Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

9. Bölüm Yeni Ay'ın Karanlık Günü VIII

Çevirmen: Klepton / Editor: T4icho

“Shinhae’yi babasına götürmemi mi istiyorsunuz?”

Jiyoon gözlerini kırpıştırdı.

“Evet. Dışarısı fırtınalı, soğuk. Bu nedenle birkaç çocuğu hastaneye götürmek zorunda kaldık. Tabii tek başlarına gönderemeyeceğimizden birkaç öğretmen onlara eşlik ediyor. Bu nedenle şu anda görevli eksikliği çekiyoruz, Shinhae’yi babasına götürecek zamanımız da yok.”

“Ama genelde babası gelip almaz mıydı onu?”

Yöneticinin söylediklerinden, Shinhae’nin babasıyla yurdun dışında buluşacağını anladı. Yöneticinin yüzü değişti, üzgün görünüyordu.

“Geçen sefer demiştim, değil mi? Babası sık sık gelir, diğer çocuklar bu nedenle onu dışlıyor. Bu yüzden bazı çözümler bulmayı denedik. Bunlardan biri, çocukların Shinhae ve babasının buluşmasına tanık olmasını engellemekti. Tabii çocuklar olup bitenleri bilecek ama buna şahit olmakla bunu tahmin etmek arasında bir fark var.”

Gayet ikna edici bir argümandı ve Jiyoon başıyla onayladı.

“Ama sırf eleman eksikliği yaşıyoruz diye buluşmamalarını da söyleyemem.”

“Doğru.”

Bu, Shinhae’nin tek aile üyesiyle buluşma günüydü. Çocuktan bugünü çalmak acımasızlık olurdu.

“Shinhae’yi teslim ettikten sonra onlarla kalmanıza gerek yok. Yalnızca çocuğu belirlenen yere götürüp kararlaştırılan saatte almalısınız. Sadece geri getireceksiniz.”

Jiyoon bu sözleri duyunca bunun zor bir görev olmadığını fark etti. Bu nedenle kabul etti.

“Onu nereye götüreceğim?”

“Kabul ediyor musunuz yani?”

“Evet. Shinhae’ye yabancı değilim ki, bu da zor bir iş değil.”

Yöneticinin yüzü aydınlandı.

“Çok teşekkürler. Yurdun yanındaki banka götüreceksiniz.”

“Yakınmış.”

Gerçekten de yakındı. Oranın yerini sormasına bile gerek yoktu.

“Yalnızca diğer çocukların onları görmesinden kaçınmaları gerek, bu nedenle çok uzaklaşmalarına gerek yok.”

“Şimdi mi götüreyim?”

“Evet, muhtemelen şu anda bekliyordur.”

Yönetici ona teşekkür ettikten sonra Jiyoon, Shinhae’yi almaya gitti. Dışarıya koşmaya hazır görünen küçük kızı bulmak zor olmadı. Ön kapıda dolaşıp duruyordu.

“Shinhae!”

Jiyoon parlak bir gülümsemeyle ona seslendi. Çok yakın olduklarından ses tonunda nahoş bir şey yoktu.

“Abla!”

Shinhae ona çılgınca el salladı. Tepkileri normalden farklıydı. Normalde Jiyoon’un kucağına atlardı.

“Bugün babanla mı buluşacaksın?”

“Evet!”

Genelde hüzünlü bir ifadeyle bakardı ama şu anda yüzünde hüzünden eser yoktu. Jiyoon sanki sıcak bir bahar günü açan küçük bir çiçeği izliyordu. Çocuğun neşeli halleri pek tatlıydı. Etrafına neşe saçıyordu.

“Seni öğretmen yerine ablan götürecek.”

“Ha? Ablam mı götürüyor?”

Shinhae etrafına baktı.

“Evet. Bugün tüm öğretmenler meşgul. Bu nedenle sana ben eşlik edeceğim.”

Çocuk başta biraz şaşırdı ama sonra gülümsedi.

“Gidelim!”

İlk olarak Shinhae, onu öğretmeninin ya da Jiyoon’un götürmesini umursamıyordu. Babasıyla buluşabilecekse kendisi de gitmeye hazırdı. Elbette babası ve öğretmenleri ona bir öğretmenin eşlik etmesi gerektiğini söylemişlerdi. Bu nedenle tek başına çıkmıyordu.

Jiyoon küçüğün elini sıkıca tuttu. Çocuklara has sıcaklığı hissetti.

“Abla, elin çok soğuk!”

Shinhae heyecanlı bir kahkaha attı. Jiyoon, onu hiç bu kadar mutlu görmemişti. Shinhae’yle yakınlaştıklarını sanıyordu ama elbette babasının eline su dökemezdi. Her nedense biraz kıskandı.

Yurt duvarına paralel yürüdükten sonra bir kavşaktaki yaya geçidine vardılar. Shinhae, Jiyoon’un elini tutmayan elini kaldırdı. Yolun sağına soluna baktı. Yaptığı şeyler Jiyoon’u gülümsetti.

Yaya geçidinden geçtikten sonra gidecekleri yere varmaları uzun sürmedi. Bankın cam kapısından girip çıkan bir sürü insan vardı. Herkes meşgul görünüyordu ama bir kişi girişin yanında beklemekteydi.

“Baba!”

Shinhae, Jiyoon’un elini resmen itekledi. Kadının elinden kurtulup koşmaya başladı. Gelip geçenler onlara baksa da Shinhae’nin umurunda değildi.

Adam küçük kızı görünce gülümsedi.

“Shinhae!”

O da kızına doğru koştu.

“Baba!”

Shinhae, Sungyoon’un kollarına atladı.

Shinhae birden elinden kurtulup koşunca Jiyoon biraz afallamıştı. Ama babayla kızın sıcacık karşılaşmasına tanıklık edince yüzünde bir gülümseme belirdi.

“İyi misin bakalım?”

“Evet!”

Shinhae’nin ifadesi güneşten bile aydınlıktı. Yüzünü babasının göğsüne gömdü.

Baba kız bir süre öyle kalarak konuştular.

Jiyoon ne yapması gerektiğini düşünerek onları izledi. Shinhae babasıyla buluşmuştu, bir şey demeden yurda geri dönmeyi düşünüyordu. Yine de küçük kıza veda etmesi gerektiğini düşündü.

Jiyoon, baba kızın yanına geldi.

“Ah, abla!”

Shinhae babasıyla buluşalı bir süre geçmişti ve Jiyoon’u tamamen unutmuş, sonunda hatırlamıştı. Babasının kollarının arasından çıktı ve sert elini tuttu.

“Baba, baba! Beni buraya getiren abla bu işte!”

Sungyoon ona baktığında Jiyoon adamın yüzünü daha yakından inceledi. Biraz şaşırmıştı.

Tıraş olmamıştı ve saçları dağınıktı. Zor bir hayat sürüyor gibi görünüyordu, bu yüzden biraz cılızdı. Elmacık kemikleri belirgindi. Ayrıca her an parçalanacak gibi duran sefil giysiler içindeydi. Ancak yüzü, beklediğinden daha iyiydi. Biraz bakım yapsa onunla randevuya çıkan tüm kadınlar ona aşık olurdu.

“Merhaba.”

Jiyoon hafifçe eğilerek onu kısaca selamladı. O kadar. Jiyoon Shinhae ile yakın olmak istiyordu ama babasıyla içli dışlı olmasına gerek yoktu. Üstelik gardını indirmiyordu. Evli erkekler bile ona kur yapıyordu. Eğer bu adam ona çok ilgi gösterirse, Shinhae ile ileride iletişimde olmak Jiyoon için tuhaf olurdu. Bundan kaçınmak istiyordu.

Ama boşuna endişelenmişti.

“Evet. Merhaba.”

Sungyoon, Jiyoon’u eğilerek selamladı. Ne ona bir ilgi gösterdi ne de kur yapmaya kalkıştı. Nitekim Sungyoon da ona karşı temkinli duruyor gibiydi. Hayatında ilk kez bir adamın gözlerindeki ihtiyata şahit oluyordu.

“Öğretmeni misiniz?”

Sungyoon biraz sert konuşmuştu. Jiyoon şaşırdı, ama bunu göstermedi.

“Hayır. Bugün yetimhaneye gönüllü olarak geldim. Çocuklar hastaneye götürüldü, öğretmenler de onlara eşlik ettiği için Shinhae’yle birlikte ben geldim.”

Açıklamayı duyan Sungyoon başını sallayarak onayladı. Jiyoon’a uzun uzadıya bakmadı.

“Benim tatlı kızım! Bugün ne yapmak istersin?”

Diğer adamlar gibi olsaydı onunla konuşmaya çalışırdı. Jiyoon onun bu hareketi karşısında çok rahatladı. Artık emindi, bu adamın ona ilgisi yoktu.  

“Mmm…”

Shinhae bir parmağını dudağına götürdü ve düşünmeye başladı. Gününü nasıl geçirecekti? Babasıyla daha çok eğlenmek için neler yapabilirlerdi? Jiyoon, Shinhae’nin düşünceler içinde kaldığını neredeyse duyabiliyordu.

Sungyoon kızının konuşmasını bekledi. Sıkılmışa benzemiyordu. Jiyoon adamın halinden tavrından, kızını çok sevdiğini anlamıştı.

Başka hiçbir yere bakmıyor, yalnızca mutlu kızını izliyordu ve Jiyoon onları izlerken çok iyi hissetti. Adama karşı olumlu hisler beslemeye başlıyordu.

Tabii bu his, sevgi değildi. Bu birinin karşısındakine aşık olup da “Bana böyle davranan ilk kişisin,” dediği filmler ya da diziler gibi değildi. Hisleri bunlara yakın bile değildi. İyi geçinen bir aileyi görünce oluşan tebessüm gibiydi onunki.

“Şimdilik gideyim.”

Artık baba kızın vakit geçirme zamanı gelmişti. Onlara karışmak istemiyordu. Bu nedenle sonrasında şöyle dedi:

“Seninle burada buluşuruz Shinhae, tamam mı?”

“Tamam abla!”

Shinhae ona el salladı. Jiyoon da el sallayarak gülümsedi.

“Shinhae’yi getirdiğiniz için teşekkürler.”

“Bir şey değil.”

Sungyoon teşekkür etmek için başını eğdi. Jiyoon biraz utanmıştı, bu nedenle çekingen bir edayla gülümsedi.

Jiyoon gidince Sungyoon, kızıyla hevesle oynamaya başladı. Bir fast food restoranına uğradılar, kızına hamburger ısmarladı. Bir sonraki durakları sinema oldu, son çıkan animasyon filmini izlediler. Elinde olsa onu hayvanat bahçesine ya da lunaparka götürmek isterdi ancak zaman elvermiyordu.

Ama kızı yaptıkları her küçük aktivitede mutlu oluyordu. Yurt yöneticisinin ya da öğretmenlerin onunla nasıl ilgilendiğinin, Jiyoon’un gelip onunla oyun oynamasının hiçbir önemi yoktu. Hiçbir şey babasıyla geçirdiği zamanla kıyaslanamazdı.

Ama insan eğlenince zaman daha hızlı geçiyordu. Küçük kız günün tadını çıkarırken güneş çoktan batmıştı. Geriye gökyüzünde hafif bir kızıllık kalmıştı.

Jiyoon, baba kızı bankın önünde bekliyordu. On dakika erken gelmişti.

İkilinin sokağın başından geldiğini fark etti.

Shinhae’nin sağ elinde büyük bir pamuk şeker vardı, sol eliyle de babasının elini tutuyordu. Gün batımının parıltıları üzerlerine düşüyordu. Sıcacık bir sahneydi.

Jiyoon aniden kendi ailesini düşündü. Küçükken birçok kez lunaparka gitmişti. Orada çok eğlenirdi ama hep gözlerini ovaladığı, yorgunluktan esnediği bir vakit olurdu. Babası bunu görünce onu sırtına bindirirdi. Babasının sırtı onun için kocaman, sıcacık olurdu. Şimdi sigara kokusundan nefret ediyordu ama küçükken babasından gelen sigara kokusu onu rahatlatırdı.

‘Uzun zaman geçti. Ailemle yemeğe mi çıksam?’

Üniversite yaşamına alışmak istiyor, bu nedenle ailesiyle pek vakit geçirmiyordu. Onlarla biraz kaliteli zaman geçirmenin iyi olacağı kanısına vardı.

Jiyoon bunları düşünürken baba kız gelmişlerdi bile.

“Eğlendin mi, Shinhae?”

Shinhae yanıt vermedi. Jiyoon, onu inceledi. İfadesi sertti ve gözlerinin kenarları ıslaktı.

Sungyoon hiçbir şey demeden elini kızının başının üzerine koydu. Shinhae, annesine yapışan bir yavru köpek gibiydi. Elini babasının eline koydu ve ona sarıldı.

“Biraz daha babamla kalmak istiyorum.”

Shinhae somurtarak o çocuksu umutla konuştu. Babasıyla çok eğlenceli bir gün geçirmişti ama yine de şu anda mutsuzdu. Jiyoon sebebini anlıyordu.

‘Babasından ayrılmak istemiyor…’

Shinhae bu küçük yaşında babasından ayrı yaşamak zorunda kalmıştı. Elbette zorlanıyordu. Jiyoon onun adına üzüldü.

Sungyoon kızının önünde çömeldi ve kollarını ona doğru uzattı.

“Gel sarılalım benim minik kızım.”

Shinhae bunu bekliyormuşçasına babasının boynuna sarıldı. Sungyoon da kızının sırtına hafifçe vurdu.

Yine geleceğini söylemek istedi. O anda, yeniden birlikte yaşayacaklarını söylemek istedi. Ama şu anki durumunun bu sözleri verebileceği kadar uygun olmadığını çok iyi biliyordu…