Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

13. Bölüm Yao Guang Yi'nin Şüpheleri

Çevirmen: T4icho / Editor: T4icho

“Beceriksiz çocuk!”

 Yao Guang Yi oğlunun yüzündeki ifadeyi görünce onu azarlamadan edemedi. Çocuğun yeteneği muazzamdı ama taktik ve dünyevi bilgiler konusunda henüz Yao Klanı’nın başına geçebilecek kadar kendini geliştirememişti.

 Yao Feng muhtemelen babasının yeteneklerinin %10’una bile sahip değildi. Yao Guang Yi bu yüzden otoriteyi oğluna bırakmakta tereddüt yaşıyordu.

 “’Gerçeği saklayayım derken, onu iyice belli etmek’ diye bir söz duydun mu?”

 “Ah!”

 Diz çöken Yao Feng aniden durumu kavradı. Vücudu heyecandan tir tir titriyordu.

 Yao Guang Yi bunu görünce başını öne salladı.

 “İnsanlar Wang Yan ile kafa kafaya girmek üzere olduğumuzu gördüler; ancak bunu bizzat tasarlamış olmamız da mümkün. Kral Song’un yanından sayısız adamını aldıktan sonra, adam uçan kuştan bile şüphelenmeye başladı. Plana devam ederek kalbindeki şüphe alevlerini harladığımız sürece elbet Wang Yan’ın ihanetine kanacaktır. Bilhassa sınırda indireceğimiz o ölümcül darbe bu işi çözecektir.”

 “İhanet kabul edilebilir. Sonuçta insan denilen şey doğası gereği akıntıya kapılıp gidebiliyor. Fakat, Kral Song gibi biri kandırıldığını ve aptal yerine koyulduğunu anlayacak olursa, kim bilir nasıl bir tepki verir?”

 Yao Guang Yi’nin vücudundan sinsi bir aura yayılıyordu. Sözlerini sona erdirirken Yao Feng istemsizce titredi.

 ‘Bir kaleye saldırma fikri, rakibin zihnine saldırma fikrinden şüphesiz ki daha zayıftır’. İnsan kişiliğini ve taktiksel çözümü anlamak konusunda henüz babasına yakın bile değildi. Yao Feng bu konuda yalnızca diz çökebilir ve babasını dinleyebilirdi.

 “Wang Yan direkt bir adam ve esnek olmayan bir kişiliğe sahip. Kral Song onu yanına çağırdı ve eğer yanlış bir cevap verecek olursa, bu mesele biz elimizi bile oynatmadan nihayete erebilir.”

 Yao Guang Yi mesafeye, adeta uzaklara bakıyordu. Fakat çok geçmeden kendine geldi ve Yao Feng’i ayağa kaldırdı.

 “Kalk, endişelenmene gerek yok! Babanın sana verecek önemli bir görevi var!”

 “Nedir?”

 Yao Feng şoke oldu. Kral Song, Kral Qi ve bu plandan daha önemli ne olabilirdi ki?

 “İçimden bir his Wang Klanı’ndan gelen şu kardeşlerle ilgili bir şeylerin ters olduğunu söylüyor. Bugün yaşananlar sadece bir tesadüfse, olayı derinlemesine düşünmeye gerek yok. Lakin korkarım ki durum tam tersi.”

 Yao Guang Yi kaşlarını çatmıştı, bir ikilemle boğuşuyor gibiydi.

 “Onlar mı?”

 Yao Feng söze girmeden edemedi. Önemli görevin bu olduğunu düşünmemişti.

 “Onlar sadece küçük veletler; yoksa planınızı çözdüklerini mi düşünüyorsunuz?”

 Yao Feng duyduklarına inanamıyordu. Bilgeliğine rağmen babasının iki küçük çocuktan korkması akılalmazdı.

 “Küçük olsalar da, Engin Turna Köşkü’nde seni bayılttılar, değil mi?”

 Yao Guang Yi’nin suratında karanlık bir ifade belirdi.

 “Ama o başka bir mesele!”

 Yao Feng o küçük kızcağızın korkunç bir güce sahip olduğunu biliyordu ama o çocukların babasının zekasına rakip olabilecek kadar bilgeliğe eriştiğine inanmıyordu. Wang Yan bile bu planları görememişti.

 “Neyse, sen ne diyorsam onu yap!”

 Dedi Yao Guang Yi.

 “Tamam!”

 Yao Feng bunu reddetmek istiyordu ama bir süreliğine düşündükten sonra kabul etmeye karar verdi.

 Wang Klanı’nın büyük kardeşlerine denk değildi, dolayısıyla onlar yüzünden bazı sorunlar yaşaması normaldi. Fakat, üçüncü ve dördüncü kardeşler bile artık onu tehdit ediyordu.

 Engin Turna Köşkü’nde, onlarca insanın önünde küçük düşürülmüştü. Bu meselenin peşini bırakmayacaktı. Babası söylemese bile onlarla başa çıkmanın bir yolunu arayacaktı.

 “Umarım olay düşündüğüm gibi değildir!”

 Yao Feng’in kararını değiştirdiğini gören Yao Guang Yi’nin yüz ifadesi yumuşadı. Engin Turna Köşkü’ndeki plan başarısız olmuş olsa da, sınırdaki taktikle olayı çözeceğine inanıyordu.

 O kardeşler zeki olabilirlerdi ve belki de Engin Turna Köşkü’ndeki olayı bilerek çıkarmışlardı ama Yao Guang Yi sınırdaki meseleye bulaşabileceklerini düşünmüyordu.

 Öyle olsa bile, temkinli hareket etmek en iyisiydi. Ne olursa olsun, dikkati elden bırakmamak gerekirdi.

 “Sakın gözlerini onlardan ayırma. Bir şey olursa derhal bana haber vereceksin.”

 “Anlaşıldı!”

 Yao Feng başını salladı.

……

 Wang Yan Kral Song’un Malikanesi’ne doğru ilerleyen araçta ifadesiz ve hareketsiz bir şekilde duruyordu. Fakat kalbi karmaşıktı.

 Wang Chong’un söylediği sözler hala aklındaydı. İlk başta onun sözlerine inanmamıştı ama yaşananlar yüzünden artık çocuğun doğru söylediğini biliyordu.

 Kral Song ile son görüşmesinden bu yana uzun bir zaman geçmemiş olmasına rağmen, Kral Song onu yanına çağırmak için en önemli elçisini göndermişti. Hem de zamanlama manidardı.

 Wang Chong’un sözleri doğru çıkmıştı!

 Wang Yan onun bu olayları nasıl bildiğini anlayamıyordu ama şu anda asıl mesele bu değildi. Wang Yan’ın aklında başka bir şey vardı.

 “Acaba Kral Song beni gerçekten de Yao Guang Yi için mi çağırdı?”

 Diye düşündü Wang Yan.

 Dürüst ve direkt bir adamdı. Ne yaparsa yapsın, her daim kalbini rahat tutar ve diğerlerinin sözlerinden korkmazdı. Yao Guang Yi ile yaptıkları toplantı sıradandı ve önemli bir şey konuşmamışlardı.

 Kral Song Hanesi ile Wang Klanı arasındaki dostluk nesillere yayılmış bir dostluktu; bu yüzden Wang Yan böylesine ufak bir mesele için Kral Song’un onu çağırdığını düşünmüyordu.

 “Birazdan öğreneceğim.”

 Wang Yan derin bir nefes çekti, perdeyi araladı ve araçtan dışarı çıktı.

 Hemen yakınlarında devasa ve büyük bir saray kapısı vardı. Girişin üst kısmında ‘Kral Song Malikanesi’ yazan, altın renklerle süslenmiş bir plaka mevcuttu.

 Wang Yan sessizce yaşlı kahyayı takip ediyordu. Birlikte çiçek bahçelerinden ve koridorlardan geçerek salona girdiler.

 Ana salon boştu. Wang Yan içeri girdiğinde bir dağ kadar sessiz ve sakin oturan o figürü gördü. Yapılı figür bir soylunun doğal aurasına ve zarafetine sahipti. Kendisi Büyük Tang İmparatorluğu’nun Kral Song’uydu.

 “Bu hizmetkarınız sizi saygıyla ve sevgiyle selamlıyor, Kral Song!”

 Wang Yan ileri adım attı ve tek dizinin üstüne çöktü. Net sesi koca salonda yankılanıyordu.

 Ana salonda Kral Song’un dışında kimse yoktu. Gölgelerde oturan adam hiç hareket etmiyordu. Kim bilir ne zamandır buradaydı…

 Kral Song uzun bir süre boyunca cevap vermedi. Dolayısıyla Wang Yan istemsizce başını kaldırıp ona bakmıştı. Nedendir bilinmez, ancak Kral Song sıkıntılı görünüyordu.

 “Oh, Wang Yan. Geldin demek.”

 Kral Song aniden kendine geldi; Wang Yan’ın içeri girdiğini yeni fark etmiş gibiydi.

 Wang Yan’ın yüzü istemsizce de olsa ekşidi. Görünüşe göre bugün Kral Song’un kafası çok doluydu.

 “Evet! Majesteleri, beni mi arıyordunuz?” Wang Yan sordu.

 Ana salon sessizdi. Kral Song konuşmuyordu ve Wang Yan sessizce ondan gelecek sözleri bekliyordu. Dürüst olmak gerekirse, şimdiye kadar Wang Yan neden buraya çağrıldığını anlayamamıştı!

 “Duyduğuma göre… Engin Turna Köşkü’nde Yao Guang Yi ile bir yemeğe çağrılmışsın?”

 Kral Song biraz tereddüt ettikten sonra konuştu. Bu sözler adeta ondan büyük bir güç götürmüş ve adamın sesi bile ağırlaşmıştı.

 Boom!

 Kral Song’un sözleri Wang Yan’ın aklına düşen bir meteordan farksızdı.

 Yao Guang Yi!

 Wang Yan oğlunun sözlerine inanmamıştı. Fakat gelin görün ki, buraya çağrılmasının asıl sebebi, Wang Chong’un da tahmin ettiği üzere Yao Guang Yi’ydi!

  Wang Yan’a göre bu yalnızca sıradan bir toplantıydı, Yao Guang Yi ile önemli bir şey konuşmamışlardı. Üstelik, Wang Klanı nesillerdir Kral Song Hanesi’ne sadıktı; dolayısıyla Wang Yan böyle bir toplantı yüzünden sadakatinin sınanacağını düşünmüyordu.

 Fakat, gerçek bundan tamamen farklıydı. Oğlu haklı çıkmıştı ve Kral Song onun sadakatinden şüphe ediyordu.

Wang Yan’ın kalbine bir ağırlık çöktü.

 “Evet!”

 Wang Yan tereddüt etmeden cevapladı. Bu tavrıyla herhangi bir suç işlemediğini ve saklayacak bir şeyi olmadığını gösteriyordu.

 “Peki o halde… Ne konuştunuz?” Kral Song yine tereddüt ederek sordu. Ses tonu garipti.

 Wang Yan bunları duyunca iyice gerildi.

 İkinci konu!

 Bu, Wang Chong’un haklı çıktığı ikinci konuydu! Wang Yan’ın kalbinde karmaşık duygular oynuyordu. Üçüncü oğluna dair izlenimi, bugüne kadar onun işe yaramaz ve vefasız bir oğul olduğu yönündeydi. Dolayısıyla Engin Turna Köşkü’ndeki sözlerine tamamen saçmalık gözüyle bakmıştı.

 Fakat, artık aynı izlenimi geçerli değildi.

 “Yao Guang Yi beni kendi tarafına çekmeye çalıştı ama teklifini reddettim!”

 Dedi Wang Yan.

 Normal koşullarda asla böyle bir cevap vermezdi. Fakat, Kral Song’un sadakatinden şüphelendiğini anlayınca başka çaresi kalmamıştı.

 Huuu!

 Rahat bir nefesin sesi duyuldu. Gergin atmosfer Wang Yan’ın sözleriyle birlikte eriyip kayboluyordu. Adeta gerilmiş bir yay sonunda serbest kalmıştı.

 “Demek öyleydi.

 Kral Song’un rahatlayan ses tonunu duyan Wang Yan da bir nefes çekti.

 “Aslında, bu konuyu Majesteleri’ne bildirmiştim.”

 Wang Yan hemen aklına gelen şeyi söyledi.

 “Oh?”

 Ana salondaki Kral Song’un yapılı figürü aniden ayağa fırladı. İlk defa şaşırmıştı. “Bana önceden haber mi gönderdin?”

 “Direkt olarak haber verdiğim söylenemez, ancak bir mektup yazmıştım. Mantıken o mektubun şimdiye dek buraya gelmiş olması gerekirdi. Yoksa Majesteleri onu okumadı mı?”

 Wang Yan Kral Song’dan daha çok şaşırmıştı. Wang Chong’un yemek sırasında ‘en azından Kral Song’a önceden haber verelim’ sözünü duyan Wang Yan, buna gerek olmadığını düşünse bile her ihtimale karşı bir mektup yazmıştı.

 Fakat, mektubun Kral Song’a ulaşmadığını bilmiyordu.

 “Kahya Zheng, bir bak bakalım.”

 Kral Song’un yüzü ekşidi. İlk defa durumda bir gariplik olduğunu hissediyordu.

 Güçlü bir auraya sahip olan yaşlı kahya yola çıktı. Kaşla göz arasında geri döndü ve Kral Song’un yanına gelerek ona birkaç kelime fısıldadı.

 Wang Yan söylenen sözleri duyamıyor olsa da, Kral Song’un iyice sakinleşen ve nazikleşen yüzünü görünce rahatlamıştı. Wang Chong’un sözlerine kulak vererek bir mektup yazdığı için mutluydu.

 Aksi halde, durumu açıklamak hiç de kolay olmayacaktı.

 “Mektup meselesi doğruymuş. Fakat son zamanlarda meşgul olduğum için okumayı unutmuşum. Kusuruma bakma.”

 Kral Song gülümsedi.

 “Hehe, neyse bu konuyu bir kenara bırakalım; bir general sık sık başkente gelemiyor. Uzun zamandır toplanmamıştık, bu yüzden kahyadan seni buraya getirmesini istedim. Kampta durumlar nasıl?”

 Kral Song ses tonunu yumuşatarak ordu kampından bahsetti. Konuştuğu sırada oturduğu yerden kalktı ve aşağı indi. Orta yaşlı, hükümdar aurasına sahip bir adamdı.

 Suratında nazik ve keyifli bir ifade taşıyordu, sanki hiçbir şey olmamış gibiydi.

 “Majesteleri’nin lütfu sayesinde her şey yolunda!”

 Wang Yan ise tipik bir ordu adamıydı. Kral Song’un sınır meselelerinden bahsettiğini duyunca bildiği her şeyi anlatmaya başladı. Ortam iyice düzeliyordu.

 Kral Song Hanesi ve Wang Klanı nesillerdir süren bir dostluğa sahipti ve ilginç bir mesele açılınca kahkaha atmaya başladılar.

 Wang Yan ancak dört saat sonra oradan çıkabildi.

…….