Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

2. Bölüm İnsanlığa Geri Dönüş

Çevirmen: Hadeschan / Editor: T4icho

 Güz rüzgarları esiyordu.

 Wang Chong büyük salona yaklaştıkça geriliyordu. Belki de birinin asıl değerini, yalnızca onu kaybettiğinizde anlıyordunuz.

 Genç adam önceki hayatını başıboş geçirmiş, hiçbir şeyi umursamayarak yaşayıp gitmişti. Böyle bir adamın sırf bir yemekten ötürü gerilmesi gerçekten de garipti.

 “Eve dönmek böyle bir hismiş demek…”

 Wang Chong mırıldandı. Başını kaldırdığında iki aslan başıyla süslenmiş devasa bir kapı gördü; biri solda ve diğeri sağdaydı. Ailesinin yemek salonu hemen ön taraftaydı.

 Wang Ailesi büyük bir soylu klanı ya da ona benzer bir şey değildi; dolayısıyla aile üyeleri gelenekler tarafından fazla kısıtlanmıyordu. Fakat yine de generallerin çıktığı bir aile olarak belli başlı kurallara uymaları gerekiyordu. Aile, fertlerini kısıtlamak için aşırıya kaçmamıştı ama büyük bir klana yakışır hareketlerde bulunmaları için gerekli etik eğitimini vermeyi ihmal etmiyordu.

 Wang Klanı kalabalıktı. Ancak başkentte bulunan bütün klan üyelerinin haftada bir kez yemek için toplanmaları şarttı. Birlikte büyük bir masaya doluşuyor ve keyifli bir yemek yiyorlardı.

 Bugün Wang Chong’un aldığı cezanın son günüydü. Ayrıca bu haftanın aile yemeğinin de zamanı gelmişti. Fakat Wang Chong bu konuda endişeli değildi.

 Eğer her şey eski hayatındaki gibi ilerleyorsa, babası eve dönmüş olmalıydı. Resmi görevlerinden ötürü sabahları erkenden yola çıkan babası, yalnızca geceleri dönebiliyordu. Oğlu olmasına rağmen Wang Chong bile onunla sık sık görüşemiyordu.

 O kazadan sonra babası hızla başkenti terk edecek ve askeri kışlalara gidecekti. Muhtemelen altı ay boyunca onunla görüşemeyecekti.

 Eğer o kazaya engel olarak klanın kaderini değiştirmek istiyorsa, o vakit bu yemek onun için en iyi fırsattı. Ayrıca bundan başka bir fırsat da bulamazdı.

 İyi de, babası söylediklerine inanacak mıydı?

 Geçmişi anımsayan Wang Chong sessizleşti.

 Kişi ektiğini biçerdi. Genç adam eski hayatında kendini sadece bir dünya değişen olarak görmüş ve dünyevi zevklere kapılmıştı. Hayatı bir oyun olarak gördüğü için saçma sapan hareketler yaptığını söylemeye gerek bile yoktu.

 Başlarda bu diyarı boş boş gezerek, etrafta takılmıştı. Dolayısıyla sabah akşam kötü arkadaşlarla zaman geçirmek onun için gayet normal bir etkinlikti.

 Küçük kardeşinin bahsettiği ‘Ma Zhou’ da bu kötü arkadaşlardan biriydi.

 Wang Chong eski hayatında dürüst ve direkt bir adamdı. Olayları derinlemesine düşünmüyordu. Arkadaş olduklarına göre, insanların birbirlerine samimi davranmaları gerektiğine inanıyordu. Fakat diğer çocukların alçak planlar yaptığından haberdar değildi. Dışarıdan bakıldığında ona bir ‘kardeş’ gibi davranan bu alçak insanlar, doğru zaman geldiğinde onu resmen arkadan bıçaklamışlardı.

 Ayrıca Wang Chong’un adıyla dalga geçtikleri de bilindik bir gerçekti. Nihayetinde, bütün bu yaşananlarla birlikte Wang Chong sabah vakti bir köylüye tecavüz ettiği iddiasıyla bile suçlanmıştı. Bu iftiranın arkasında kimin olduğunu söylemek için bir dahi olmanız gerekmiyordu.

 Diğer şeyler affedilebilirdi ama ‘bir köylüye tecavüz etmek’ gerçekten de büyük bir suçtu. Eve doğru düzgün uğrayamayan ve nadiren Wang Chong’un hareketlerine karışan babası bile bunu duyar duymaz gece vakti eve koşmuştu.

 Bu meseleden ötürü genç adam bir hafta boyunca ev hapsine atılmıştı.

 Bu hareketleriyle babasını hayal kırıklığına uğramıştı. Wang Chong dünya değiştikten sonra isyankar ve garip hareketler sergilese de, hiç bu kadar düşmemişti.

 Ama bir köylüye tecavüz etmek…

 İşte bu babasının kabul edemeyeceği bir hadiseydi. Bu olaydan sonra babası oğluna dair bütün umutlarından vazgeçecek ve bir daha onunla ilgilenmeyecekti.

 Wang Chong eski hayatında bu meselenin arkasındaki ismi çok sonraları öğrenmişti. Bütün plan Ma Zhou ve diğer şerefsizler tarafından kurulmuş kurnazca bir plandı.

 Bunları öğrense bile durumu ailesine doğru düzgün bir şekilde açıklayamazdı. Ayrıca, bu alçak insanların hareketlerine biraz dikkat etseydi, böyle bir ihanete uğramazdı. Ebeveynlerinin yaşadığı o kötü duyguları göz önünde bulunduran Wang Chong, söyleyeceği sözlerin beş para etmeyeceğini biliyordu.

 Sonuçta, ne yaptığını bilmeyen ve kızların peşinde koşan bir salağa kim inanırdı ki?

 O esnada Wang Chong kendini çok kötü hissediyordu. Kendi başına açtığı bu sorunları kabullenmekten başka çaresi yoktu.

 “Ne olursa olsun, bir pislik gibi davranmaya devam edemem. Öyle ya da böyle babamın hakkımdaki düşüncelerini değiştirmeliyim.”

 Wang Chong ebeveynlerinin fikirlerini değiştirmek için sadece tek fırsatı olduğunu biliyordu. Eğer bu yemekte onlara artık eskisi gibi biri olmadığını gösteremezse, o halde bunu yapmak için başka bir fırsat bulamayacaktı.

 Yavaş yavaş güvenlerini kazanmalıydı.

 Derin bir nefes çekti. Ne yapacağını aşağı yukarı biliyordu.

 “Genç efendi!”

 Kapılar kapalıydı. Sağlam yapılı muhafızlar Wang Chong’u görünce eğilerek ona selam verdiler. Geniş omuzlu muhafızlar birer heykele benziyordu. Göklerden inmiş, heybetli kuleleri andıran bu figürlerin defalarca kez savaş alanına dahil olduğunu anlamak zor değildi.

 “Emeğiniz için teşekkürler.”

 Wang Chong bir anlığına duraksadı ve onlara samimi bir şekilde teşekkür etti. Bu muhafızları hatırlıyordu. Babası Wang Yan, onları kışlalardan bizzat seçmiş ve buraya getirmişti.

 Kişi bir atın dayanıklılığını sadece uzun bir yolculuktan sonra öğrenebilirdi ve bir insan kalbini görmek için zamana ihtiyaç vardı. Wang Chong eski hayatında bu muhafızları umursamamış, adlarını bile öğrenmemişti. Aileyi altüst eden o olaydan sonra bütün muhafızlar ve bakıcılar evi terk ederken, bu iki adam ve birkaç hizmetçi yanlarından ayrılmamıştı.

 Sayısız insanı öldüren büyük katliam bu muhafızların da canını almıştı. Onlar hayatlarının sonuna kadar sadık kalan iyi insanlardı ve o son anlarında isimleri Wang Chong’un aklına kazınmıştı. Birinin adı Shen Hai ve diğerininki de Meng Long’du. Malikanenin en sadık korumalarıydı.

  “Genç efendi?”

 Muhafızlar şaşkına dönerek ona baktı. Geçmişte bu genç efendileri sürekli kibirli davranıyor ve muhafızlarla konuşmanın alçak bir hareket olduğunu düşünüyordu. Şimdiyse inisiyatifi alarak onlara selam vermişti! İlk defa böyle bir şey yapıyordu. Şaşırmamak elde değildi!

 Wang Chong muhafızların ne düşündüğünü biliyor olsa da yalnızca gülümsedi. Bir nehir bir günde donmazdı. İnsanların ona dair düşünceleri oldukça kötüydü. Bu düşünceleri ve oturmuş önyargıları kısa sürede silmek pek mümkün görünmüyordu.

 Ellerini aslan başından yapılma tokmağa koyan Wang Chong, kapıyı bütün gücüyle itti. Açılan kapıdan çıkan sesler büyük salon boyunca yankılanırken genç adam içeri girdi.

 “Şu kokuya bak!”

 Wang Chong içeri girer girmez yoğun bir kokuyla karşılaştı ve salyalarına zar zor hakim olabildi. Devasa odada yaklaşık bir düzine insanın oturabileceği kadar büyük bir masa vardı. Masanın üstündeki yemek sayısı ise yirmiyi aşkındı.

 “Uzun zamandır böyle güzel bir yemek yememiştim.”

  Bir nefes çektiği gibi işhtahı kabardı ve karnı guruldadı. Yedi günlük ev hapsinde yediği yemeklerin çoğu zenginlikten uzak, basit şeylerdi. Fakat önündeki devasa masaya rağmen Wang Chong bir şeylerin ters olduğunu hissediyordu.

 Tüyleri diken diken oldu. Başını kaldırdığı gibi ebeveynlerinin yüzündeki kasvetli ifadeleri gördü. Kimse ona bakmıyordu.

 Yemeğin aroması masayı kaplıyor olsa da, hiç kıpırdamayan iki kişi vardı. Öte yandan obur küçük kardeşi başını yemeklere gömmüştü. Bir elinde bir çift yemek çubuğu tutuyor, diğer eliyle de kaselere saldırıyordu. Ağzı durmaksızın hareket ederken önündeki yemekler birer birer ağzına girerek kayboluyordu. Wang Chong bulunduğu yerden küçük kardeşinin sadece hareket eden başını görebiliyordu.

 Bu ufaklığın sadece iki hobisi vardı; oyun oynamak ve yemek.

 Wang Chong onu ilk defa yemek yerken gördüğünde neredeyse bir şok geçirmişti. Ufacık bir kız nasıl bu kadar yemek yiyebilirdi? Belli ki bu şey insan kılığına girmiş bir yaratıktı!

 Fakat küçük kardeşinin olağanüstü gücünü düşününce her şey mantıklı geliyordu.

 Ailede resmi yemekler dışında yemek yeme iznine sahip olan tek kişi küçük kardeşiydi. Obur ufaklık genelde yemek yerken çok ses çıkarıyordu fakat gariptir ki bu kez tek bir çıtırtı bile çıkarmamaya dikkat ediyordu. Burada bir şeylerin ters olduğuna şüphe yoktu.

 Büyük salona boğucu bir hava hakimdi.

 “Senin! İşin! Bitti!”

 Küçük kardeşi yemek yemekle meşgulken bir anda Wang Chong’a doğru baktı. Büyük kardeşinin başına gelecek haşin kaderi az çok kestirebiliyordu. Masum bir kızdı ama çok kurnazdı. Büyük kardeşinin ona söylediği yalanları hiç unutmazdı!

 Wang Chong ise küçük kardeşiyle uğraşacak durumda değildi. Cezası sona ermiş olsa da, bu mesele henüz kapanmaktan çok uzaktı.

 “Baba, anne!”

 Wang Chong geçmişteki gibi hemen oturmamış ve yemeğe dalmamıştı. Bunun yerine masanın etrafından dolanarak babasının ve annesinin önüne gelmişti.

 Wang Chong’un hareketlerini gören küçük kardeşi şaşkındı. Abisi ne yapıyordu? Ebeveynlerinin çok sinirli olduğu belli değil miydi? Böyle bir anda onların yanına gitmek resmen intihardı!

 Fakat, küçük kızın birkaç saniye sonra gördüğü şeyler daha da şaşırtıcıydı:

 “… Hatalıydım. Onlarla aramdaki bütün ilişkiyi bitirecek ve gelecekte yanlarına yaklaşmayacağım.”

 Wang Chong başını eğerek özür diledi.

 Pat!

 Küçük kız yemek çubuklarını kaldırarak dikkatle büyük kardeşine baktı. Şaşkınlıktan sonuna kadar açılan ağzı neredeyse hiç kapanmayacakmış gibi görünüyordu. Ne olmuştu? Abisi hatalarını nasıl olur da kabullenirdi?

 Yanlış duymuş olmalıydı.

 Gözlerini ovarak durumu onayladı; manzara değişmemişti. Büyük salondaki ağır atmosfer yavaş yavaş hafifliyordu.

 Masanın ana sandalyesinde oturan ve zümrüt yeşili ipekten örülmüş bir cübbe giyen orta-yaşlı kadın, o esnada gördüklerine inanamıyordu. Dudakları biraz titredi.

 Bu çocuk hatalarını kabul mu etmişti?

 Zhao Shu Hua buna inanamıyordu. Kim bilir oğlunu kaç kez azarlamış, hatta onu ev hapsine kapatacak kadar ileri gitmişti ama geçmişte bu çocuk onu bir kez bile dinlemiş değildi.

 Zhao Shu Hua bazen ona doğru düzgün annelik yapamadığını düşünerek kendini suçluyordu. Yıllardır onu üzen ve kalbine kazınan bu hisleri çocuklarının önünde hiç belli etmemişti.

 Fakat bu kez, o vurdumduymaz çocuk hatalarını kabulleniyordu. Yoksa değişmeye mi başlamıştı? Zhao Shu Hua biraz korkmadan edemedi. Çocuğunun değişmesini çok istiyordu ama bunun boş bir hayalden ibaret olmasından da çekiniyordu. Sonuçta Wang Chong’un geçmişteki hareketleri çok tutarsızdı.

 “Vefasız oğul! Bir de gelmiş hatalıydım diyor!”

 Buz kadar soğuk bir ses duyuldu. Bu sesin sahibi Wang Chong’un babası, Wang Yan’dı. Sert bir suratı ve baktığı kişiyi yoğun bir baskı altına alan keskin gözleri vardı. Adeta bakışlarıyla bir mızrak saldırısı yapıyordu.

  ‘Usuller Kitabı’nda yazılanlara göre ‘Bir baba sevgi dolu olmalı ve bir oğul da vefasını yitirmemeliydi’. Wang Chong babasının bakışlarından dolayı baskı altına girmiş olsa da, onun kendini tuttuğunu ve ona zarar vermemek için gerekli önlemleri aldığını biliyordu.

 “Ne diyorsun sen? Chong’er yaşadıklarından pişman olmuş olamaz mı? Duymadın mı, hatasını kabul etti!”

 Zhao Shu Hua başlarda Wang Chong’un bu sözleri onu teselli etmek için söylediğinden endişeleniyordu. Öyle olsa bile, Baba Wang’ın sözlerini duyduktan sonra orta yaşlı kadının keyfi hemen kaçmıştı. Kraliyet çevresinde hanımların kural gereği politika ve benzeri şeylere karışmaması gerekiyordu; bu nedenle Zhao Shu Hua hiçbir zaman Baba Wang’in askeri ve politik işlerine elini sürmemişti.

 Fakat Baba Wang sık sık orduyla sefere çıktığı için malikane ve dört çocuk genelde Wang Hanım tarafından idare ediliyordu. Çocukların eğitimi söz konusu olduğunda en üst otorite kesinlikle Wang Hanım’daydı.

 Baba Wang savaşlarda orduyu yönetiyor olabilirdi ama evdeyken sahip olduğu güç, Wang Hanım’la kıyaslanamazdı.

 Wang Chong hala başını kaldırmış değildi, ancak ebeveynlerinin yüz ifadelerini görebiliyordu. Babası hala sert bir ifade takınmış durumdaydı ve oğluna bakmayı reddediyordu. Fakat ifadesi ilk zamankine kıyasla biraz hafiflemiş ve kaşları da rahatlamıştı.

 Genç adamın dilediği özür boşuna değildi.

 “Babamın sözlerini dinleyeceğim. Chong’er geçmişte fazla inatçı ve aptaldı, dolayısıyla annemi ve babamı utandırdım. Bugünden itibaren Chong-er değişecek.”

 Wang Chong başını eğik tutarak konuştu.

Tek bir cümleyle Anne Wang ve Baba Wang ikilisinin dikkatini çekmişti. İkisi de şaşkındı. Oğulları azar yemesine rağmen onlara karşı çıkmıyordu. Ne yoksa, Güneş bugün batıdan mı doğmuştu?!

 Özür dilerken sırf olayı geçiştirmek için birkaç kelime sarf etmiş olabilirdi ama söylediği son cümle farklıydı. Yoksa bu vefasız oğulları nihayet değişiyor muydu?

 “Chong’er, sen babana bakma. Hadi, masaya otur bakalım. Bir aile olarak birlikte yemek yemeliyiz ve yemek masasında suratların asık durmasını istemiyorum.”

 Dedi Anne Wang.

 “En.” Wang Chong başını salladı. Uslu uslu yürüdü ve sandalyeye kuruldu. Yüzünü hala kaldırmamıştı ve oracıkta sessizce oturuyordu. Baba Wang ve Anne Wang henüz yemeğe başlamadıkları için Wang Chong’un bir şeyler yemesi doğru olmazdı.

 Bu davranışı bir kez daha anne ve babasını şaşkına çevirdi.

 “Bu çocuk gerçekten değişmiş.”

 Şüphesiz ki bu gelişmeden en mutlu olan ve en rahatlayan kişi Anne Wang, yani Zhao Shu Hua’ydı. Hangi anne oğlunun bir ejderha misali göklere yükselmesini istemezdi ki?

 Buna rağmen, çocuğunun geçmişteki davranışları defalarca kez onun kalbini kırmıştı. Yoksa ettiği dualar kabul mu buluyordu, yoksa çocuğu normale mi dönüyordu?

 O esnada Zhao Shu Hua mutluluktan ağlamamak için kendini zor tutuyordu.

……