Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

14. Bölüm Lu Ting'in Sözleri

Çevirmen: Hadeschan / Editor: T4icho

Soğuk rüzgar, Kral Song Malikanesi’nden çıkan Wang Yan’ın yüzüne esiyordu. Rüzgar gibi onun da kalbi hiç sakin değildi.

 Wang Chong’un sözleri aklında büyük bir fırtınanın patlak vermesine yol açmıştı.

 Üçüncü oğluna bu konuda haksızlık yaptığını kabul etmeliydi. ‘Hanedanlıklar, bir insanın doğasından daha hızlı değişir’, Wang Yan vefasız oğlunun hiçbir zaman değişmeyeceğini ve sürekli sorun çıkaracağını düşünüyordu.

 Ancak oğlu olmasaydı, Wang Yan karşı tarafla yaptığı toplantı nedeniyle Kral Song’un şüphelendiğini anlayamazdı.

 Kendisi tipik bir ordu adamıydı ama aptal değildi. Yıllardır Kral Song’un yanında olan biri için yapılacak en kötü şey, onun önündeyken yanlış sözleri söylemekti.

 Aralarındaki nesiller boyunca süregelen dostluğu sadece birkaç sözle altüst edecek olursa, bu günahından asla kurtulamazdı.

 Yine de Wang Yan, oğlunun söylediği o sözlere inanamıyordu.

 “Bu nasıl olur? Yao Guang Yi beni tuzağa düşürmeye mi çalışıyordu?”

 Wang Yan başını kaldırarak göklere baktı ve iç geçirdi. Wang Chong’a göre Yao Guang Yi onlara zarar vermek istiyordu, ancak Wang Yan hala buna inanmakta güçlük çekiyordu.

 Yao Guang Yi ile sadece sıradan bir görüşme yapmış ve birkaç kadeh içmişlerdi. Doğru düzgün konuşmamış olmalarına rağmen, bu adam ona nasıl zarar verebilirdi?

 Yoksa sırf buluşma ayarlayarak ve birkaç kadeh içerek mi zarar vermeye çalışıyordu?

 Bu hiç de mantıklı değildi.

 Wang Yan başını iki yana salladı, bu mesele onu yoruyordu. Tam konu üzerinde düşündüğü sırada sokaktan sesler geldi.

 Wang Yan başını kaldırdı ve simsiyah bir atın ona doğru geldiğini gördü.

 “General Wang Yan?”

 Atın sırtında, arkasında bir bayrağın dalgalandığı bir general oturuyordu.

 “Evet! Ne oldu?”

 Wang Yan gözlerini kısarak ona baktı.

 “General, Ordu Personeli Bürosu’ndan gelen fermana göre derhal kampa geri döneceksiniz!”

 Siyah bıyıklı generalin suratında kayıtsız bir ifade vardı. Bileğini büktüğü gibi Wang Yan’a kırmızı bir nişan fırlattı. Ardından, hiçbir şey söylemeden atını çevirdi ve dört nala yola koyuldu. Nallardan çıkan ses kısa bir süre sonra kayboldu.

 Kızıl nişanı yakalayan Wang Yan ona baktı. Üstünde ‘Ateş’ yazıyordu ve bu sembol Wang Yan’ın yüzünü anında değiştirmişti.

 Ordu emirlerine karşı gelemezdi. ‘Ateş’ yazısı söz konusu durumun çok ciddi olduğunu ve nişanı alır almaz derhal kampa gitmesi gerektiğini simgeliyordu.

 “Üçüncü konu!”

 Wang Yan adeta yıldırım çarpmışçasına titriyordu.

 Kral Song ile henüz buluşmuştu ve malikaneden çıkar çıkmaz Büro’nun fermanı ona ulaşmıştı. Bu zamanlama… Tam da Wang Chong’un sözünü ettiği gibiydi.

 Gerçek gibi gelmiyordu!

 Wang Chong bunu nasıl öğrenmiş olabilirdi?

 Wang Yan’ın şüpheleri gitgide ateşleniyordu. Yao Guang Yi ve Wang Chong… Aralarındaki meselede açık olmayan sayısız sır vardı.

 “Geriye sadece tek bir şey kaldı…”

 Wang Yan oğlunun ‘Huların işgalinde 25 kilometre geri çekil’ sözünü hatırladı. Hular yıllardır Wang Yan’ın görev yaptığı sınır bölgesine saldırmıyordu.

 Wang Yan oğlunun neden bu konuda ısrarcı olduğunu anlayamıyordu. Nasıl düşünürse düşünsün, olay çok mantıksız geliyordu. Geçmişte bu sözleri duysaydı belki de onları ciddiye almazdı. Fakat artık oğlunun sözlerini ciddiye almak zorundaydı.

 “Sınıra ulaşınca her şey açığa çıkacak!”

 Nişanı cebine koyduktan sonra yürümeye başladı. Wang Klanı’nın Malikanesi’ne değil, direkt olarak ordu kampına gidiyordu.

 “Zheng Yuan Kral Qi’nin tarafına geçmiş!”

 Wang Yan gittikten sonra hala malikanede olan Kral Song’un yüzü öfkeden kıpkırmızı kesilmişti. Kral Song Wang Yan’la yaptığı konuşmada tam olarak dürüst davranmış değildi. Aslında, Wang Yan’ın gönderdiği mektup Kral Song Malikanesi’ne hiç ulaşmamıştı.

 Fakat, mektubun Kral Song Malikanesi’ne gönderildiği kesindi.

 “Bir hain daha!”

 Yaşlı kahyanın yüz ifadesi de pek iyi değildi. Wang Yan’ın mektubu gönderildikten sonra, Kral Song’un adamlarından Zheng Yuan, onu almıştı. Bu süreçte Kral Song’a ihanet eden insanların sayısı hiç de az değildi ve Zheng Yuan’ın da bir hain olduğuna şüphe yoktu.

 “Kahrolası adamlar! Hepsine iyi davranmama rağmen şu yaptıklarına bak!”

 Kral Song yumruklarını sıktı ve yüzünde nefret dolu bir ifade belirdi. Şüpheci bir insan değildi ama Kral Qi sürekli adamlarını kendi tarafına çekmeye çalışıyordu.

 İşlerin Kral Qi’nin lehine ilerlediğini gören herkes ihanet ediyordu. Böyle bir durumda Kral Song’un adamlarından şüphe etmekten başka çaresi yoktu.

 “Sadakatine rağmen Wang Yan’a karşı sergilediğim tavır hoş değildi.”

 Kral Song kendini suçlu hissediyordu.

 “Majesteleri, kendinizi suçlamanıza gerek yok. Yao Guang Yi Kral Qi’nin en güvendiği adamlardan biridir ve Wang Yan’ın onunla gizlice buluşması, hele ki bu zamanlarda, oldukça şüphe çeken bir davranıştı. Fakat, henüz Wang Klanı’nın tamamen masum olduğunu düşünmek için çok erken. Wang ve Yao Klanları’nın çocukları köşkte bir sorun yaşamış olabilirler, ancak aralarındak ittifakı gizlemek için böyle bir ‘oyun’ düzenlemiş olmaları da gayet mümkün! Majesteleri, Zhou Chang meselesini unutmamanızı öneriyorum.”

 Yaşlı kahya konuştu.

 Pat!

 Bu sözleri duyan Kral Song’un yüzü iyice karardı. Zhou Chang meselesi önceki imparatorun döneminde gerçekleşmişti. Bu olay yüzünden kraliyet çevresindeki çoğu görevli rütbelerini yitirmişti. Hatta, Kral Song’un babası bile suçlanmış ve üç ay boyunca İmparatorluk Hapishanesi’ne kapatılmıştı.

 O olay yüzünden neredeyse Kral Song neredeyse soyluluğunu bile yitirmekle yüzleşmişti!

 Dolayısıyla, o konuyu istese de unutamıyordu.

 “Ne demeye çalışıyorsun…”

 Kral Song’un yüzü kasıldı. Ekşiyen suratında düşünceli bir ifade vardı.

 “Hizmetkarınız bir şey kastetmeye çalışmıyor. Majesteleri, siz gönlü bol bir insansınız ve eğer Wang Klanı gerçekten sadıksa, bu durum bizi memnun eder. Fakat, onlara karşı temkinli olmakta fayda var. Sonuçta, bazen insan kalbini anlamak mümkün olmuyor. Eğer Wang Klanı bu konuda gerçekten de suçsuzsa, onlara gerekli karşılığı vererek görevinizi yerine getirebilirsiniz. Ancak, henüz karar vermek için çok erken.”

 Yaşlı kahya durumu yorumladı.

 Kral Song cömert bir adamdı ama Kral Song Hanesi’nin kahyası olarak nesillerdir buraya hizmet ediyordu. Kraliyet çevresinde sayısız taktik ve alçak plan görmüştü.

 Arkadaşlıklar sonsuza kadar sürmezdi, sadece çıkar ilişkileri devam ederdi. Kahyanın asıl önem verdiği şey Kral Song’un çıkarlarıydı.

 “Hehe, gerçeği görmek çok da zor olmasa gerek?”

 Sessizliğin ardından Kral Song aniden güldü.

 “Majesteleri, yoksa Akademisyen Lu’dan mı bahsediyorsunuz?”

 Yaşlı kahya hemen konuştu.

 “En, Akademisyen Lu da Bao Xuan ile birlikte Engin Turna Köşkü’ne gitmemiş miydi? Onu dinledikten sonra gerçeğin farkına varacağımıza eminim.”

  Kral Song ciddiyet başını sallarken yüzünde saygı dolu bir ifade belirdi. Lu Ting’in dışarıda beklediğini haber almıştı.

  “Saygılar ve selamlar.”

 Bir süre sonra içeriye bir figür girdi. Beyaz bir bilginin cübbesine bürünmüş olan Lu Ting saygıyla eğildi ve ana salonun üst kısmında oturan Kral Song’a baktı.

 “Akademisyen Lu, duyduğum kadarıyla sen de köşke gitmişsin?”

 Kral Song sordu. Kraliyet çevresinde şüphe duymayacağı bir insan varsa, o kesinlikle Lu Ting’di. Bunun sebebi Lu Ting’in dürüst, doğrucu ya da ihanet karşıtı bir adam olması değildi.

 Zamanında, Lu Ting onun hayatını kurtarmıştı.

 O zamanlar Kral Song ciddi bir statü sahibi değildi ve şimdiki kadar büyük bir gücü de yoktu. Bir kaza eseri bir isyan planlamakla suçlanmıştı.

 O zamanlar Dük Jiu, Türk Kağanları’yla mücadele etmek için sınırlara gönderilmişti. Savaş yoğundu ve diğer meselelere zaman ayıramıyordu. Öte yandan, kraliyet çevresinde olaydan etkilenmekten korktukları için kimse Kral Song adına konuşmuyordu.

 Fakat, daha yeni yeni bir akademisyen olan Lu Ting, yeni imparatoru kızdırmayı ve isyankarlardan biri olarak damga yemeyi göze alarak öne çıkmış ve imparatoru ikna etmeye çalışmıştı.

 Yeni imparatoru Arka Saray’a kadar takip ettikten sonra, samimiyetini ve doğruluğunu kanıtlamak için başını tekrar tekrar taştan sütunlara vurarak neredeyse kendi canını almaya kalkmıştı.

  Lu Ting’in bu ısrarcı tavırları ve bu mesele uğruna kendi hayatını dahi yok sayması yüzünden etkilenen İmparator, meseleye büyük önem vererek bir kez daha yargıya başvurmuş ve böylece Kral Song’un suçsuzluğu kanıtlanmıştı.

 Bu olay Arka Saray’da gerçekleştiği için çoğu insanın durumdan haberi yoktu. Ayrıca, Lu Ting’in itibar kazanmak gibi bir gayesi olmadığı için kimseye bu olayı anlatarak hava atmamıştı. Hatta, bu konuyu sadece Kral Song ve yeni imparator biliyordu.

  Böylece Kral Song, takip eden günlerde Lu Ting’e saygı duymuş ve onun tavsiyelerini sık sık dinler olmuştu.

 “En, Bao Xuan beni davet etmişti. Oraya gitmekle kalmadım, olaya şahit de oldum. Majesteleri, bana sormasanız bile yaşananları anlatacaktım.”

 Lu Ting gülümsedi.

 “Oh? Anlat bakalım.”

 Aniden gözleri bir ışıltı beliren Kral Song meraklanmıştı.

 Lu Ting’i iyi tanıyordu ve doğrucu bir akademisyenin bu konuya ilgi göstermesi, yaşanan meselenin sıradan olmadığını net bir şekilde belli ediyordu.

 “Majesteleri, Wang kardeşlerin ve Yao gongzinin köşkte bir çatışma yaşadığını biliyorsunuz, değil mi?”

 Lu Ting güldü.

 “En, biliyorum. Fakat detaylara vakıf değilim. Yoksa bilmem gereken önemli bir ayrıntı mı var?”

 Kral Song meraklıydı.

 İlk başta Lu Ting’i sadece Yao Guang Yi ve Wang Yan arasındaki olay için çağırmıştı. Fakat, Lu Ting’in çocuklardan bahsettiğini duyunca ilk amacını unutmuştu.

 Lu Ting hiçbir şey gizlemeden, duyduğu ve gördüğü her şeyi teker teker anlattı. Bilhassa Wang Chong ve Bao Xuan arasında geçen konuşmaya dikkatleri çekti.

 Öte yandan Kral Song’un asıl endişelendiği konu olan Wang Yan meselesini sadece yüzeysel olarak açıkladı.

 Kral Song ilk başlarda olaya pek dikkat etmiyor ve sadece merakını gidermeye çalışıyordu. Fakat zamanla hikayeye tamamen kendini kaptırmıştı.

 “Yani diyorsun ki, Bao Xuan da bana ihanet etti.”

 Kral Song’un yüzü karardı. Wang Yan’ın olayını sormak istiyordu ama arada Bao Xuan’ın ona ihanet ettiğini öğrenmişti. Bu da Kral Song’a indirilen darbelerden biriydi.

 “Hehe, aslında Majesteleri’nin Bao Xuan konusunda endişelenmesine gerek yok. Bao Xuan size ihanet eden ilk kişi değildi ve son kişi de olmayacak. Durum böyle olduğuna göre, kafaya takmanıza ne gerek var ki?”

 Lu Ting gülümsedi. Kral Song kadar kaygılı değildi.

 “Ağaç düşünce maymunlar etrafa dağılır. Gidecek olan elbet gider, onları durdurmaya çalışmak manasızdır. Öte yandan, ayrılmayan ve burada kalanlar sonuna kadar daimi kalacaktır.”

 “Kral Qi’yi seçenler burada kalmış olsalar dahi sizin için bir tehdit arz edeceklerdi. Bunu biliyorsunuz, peki neden gitmelerine izin vermiyoruz ki? Wang Klanı’nın Üçüncü Genç Efendisi’nin söylediği gibi, ‘Son gülen iyi güler’. Mücadele henüz sona ermedi, neden cesaretinizi yitiriyorsunuz? Buraya gelirken size söylemek istediğim sözlerden en önemlileri bunlardı.

 “Yanınızda çok sayıda adama sahip olsanız da, bana kalırsa, sahip oldukları tecrübe ve dünya görüşleriyle on beş yaşındaki Wang Chong’un tırnağı bile olamazlar.”

 Kral Song bu sözleri duyunca gülmeden edemedi. Demin suratı kasılan kahya bile rahatlamıştı. Nasıl olduğu bilinmez, ancak hiç tanışmadıkları bu genç adamın onlara karşı hissettiği iyi niyeti anlayabiliyorlardı.

 “’Son gülen iyi güler’ demek… Heh, iyi söz! Akademisyen Lu, haklısın. Sadece Bao Xuan ve diğerleri değil, ben bile bu genç adamın dengi olmaktan uzağım. Wang Yan iyi bir oğul yetiştirmiş!”

 Kral Song gülümsedi. Hiç tanışmasa da, on beş yaşındaki bu olağanüstü adama karşı olan ilk izlenimi tek kelimeyle muazzamdı. Böyle bir durumda, ihanetlerle cebelleşirken, yetişkinlikten uzakmış gibi görünen bu genç adamın sözleri onu biraz rahatlatmıştı.

Lu Ting de Kral Song’un gülümsediğini görünce rahat bir nefes aldı. Yıllardır ona hizmet ettiği için şu anda ne denli zor bir süreçten geçtiğini biliyordu. Bu zorlu zamanlardan alnının akıyla çıkacağını umuyordu.

 “Heheh, genç adamdan bahsederken gözlerin ışıldıyordu. Lord Lu, bu çocuğu sevmiş gibisin?”

 Kral Song gülümsedi.

 “Aynen öyle?”

 Lu Ting hemen başını salladı.

 “Wang Chong’un yaşlarında böyle bilgiye ve açık bir zihne sahip olan insan sayısı çok azdır. Geleceğinin parlak ve sınırlardan yoksun olacağına eminim. Belki de kraliyet çevresindeki en güçlü görevlilerden biri olur. Wang ve Kral Song arasındaki ilişkiyi düşünecek olursak, bu genç adamın yükselişi sizin de işinize yarayacaktır. Mutlu olmak için bir sebep daha, yanlış mıyım?”

 “Lord Lu, Wang kardeşler sizi bu kadar etkiledi mi?”

 Kral Song’un yüzü ekşidi. Lu Ting’in sözleri onu şaşırtmıştı.

 “Majesteleri, eğer Wang Chong sadece Bao Xuan’ın foyasını ortaya çıkarmış olsaydı, ona sadece ‘zeki bir çocuk’ diyebilirdim. Bu tür yetenekler de yaygın değil ama başkentte böylelerini bulmak pek de zor sayılmaz. Üstelik, bu olay yaşanmasa bile Majesteleri’nin Bao Xuan’dan şüpheleneceğine emindim.”

 Dedi Lu Ting.

 “Yani başka bir sebebi var?”

 Kral Song’un yüzü ekşidi.

 “Dışarıdan bakıldığında, Wang kardeşler Ma Zhou’yla ilgili bir meseleden ötürü köşke dalarak, tesadüf eseri Yao Guang Yi ve Wang Yan arasındaki toplantıyı sekteye uğratmış gibi görünüyorlar. Fakat neden olduğunu bilmesem de, içimden bir his bana bu meselenin dışarıdan göründüğü kadar basit olmadığını söylüyor.”

 Lu Ting biraz tereddüt ettikten sonra sözlerini bitirdi.

 “Ne?!”

 Kral Song şaşkındı. O kaskatı yaşlı kahyanın bile şaşkınlığını gizleyemediğini söylemek gerekirdi. Lu Ting bunu ulu orta söylememiş olsa da, kardeşlerin bilerek ve farkında olarak o görüşmeye bulaştığını ima ediyordu. Ve eğer bu iması doğruysa, işte o vakit durum tamamen değişirdi.

 Eğer öyleyse… Lu Ting’in Wang Chong için söyledikleri az bile kalırdı!

 “Akademisyen Lu, sana bunları düşündürten şey nedir?”

 Kral Song ayağa kalktı ve ciddiyetle sordu. Lu Ting bu meseleyi açınca, Kral Song olaya çocukların arasındaki bir ‘oyun’ gibi bakmıştı. Fakat artık olayın rengi tamamen değişmiş durumdaydı.

……