Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

17. Bölüm Wang Chong’un Keşfi

Çevirmen: Hadeschan / Editor: T4icho

 

  Madam Wang’in Wang Chong’a yönelik beklentileri yükseldiği için o esnada yaşadığı hayal kırıklığının boyutu da artmıştı. Bu duygular sadece Wang Chong’la alakalı değil, kendi benliğiyle de alakalıydı.

 Bir çocuğun hataları gerçekten de annesinin sorumluluğundaydı. Eğer kadın Wang Chong’a daha sert davransaydı, başlarına böyle bir şey gelir miydi?

 “Anne, üzgünüm. Hatalı olduğumu biliyorum!”

 Wang Chong başını eğmiş bir vaziyette diz çöküyordu. Olaya sadece kendi açısından bakmıyordu. Hareketleriyle babasını ve Wang Klanı’nı kurtarmaya çalışmış olsa da, annesi bunlardan haberdar değildi.

 Wang Chong durumu ona nasıl açıklayacağını bilemiyordu. On beş gün içinde babası Yao Guang Yi’nin planını fark edecek ve işte o vakit annesi de Wang Chong’un ailesi için yaptıklarını öğrenecekti.

 “Anne, bu konuda abim tamamen suçsuz!”

 Aniden cılız ama berrak bir ses duyuldu. Abisinin tekrar tekrar hatalı olduğunu söylediğini duyan küçük kardeşi durumu kabullenmekte güçlük çekiyordu.

 Kızcağız annesinden korkuyor olsa da, abisinin haksızlığa uğramasını istemiyordu.

 “Abim suçlu değildi, neden ona kızıp duruyorsun!”

 Wang Xiao Yao annesine baktı.

 “Ne dedin sen?!”

 Madam Wang şaşkındı. Gözleri fıldır fıldır açıldı ve vücudu sinirden titredi. “Ne cüretle sözlerime karşı çıkarsın!”

 “Kardeşim, daha fazla konuşma.”

 Wang Chong da şaşkındı. Hemen kız kardeşini yanına çekti ama küçük kızın pes etmek gibi bir niyeti yoktu.

 “Hmph, nedenmiş?”

 Wang Ailesi’nin en küçük çocuğu gitgide cesurlaşıyordu. Bu kez Wang Chong’un sözlerini tamamen duymazdan gelerek ekledi, “O Yao Feng denen adam Ma Zhou’ya bir kadına tecavüz etmesini ve suçu abime atmasını emretmiş. Bu yüzden biz de ona bir ders vermeye gittik. Sırf bu yüzden hatalı olamayız ya!”

  “Ne? Yao Klanı’nın Yao Feng’i Ma Zhou’ya emir mi vermiş?”

 Madam Wang şaşkındı. Diz çökmekte olan Wang Chong’a ve inatçı Wang Xiao Yao’ya baktı. Konuya dair pek bir şey bilmediği açıktı.

  “Evet! Kendi gözlerimle gördüm! Hatta Ma Zhou itiraf bile etti!”

 Dedi Wang Xiao Yao.

 On yaşındaki bir kız çocuğunun masum ve dürüst olması işten bile değildi. Kendisi hala Wang Chong’un oraya Yao Feng’e bir ders vermek için gittiğini sanıyordu.

 Minnet ve nefres asla borç olarak kalmamalıydı. Bu konuda küçük kız tamamen abisinin yanındaydı.

  Daha demin öfkeden köpürmek üzere olan Madam Wang aniden sakinleşmişti. Ne diyeceğini bilemeyen kadın çocuklarına bakıyordu. Zaten bir anne olarak Wang Chong’un bir kadına tecavüz ettiğine başından beri inanmamıştı.

 Çocuğu inatçı, isyankar, söz dinlemez ve kötü arkadaşlarla takılan biri olabilirdi, fakat bir kadına tecavüz edecek kadar düşmüş olamazdı.

 Wang Chong’un bunu yapmadığını bilmesine rağmen ona ceza vermişti, çünkü olay duyulduğunda hem onun hem de Wang Klanı’nın itibarı ciddi ölçüde zarar görmüştü.

 Yabancılar için gerçeğin önemi yoktu. Onlar bunu yapanın Wang Chong olduğunu düşünüyordu ve Wang Chong da Wang Klanı’nın bir üyesiydi!

 “Bu doğru mu?”

 Madam Wang sordu. Fakat bakışları Wang Xiao Yao’ya değil, Wang Chong’a odaklanmıştı.

 “En.”

 Wang Chong bir anlığına tereddüt ettikten sonra başını salladı. Engin Turna Köşkü’ne yaptığı o yolculuğun asıl amacı intikam almak değildi ama küçük kardeşinin sözleri tam olarak yanlış sayılmazdı.

 “Hayret bir şey!”

 Madam Wang derin derin iç geçirdi. Bir anlığına ne diyeceğini bilememişti. Bu iki kardeşin çıkardığı büyük olay hem Yao Klanı’nı hem de Wang Klanı’nı etkilemiş, hatta imparatorun kulağına bile gitmişti. Mantıken onlara sert bir ders vermeliydi.

 Fakat Yao Feng başından beri Ma Zhou’yla çalışarak Wang Chong’a zarar vermeye çalışmış, böylece Wang Chong’un itibarı yerlere düşmüştü. Genç adamın bu yüzden öfkeye kapılarak ondan intikam almak istemesi gayet doğaldı.

 Madam Wang çocuklarının sorun çıkarmasından hoşlanmıyordu ama ne olursa olsun kocası bir generaldi ve sınırı koruyordu; çocuklarının da onun gibi cesur ve korkusuz olmasını istiyordu.

 Bu konuda Wang kardeşlerin hatalı olduğunu düşünmüyordu.

 “Kalkın!”

 Diyerek iç geçirdi. “Bu meseleyi büyük amcanıza açıklayacağım. Hatalı olmadığınız sürece Majesteleri’ne bile durumu rahat bir şekilde açıklayabiliriz.”

 “Teşekkürler, anne.”

 Wang Chong doğruldu ve rahat bir nefes çekti. Kız kardeşine bakmak için başını çevirdiğinde, gözlerinde minnet dolu ifadeler belirdi.

 O esnada küçük kız kardeşini de yanında götürdüğü için mutluydu. Aksi halde mesele bu kadar kolay sonlanmayabilirdi.

 “Hehe, süperdim, değil mi?!”

 Abisinin ona baktığını gören küçük kızcağız kendini beğenmiş bir ifadeyle çenesini kaldırdı. Wang Chong sırıtarak başını salladı. Ona boş yere değer vermiyordu, küçük kız kardeşi sırtını kollamıştı!

 “… Fakat, asıl suçlu Yao Feng olsa da, siz de biraz abartıya kaçtınız.”

 O esnada annelerinin sesini bir kez daha duydular. Yüz ifadeleri değişmeden edemedi.

 “Özellikle sen! Bir hanımefendi olmana rağmen diğer adamlar gibi kavgalara karışıyorsun! Şu haline bak!”

 Madam Wang’in gözleri küçük kızına odaklandı.

 “Evet, Yao-er hatalı olduğunu kabul ediyor!”

 Küçük kızın yüzünde ‘bunu diyeceğini biliyordum’ diyen muzip bir ifade vardı. Başını eğdikten sonra sinirle havaya bir tekme attı. Annesinin sözleri genelde sol kulağından girer ve sağ kulağından çıkardı.

 “Eğer bir daha böyle bir şey olursa, abini durduracaksın! Israr ederse de bana söyleyeceksin, ben de onun bacaklarını kıracağım…”

 Madam Wang fırsat bu fırsat diyerek çocuklarına biraz ‘ders’ vermeyi ihmal etmedi.

 Küçük kızın gözleri etrafa boş boş bakıyordu. Konuşma ilgisini çekmiyordu ve çocuk kaçacak yer arıyordu.

 Wang Chong onu görünce gülmeden edemedi. Ne yapacağını çoktan anlamıştı.

 “Anne, çok acıktım. Biraz yemek yiyebilir miyim?”

 Küçük kız aniden ellerini karnına bastırarak acınası bir ifade takındı. Aynı esnada karnı da guruldamıştı.

 Madam Wang’in kalbi anında yumuşadı ama kadın hemen kendine geldi. “Şimdi yemeğin sırası değil. Unutma, bir daha kimseyle kavga etmeyeceksin!”

 “Hmm? Hey, orada kim var!”

 Küçük kız ansızın başını kaldırdı ve sonuna kadar açılan gözleriyle seslendi. Annesi de başını çevirince, kız hemen abisinin elini tutarak kaçmaya başladı.

 “Abi, koş!”

 Wang Chong bir kahkaha patlattı. Sanki defalarca kez provasını yapmışlar gibi birlikte kaçtılar. Arkalarından Madam Wang’in öfkeli sesi geliyordu.

 “Wang Xiao Yao! Kaçmaya kalkarsan üç gün boyunca evden çıkamazsın!”

……..

 Wang Chong şimdilik köşkte yaşanan meseleden ötürü ceza almaktan yırtmıştı.

 Ayrıca Sindhi rahipleriyle ilgili bilgi de elde etmişti.

 Öte yandan kız kardeşi üç gün boyunca evden çıkamayacaktı. Wang Chong onu görmek için odasına gitti ama içeri girmesine izin verilmedi.

 Ayrıca, Baba Wang gece vakti dönünce onlarla ilgileneceğini söylemiş olsa da, gece vakti gelip çatmasına rağmen henüz gelmemişti.

 Muhtemelen çoktan sınırlara doğru yola çıkmıştı; eski hayatında da durum bundan farksızdı.

 Wang Chong ellerini başına atarak yatağına uzandı. Nedense uykuya dalamıyordu.

 Bugün yaşananları düşünmeye başladı. Sindhi rahiplerinin geri döneceğini hiç düşünmemişti.

 “Bu doğru olmamalı. Büyük Tang’ın Bulat çeliğine sahip olmadığını biliyorum.”

 Şu anda bir sermaye olmadan onu zengin edebilecek en uygun şey Bulat çeliğiydi. Tabii Wang Chong’un başka seçenekleri de vardı ama hiçbiri Bulat çeliği kadar etkili değildi. Aksi halde Wang Chong gece vakti Bulat çeliğini düşünüyor olmazdı.

 Ayrıca bu çeliği istemesinin bir sebebi daha vardı.

 Eski hayatında Büyük Tang bu fırsatı kaçırmıştı. Zamanla düşmanlar Bulat çeliğini kullanmaya başlamış ve Bulat çeliğinden yapılan silahlar binlerce Büyük Tang askerinin canını almıştı.

 Bu Büyük Tang’a indirilen büyük darbelerden biriydi!

 Wang Chong bu meseleyi dün gibi hatırladığı için işlerin gidişatını değiştirmek istiyordu.

 Bu hayatında Bulat çeliği daha yeni yeni ortaya çıkıyordu ve henüz ismi yayılmamıştı. Hem onu zengin edebilecek hem de Merkezi Ovalara sayısız fayda sağlayacak bir fırsattı. Fakat planın başarısız olduğunu düşününce üzülmeden edemiyordu.

 “Neden ki? Yoksa bu hayatımda Büyük Tang’ın bir gram Bulat çeliği bile alamadığını mı göreceğim?”

 Yatakta uzanan Wang Chong bu işte bir bit yeniği olduğunu, önemli bir konuyu atladığını hissediyordu.

 ‘Başka dağların taşlarıyla yeşimi parlatabilirsin’, Wang Chong diğer insanların güçlerini kullanmanın kötü bir şey olduğunu düşünmüyordu. Wang Chong Bulat çeliğine dair bütün detayları düşünmeye çalışıyordu.

 Sindhi rahipleriyle irtibata geçen ve onlardan Bulat çeliğini yüksek bir fiyattan alan bir klan olduğunu hatırlıyordu. Eğer rahipler bu kez direkt gittiyse ve o klan Bulat çeliğini alamadıysa… Ne olacaktı?

 Wang Chong afallamıştı.

 “Bir şeyler ters!”

 Birkaç saniye sonra aniden aklına bir şey geldi ve şaşkınlıkla ayağa fırladı.

 “O rahipler sadece Sanskritçe konuşabiliyordu; Merkezi Ovaların dilini hiç bilmiyorlar. Büyük Altın Diş’in Sanskritçe bilmediğine eminim; peki o zaman adam onlarla nasıl konuşmuş olabilir ki? Hem de garip bir aksana sahip olduklarını söylemişti!”

 Wang Chong sonunda ters giden şeyi bulmuştu. Sindhi rahipleri uzak Batı’dan geliyordu ve nadiren Merkezi Ovalara uğrarlardı.

 Buraya gelen Sindhiler’in çoğu Merkezi Ovaların dilini az çok bilirdi ve insanlarla iletişim kurmakta pek sıkıntı çekmezlerdi. Ancak bu iki Sindhi rahibi farklıydı, onlar sadece Sanskritçe biliyorlardı. Batı Bölgeleri’nden gelen yabancılar bile onların ne dediğini anlayamıyordu.

 İşte bu yüzden kimse onların buraya neden geldiğini çözememişti. Dahası, kimse onların Bulat çeliğini satmaya çalıştığını bilmiyordu. Dolayısıyla Bulat çeliğine dair yaşananlar ortaya çıktığında, eski hayatında yer yerinden oynamıştı.

 İnsanlar eğer Büyük Tang’da Sanskritçe bilen birileri olmadığı için bu fırsatı kaçırdıklarını söyleyecekti; eğer birileri zamanında o rahiplerle konuşabilseydi, o halde Hidrebad dağından çıkan çelik rezervini satın alabilir ve böylece ordunun gücüne güç katabilirlerdi.

 Büyük Altın Diş adamların garip bir aksana sahip olduğunu söylemişti. Onlarla tanışsaydı, bunu söyleyemezdi.

 “Onlarla hiç tanışmadı! Görüştüğü asıl kişiler Tocharian rahipleriydi!”

 Wang Chong meseleyi biraz daha düşündükten sonra eski hayatında sık sık kullanılan bir sözü hatırladı ve durumu anında çözdü. Tocharianlar Sindhu’ya komşuydu ve onlar da Budizm’e inanıyordu. Çoğu Buda heykeli o bölgede inşa edilmişti ve yarattıkları manzara gerçekten muazzamdı. Tocharianlar sık sık Merkezi Ovalara gelerek öğretilerini yaymaya çalışırdı.

 Büyük Tang uzak Batı’daki ülkelere dair fazla şey bilmediği için, genelde halk Tocharian ve Sindhi rahiplerini birbirine karıştırıyordu. Hatta çoğu insan onların aynı halktan olduğunu bile düşünüyordu.

 Altın Büyük Diş garip aksanlı kişilerle konuştuğunu söylerken aslında Tocharianlar’ı kastediyordu!

 O esnada genç adam keyiflenmeden edemedi. Kalbindeki ağırlık yavaş yavaş kalkıyordu. Eğer Büyük Altın Diş Sindhi rahipleriyle görüşmediyse, o halde hala adamlar Büyük Tang’da olmalıydı. Yani Wang Chong fırsatı kaçırmamıştı!

 Genç adam vücudunun dört bir yanına işleyen baskıdan kurtuluyordu.

 Yanlış bilgi almış olsa da, Büyük Altın Diş’ten öğrendiği şeyler önemliydi.

 Söz konusu yeri hatırladı.

 Tocharianların evi sayılan Tarım Havzası, Merkezi Ovalara oldukça uzaktı. Bu yüzden rahipler sık sık oradan gelen kervanlara katılarak Büyük Tang’a ulaşıyordu. Wang Chong bunu eski hayatından biliyordu ve kervandaki araçların çoğu aynıydı. Sadece belli başlı tüccarlar rahipleri kabul ediyordu.

 Tocharianların komşusu olan Sindhiler’in de Büyük Tang’a gelebilmek için kullanabilecekleri tek yol vardı. Eğer Tocharian rahiplerini etrafa sorarsa, Sindhi rahiplerinin de izini bulabilirdi.

 Wang Chong daha fazla yerinde duramıyordu.

……..