Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

22. Bölüm Kuzen Zhu Yan

Çevirmen: T4icho / Editor: T4icho

 

 “Hemen harekete geçmiş!” Wang Chong’un yüzü ekşidi. Yao Klanı düşündüğünden de hızlı harekete geçmişti.

 “Evden çıktığımızdan beri bizi takip ediyorlar. İlk başta anlayamamıştım ama artık bizi izlediklerine eminim.” Meng Long ona yaklaştı ve fısıldayarak durumu onayladı.

 Wang Chong bir şey söylemedi ama aklında bir fırtına kopuyordu. Engin Turna Köşkü’ne girerek Yao Guang Yi’nin planını bozmuşlardı. Wang Chong bu meselenin üstünü örterek olası şüphelerden kurtulmak istiyordu. Fakat Yao Guang Yi yaşlı bir tilkiydi ve etrafında yaşanan her şeyi dikkatlice takip ederdi. Yoksa Wang Chong’un hareketleri onu şüphelendirmiş miydi? Acaba bu yüzden mi Yao Feng’e onu takip etmesini söylemişti?

 Eğper bu doğruysa, durum hiç de iyi değildi. Wang Chong dikkatleri bu kadar erken üzerine çekmek istemiyordu!

 “Efendiler, yazıtları bilir misiniz?” Genç adamın aklına aniden bir fikir geldi ve başını çevirdiği gibi rahiplere sordu.

 “Yazıtlar mı?” Rahipler şaşırmıştı. Öyle olsa bile, dürüst bir şekilde sorusuna cevap verdiler.

 “Biraz biliriz.”

 Bu nasıl bir şakaydı? Budist yazıtları bilmeyen bir Sindhi rahibine sorulacak soru muydu? Wang Chong resmen onlara bir tavuğun yumurtlayıp yumurtlamadığını soruyordu.

 “Güzel! O halde efendiler, bana biraz okuyabilir misiniz?” Wang Chong ellerini birleştirerek sırıttı.

 Rahipler durumu enteresan buluyor, olayın arkasında yatan ana sebebi çözemiyorlardı. Fakat Hidrebad anlaşması bağlandığı için artık rahatlamışlardı.

 Wang Chong için yazıtlardan biraz bahsetmek onları yormazdı.

 “Tabii!” Diye cevapladılar ve Sanskritçe yazıtların ufak bir kısmını okumaya başladılar.

…….

 “Bu herif ne yapmaya çalışıyor?”

 “Şaka mı bu? Evden sabahın köründe ayrılmasının sebebi bu muydu? Yazıt dinlemek için miydi?” Sanskritçe sözleri duyduktan sonra Yao Hanesi’nden gelen korumalar şoke olmuştu. Adeta bir oyuncak gibi hissediyorlardı.

 Wang Chong gizlice evden çıkınca adamın önemli bir şey yapacağını sanmışlardı. Fakat, gelin görün ki bu veledin tek istediği şey iki yabancı rahipten yazıt dinlemekti!

 Hayret bir şey!

 Korumalar bu zengin züppelerin aklından geçenleri gerçekten de anlayamıyordu. “Sana demiştim! Bu herif hiç değişmemiş, gongzi ona gerekenden fazla önem veriyor! Gördün mü, haklı çıktım! Kenin bak, bu herifi takip etmeye değer mi? Bütün sabahımız boşa gitti!”

 Yüzünde yara izli olan koruma sıkıntılıydı. Wang Chong’un güldüğünü görünce iyice sinirlenmişti.

 “Öyle olmayabilir. Efendi ve gongzinin boş yere böyle bir emir vereceğinden şüpheliyim.” Diğer koruma da garip hissediyordu.

 “Heh! Bu boş değil mi yani? Bana kalırsa fazla abartıyorlar. Bunun gibi bir velet ne yapabilir ki?” Yara izli koruma karşı çıktı.

 “Hem zaten küçük kız kardeşini takip etsek daha iyi olmaz mıydı? Engin Turna Köşkü’nde kendi gözlerimizle gördük. Asıl etkileyici olan kişi o küçük kızdı; bu herif sadece boş adamın teki.”

 Diğer koruma cevap vermek için ağzını açtı ama tartışmayı devam ettirebilecek bir tez oluşturamamıştı.

 “Biraz daha izleyelim. Belki bir şey buluruz!”

 “Buluruz mu? Ne bulacağız ki? Bütün sabahımızı boşa harcamamız yetmedi mi? Bir de öğleni mi harcayacağız? Beklemek istiyorsan bekleyebilirsin, ben kaçar.”

  Yara izli koruma sabrını yitirmek üzereydi.

 Diğer koruma ağzını açtı ama yine konuşamadan kapattı. Mesafeye baktığında rahiplerin yazıt okumayı bitirdiğini gördü. Wang Chong onlara doğru eğildi, rahipleri aracına davet etti ve Wang Ailesi Malikanesi’nde doğru yola çıktılar.

 Görünüşe göre yazıt dinlemek için rahipleri evine davet etmişti!

 “Yok artık!” Diğer koruma iç geçirdi ve nihayetinde pes etti. “Unut gitsin! Gongzi bize öğrendiğimiz her şeyi anında ona iletmemizi söylemişti; malikaneye dönüyoruz.”

 Konuştukları esnada sessizce arkalarına dönerek yola koyuldular.

 “Gongzi, gittiler.” Araçtaki Meng Long gizli pencereyi kapatarak Wang Chong’a döndü. Uzun zamandır etrafı izliyordu ve onları takip eden ikilinin döndüğünü onaylamıştı.

 “Güzel, o halde yargıya!” Wang Chong böyle olacağını biliyormuş gibi gülümsedi.

 Nihaha!

 At kişnedi ve aracı çekmeye başladı. Ardından bir çataldan dönerek farklı bir yola girdiler.

……

 Yargısal Denetim Mahkemesi suç davalarıyla ve kontrat işgüzarlıklarıyla ilgileniyordu. Fakat en önemli işlevi kontrat içeren anlaşmalarda arabuluculuk yapmasıydı. Orada imzalanan kontratların bağlayıcılığı mutlak oluyordu. Adeta Büyük Tang İmparatorluğu’nun gözetiminde imzalanan bir anlaşma gibi olduğu söylenebilirdi.

 Dolayısıyla kimse kontratları kolay kolay bozamıyordu.

 Birbiriyle pek yakın ve samimi olmayan iş adamları için burada kontrat imzalamak çok uygun bir çözümdü. Hatta Abbasi Halifeliği’nden, Batı’dan, Türk Kağanlığı’ndan, Ü-Tsanglar’dan, Silla’dan ve buna benzer ülkelerden gelen çoğu yabancı tüccar önce belgeleri hazırlamak için buraya uğrardı.

 Başkentte çok sayıda zengin tüccar vardı ve Wang Chong olayın gidişatını aksatacak birkaç problemle karşılaşmaktan çekiniyordu. Dolayısıyla rahipleri yanına aldığı gibi kontratı imzalamaya götürmüştü.

 Rahipler için de Yargısal Denetim Mahkemesi’nde imzalanacak bir kontrat güven teşkil ediyordu.

……..

 “Hu! Sonunda tamamladık!” Mahkemeden çıkan Wang Chong elindeki kontratı salladı. Kalbinden resmen bir ağırlık kalkmıştı.

 “Efendiler, teşekkür ederim! Bir ay içinde size 300 junluk cevherin ödemesini yapacağım. Lakin, o vakte kadar sözünüzde duracağınızı umuyorum.” Wang Chong başını çevirerek onlara baktı.

 “Gayet tabii. Tanrılar şahidimizdir ki bizler asla verdiğimiz sözden dönmeyiz.” Hemen altında büyük bir çin bilgini ağacı vardı.

 İlk tanıştıklarında bu genç adamdan pek bir beklentileri olmadıkları için ona dikkat etmemişlerdi. Fakat onunla konuştukça Wang Chong’a dair izlenimleri değişmişti. Bu genç adamın düşünceleri sıradan insanlarınkiyle kıyaslanamazdı. Örneğin, yalnızca ‘dağıtım hakkı’ kavramı bile rahiplerin henüz kavrayamadığı yepyeni bir olaydı.

 Üstelik pozisyonu da ilk başta düşündüklerinden daha yüksek gibiydi. Mahkemede bunu iyice anlamışlardı. Bu durum rahipler için bir artıydı.

 “Efendiler, burada ayrılabiliriz. Bir şeye ihtiyacımız olursa iletişmi kurabiliriz.” Dedi Wang Chong.

“En.” Rahipler onayladıktan sonra geniş adımlarla yola koyuldular. Onların gittiğini gören Wang Chong mırıldandı. “Şu anda 90,000 altın külçeyi nasıl kazanacağımı bulmam gerek!”

 Dağıtım haklarını almış olsa da, asıl sıkıntı bu parayı toplamaktı. Sonuçta 90.000 altın külçe muazzam bir miktardı!

 Wang Chong’un aylık harçlığı birkaç gümüş külçeden fazlası değildi. Aylık harçlığıyla 90.000 altını mezara girdiğinde bile biriktirmiş olamazdı.

 “Başım ağrıyor! Geri dönünce düşünmeye devam edeceğim!” Wang Chong başına dokundu ve araca döndü.

Gululu!

 Bir aracın çıkardığı sesleri duydu. Wang Chong birkaç adım attıktan sonra bir yöne odaklandı. Ansızın önünde bakır renkli bir araç belirmişti ve bu araç kendi aracına ulaşmasına engel oluyordu.

 Wang Chong şaşırdı. İstemsizce başını kaldırdı ve bakırdaki tanıdık çiçek işlentilerini görünce adeta tokat yemişe döndü.

 “Sıkıntı büyük!” Wang Chong hemen kaçmaya kalktı ama çok gecikmişti. Yeşimden farksız, çiçek rayihalarıyla kaplı bembeyaz bir el araçtan çıkarak bir yılan misali ileri fırladı. El hızlı hareket etmiyordu ama Wang Chong şu anda onu atlatabilecek kadar güçlü değildi. Kaşla göz arasında bembeyaz el genç adamın kulağını yakaladı.

 “Haylaz! Ne cüretle büyük kardeşini gördükten sonra kaçmaya kalkarsın?” Zarif araçtan kendini beğenmiş bir kadının homurtuları yankılandı. Kulağa keyfi yerindeymiş gibi geliyordu, sanki Wang Chong’un kulağını yakaladığı için gururluydu.

 “Değerli kuzenim, bıraksana, bırak artık. Kaçmayacağım, tamam!” Wang Chong’un kulağı acıyordu. Kıpkırmızı kesilen kulağı adeta alevlerle kaplanmıştı.

 “Ne dedin sen?” Kadın yine homurdandı. Araçtan belli belirsiz sesler geliyordu; görünüşe göre kendisi yalnız değildi.

 “Hatalıydım, İkinci Kardeşim!” Durumun kötüye gittiğini gören Wang Chong hemen sözlerini değiştirdi. Küçük kız kardeşi yanında değildi ve korumaları da ‘İkinci Kardeşi’nin dengi olamazdı.

 Hatta küçük kız kardeşi bile ‘İkinci Kardeş’e el süremezdi. En fazla ona yapışır ve sürekli ‘İkinci Kardeşim’ deyip dururdu.

 “Heh şöyle!” Araçtaki hanımefendi tatminkar bir ifadeyle başını salladı. Parmağını kaldırdığı gibi kapı açıldı ve Wang Chong bir uçurtma misali araca çekildi.

 Bambaşka bir dünyaya girdiğini hisseden Wang Chong’un gözleri kırmızıdan başka hiçbir şeyi görmüyordu.

 “Beklemenize gerek yok, dönebilirsiniz. Bu veledi yanımda götürüyorum!” Hanımefendi kaşla göz arasında Wang Chong’un korumalarına işaret etti ve araç anında yola koyuldu.

 Sakinleşen Wang Chong aracın devasa olduğunu ve iç kısmın kırmızı-pembe renklere boyandığını görebiliyordu. Kadınlar için tasarlanmış olduğu açıktı.

 Wang Chong’un önünde ise kıvrımlı hatlara sahip, yirmi dört-yirmi beş yaşlarında duran genç bir hanımefendi vardı. Zarif bir auraya sahipti ve o esnada başını eğmiş bir şekilde kızıl renkli tırnaklarına bakıyordu.

 Hemen yanında yine kıvrımlı hatlara sahip olan kırmızı cübbeli bir kadın vardı ve Wang Chong’a bakarak gülüyordu.

 Wang Chong onu tanımıyordu ama bir kadının ona bakarak sırıtmasından hoşlanmamıştı.

 “İkinci Kardeşim, beni mi arıyordun?” Wang Chong tırnaklarına odaklanmış olan hanımefendiye bakarak cesaretini topladı.

Bu kadın onun kuzeniydi ve normalde her insanın ‘abla’ diyeceği bir figürdü. Genelde insanlar ona yakın hissetmeden edemez ve istemsizce bile olsa onun yanından ayrılmamaya çalışırdı.

 Fakat Wang Chong bu konuda bir istisnaydı.

 Diğerlerinin aksine genç adam bu ‘ablasını’ görür görmez dehşete düşüyor ve hemen kaçmak istiyordu.

 Wang Chong’u korkutabilecek kadın sayısı çok azdı.

 Fakat bu kuzeni onlardan biriydi.

 Wang Chong’un isyankar döneminde, annesinin bile etkisiz kaldığı zamanlarda, bu kuzeni ona lafı geçen nadir insanlardan biriydi. Ne zaman onunla karşılaşsa kendini adeta Sakyamuni Buda’nın elinde mahkum kalan Maymun Sun gibi hissediyordu.

 Ünlü ailelerin otoritesinin bile sınırlı olduğu Merkezi Ovalar’da, insanlar daha fazla çocuk ve torun edinmek istiyordu. Wang Klanı da aynıydı. Kendi ailesi, amcaları, büyük amcası yahut halası… Hepsinin çok sayıda çocuğu vardı.

 Bu kuzeni de büyük amcasının ikinci kızıydı.

…….

Çevirmen notu
Maymun Sun ve Buda hikayesi Batıya Yolculuk kitabında geçer. Sürekli olay çıkaran Maymun Sun nihayetinde Buda tarafından yakalanır ve Buda onu avucunun içine hapseder.