Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

12. Bölüm Bağlantılı Olaylar

Çevirmen: T4icho / Editor: T4icho

“Lord Lu.”

 Wang Chong hemen yanında duran Bao Xuan’ı görmezden gelerek selam verdi.

 “Üçüncü Genç Efendi.”

 Lu Ting gülümsedi. Engin Turna Köşkü’nde yaşananlara dair az çok bir fikri vardı. Wang Yan oğluna sinirlenmiş olsa da, Lu Ting durumun abartılacak bir şey olduğunu düşünmüyordu.

 Yao Guang Yi Kral Qi’nin yanındaydı ve Wang Yan da Kral Song’un tarafında yer alanlardan biriydi. Baş düşmanlık onlar için kaçınılmaz bir sonuç olduğundan arada sırada sorun yaşamaları gayet doğaldı. Hatta Kral Song eğer Wang Klanı’nın on beş yaşındaki oğlunun, Yao Klanı’nın Yao Feng’ine bir ders verdiğini öğrenecek olursa, onu cezalandırmak yerine onu över ve Wang Yan’a oğluna ceza vermemesi için birkaç söz söylerdi.

 “Üçüncü Genç Efendi, endişelenmenize gerek yok. Siz sadece Yao Klanı’nın oğlunu yaraladınız. Geri döndüğümde Kral Song’a gerekli şeyleri söyleyeceğim; herhangi bir ceza alacağınızı sanmıyorum.”

 Lu Ting gülümsedi.

 “Gerçekten mi?”

 Wang Ailesi’nin küçük kızı bu sözleri duyar duymaz heyecanlandı. Lu Ting onu görünce kahkaha atmadan edemedi.

 Wang Chong’un kalbi ısınıyordu. Eski hayatında Lord Lu babasına karşı şahitlik yapmış olsa da, kendisi yalnızca kullanılmıştı. O zamanlar sadece gördüklerini söylemişti ve sözlerinde kötü bir niyet yoktu.

 “Lord Lu, saygıdeğer bir insansınız. Fakat şunu unutmamanız gerekiyor, kişi başkalarına zarar verebilecek şeyler yapmamalıdır ama aynı zamanda her daim dikkatli olmalıdır. Bazı alçaklar sizi kullanmaya çalışabilir. Dışarıdan dürüst ve sadık görünen, fakat içten içe Kral Qi’nin tarafına geçmek isteyen bazı insanlar var. Çıkar uğruna hareket eden bu kişilere karşı temkinli olmak şart!”

 Dedi Wang Chong. Bu sözleri Lu Ting’e söylüyor olsa da, bakışlarını bir an olsun Bao Xuan’dan ayırmamıştı.

 “Velet, ne demek istiyorsun?” Bao Xuan’ın yüzü değişti.

 Lu Ting de bir aptal değildi. Yüz ifadesi değişti ve Wang Chong’un gözlerini takip ederek Bao Xuan’a döndü.

 Wang Yan’ın aksine, Lu Ting oldukça zeki bir adamdı.

 Son zamanlarda çok sayıda insan Kral Song’a ihanet ederek Kral Qi’nin yanına geçmişti. Wang Chong’un babası konuya pek hakim değildi ama Lu Ting bütün bu olayların tam ortasındaydı. Wang Chong’un sözlerindeki imayı anladıktan sonra Bao Xuan’ın onu ansızın Engin Turna Köşkü’ne çağırdığı anı hatırladı. Üstelik yaşlı kahyanın ortaya çıkması da hiç normal değildi. Bu işte bir bit yeniği vardı.

 Lu Ting geçmişte dikkatsiz olduğu için başkaları tarafından kullanılmıştı. Dürüst bir insanın gözünde diğer herkes dürüsttü. Lu Ting içten içe Bao Xuan’ın sadık kalmasını umuyordu.

 “Kahrolası velet, neler saçmalıyorsun. Kar… Kardeş Lu, bu saçmalıklara kulak asma…”

 Bao Xuan hazırlıksız yakalandı.

 Gözlerinde sakin bir ifade vardı ama Lu Ting’in sert bakışları altında yavaş yavaş kontrolü yitiriyordu.

 ‘Suçlu olmayan bir insan, gecenin ortasında kapısının bir hayalet tarafından çalınacağından da korkmaz’, bu eski atasözü kesinlikle Bao Xuan için geçerli değildi.

 Bu konuda kendini suçlu hissediyordu. Üstelik dürüst ve direkt bir adam olan Lu Ting’in bakışları, insanın ruhuna işliyordu. Wang Chong bu sırrı ortaya çıkardığında, Lu Ting’in sertleşen bakışları Bao Xuan’ı hemen ele vermişti.

 “Bao Xuan, böyle bir adam olduğunu bilmiyordum.”

 Lu Ting’in yüzünde buz kadar soğuk bir ifade vardı.

 İlk başlarda Wang Chong’un sözlerine tam inanmamıştı. Fakat artık ufacık bir şüphesi bile yoktu. Wang Chong bir çocuktu ve sözlerini ciddiye almamak gerekirdi, ancak Bao Xuan’ın aniden değişen ifadesi ortada bir problem olduğunu net bir şekilde gösteriyordu.

 Lu Ting üç yaşında bir çocuk değildi. Doğruyu ve yanlışı birbirinden ayırabiliyordu.

 “Heh, Lord Bao, benden size bir tavsiye. ‘Son gülen iyi güler’. Henüz kimin kazanacağı belli değil. Kral Qi’nin tarafına geçerek yanlış insana bahis oynuyor olabilirsiniz!”

 Wang Chong öne adım attı ve çekinmeden konuştu.

  Gerçekten de zeki insanlarla konuşmak daha kolay ve rahattı. İlk başlarda Wang Chong, Lu Ting’i ikna etmek için büyük çaba harcayacağını düşünüyordu ama Lu Ting beklediğinden de etkileyici çıkmıştı. Birkaç söz sayesinde Bao Xuan’ın foyası anında ortaya dökülmüştü!

 “Kar… Kardeş Lu… Bu veledin sözlerini dinleme. Hem Kral Qi’nin neresi kötü ki?”

 Bao Xuan’ın sırtı soğuk terlerle doluydu. Konuştukça işleri iyice batırıyordu ve nihayetinde daha fazla dayanamamıştı. Döndü ve kalabalığa karıştı.

 Lu Ting ona dikkat etmeyerek bir kez daha Wang Chong’a baktı.

 “Heh, ‘Son gülen iyi güler’. Dük Jiu’nun torunundan da daha azını beklemezdim. Üçüncü Genç Efendi’nin sözleri gerçekten ince.” Lu Ting övdü.

 On beş yaşındaki bu genç adamdan özel bir intiba alıyordu. Wang Chong kesinlikle sıradan biri değildi.

 Genç adam gülümsedi. ‘Son gülen iyi güler’ sözü eski dünyasında popüler olan sözlerden biriydi. Fakat bu dünyada hiç duyulmadığı açıktı. Lu Ting bunu yenilikçi buluyordu.

 “İltifatınız için teşekkür ederim.”

 Dedi Wang Chong. Gönlü bol hareketleriyle ne fazla mütevazı ne de fazla kibirli duruyordu. Lu Ting bu çocuğu gitgide daha çok seviyordu.

 “Lord Lu, halletmem gereken bazı işler olduğu için izninizle önden gideceğim.” Wang Chong eğilerek başını salladı.

 İlk defa görüşüyorlardı ve bu yüzden Wang Chong fazla söz söylemek istemiyordu. Lord Lu’nun aklında iyi bir izlenim bırakması ve ona sıradan bir playboy olmadığını göstermesi yeterliydi.

 Wang Chong eski anılarından yola çıkarak, Lord Lu’nun Kral Song’un fikirlerini ne kadar değiştirebileceğini biliyordu.

 Lu Ting gördüğü her şeyi Kral Song’a anlatan bir adamdı.

 Eski hayatında bir hadise yaşanmıştı. Resmi bir görevlinin cariyesinin doğum günüydü ve görevli bile bu günü unutmuştu. Fakat, garip bir şekilde o kadın, doğum gününde Kral Song’dan bir hediye almıştı.

 Doğum gününde aldığı tek hediye buydu!

 Ardından herkes şaşkına dönmüştü. Kral Song bu kadınla hiç görüşmemiş olmasına rağmen onun doğum gününü nasıl öğrenmiş olabilirdi?

 Zamanla resmi görevli aklını zorlamış ve bu konuyu daha önce Lu Ting’e anlattığını hatırlamıştı.

 İşte bu durum, Lu Ting’in Kral Song ile arasındaki olağanüstü ilişkiyi gösteren şeylerden yalnızca biriydi. Adam neredeyse bildiği her şeyi Kral Song’a anlatıyordu.

 Wang Chong bu olaydan etkilendiği için onu hala unutmamıştı.

 Kral Song’un gözünde iyi bir izlenime sahip olursa gelecekte bazı şeyleri yapmak onun için iyice kolaylaşabilirdi. Wang Chong’un Lord Lu’yu selamlamasının asıl sebebi de buydu.

 “Kardeşim, gidelim.”

 Wang Chong küçük kıza seslendi ve birlikte araca binerek yola çıktılar.

 “Enteresan. Gerçekten de enteresan bir insan.”

 Başını iki yana sallayan Lu Ting’in gözleri ışıldıyordu. Kardeşler kaybolduktan sonra başını çevirdi ve bir anlığına düşündükten sonra bir araç çağırarak Kral Song’un Malikanesi’ne doğru yola çıktı.

…….

 Aynı esnada… Yao Klanı’nın malikanesinde…

 “Ah!”

 Bağırışların arasındaki Yao Feng zamanla ayıldı. Vücudunun her bir yanı ağrıyordu. Wang kardeşler ona hiç acımamıştı.

 “Uyandın!”

 Bir ses kulağına ulaştı ve Yao Feng titredi. Başını çevirdiği gibi pencerenin önünde duran ve sırtını ona dönmüş heybetli figürü gördü.

 “Baba!”

 Yao Feng zar zor ayağa kalktı ve yürümeye başladı.

 “Bugün yaşanan her şeyi ve o Wang Chong’u en ince detayına kadar anlatmanı istiyorum!”

 Yao Guang Yi’nin ses tonu soğuktu ve ne tür duygular yaşadığını anlamak mümkün değildi.

 “Wang Chong mu?”

 Yao Feng şoke oldu. Ayağa kalkar kalkmaz babasından bu soruyu duyacağını düşünmemişti. Onun gibi bir adamın on beş yaşındaki bir veletle ne işi olurdu?

 Fakat Yao Feng babasını iyi tanıyordu. Soruyu duyar duymaz hemen anlatmaya başladı ve en ince detayları bile atlamadı.

 Ardından, suratı kararan Yao Guang Yi bir süreliğine ses çıkarmadı.

 “Yani, o kardeşlerin içeriye girmesinin sebebi Ma Zhou muydu?”

 Diye sordu Yao Guang Yi.

 “Evet!”

 Yao Feng cevap verir vermez PAH! Suratına ağır bir tokat indi ve yüzü anında şişti.

 “Baba?!”

 Sol yanağını tutan Yao Feng şaşkın şaşkın babasına bakıyordu. Babası ona ilk defa böyle vurmuştu.

 “Salak! Kanımı, terimi dökerek hazırladığım planın içine ettin! Ne kadar uğraştığımı biliyor musun?!”

Yao Guang Yi’nin yüzünde vahşi bir ifade vardı; adam gerçekten de kızmıştı. Engin Turna Köşkü kalabalık olduğu için ulu orta yerde öfkesini atamamıştı. Fakat artık yalnız sayılırdı; istediği gibi davranabilirdi.

 TAK!

 Yao Feng hemen diz çöktü. İlk defa babasını bu kadar sinirli görüyordu.

 Ancak Yao Guang Yi’nin öfkesi henüz dinmemişti.

 Meseleyi düşündükçe Wang Chong ve Wang Xiao Yao’nun yaptıklarında garip bir şeylerin olduğunu hissediyordu.

 Yao Guang Yi detaylıca yaptığı, hatta mükemmel denebilecek planının başkentteki ufak bir haylaz tarafından bozulacağını hiç düşünmemişti.

  Ma Zhou?

  O da kimdi!

 Yao Ailesi olarak bu gibi insanlara karıncalardan farksız davranırlardı. Fakat her şeye rağmen, Kral Qi ve Kral Song gibi iki kraliyet üyesinin geleceği bu gerzek haylazın hareketleriyle birlikte değişmişti!

  Haberler yayılırsa Yao Guang Yi milletin alay konusu olurdu!

 “Yao Klanı olarak daha da yükseklere ulaşabilme fırsatını bulmuşken, sen ve o aptal Ma Zhou her şeyi mahvettiniz! Bu olayın Yao Klanı’na ne kadar çok şey kaybettireceğini biliyor musun? Kral Qi’nin bu konuya ne kadar önem verdiğinden haberin var mı?! Ona başından beri her şeyin yolunda gideceğini söyleyip durdum!”

 Yao Feng ilk etapta tokat yediği için kızmıştı. Fakat bu sözleri duyduktan sonra yüzü iyice beyazladı. Vücudu titremeye ve alnından soğuk terler akmaya başladı.

 “Baba, hatalıydım. Haberim yoktu!”

 Yao Feng dehşete düşmüştü.

 Kral Qi’nin Kral Song’u alt etmek istediğini biliyordu ve bunu yapmanın en iyi yolu Kral Song’un Wang Klanı ile arasını bozmaktı.

 Yao Feng bu önemli gayenin yerine getirilmesi için yıllar boyunca uğraşılması gerektiğini düşünüyordu. Babasının planı bu kadar kısa sürede uygulamaya koyacağını düşünmemişti.

 Engin Turna Köşkü’ndeki toplantının istemeyerek de olsa babasının planını bozduğunu düşününce…

 “… Aslında tam olarak suç sende değil!”

 Oğlunun yüz ifadesini gören Yao Guang Yi’nin kalbi yumuşadı. Tek bir oğlu vardı ve bir baba olarak o da hatalıydı.

 Wang Yan’la başa çıkmak uğruna bilerek haberleri engellemiş, oğluna bile konudan bahsetmemişti. Muhtemelen Engin Turna Köşkü’ndeki adamların çoğu hala yaşananlardan bihaberdi.

 Her getirinin bir de götürüsü vardı!

 Yao Feng’e olaydan bahsetseydi, sonuç böyle olmazdı.

 Yao Guang Yi onu teselli etmeye çalışsa da Yao Feng hala kendine gelememişti. Hareketlerinin ne denli ciddi sonuçlar doğurduğunu biliyordu.

 Eğer Kral Qi onları suçlamaya kalkarsa, babası buna dayanamayabilirdi.

 “Baba, plan tamamen çöktü mü?”

 Yao Feng’in aklında Kral Qi vardı.

 Babası bu planın sorunsuz bir şekilde sonuçlanacağına dair Kral Qi’ye söz vermişti. Bu kazadan sonra ise Kral Qi’nin olaya nasıl bir tepki vereceğini kestirmek imkansızdı.

 Kral Song’un aksine, Kral Qi adamlarının yeteneksizliğine tahammül edemezdi.

 “Çökmek mi?”

 Oğlunun sözlerini duyan Yao Guang Yi soğuk soğuk sırıttı. Sinirlenmek yerine rahatlıyordu:

 “Benim kurduğum plan öyle kolay kolay çöker mi hiç? Madem Engin Turna Köşkü’ndeki görüşme başarısız oldu, o halde kendi ipimi çekmenin zamanı geldi.”

 “Ah?”

 Yao Feng bir aptal değildi ama bu sözleri duyunca şoke olmuştu. Hala bu konuda babasıyla aşık atabilecek düzeyde değildi.

……..

Çevirmen notu
1-) Kendi ipimi çekmenin zamanı geldi: Burada Sun Tze'niz yazdığı düşünülen Otuz-Altı Strateji adlı kitaptan bir alıntı var. Kendi ipini çekmek de 34. Strateji olarak karşımıza çıkıyor. Kısacası düşmanın güvenini kazanmak için kendinize zarar veriyorsunuz. Ya da güveni kazanmak uğruna bütün zararları göze alıyorsunuz.