Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

10. Bölüm Yao Feng’e Ders Vermek

Çevirmen: T4icho / Editor: T4icho

 

“Yao Feng, benimle uğraşması için Ma Zhou’yu yolladın! Bugün seninle ödeşeceğiz!”

 Wang Chong adamın sırtına oturdu ve küçük kardeşinin de desteğiyle bütün gücünü odaklayarak Yao Feng’in suratına yumruklar savurdu.

 Wang Chong sinirliydi. Yao Ailesi’nin bodrumdaki üstadı babasının ayağını kaydırmaya çalışıyordu ve ailenin oğlu da Ma Zhou’yu kullanarak onun işini bitirmeye uğraşmıştı. İkisinden de bir halt olmazdı!

 Wang Chong buraya gelmeseydi, bugünkü olaylar Wang Klanı’nın sonunu getirecekti.

 “Bu Abim için!”

 “Bu benim için!”

……

 Wang Chong’un yumrukları yağmur gibi yağıyor, her seferinde genç adam büyük bir güç kullanıyordu. Yao Feng’in gelişim seviyesi ondan üstündü ama yine de etten ve kandan yapılma bir insan bu yumrukları görmezden gelemezdi. Üstelik Wang Chong eski hayatında otuz yıl boyunca Büyük Mareşallik yapmış bir adamdı. Ordunun kullandığı işkence tekniklerine aşinaydı. İnsan vücudunun en zayıf noktalarını iyi biliyordu.

 Yao Feng ilk başta yumruklara göğüs geriyor ve gururunu yitirmemek için dişlerini sıkarak ses çıkarmıyordu. Fakat birkaç yumruğun ardından Wang Chong’un zayıf gelişim seviyesine ve küçük kardeşiyle kıyaslanamayacak gücüne rağmen canının daha çok yandığını fark etmişti. Nihayetinde çığlık atmaktan kendini alamadı.

 “Şerefsiz, bu ne cüret!”

 Boom! Zemin titredi ve Yao Guang Yi ahşap plakaları delerek ortaya çıktı. Bütün duygularını ve düşüncelerini mükemmel derecede kontrol eden bir adam olsa bile, durumu görür görmez kayıtsız kalamamıştı.

 Yao Feng’in bu hallere düşeceğini kırk yıl düşünse hayal edemezdi.

 “Şerefsizler, işlediğiniz suçu hayatınızla ödeyeceksiniz!”

 Yüzü kasvetlenen adam hızla ileri atıldı. Ateşlerle kaplanan sağ eli ufak bir güneş gibi parlıyordu. Yaydığı baskı Wang Chong ve Wang Xiao Yao ikilisini zorlamaktaydı.

 Wang Ailesi’nin küçük kız çocuğu güç konusunda rakipsizliğiyle bilinse de, bu ateşlerin karşısında hiçbir şey yapamıyordu.

 “Abi!” Küçük kızın ifadesi değişti ve korkudan titremeye başlamıştı. Cesur doğan bu kız normalde hiçbir şeyden korkmazdı. Ancak bu sadece onun yaşıtlarıyla arasında yapılan bir kıyasta geçerliydi. Savaşlarda namını dört bir diyara duyurmuş olan Yao Guang Yi ile aşık atamazdı!

 “Durun! Hareket ederseniz bu adamı öldürürüm!” Ateşlerin yaydığı parlak ışıktan ötürü odadaki durum net bir şekilde görmek mümkün değildi. Hatta, Wang Chong yeni gelen adamın kimliğini bile çıkaramıyordu. Fakat rakibini tehdit etmekten geri durmayacaktı.

 Şhink! Kol yakalarından bir hançer çıkardı ve onu Yao Feng’in boğazına dayadı. Ufak bir yara açılmış ve kanlar damlamaya başlamıştı. Eğer biraz daha baskı uygularsa Yao Feng gerçekten de on beş yaşındaki bir çocuğun ellerinde can vermiş olacaktı.

 Veng! Parlak ışık Wang kardeşlerden birkaç metre ötede duraksadı. Parlak ışıkların orta yerinde Yao Guang Yi’nin sert yüzü belirdi.

 “Yao Guang Yi!!”

 Wang Chong’un kalbi çarpmaya başladı. Saldıran kişiyi daha yeni görüyordu! Eski hayatında onunla birkaç kez görüşmüş olsa da, bu hayatında ilk defa karşılaşıyorlardı.

 Yao Guang Yi’nin bakışları derindi, adeta o gözlerde sayısız sır saklıyordu. Hiç değişmemişti, tam da alçak ve kurnaz bir adamdan beklendiği gibiydi.

 “Şerefsiz. NE cüretle Feng-er’e zarar verirsin. Seni geberteceğim!” Yao Guang Yi’nin soğuk ve katı yüz ifadesi onu görenlere korku salıyordu. Eğer bakışlarla birini öldürebilecek olsaydı, o halde Wang Chong’un sayısız kes öleceğini söylemek yanlış olmazdı.

 “Heheh! Öyle mi?”

 Wang Chong soğuk soğuk sırıttı. Tehdit edilmekten hiç hoşlanmazdı; hele de Yao Guang Yi gibi biri tarafından!

 “Beni gebertirsen, ölmeden önce soyunu bitirmeden gitmem! Bakalım Yao Feng bir hançeri durdurabilecek kadar sağlam bir vücuda sahip mi!”

 Wang Chong hançere biraz daha baskı uyguladı. Kanlar akıyor, hem Yao Feng’in hem de Yao Guang Yi’nin yüz ifadeleri değişiyordu.

 “Yapma!”

 Yao Feng şoke olmuştu.

 “Genç efendi!”

 Odadaki diğer insanlar da şaşkındı. Wang Chong ve Wang Xiao Yao ikilisi Wang Klanı’ndan geliyordu. Normalde bu tür klanlar arasındaki çarpışmalar ufak-tefek olaylardan ibaret olurdu. Sonuçta, mantıken kimse arada böyle karmaşık bir ilişki varken karşı tarafın genç efendisini öldürecek kadar ileriye gitmezdi.

 Fakat Wang Chong’un yüzünde öyle bir ifade vardı ki, tek bir bakışla bu genç adamın şaka yapmadığını anlayabiliyordunuz. Onu sağduyuyla değerlendirmek büyük bir hata olurdu.

 Bu çılgınlık anında her şeyi yapabilirdi.

 “Şerefsiz, sakın yapma!”

 Yao Guang Yi’nin gözleri fıldır fıldır açıldı ve vücudu titredi. Öfkeden dişlerini sıkıyordu.

 “Vefasız oğul! Derhal dur!”

 Odada yıldırım vari bir ses çaktı. Yao Guang Yi’nin arkasında tanıdık ve sağlam bir figür duruyordu. Varlığı adeta yerinden oynatılması imkansız bir dağa benziyordu.

 “Baba!”

 “Baba!”

….

 Wang Chong yeni gelen kişiyi görünce kardeşiyle birlikte bağırdı.

 “Vefasız oğul! Şu yaptıklarına bak!”

 O esnada Wang Yan’ın surat ifadesi Yao Guang Yi’den bile daha beterdi. Kanuna karşı koyanlardan nefret ederdi ve bodrum katında bir şeyler içtikleri sırada başkentte olay çıkaran insanların cezalandırılması gerektiğinden bahsetmişti.

 Ve bu laflarına karşılık, Engin Turna Köşkü’nde olay çıkaran kişiler kendi çocuklarıydı!

 Wang Chong meseleyi fazla düşünmedi. Babasını görünce anında sevinmişti. Onu buradan çıkardığı ve Yao Guang Yi ile yaptığı konuşmayı böldüğü sürece çekeceği bütün çilelere memnuniyetle kucak açardı.

 “Baba, olay düşündüğün gibi değil.”

 Wang Chong hemen açıkladı.

 “Önce onlar başlattı!”

 “Sessizlik!”

 Wang Yan akılalmaz bir öfkeyle kükredi. “Beni hayal kırıklığına uğrattın! Annenle birlikte yepyeni bir hayata başlayacağını düşünmüştük ama görüyorum ki hiç değişmemişsin!”

 Odadan ses çıkmıyordu. Wang Yan’ın itibarı korkunçtu. Yaydığı yoğun baskı altındayken kimse bir şey söylemeye cüret edemiyordu. Dahası, Wang Xiao Yao’nun suratı çökmüş ve vücudu korkuyla kasılmıştı.

 İlk defa babasını bu kadar sinirli görüyordu. Kızcağız bu sefer başını ciddi bir belaya soktuğunu anlamıştı.

 Wang Chong da onun hislerini anlıyordu. Kız kardeşinin elini tuttu ve babasından duyduğu sözler karşısında üzülmeden edemedi. Demin yaşadığı mutluluk anında uçup gitmişti.

 Ailenin başına gelecek krizi engellemek uğruna yaptığı onca şeye rağmen, babası onu vefasız bir oğuldan farksız görüyordu!

 “Evet! Baba haklısınız, hatalarımı kabul ediyorum!”

 Wang Chong başını eğdi.

 “Hata mı? Ne hatası? Bize önce onlar saldırdı…”

 Wang Ailesi’nin küçük çocuğu ise kabullenmek istemiyordu. Hiçbir şeyden korkmazdı ama babası bir istisnaydı. Wang Yan ortaya çıkar çıkmaz yüzü korkudan çökmüş ve kontrolsüzce titremeye başlamıştı. Fakat abisinin haksızlığa uğradığını duyunca anında kendine gelmişti. Babasının bu haksız yargısına karşı koyacaktı!

 Babasından korkuyordu ama abisinin haksızlığa uğramasını da istemiyordu. Abisinin hiçbir şey yapmadığını çok iyi biliyordu; neden ona suçlu muamelesi yapıyorlardı ki!

 Bu insanlar, bu kalabalık onlara karşı saldırıya geçmiş olsa bile suçlu Abisi miydi? Abisinin bu adamlarla ne gibi bir sorun yaşadığını bilmiyordu ama Wang Xiao Yao buraya sebepsiz yere geldiklerini hiç sanmıyordu.

 “Sessizlik!”

 Diye kükredi Wang Yan.

 “Kardeşim, sessiz ol…”

 Wang Chong hemen onun elini tuttu. Babası onu yanlış anlamıştı ve bu durum Wang Chong’u derinden üzüyordu; fakat planı işe yaradığı sürece diğer her şey önemsizdi.

 Yao Feng neredeyse ölümüne dövülmüştü ve Yao Guang Yi böyle bir durumda ne kadar kurnaz olursa olsun artık Wang Yan’la herhangi bir ‘arkadaşlığı’ olduğunu iddia edemezdi.

 Bugün yaşananları bilen bir aptal bile Wang Yan’ın Yao Guang Yi ile iş birliği yaptığından ve Kral Song’a ihanet ettiğinden şüphelenmezdi. Wang Chong Yao Guang Yi’nin de bunu bildiğini görebiliyordu ve adamın asıl sinirinin sebebi de buydu.

 Babası Wang Yan ise…

 Günün birinde bu yaşananları anlayacaktı.

 Kıpkırmızı gözleriyle yaşananları izleyen Yao Guang Yi artık sinirine hakim olamıyordu. Sonuçta baba ve oğul ikilisinin taktik yapıyor olması mümkündü.

 “Şerefsiz, Feng-er’i bırak!”

 “Yao Guang Yi, kapa çeneni!”

 Bu kükremeyle gökler sarsıldı. Wang Yan artık bu adama dayanamıyordu.

 Ne olursa olsun, Wang Chong onun oğluydu. Fakat Yao Guang Yi onun önünde oğluna defalarca kez ‘Şerefsiz’ demişti. Bir baba buna nasıl dayanabilirdi?

 Yao Guang Yi sınırı aşıyordu!

 Birbirine denk olsalar da Wang Yan’ın bu adama nazik davranmasına gerek yoktu. Çocuklarına ders vermesi gereken kişi oydu ve bir yabancı olan Yao Guang Yi’nin bu konuda söz hakkı yoktu!

 Veng!

 Yao Guang Yi’nin yüzü değişti. Birbirlerine keskin bakışlar attılar. Ufak odadaki atmosfer gitgide geriliyordu. Büyük Tang’ın iki generali de muazzam figürlerdi.

 Kraliyet çevresinden gelen iki generalin konuştuğu bir ortamda, başka kimseye söz düşmezdi.

 Ve Yao Hanesi’nin korumaları korkuyordu.

 Wang Chong babasının hareketlerinde teselli buldu. Yalnız değildi! Fakat burada babasıyla Yao Guang Yi arasında bir olay çıkmasını da istemiyordu.

 “Yao Guang Yi! Madem onu bu kadar istiyorsun, al oğlunu!”

 Henüz büyük bir mücadelenin zamanı değildi. Wang Chong gelecekte yaşanacakları iyi biliyordu. Yao Guang Yi iyi bir adam olmasa da, aileler henüz birbirinden kopmayacaktı.

 Peng! Wang Chong Yao Feng’i itti ve aynı esnada özel bir teknik kullanarak adamın sırtındaki akunoktasına dokundu. Yao Feng bir şey yapma fırsatı bile bulamadan önce bayıldı.

 Eskilerin dediği gibi ‘besleyen eli ısırmamak’ gerekirdi. Wang Chong bunu yapmayacaktı. Yao Feng ondan daha güçlüydü ve onu öylece bırakacak olursa, durum anında değişebilirdi.

  Yao Guang Yi oğlunu yakalamak için ileri fırladı.

 “Wang Yan, oğlunu nasıl büyüttüğüne bir bak!”

 Wang kardeşlerin dayağından sonra ağzı burnu şişen Yao Feng’i gören babası, üzüntüden kendini kaybetmek üzereydi. Bugün için çok emek vermiş ve plan yapmıştı. Hatta senaryoyu daha inandırıcı kılabilmek için buraya Kral Qi’nin adamlarını da davet etmişti. Sırf iki velet yüzünden bütün planın bozulacağını kim düşünebilirdi ki!?

Yao Guang Yi bu veletlerin buraya ‘planı bozmak’ için mi geldiklerine emin değildi. Ancak öyle ya da böyle, onlar istemese bile plan çoktan bozulmuştu.

 Planı ilk hazırladığında Kral Qi’ye defalarca kez söz vermiş ve planın kesinlikle sonuca ulaşacağına yemin etmişti. Kral Qi bu yaşananları duyunca hem hayal kırıklığına uğrayacak hem de Yao Guang Yi’nin yeteneklerinden şüphe etmeye başlayacaktı!

 Yao Guang Yi’nin kalbi yanıyordu.

 “Wang Yan, bu meselenin peşini bırakmayacağım. Her şeyi Majesteleri’ne anlatacağım ve Wang Klanı bu olay yüzünden yargılanacak!”

 Yao Guang Yi nefret dolu bakışlarıyla Wang Yan’a döndü. Plan bozulduğuna göre artık iki yüzlülüğünü sürdürmesine gerek yoktu. Oğlunu kucağına alarak diğer üstatlara işaret etti ve birlikte arkalarına bile bakmadan yola koyuldular.

 O gidince Wang Yan’ın suratı karardı.

 “Vefasız oğul! Hala orada ne duruyorsun! Beni yeterince utandırmadın mı?!”

 Wang Yan oğluna sert bir bakış attı ve ardından kızına döndü.

 “Yao-er, beni gerçekten hayal kırıklığına uğrattın. Bir daha Üçüncü Abi’nin yanına yaklaşma. Aksi halde sen de kötü yola düşeceksin. Bu olaydan ötürü eve döner dönmez üç gün boyunca odadan çıkmayacaksın!”

 “Babacım!”

 Dedi Wang Xiao Yao. Malikaneye kapatılmaya itirazı olmazdı ama ufacık bir odada kalmak…

 “Kes!” dedi babası.

 Wang Chong üzgündü. Koca bir nehir kısacık bir günde asla donmazdı. Üstelik Ma Zhou’nun bir köylüye tecavüz ederken onun adını kullanması da büyük bir skandaldı ve bu skandalın etkisi henüz geçmemişti. Şimdiyse köşkteki Yao Feng meselesi vardı. Muhtemelen genç adam artık babasının onun hakkındaki düşüncelerini hiç değiştiremeyecekti.

 Ancak, babası ister inansın ister inanmasın, Wang Chong’u ona söylemesi gereken birkaç şey vardı:

 “Baba, şu anda söyleyeceklerime inanmayacağınızı biliyorum ama şunu sakın unutmayın! Sınırdaki ordu kampına döndüğünüzde, sınırı geçen Huren’i görünce lütfen önce yirmi beş kilometre geri çekilin! Bunu unutmamalısınız!”

 “Ne demeye çalışıyorsun?”

 Ansızın gelen bu sözler Wang Yan’ı şaşkına çevirmişti. İstemsizce de olsa oğluna bir soru yöneltti.

……

 

Çevirmen notu
 1-) Huren: Antik zamanlarda Çin’in kuzeyinde ve batısında yaşayan etnik gruplara verilen genel bir isim. Kısacası YABANCI demek.