Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

15. Bölüm Turnayı Gözünden Vurma Fırsatı

Çevirmen: T4icho / Editor: T4icho

 

 “Tam olarak açıklayamıyorum, sadece içimden bir his bunu söylüyor. Buraya gelmeden önce Wang kardeşler ile ilgili bir araştırma yaptım ve öğrendiğim kadarıyla Wang Chong’un başkentteki itibarı hiç de hoş değilmiş. Kendisi başkentteki züppelerden biri olarak yaşamını sürdüren, ahlaki olmayan davranışlarda bulunan bir çocuğa benziyor. Hatta söylentilere göre kısa bir süre önce bir köylüye tecavüz bile etmiş. Eğer bütün bunlar doğruysa, o halde meseleyi büyütmeye gerek olmaz. Fakat, onunla yaptığım konuşmadan aldığım izlenim bu söylentileri tamamen boşa çıkaracak nitelikteydi.”

 “Ayrıca Wang Yan’ın direkt bir adam olduğunu herkes biliyor. Majesteleri, bunu siz de çok iyi biliyorsunuz. Kendisi bir ordu subayı ve politika konusunda ciddi manada yetenekli olduğu söylenemez. Hatta, politikaya karşı tamamen kayıtsız olduğunu bile ifade etmek mümkün. Aksi halde, böyle bir zamanda Yao Guang Yi ile buluşmaya gitmezdi. Hizmetkarınıza göre, kendisi bu meselede ‘Kullanılan’ taraftı.”

 “Direkt bir kişiliği olduğu için bu tarz meselelerin derinlerine inemiyor ama Wang kardeşler konuya vakıf gibi duruyorlar. Engin Turna Köşkü’ndeki mesele ilk bakışta yalnızca Yao Feng ile ilgiliymiş gibi görünüyor olsa da, her nasılsa içimden bir his bana, kardeşlerin oraya babaları için gittiğini söylüyor. Yao Guang Yi politik taktikleriyle tanınan bir adam olarak iki çocuğun planlarını bozacağını düşünmemiş olsa gerek. Tabii bütün bunlar tarafımca yürütülen birkaç varsayımdan ibaret; henüz olayın gerçek yüzüne hakim değilim.”

 Dedi Lu Ting.

 Ana salondan çıt çıkmıyordu. Kral Song ilk defa kasvetli bir ifade takınmıştı.

 Lu Ting’in söyledikleri sadece varsayımlardan ve güdülerden ibaretti ama Kral Song onu iyi tanıyordu. Kendine güvenmediği takdirde böyle bir meseleden asla bahsetmezdi.

 Fakat Yao Guang Yi de etkileyici bir adamdı.

 İki çocuğun o yaşlı tilkinin planını bozması…

 Hiç de mümkün görünmüyordu!

 Kral Song ve yaşlı kahya birbirine baktı. Efendi ve hizmetkar birbirinin yüzlerindeki şaşkınlık dolu ifadeyi görebiliyordu. Söylenenler doğruysa, o halde Wang kardeşlerin insan olduğundan bile şüphe etmek gerekirdi!

  “…Majesteleri, Yao Guang Yi’nin planını görmüş olsun ya da olmasın, Wang Chong’un akabinde sarf ettiği ‘Son gülen iyi güler’ sözleri, bana kalırsa size yönelikti. Olayın içindeki insanların kayıtsız kaldığı bir gerçeğin farkında olan bir genç adam… Zekasıyla, tecrübesiyle, davranışları ve bilgisiyle sıradan stratejistlerin bile aşık atamayacağı bir gençten bahsediyoruz. Üstelik kendisi henüz on beş yaşında!”

 Lu Ting etkilenmişti.

 Nihayetinde, genç adama dair neden bu kadar muazzam fikirlere sahip olduğunu söylemişti. Çünkü bu genç adam gerçekten de fazlasıyla gençti!

 Kral Song onu dinledikten sonra bir süreliğine sessiz kaldı. Şoke olduğunu kabul etmek zorundaydı. Song ve Wang yakın bağlara sahip klanlardı ama Wang Yan Dük Jiu’nun tek tohumu değildi.

  Kral Song’un onca meseleyle uğraşırken genç bir dehanın farkına varması pek mümkün görünmüyordu. Fakat, eğer çocuk Lu Ting’in söylediği kadar yetenekliyse, o halde Kral Song onu görmezden gelemezdi.

 “Lord Lu, Wang Klanı’ndaki çocukla görüşmemi mi istiyorsun?”

 Kral Song uzunca bir aradan sonra başını kaldırdı.

 İlk başta Lu Ting’i sadece Wang Yan’ın sadakatini sorgulamak için çağırmıştı. Fakat artık bu mesele önemli değildi. Şüphe yok ki Lu Ting bu konuda Wang Yan’ın arkasında duruyor ve onun masum olduğunu düşünüyordu.

 “Buna gerek yok.”

 Beklentilerin aksine, Lu Ting başını iki yana salladı.

 “Majesteleri, Dük Jiu’nun yakın zamanda yetmişinci doğum gününü kutlayacağını ne çabuk unuttunuz? İşte o vakit geldiğinde, Wang Klanı’nın bütün üyeleri toplanacak. Majesteleri bu fırsatı kullanarak Wang Chong ile buluşabilir. Sonuçta bunlar sadece benim varsayımlarım ve henüz gerçeği ortaya çıkarmaktan uzağız.”

 “Pekala.”

 Kral Song gülümsedi.

 “Lord Lu’nun birinden bu kadar etkilendiğini her gün görmüyoruz. Üstelik, genç adamın sözlerine hayran olmamak elde değil. ‘Son gülen iyi güler’. Kahya Zheng, depodan birkaç eşya hazırla ve onları Wang Yan’ın malikanesine gönder.”

 “Anlaşıldı, hizmetkarınız derhal yola koyulacak!”

 Yaşlı kahya doğrularak saygıyla konuştu.

 “Dur biraz!”

 Nedendir bilinmez, ancak Kral Song’un aklına bir şey gelmiş ve bir anlığına tereddüt ettikten sonra eklemişti. “Saat geç oldu, acele etmeye gerek yok. Yarın gönderirsin.”

 Lu Ting onun gözlerinde beliren şüpheyi görünce iç geçirdi. Kral Song’un henüz Wang Yan’ın sadakatinden tam anlamıyla emin olmadığını görebiliyordu. Yine de artık bir söz söylemeye gerek yoktu.

 ‘Bir atın dayanıklılığı yalnızca uzun bir yolculuktan sonra anlaşılabilir ve bir insanın kalbini sadece zamanla tanıyabilirsin’, Wang Yan’ın ona ihanet edip etmediğini, Wang Klanı’nın Kral Qi’nin tarafına geçip geçmediğini ve Engin Turna Köşkü’nde yaşananları… Sadece zaman ortaya çıkarabilirdi.

 “… Bao Xuan ve Zheng Yuan konusunda ise… Onlara verdiğim onca şeye rağmen böyle bir zamanda beni sırtımdan bıçakladılar. Minnet nedir bilmeyen bu asalakları cezalandırmazsam öfkemden kurtulabileceğimi sanmıyorum! Belki Kral Qi’yle başa çıkamıyorum ama Bao Xuan ve Zheng Yuan gibi iki insan müsveddesinin hakkından gelmeye pekala gücüm var!”

 “Lingnan ve Mobei birkaç akademisyen istiyordu, değil mi? O vakit söyleyin onlara, ölecekleri güne dek o kahrolası yerden çıkmayacaklar!”

 Kral Song’un gözlerinde hiddet dolu bakışlar vardı.

 Kraliyet çevresi tehlikelerle doluydu. İçinde olanlar adeta ince bir buz tabakasının üstünde duruyordu; ağzınızdan çıkacak tek bir kelimeyle ölüm ve yaşam arasında gidip gelebiliyordunuz… Bu söylentiler gerçekti. Kral Song’un destekçileri onu ‘terk ediyor’ olsalar da, Kral Song henüz onlarla başa çıkamayacak kadar güçsüzleşmemişti.

  Dikkat çekmeyen ve sürekli duran bir aslana hasta bir kedi muamelesi yapılırdı. Geçmişte Kral Song çok cömert ve nazik olduğu için insanlar ona ihanet etmeye cüret edebiliyordu.

 Fakat Kral Song artık o nazik tavrını bir kenara bırakacaktı.

  Bir fırça aldı ve bir bildiri yazdı. Birkaç fırça darbesiyle Bao Xuan ve Zheng Yuan’ın kaderlerini anında mühürlemişti.

 Fakat bu kez kimse ona bir şey diyemiyordu. Muhtemelen Kral Qi bile bu konuya müdahale edemezdi. Sonuçta sırf Bao Xuan ve Zheng Yuan için Kral Song ile kafa kafaya çarpışacak bir adam değildi.

 Politik dünya böyleydi, kan gövdeyi götürüyordu!

…….

 Araç titredi!

 Wang Chong Kral Song Malikanesi’nde neler olduğunu bilmiyor, zaten buna çok da önem vermiyordu. Eve doğru gittikleri esnada aklında başka bir konu vardı.

 Babasına yardım etmek için elinden geleni yapmıştı. Çok geçmeden Yao Guang Yi ordusuyla birlikte yola çıkacak ve babasının sorumlu olduğu bölgeye giriş yapacaktı. İşte o vakit Wang Yan durumu hemen anlayacaktı.

 Şu anda Wang Chong’un planın ikinci kısmına başlaması gerekiyordu.

 ‘Adil bir dava sayısız destekle kutsanırken, haksız bir davaya gönül verecek insan nadiren bulunur’. Engin Turna Köşkü’ndeki durum bunu gösteriyordu. Küçük kardeşi olağanüstü bir güce sahip olsa da, Yao Hanesi’ndeki üstatlar onu ziyadesiyle zorlamıştı.

 O durumda Wang Yan’ın geçmiş hayatında edindiği tecrübeler kritik bir rol oynamıştı. Eğer geçmişte yetersiz bir orduya sahip olmasaydı, öyle trajik bir yenilgi de almazdı.

 Bu hayatında Wang Klanı’nın ve Büyük Tang’ın kaderini değiştirmek istiyorsa, Yao Feng gibi olmalıydı. Kendi itibarını inşa ederek, takipçiler kazanmalıydı.

 Kişi yalnızca büyük bir güç ve çok sayıda takipçiyle, halihazırda sayısız tehlikeyle çevrili olan bir imparatorun gidişatını değiştirebilirdi!

 Fakat, bunu başarmak için öncelikle finansal gücünü artırması, bir ülkeye rakip olacak bir servet kazanması gerekiyordu!

 ‘Dünyayı döndüren şey paradır’. Kişi ne kadar yetenekliyse, bir o kadar kibirli olması kaçınılmazdı. Yetersiz çıkarın söz konusu olduğu bir durumda, kim bir başkasına hizmet etmeyi kabul ederdi ki?

 Ayrıca Wang Chong, sadece on beş yaşında olan bir çocuktu!

 İyi de böyle bir çocuk, nasıl büyük bir servet kazanabilirdi?

 Aracın içinde oturan Wang Chong’un yüzü ekşidi.

 Wang Klanı zengin değildi ve onlara büyük bir servet kazandırabilecek bir işletmeye de sahip değillerdi. Yani bu konuda ailesine bel bağlayamazdı.

 Yalnızdı!

 “Bir yolu olmalı, bir yolu olmalı!”

 Wang Chong parmağını aracın camlarına tıklatırken düşünmeye başladı. Geçmiş hayatına dönerek, ona fırsat sağlayabilecek potansiyel seçenekler üzerine odaklandı.

 Geçmiş hayatındaki tecrübelerine sahip olduğu için şanslıydı. Bu açıdan kimsenin umut edemeyeceği bir avantaja sahipti.

 “Buldum!”

 Wang Chong aniden bir şeyi hatırlayınca keyiflendi:

 “Bulat çeliği! Tabii ya, Bulat çeliği!”

  Kasvetli modundan kurtulan Wang Chong’un keyfi yerindeydi.

 ‘Bulat çeliği’ üstünde damga izlerinin olduğu değerli bir metaldi. Bu çelikten yapılan kılıçların yüzeyi akan suyu andırır ve muazzam bir görüntü yaratırdı. Metal çeşitleri arasından Bulat çeliği şüphesiz ki silah yapımı için en iyi metaldi! Bu konuda rakipsizdi!

 Wang Chong’un geldiği paralel dünyada, bu çeliğe  ‘Damaskus çeliği’ de deniyordu.

 Bu çelikten yapılan silahlar modern zamanlarda bile Üç Büyük Kılıç’ın zirvesine yer alıyordu!

 Daha da önemlisi, Bulat çeliği rezervleri oldukça sınırlıydı. Kazıldıktan sonra bir daha ortaya çıkmaları pek mümkün değildi.

 Gelecekte, gerçek bir ‘Bulat kılıcı’nı milyonlarca, hatta on milyonlarca dolara satmak bile mümkündü! Üstelik bu nadiren satılan bir malzemeydi; paranız var diye alabileceğiniz türden bir şey değildi!

 Bu dünyadaki Bulat çeliği de aynıydı!

 Wang Chong bu metali sırf değerli olduğu için hatırlamıyordu. Hayır, hatırlamasının asıl sebebi metalin keskinliğiydi. Bulattan yapılan silahlar o ünlü ve değerli kılıçları bile efor sarf etmeden kesip biçebiliyordu!

 Keskinlik konusunda mutlak bir otorite olduğuna şüphe yoktu!

 Wang Chong’un geldiği paralel dünyada bir bilim insanı deney yapmış ve Bulat çeliğinin sayısız nano ‘testere’ içerdiğini keşfetmişti. Bu minik ‘testereler’ birleşerek Bulat çeliğine efsanevi keskinliğini veriyordu.

 Bulat çeliğinden yapılma bir silah taşıyan herhangi bir süvari, rakibinin zırhını ve vücudunu kolayca ikiye ayırabiliyordu!

 Üstelik, çeliğin üstündeki minik ‘testereler’ rakibin yarasını deşiyor ve insan vücudunda ağır bir kan kaybına sebebiyet veriyordu. Sadece bu da değildi; bu tür silahların yol açtığı kan kaybını engellemek hiç kolay olmuyordu.

 Bu yüzden ufacık kesikler bile ölümle sonuçlanabiliyordu.

Bütün bu faktörleri topladığınızda, Bulat çeliğinden yapılan silahları kuşanmış bir ordu, rakiplerin korkudan tir tir titreyeceği bir güce dönüşüyordu.

 Fakat, Bulat çeliği değerli olsa da, Wang Chong şu anda henüz bu çeliğin değerinin bilinmediğini biliyordu. Her şey eski hayatındaki gibi gidiyorsa, şu anda Hidrebad dağlarındaki tek rezervden ilk cevher çıkarılmış olmalıydı.

 Cevherlerin ilk grubu ise Sindhi rahipleri tarafından dünyanın dört bir ucuna taşınıyordu; Abbasi Halifeliği’ne, Batı Bölgesi’ne, Büyük Tang’a, Türk Hanları’na, Silla İmparatorluğu’na…

 Bulat çeliğinin değerli ismi bundan bir yıl sonra ortaya çıkacak ve on yıl sonra da bütün dünyada onu bilmeyen kalmayacaktı. Yirmi yıl geçtiğinde ise Bulat çeliği için var olan en mükemmel işlenme tekniği, Tanilakam yöntemi bulunacaktı.

  Fakat, otuz yıl sonra Hidrebad dağındaki Bulat rezervi tamamen tükenecekti.

  Bu koca dünyada bilinen ilk ve tek rezerv Hidrebad dağındaydı!

  İşte Bulat çeliğinin durumu aşağı yukarı böyleydi!

 Bu tarz cevherlerin sınırsız sayıda bulunması gayet tabii imkansızdı. Şu anda bu gerçeğin farkında olan kimse yoktu.

 Eğer Wang Chong yanlış hatırlamıyorsa, iki rahip şu anda Büyük Tang’da olmalıydı ve Büyük Tang’daki insanlar Batı’dan gelen kişilerle nadiren konuşmaya kalkardı. İki Sindhi Rahibi’nin ve garip görüntülerinin kimsenin ilgisini çekmeyeceği açıktı.

 Wang Chong bu zamanda onları bulursa, akılalmaz bir servet elde edebilirdi.

 Kalbi çarpmaya başladı.

 Farklı bir uzay-zaman sürekliliğinde olsa da, Bulat çeliğinden yapılan silahlar bu dünyada da görevliler, generaller, soylular, savaş sanatları ustaları ve zenginler tarafından talep görecekti.

Bulat çeliğinin zarif desenleri güçlü bir görevlinin kişiliğine ve statüsüne uygundu. Öte yandan, bir savaş sanatı ustası için Bulat çeliğinden yapılmış olan bir silah, büyük bir güç artışı anlamına geliyordu.

 İnsanlar bu silahlar için bütün paralarını vermeye razı geliyordu.

 Eğer iki Sindhi rahibinin sahip olduğu bütün Bulat çeliğini elde edebilirse, o halde Wang Chong gelecekte büyük bir servet kazanabilirdi. Artık heyecanına hakim olamıyordu

 “Küçük kardeşim, etrafı biraz gezmek ister misin?”

 Wang Chong aniden başını çevirerek yanındaki kız kardeşine baktı.

 “Ah, hala gezmek mi istiyorsun? Onca yaşanan şeye rağmen…”

 Wang Xiao Yao şoke oldu. Babasının ‘gezdiğinizi görürsem bacaklarınızı kırarım’ sözlerini unutmamıştı.

 “Ne yoksa, korktun mu?”

 Wang Chong onu kışkırttı.

 “Hmph, ne korkması canım!”

 Bazen birini kışkırtmak, onu davet etmekten daha etkili olabiliyordu. Küçük kız beklendiği gibi oltaya gelmişti. Wang Chong gülümsedi ve ‘bedava korumasını’ alarak Batı’dan gelen insanların toplandığı yere yöneldi.

 “Bizi lütfen Zhuque Sokağı’na götür!” Aracı süren adama seslendi.

……

 

Çevirmen notu
1-) Bao Xuan ve diğer arkadaşın nereye gönderildiğini hatırlayalım. Lingnan dediğimiz bölge Nanling Dağları’nın yakınlarında ve Mobei de Gobi Çölü’nün içinde sayılır. Yani oraya resmen sürülüyorlar. Hırslı insanlar için ölümden bile beter bir son.

 2-) Üç Büyük Kılıç şu şekilde geçiyor: 1-) Damaskus Kılıcı (Hindistan-İran-Persler-Afganistan vb.) 2-) Kris Kılıcı(Singapur, Filipinler) 3-) Nihonto Kılıcı(Japonya)

 3-) Sindhiler (Han İmparatoru Wu, yani Liu Che) tarafından Hintlilere verilen bir isimn. Sindhu ve Hindu…

 4-) Bulat çeliğindeki minik ‘testeler’ yapılan araştırmalara göre, tam anlamıyla onaylanmamış olsa da çelikteki karbon nanotüplerinden kaynaklanıyormuş.