Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

21. Bölüm 90.000 Külçe!

Çevirmen: T4icho / Editor: T4icho

 

Eski hayatında edindiği tecrübeler sayesinde genç adam Hidrebad cevherlerinin gelecekte ne kadar talep göreceğini iyi biliyordu. Bir jun için yüz bin altın külçe, hatta daha fazlasını bile vermeye razı gelecek kişiler olacaktı. Arzın talebi karşılayamadığı durumlarda bu tarz fiyat artışları normaldi.

 Doğu ve Batı’da, Abbasiler’in yakınlarında yahut Sindhu’dan da uzak yerlerde… Hidrebad cevherlerini duymayan kimse kalmayacaktı.

 Ve bu yerlerde de fiyatlar Büyük Tang’daki kadar akılalmaz boyutlara çıkacaktı!

 İşte bu yüzden tek bir Bulat çeliği kılıcını yüz binlerce altın külçeye satmak mümkün olabilecekti. Fakat Büyük Tang eski hayatında bu cevherlere el sürememişti.

 Çünkü Batı’daki Abbasi Halifeliği cevherleri Büyük Tang’dan da pahalıya satıyordu!

 Cevher miktarı sınırlıydı. İşte o vakit insanlar Hidrebad cevherlerinin inanılmaz bir fiyat artışı yaşadığına şahit olmuştu.

 Fakat şu anda market henüz ilk demlerindeydi. Cevherleri satmak için buraya gelmiş olan Sindhu rahipleri bile bu metalin sadece silah yapımında muazzam bir seçenek olduğunu biliyorlardı.

 Jun başına 300 altın külçe Büyük Tang için kaçırılmaması gereken bir fırsattı. Ne olursa olsun, Wang Cong bu fırsatı kullanarak Büyük Tang’a o cevheri getirecekti.

 Ve dağıtımcı olmak karı maksimuma çıkarmanın en iyi yoluydu.

 “Dağıtım hakları mı? O nedir?”

 Sindhu rahipleri birbirine baktı. Farklı farklı yerler gezmiş ve çok şey görmüşlerdi. Üstelik bir süredir Büyük Tang’da yaşıyorlardı ama ilk defa ‘dağıtım hakları’ diye bir şey duyuyorlardı.

 “Dağıtım hakları, kısaca, Hidrebad cevherlerinin Merkezi Ovalar’da ve Doğu diyarındaki satış haklarını bana devretmeniz anlamına geliyor. Buna karşılık olarak ben de size belli bir fiyat ödeyeceğim. Yani cevher satmazsanız bile her yıl belirli bir miktar ödeme alacaksınız ve inanın bana bu ödeme hiç de küçük olmayacak.

 “Tabii bu hakları bana verdiğinizde, cevherleri başka kimseye satamayacaksınız. Buna siz de dahilsiniz; cevherleri siz de satamayacaksınız.

 “Öte yandan, böyle bir yetkiye karşılık olarak her yıl sizden belirli sayıda Hidrebad cevheri alacağım ve böylece alacağınız ödemeyi garantilemiş olacaksınız.”

 Wang Chong gülümsedi.

 Geldiği dünyada dağıtım hakları çok yaygın bir konseptti. Örneğin ‘Asya Distribütörü’ ya da ‘Avrupa Distribütörü’ gibi kavramlar oldukça bilindikti… Ayrıca sıradan insanların bile vakıf olduğu bazı alt dalları da mevcuttu.

 Örneğin araç sektöründe bir ‘Ana Dağıtımcı’ olurdu ve onun hemen altında farklı farklı servisler yer alırdı.

 Diğer dünyada yaygın olarak bilinen dağıtım hakları, bu dünyada kimsenin duymadığı yepyeni bir olguydu.

 Wang Chong rahiplerin meraklı bakışlarını görebiliyordu. Görünen o ki bu adamlar da ilk defa bu kavramı duyuyorlardı.

 “Yani… Cevherleri satma hakkını kaybedeceğiz ama daha fazla para kazanabileceğiz? Bunu bu şekilde açıklamak mümkün mü?”

 Rahipler sormaya çalıştı.

 “Aynen öyle!”

 Wang Chong gülümsedi. Akıllı insanlarla konuşmak gibisi yoktu.

 “Anladım.”

 Rahipler nihayetinde Wang Chong’un ne demeye çalıştığını anladı. Fakat zihinlerinde bazı şüpheler vardı.

 “Fakat böyle bir durumda dezavantajlı konuma düşmeyecek misiniz?”

 “Dezavantajlı mı?”

 Wang Chong onları duyunca bir kahkaha patlattı. Rahipler çok tatlı ve dürüst insanlardı: Dezavantajlı mı? Böyle bir takasın avantajlarını saymakla bitiremezdi!

 Yine de bu naif düşünceleri için rahipleri suçlamaya gerek yoktu. Wang Chong’un geldiği dünyada dağıtım hakları her tüccarın elde etmeye çalıştığı şeylerdi.

 Belli bir malın satış hakkını almak için sayısız iş adamı tekrar ve tekrar teklif yapar, böylece fiyat göklere çıkardı.

 ‘Hidrebad cevheri’… Eğer bu cevherin hakları Wang Chong’un geldiği dünyada satışa çıkarılsaydı, fiyat muhtemelen gökleri bırakın, uzayın dibine kadar yükselirdi.

 Fakat bu dünyada henüz dağıtım haklarını bilen yoktu. Doğal olarak iki yabancı rahip durumu tam olaran anlayamamış ve hatta Wang Chong’un zarar edeceğini bile düşünmüştü.

 “Dezavantajlı değil! Endişeliyseniz bir kontrat imzalayabiliriz. Başkentte Yargısal Denetim’den sorumlu bir Yargıç var. Ona bir kontrat hazırlatabilir ve imza olarak baş parmak izlerimizi kullanabiliriz. Böylece istesem bile sözlerimden geriye dönemem. Ne diyorsunuz?”

 Wang Chong gülümsedi.

 Rahipler sessizdi. Merkezi Ovalar ile Sindhu arasında sayısız kilometre vardı. Burada kimseyi tanımıyorlardı ve dil bariyerini aşmak da başlı başına bir sorundu. Dolayısıyla Hidrebad cevherini satmak için çıktıkları macerada yaşamadıkları sorun kalmamıştı.

 Eğer birileri cevheri Merkezi Ovalar’da satma konusunda onlara yardımcı olabilirse, o halde o kişiye dağıtım haklarını vermek pek de mantıksız olmazdı. Üstelik bunu yaparak sürekli bir gelir sağlayabileceklerdi.

 Fakat Hidrebad cevherlerinin satışı Sindhu’daki aç insanların kaderini ilgilendiriyordu. Bu ağır sorumluluk yüzünden karar verirken dikkatlice düşünmeleri şarttı.

 Tanrılara Yemin!

 Sindhu’da verilen söz elbet tutulurdu. Bir kontrat olmasa bile bu konuya dikkat etmeleri gerekiyordu.

 “Merkezi Ovalar’daki dağıtım haklarını size verebiliriz ama bunun için bir şartımız var!”

 Biraz sessizleştikten sonra rahiplerden biri konuştu.

 “Şart?”

 Wang Chong iyice keyiflendi. Başlarda hakları almak için saatlerce dil dökmek zorunda kalacağını düşünüyordu. Fakat rahiplerin bu kadar direkt olduklarını düşünmemişti.

 Bu gidişat onu şaşırtıyordu!

 Wang Chong haklar için mücadele ederken farklı sorunlarla karşılaşacağını sanıyordu ama rahiplerin söylediği son sözler beklentilerinin tamamen tersiydi. Bu rahipler dağıtım haklarını ona devredebilecek yetkiye sahip değillerdi.

 “… Fakat bir şartımızı yerine getirebilirsen eve döndükten sonra bu hakları sana vermek için Yüce Rahip’i ikna edebileceğimize emin sayılırız.”

 Rahipler heyecanlıydı.

 “Ne tür şartlardan bahsediyoruz?”

 Wang Chong sordu.

 “Bu yolculuk için yanımızda 300 jun cevher getirdik. Eğer bunların hepsini bir aya satabilir ve yeteneklerini bize kanıtlayabilirsen, o halde Merkezi Ovalar’daki dağıtım haklarını ve belki de Doğu diyarının haklarını sana vermesi için Yüce Rahip’i ikna edebiliriz.”

 Rahiplerden biri ciddiyetle ekledi.

 “Bunu yapamazsan korkarım ki dağıtım haklarını alman pek mümkün olmayacaktır.”

 Ssss!

 Wang Chong derin bir nefes çekerek sakinleşti.

 Başından beri tarihi değiştirmenin kolay olmayacağını biliyordu. Sindhuları birkaç sözle ikna etmek mümkün değildi. Fakat genç adam böyle muazzam bir zorlukla karşılaşacağını da düşünmemişti.

 “300 jun cevher, yani yaklaşık 90,000 altın külçe! Hem de bir ayda!”

 Wang Chong’un gözleri karardı.

 Genç adam bu meselenin basit olmayacağını fark etmişti. Şu anda 90.000 külçe onun için imkansıza yakın bir miktardı. Wang Klanı’nın bütün hazineliğini boşaltsa bile bu kadar parayı bulamazdı.

 Wang Chong dertliydi!

 90.000 altın külçe demek, Büyük Tang’daki tüccarların %99’unun bu anlaşmayı kabul edememesi demekti.

 Bir ay çok kısaydı!

 Belki de sadece bir deha bunu başarabilirdi.

 “İyi de bu kadar cevheri nasıl aldılar? Ayrıca Sindhu’dan buraya kadar nasıl getirdiler?”

 Wang Chong’un yüzü ekşidi.

 Bu miktar düşündüğü miktardan çok ama çok daha fazlaydı. Genç adam rahiplerin en fazla 50 jun taşıyabileceğini düşünmüştü. Fakat gerçek başkaydı. 300 jun… Çok fazlaydı!

 “Yoksa bu durum Sindhu’daki açlıkla mı alakalı?” Wang Chong düşündü.

 İki yabancı rahip bu büyük mesafeyi 300 junluk değerli bir cevherle katetmişti; bunun normal olmadığı açıktı.

 Sindhu’daki açlık sıkıntısı gitgide büyüyor olmalıydı ve rahipler bir an önce yiyecek bulmalıydı. Aksi halde bu kadar garip ve neredeyse imkansız bir şart koymazlardı. Bir ay detayı da muhtemelen bununla alakalıydı.

 “Sıkıntı!” Wang Chong sıkıntılıydı. Eğer Sindhu’daki problem bu kadar ciddiyse, o halde rahipler bunu yapmak zorundaydı. Muhtemelen fazla seçenekleri yoktu.

 Wang Chong onlardan miktarı düşürmelerini isteyecekti ama görünüşe göre bu konu tartışmaya açık değildi.

 “Gongzi, bunu yapabilecek misiniz?” Rahipler kasvetli ifadelerle ona baktı.

 Sakin görünüyor olsalar da, kalpleri Wang Chong’dan bile daha hızlı atıyordu. Sindhu’daki sorun beklediklerinden daha kötüydü. Son günlerde Sindhu Yüce Rahip’inden acele etmelerini söyleyen birkaç tane mesaj almışlardı.

 Wang Chong bunu başaramazsa, o halde Merkezi Ovalara boş yere gelmiş olacaklardı!

 “Tamamdır!” Wang Chong biraz tereddüt ettikten sonra başını ciddiyetle salladı.

 90.000 altın külçe ufak bir miktar değildi ama sıkı çalıştığı takdirde imkansızı başarabilirdi. Üstelik kişi, kaplanın yuvasına girmeden bir kaplan yavrusu alamazdı.

 Geçmiş hayatında Büyük Tang zaten bu muazzam fırsatı kaçırmıştı ve şimdiyse kaçırılan o fırsatla karşı karşıyaydı. Fiyatı ne olursa olsun, Wang Chong böyle bir fırsatın kaçmasına izin veremezdi.

 “Eğer sizin için de sorun değilse, Yargısal Denetim Mahkemesi’ne giderek kontratı hazırlamak istiyorum. Ayrıca başkalarıyla anlaşma yapmamanız gerektiğini de umuyor ve hatırlatmak istiyorum.” Dedi Wang Chong.

 “Tabii ki! Öyle yapacağız!” Rahipler keyiflendi. Anlaşmada öne sürdükleri ağır şartlardan ötürü Wang Chong’un kabul etmeyeceğini düşünmüşlerdi. Fakat, beklentilerinin aksine, Wang Chong sonuna kadar kabul etmişti.

 “Görünüşe göre gongziyi fazla hafife almışız. Arkanızdaki klanın bu kadar güçlü olacağını düşünmemiştik!”

 “Eğer siz ve klanınız bu görevi yerine getirebilirse, o halde gerçek bir ortak olacağız ve bütün Sindhiler’in saygısını kazanacaksınız.” Rahipler mutluydu.

 “Hahahah, çok naziksiniz!” Wang Chong da güldü.

 Tabii gerçeği bilseler böyle düşünmezlerdi. Wang Chong şu anda çıplak elle bir balık yakalamaya çalışıyordu. Elinde hiçbir şey olmadığı için kaybedeceği bir şey de yoktu.

 “Genç Efendi Chong, birileri bizi takip ediyor gibi.” Wang Chong tam meseleye nokta koyarak rahipleri mahkemeye götüreceği esnada, Shen Hai eğilerek kulağına fısıldadı.

 “Oh?”

 Wang Chong’un bilinci titredi. Sözlerinin ortasında çaktırmadan arkasına dönerek Shen Hai’nin gösterdiği yere baktı. Hızlı hareket etmişti.

 Shen Hai ve Meng Long bu hareketleri görünce şaşırmadan edemediler.

 Genç efendileri ne ara böyle inanılmaz hamleleri öğrenmişti? Bunlar on beş yaşındaki bir çocuğun yapabileceği şeyler değildi. O esnada Wang Chong’u eski ‘işe yaramaz’ çocuğa benzetmekte zorlanıyorlardı.

 Wang Chong bu düşüncelerinden tamamen bihaberdi. Göz ucuyla arkadaki sokakta gizlenen iki figürü görebiliyordu.

 “Yao Hanesi’nden!” Wang Chong’un gözleri titredi. Shen Hai ve Meng Long onları tanıyamamıştı ama Wang Chong bu adamların Yao Feng’in korumaları olduğunu biliyordu

 Engin Turna Köşkü’nde Yao Hanesi’nden gelmiş korumaların olduğu zamanda, bu iki adam da Yao Feng’in yanındaydı.

 Tabii onlar gelene kadar mücadele çoktan bitmiş ve küçük kız Yao Feng’i çoktan yakalamıştı. Ardından köşkte bir olay çıkmış ve Yao Feng o karmaşa yüzünden Wang Chong’un bu adamları görmediğini düşünerek onları genç adamın peşine takmıştı.

……