavırla tebessüm etti.

“Bu nedenle bugün sizden en zor şeyleri istedim. Genç erkekler böylelikle sizin için gösteriş yapmak isteyecek, tüm zor işler için gayret göstereceklerdi.”

Bu sözleri duyunca yöneticinin ondan neden özür dilediğini anlıyordu. Yanlış anlarsa bu davranışa alınabilirdi. Ama yalnızca başını sağa sola salladı.

“Sorun yok. Buraya gönüllülük için geldik. Davranışlarınız bizi daha çok iş yapmaya yönlendirdi. Aslında benim özür dilemem gerek. Pek çalışamadım.”

“Hah! Bayan Jiyoon, ne iyi bir çocuksunuz.”

İyi çocuk. Böyle bir iltifat duymayalı ne kadar zaman geçmişti? Son zamanlarda güzel, tatlı laflarını duyuyordu. Gerçekten iyi çocuk diye bahsedilmeyeli gerçekten uzun zaman olmuştu.

“Zor olmalı, değil mi? Gerçekten çok güzelsiniz.”

“Şey…”

Yine garip bir duruma düşmüştü. Tereddüt etti. Öyle tatlı duruyordu ki yönetici kahkahayı bastı, kız ise hafiften kızardı.

“Ah canım! Üzgünüm. Bunlar yaşlı bir kadının ağzından çıkan anlamsız sözler yalnızca.”

“Ah, sorun yok. Gerçekten önemli değil.”

Jiyoon bu sözleri çarçabuk söylemişti. Yöneticiyle ilk defa konuşuyordu ama biriyle rahatça konuşmayalı uzun zaman geçmişti. Ailesi dışında, kimsenin önünde gardını indirememişti. Bu nedenle minnettar hissediyordu ve ona karşı olumsuz bir duygu hissetmiyordu.

“Böyle olmasına sevindim.”

Yönetici bunu dedikten sonra önüne baktı. Jiyoon da onun baktığı yere bakınca oyun alanında eğlenen çocukları gördü. Yaptıklarının bu çocuklara biraz olsun yardımcı olmasını diliyordu. Onlar için endişe ediyordu ama bir şekilde onlara yardımcı olmayı biliyordu. Yüreği ısındı.

Yönetici Jiyoon’a kaçamak bakışlar attı. Yüzündeki ifadeyi görünce, kızın o anda ne hissettiğini tahmin etti.

‘Güzel bir kız ama kalbi de güzel.’

Bekar bir oğlu olsaydı Jiyoon’la aralarını yapmaya çalışmak gibi nahoş şeylere girişebilirdi.

“Ben gençken senin kadar güzel değildim. O nedenle şu anda neler yaşadığını tam anlamıyla anlayamam.”

Jiyoon bunu duyunca yöneticiye baktı.

“Ama bunca yıllık hayat bana iyi bir dinleyici olmayı öğretti. Gençlerin konuşmalarını dinlemekte iyiyimdir. Gönüllülük amaçlı olmasına gerek yok, ne zaman zorluk yaşarsanız burayı ziyaret edebilirsiniz. Sizinle sohbet etmek bana da iyi gelir. Erkeklerle dolu bir işçi takımı getirirseniz de sorun olmaz, artı olur.”

Kadın bunu söyleyince güldü ve yüzündeki kırışıklıklar kendini gösterdi. Yaşlıydı, yüzü kırışıktı ama Jiyoon’a güzel geliyordu. Jiyoon, yaşlandığında mümkünse bu kadın gibi görünmek istediğini düşündü.

‘Böyle biriyle tanışmak bile bu geziyi değerli kılıyor.’

Bu deneyim onun için öyle değerliydi ki kıymetini dengelemek için yurda para vermesi gerektiğini düşündü.

İkili bir süre daha konuştular ancak işler bitmediğinden sohbet uzun sürmedi. Ancak Jiyoon artık daha iyi hissediyordu.

Tam işe dönecekti ki bir çocuk dikkatini çekti. Çocuk ondan uzakta, bir bankta tek başına oturuyor, yurdun kapısını izliyordu. Bu manzara yüreğini burktu.

Çocuk çok tatlıydı. Arkadaşları arasında ilgi çekmesi şaşırtıcı olmazdı ama sanki oyun oynayan çocuklarla onun arasında bir duvar vardı, yalnız görünüyordu.

“Bu çocuk kim?”

Jiyoon aniden yöneticiye bunu sordu.

Kadın onun baktığı yere bakınca, Jiyoon’un küçük kıza baktığını görüp iç çekti.

“İsmi Shinhae.”

“Shinhae?”

“Evet. Woo Shinhae. Geleli çok olmadı.”

Jiyoon, yöneticinin sesindeki endişeyi hissedebiliyordu.

“Çocukla ilgili bir sorun mu var?”

“Dışlanıyor.”

“… çok tatlı bir çocuk. En azından oğlan çocuklarıyla anlaşabileceğini düşünüyordum.”

Diğer kızların tatlı bir kıza nasıl davrandığını bilirdi. Jiyoon da bunu deneyimlemişti, bu nedenle neden bahsettiğini biliyordu.

Ama yönetici başını salladı.

“Ona zulmeden şey bu değil. Sorun ailesi.”

“Ailesi mi?”

Burası yetiştirme yurdu değil miydi? Normalde yurtlara ailesi ya da yakın akrabası olmayan çocuklar alınırdı. Jiyoon bu nedenle şaşırdı.  

“Bazen yurdumuza finansal sıkıntılar yaşayan ailelerin çocuklarını da alıyoruz. Onlar çocuklarını terk eden kişilerden katbekat iyi. En azından çocuklarından vazgeçmiyorlar. Aynı şey bu küçük kızın babası için de geçerli… Çocuğunu büyütme imkanı olmadığından bize bıraktı.”

“İyi biriymiş.”

Çocuğunu yetimhaneye bırakan kişinin zor durumda olması gerekirdi. Ama baba, kızından hala vazgeçmemişti, bu nedenle Jiyoon babaya olumsuz hisler beslemedi ancak yine de sırf bu yüzden Shinhae’nin zorbalığa uğramasına akıl erdiremiyordu.

“Evet, iyi biri. Çocuğunu görmek için her ay gelir. Ayrıca bize de çok saygılı davranır. Ama bu babanın onu ziyaret ettiği ve ona değer verdiği anlamına gelir. Ailesi olmayan çocuklar bu manzara karşısında sizce ne düşünür?”

Jiyoon anlıyordu.

“Kıskançlık mı?”

“Evet. Zorbalık olmaması için elimizden geleni yapsak da bu, onları arkadaş yapabileceğimiz anlamına gelmez. Çocukların duygularından bahsediyoruz; bu, yetişkinlerin müdahale edebileceği bir şey değil. Yine de, babasına kendi çocuğunu görmeye gelmemesini de söyleyemem. Biraz sorun yaşıyoruz işte.”

“Çocuk o yüzden kapıyı izliyor öyleyse…”

“Babasını bekliyor.”

Jiyoon üzülmüştü. Çocuk, diğer çocuklarla arkadaşlık kuramıyor ve yalnızca ne zaman geleceğini bilmediği babasını bekliyordu…

“Bunun bir çözümü var mı?”

“Emin değilim. Diğer öğretmenler de çok meşguller, bu nedenle tamamen onunla ilgilenemezler. Her halükarda bu bir sorun.”

Yönetici, Jiyoon’a aklına bir şey gelmiş gibi baktı.

“Bayan Jiyoon, bir süre onunla ilgilenmek ister misiniz?”

“Ben mi?”

“Evet. Sık sık gelmenize lüzum yok. Gönüllülük için geldiğinizde o çocukla ilgilenmek ister miydiniz? Ne düşünürsünüz?”

Jiyoon yeniden Shinhae’ye baktı. Bahar rüzgarları hala soğuk esiyordu, ama çocuğun üstünde eski, yıpranmış bir ceket vardı. Kendine sarılmış, kapıyı izliyordu.

“Denerim.”

Jiyoon banktan kalktı. Shinhae’ye doğru yürürken biraz tuhaf görünüyordu.

Çocuk da onun varlığını hissetmiş gibi Jiyoon’a döndü. Jiyoon, kızın hüzünlü yüzünü görünce kalbinde bir sızı hissetti. Çocuklar oynamalı, gülmeli, capcanlı olmalı; bu kadar üzgün durmamalıydı…

“Merhaba, Shinhae sen misin?”

Öne eğilerek çömeldi. Kızla aynı seviyeye gelince ona gülümsedi.

Shinhae karşısında bir yabancı olduğundan kendini biraz geri çekti.

“Sen kimsin?”

“Ben bugün buraya çalışmaya gelen bir ablayım. Yanına oturabilir miyim?”

Shinhae afalladı, etrafına baktı. Ondan biraz uzakta duran yöneticiyle göz göze geldiler. Kadın sevecen bir gülümsemeyle başını yukarı aşağı salladı. Bu kadınla tanışmasını onaylıyor gibi bir hali vardı.

Shinhae bunu görünce gardını biraz indirdi. Bankın ortasından kenara kaydı, Jiyoon da yanına dikkatle oturdu.

“Neden burada yalnız başına oturuyorsun?”

“… Babamı bekliyorum.”

Neyse ki ona cevap vermişti. Jiyoon başta tedirgin oldu ama çok iyi konuştu.

“Anladım. Ama hava biraz soğuk. Neden içeride beklemiyorsun? Baban gelirse öğretmenler hemen sana söyler.”

Shinhae başını iki yana salladı; Jiyoon onun ne istediğini anlayabiliyordu. Bu noktadan bir santim ilerlemeyecekti. Babasını işte bu kadar çok görmek istiyordu.

“Emin misin?”

Shinhae başıyla onayladı. Jiyoon onu içeri girmek için zorlamayacak, sürekli onunla konuşarak yakınlaşmaya da çalışmayacaktı.

“Öyleyse ben de seninle bekleyeyim.”

Bunu söyledi ve Shinhae gibi kapıya baktı.

Bir an sessizlik oluştu. Yakınlarda oynayan çocukların sesleri geliyordu ama Jiyoon’la Shinhae durgundu. Ancak soğuk ya da iç karartıcı bir durgunluk değildi bu. Atmosferin rengi tarif edilebilseydi, koyu turuncu olurdu.

“… İsmin ne, abla?”

Sessizliği bozan Shinhae oldu. Jiyoon gülümseyerek ismini söyledi.

“İsmim Jung Jiyoon. Seninki de Woo Shinhae, değil mi?”

“Evet.”

Bu sözler yalnızca başlangıçtı, ikili arasında yavaşça bir muhabbet gelişiyordu. Yönetici bu manzaraya keyifle baktı.

* * *

Jiyoon gönüllü kulübünün bir parçası olarak yetimhaneye gelmekte istekliydi. Erkek üyeler onun için zorlu işleri yapmaya devam ettiler. Ancak yaptığı iş, onlara katlanmaya değerdi. Duyduğu rahatsızlığın üstesinden geldi.

Ayrıca Shinhae’ye yaklaşabilmişti. Kulüple gelmediği zamanlarda bile onu ziyarete geliyordu. Shinhae hala arkadaş edinemiyordu, bu nedenle Jiyoon’un ilgisi muhtemelen onun için rahatlatıcıydı.

Bir gün öğleden sonra…

Gönüllülük için yurda gelmişti ve dikkatini aşina olmadığı bir görüntü çekti. Jiyoon yokken Shinhae zamanının çoğunu oyun alanının içindeki bankta geçirirdi. Ama şimdi farklı davranıyordu, heyecanlıydı.

“Neler oluyor?”

Yakın oldukları için Shinhae’ye bunu sormakta sakınca görmedi. Shinhae de ona tereddüt etmeden yanıt verdi:

“Bugün babam geliyor!”

“Ah, gerçekten mi?”

Yalnızca anlatılanlardan duyduğu baba bugün geliyordu. Shinhae’nin çekingen, tedbirli tavırlarından eser kalmamıştı. Yaşına uygun davranıyordu, capcanlıydı.

Jiyoon onu izlerken mutlu hissetti. Büyük ihtimalle, Shinhae normalde böyleydi.

‘Evet, bir çocuk bölyle davranmalı.’

Görmezden gelindiği için biraz üzüldü ama kendini kızın onu babasından üstün tutmasını beklemiyor, zaten böyle bir şey istemiyordu. Bugün sıkı çalışmayı hedefledi ama Shinhae’ye göz kulak olmaya da devam ediyordu.  

Tam işe koyulacakken yönetici Jiyoon’a seslendi.

“Bayan Jiyoon, size biraz zahmet verebilir miyim?”

“Tabii. Ne oldu?”

Jiyoon bir bezle yeri ovuyordu, ayağa kalktı.

“Sizden bir iyilik isteyebilir miyim?”

“Ne iyiliği?”

“Shinhae’yi babasının yanına götürebilir misiniz?”

Bu gerçekten beklenmedik bir istekti.