Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

23. Bölüm Kuzenler Bir ‘Gösteri’ Yapar

Çevirmen: T4icho / Editor: T4icho

 

  Bir kadın olmasına rağmen ‘cesur’ bir auraya sahipti. Savaş sanatlarındaki ustalığı korkutucuydu ve Wang Chong ondan gelecek üç hamleye bile dayanamazdı.

  Şu anda onu alt edemeyeceği için kaçmaktan başka çaresi yoktu. Fakat kuzeni sosyalleşme konusunda başarılıydı ve çok sayıda bağlantıya sahipti. Başkentin dört bir yanında dostları vardı.

 Wang Chong nereye kaçarsa kaçsın bu yakın arkadaşları kuzenine yerini anında bildirirdi. Daha da önemlisi, sokaktaki kadın tacirleri bile bu kuzeninin arkadaşı olabilirdi.

  Ayrıca bu kadın başkalarının, bilhassa Wang Chong’un işine karışmayı çok seviyordu. Söylediğine göre her zaman küçük bir erkek kardeş istemişti ama Wang Chong’un en büyük amcası ve eşi bu isteğini yerine getirememişti.

 Dolayısıyla kadın Wang Chong’u kendi küçük kardeşi olarak görmeye başlamıştı. Zaten ikisi de aynı klana aitti ve büyükbabaları ortaktı. Üstelik Wang Chong’un kendisine ‘kuzen’ demesini sevmiyordu; sürekli ona ‘İkinci Kardeşim’ demesini söylüyor, adeta aynı anneden doğmuş gibi davranmak istiyordu.

  Genç adamın başı bu kadını her gördüğünde ağrıyordu.

 Wang Chong isyankardı ve kötü arkadaşlarla takılıyordu ama bu kadın sürekli olaylara karışarak adeta bir maymunu çekre gibi onu sokaklardan topluyordu. Gururu vardıysa da hepsini bu kadın yüzünden kaybetmişti.

 Savaşta kazanamıyor ve ondan kaçamıyordu. Ayrıca kuzeni olduğu için pes etmekten başka çaresi yoktu.

 “Neden? Seni bulmak için illa bir sebebim mi olması lazım?” Wang Zhu Yan başını kaldırdı; hoşnutsuz olduğu gözlerinden belliydi. Wang Chong kadının tehditkar bakışlarını görünce hemen elini kaldırdı.

 “Hayır, tabii ki hayır! Öyle şey mi olur!”

 Fakat içten içe bu kadının onu boş yere aramadığını biliyordu. Yargısal Denetim Mahkemesi’nin dışında onu beklediğine göre istediği bir şey olmalıydı.

 Wang Zhu Yan başını tatminkar bir ifadeyle salladı. Başını eğerek tek bir söz bile söylemeden tırnaklarına odaklandı. Kuzeninin sessiz kaldığını gören Wang Chong bir şey söylemeye cüret edemiyordu. Bu nedenle kadın buraya gelme sebebini belirtene kadar sessizce oturmak zorundaydı.

 “Duyduğum kadarıyla son iki gündür epey inanılmaz bir adama dönüşmüşsün. Engin Turna Köşkü’ne giderek Yao Feng’e bir ders verdiğini bile söylüyorlar!” Tırnaklarını törpülediği esnada iğneleyici bir tonda konuştu.

 Wang Chong cevap verme fırsatını bulamadan önce üstünde birinin bakışlarını hissetti. Bu bakışların sahibi Wang Zhu Yan’ın yanında oturan kırmızı cübbeli hanımefendiydi. Adeta bir hayalet görmüş gibi şaşkındı.

 “İkinci Kardeşim, neden bahsediyorsun? Yao Feng büyük abim ve ikinci kardeşime direnemediği için beni hedef alarak peşime Ma Zhou adında bir adam göndermişti. Bu yüzden sinirlenerek köşke daldım ve aramızda ufak bir sorun çıktı. Fazla büyütülecek bir şey değildi.” Dedi Wang Chong.

 Kalbi uyuşmuştu. Dünkü meselenin öylece kapanmayacağını biliyordu. Engin Turna Köşkü’ndeki olay sadece gençlerin arasında yaşanmış bir arbede olsa da, Yao ve Wang Klanları’nın ilişkisi de söz konusuydu.

 Yao Klanı’nın başındaki o yaşlı adamın meseleyi büyüterek kraliyet çevresine yayması da yemeğin tuzu ve biberi olmuştu.

 Büyük Tang İmparatorluğu’nda Wang ve Yao Klanları devasa güçlerdi. Dostlarıyla ve öğrencileriyle bütün imparatorluğa yayılmış oluşumlardı.

 Bu konuya sayısız aile, klan ve görevli dikkat ediyordu. Dolayısıyla kraliyet çevresinde de yer yerinden oynamıştı.

 Aksi halde büyük amcası sinirle evlerine dalmaz ve ailesini sorgulamaya kalkmazdı!

 Ancak Wang Chong bunun sadece başlangıç olduğunu biliyordu.

 Kuzeninin bizzat buraya gelerek yaşananları sorması bunun ‘kanıtıydı’. Fakat Wang Chong bu önemsiz yağmurun yakında bir fırtına dönüşeceğini tahmin edebiliyordu. Kuzeninden sonra başkaları da peşine takılacaktı.

 “Hmph! Küçük bir olay ha? Laf salatası yapmakta iyisin!” Wang Zhu Yan başını kaldırarak yandan Wang Chong’a baktı ve soğuk soğuk sırıttı. “Yao Feng’in ağzını burnunu dağıtmışsınız ve Yao Klanı’nın Yaşlı Efendisi bu meseleyi imparatora kadar taşımış. Ama sen gelmiş bana bunun sadece ufak bir olay olduğunu söylüyorsun. Küçük olay dediğin böyle mi olur!”

 “Küçük Kardeşim, haksızlığa uğradım!” Wang Chong söze daldı. “Bir düşünsene, Yao Feng’le aramızda kaç yaş var? Bildiğim ufacık savaş sanatlarıyla onun gibi birini nasıl yenebilirim ki? Şaka mı bu? Bunu yapacak yeteneğe sahip olsaydım, beni tek elle yakalayarak araca çekebilir miydin?”

 Yandaki kırmızı cübbeli kadın başını salladı. Wang Chong’un savaş sanatlarında pek yetenekli olmadığını görebiliyordu. Yao Feng’i bırakın, muhtemelen onun korumalarıyla bile aşık atamazdı.

 “… Ayrıca Yao Guang Yi oradaydı. Köşkü kendi adamlarıyla sonuna kadar doldurmuştu. İçeride yaşananları kafasına göre millete anlatabilecek durumdaydı. Bu yüzden  böyle saçma bir gerçek uydurdu.” Wang Chong’un suratında haksızlığa uğradığını gösteren, sitemkar bir ifade vardı.

 “Herkes o adamın sürekli plan yapan biri olduğunu biliyor. Bana kalırsa oraya gittiğimi öğrenmişlerdi ve bana bir tuzak kurdular. Ayrıca öfkeden sebep mantıklı düşünemediğim için köşke dalarak Yao Feng’in toplantısını bozdum. Sırf bu yüzden Yao Feng’i dövdüğümü iddia ederek bir sürü yalan uydurdular. Sence de durum böyle değil mi?”

 “Doğruyu mu söylüyorsun?” Nihayetinde Wang Zhu Yan başını kaldırarak ona baktı. Sözlerini mantıklı bulmuştu.

 “Tabii doğruyu söylüyorum! İkinci Kardeşim, diğer insanlar beni iyi tanımıyor olabilir ama sen onlardan farklısın. Zamanımın çoğunu kuşları yetiştirerek, köpeklerle oynayarak geçiriyorum; eğitime ne ara zaman ayırabilirim ki? Savaş sanatlarında Yao Feng’i aşacak kadar deha olduğumu da hiç sanmıyorum!” dedi Wang Chong.

 Teknik olarak yalan söylemiyordu. Sonuçta Yao Feng’e saldıran kişi Wang Ailesi’nin küçük kızıydı; Wang Chong buna pek katkıda bulunmamıştı.

 “Tamam, şimdilik sana inanacağım. O Yao Feng zamanından beri yaşıtlarının önünde gelen figürlerden biri olmuştur. Yeteneklerini bildiğim için onu alt edemeyeceğine de eminim.”

 Wang Zhu Yan bir anlığına düşündükten sonra başını salladı. “Tamam! Benden geçmeyi başardın! Geçen sefer verdiğin tırnak törpüsü gayet iyiydi. Elinde başka bir şey var mı?”

 Wang Chong kuzeninin ellerine baktı ve daha önce ona verdiği törpüyü gördü. İçten içe göz devirmeden edemedi. Ne yani, bu kadın onu sürekli bir şeyler üreten bir robot gibi mi görüyordu?

 O törpüyü vereli uzun zaman olmamıştı; bu kadar da açgözlülük fazla değil miydi?

 “Ne? Dur bir dakika! Zhu Yan, başkentte eşi benzeri olmayan bu törpüyü kuzenin mi yapmıştı?”

 Wang Chong bir şey deme fırsatı bulamadan kırmızı cübbeli kadın şaşkın bir ifadeyle söze girdi ve Wang Chong’un baştan aşağı süzdü.

 “Evet! Ne oldu ki? Yoksa senin gibi yaşlı bir kadın gözünü gençlere mi dikmeye başladı?”

 Wang Zhu Yan dalga geçti.

 “Hey velet! Ağzından çıkanlara dikkat et; benim nerem yaşlı!” Kırmızı cübbeli kadın karşı çıktı.

 “Yalan söyleme artık! Başından beri törpüye baktığını görmediğimi mi sanıyorsun? Kıskandın mı? Unut gitsin, madem öyle sana vereceğim. Al!”

 Wang Zhu Yan göz devirerek ufak törpüyü kadına fırlattı.

 “Heheh, Kardeş Zhu, bu hediyen için teşekkür ediyorum!” Kızıl cübbeli kadın gülümseyerek onun sözlerine önem vermedi ve yeşimden fakrısz elleriyle adeta değerli bir hazine tutuyormuş gibi törpüye sarıldı.

Wang Zhu Yan’ın törpüsü inanılmaz bir hazine ya da olağanüstü bir savaş sanatı değildi; erkeklerin işine bile yaramazdı ama kadınların arzulayacağı bir eşyaydı. Onca kişiye rağmen törpüyü alan kişi o olmuştu.

 Kırmızı cübbeli kadın törpüye sımsıkı sarılarak gülümsedi.

 “Hediyeyi aldın, daha ne duruyorsun?! Yoksa küçük kuzenimi de mi almanın peşindesin?” Wang Zhu Yan sabrını yitiriyordu.

 “Buna hayır demem!” Kırmızı cübbeli kadın cezbedici bir poza bürünerek Wang Chong’a baktı. Fakat yine de kapıyı açarak dışarı çıkmayı unutmamıştı.

 Zaten gideceği yere gelmişti. Karşılaşmışken Wang Zhu Yan’dan onu buraya bırakmasını istemişti.

 “İkinci Kardeşim, kimdi o?”

 Wang Chong kadının gitmekte olduğu yöne baktı; kalbi alevleniyordu. Kuzeninin yakın arkadaşların hepsi birbirinden güzel ve enteresandı.

 Kadın gitmiş olsa bile araçtan çıkmadan önce Wang Chong’a attığı o ateşli bakışı unutmak mümkün değildi. Adeta yapabilseydi, Wang Chong’dan birkaç et parçası koparmaya çalışacaktı.

 “Yue Dükü’nün kızı. Niye sordun ki? İlgini mi çekti?” Wang Zhu Yan dalga geçti.

 “Olur mu öyle şey!... Heheh, İkinci Kardeşim, demin süper rol yaptım, değil mi!” Wang Chong sırıttı.

 Wang Zhu Yan bir şey söylemedi ve birkaç saniyeliğine Wang Chong’a baktıktan sonra yine soğuk bir ifade takındı. Peng, aracın kapısın aniden kapatarak Wang Chong’u yanına çekti.

 Deminkine kıyasla bambaşka birine dönüşmüştü.

 “Velet! Nasıl bir belaya bulaştığının farkında mısın?”

 “Sakın bana Engin Turna Köşkü’ne şans eseri gittiğini söyleme. Ayrıca, Ma Zhou yüzünden oraya gitmediğini de biliyorum. Bu saçmalıkları dinleyecek zamanım yok. Oyalandığını, sırf keyfin yüzünden bütün klanı aptalca bir sebepten ötürü tehlikeye attığını bilseydim, bacaklarını kırardım!”

 Wang Zhu Yan adeta hiç tanımadığı bir adamla konuşuyormuş gibi soğuktu. Wang Chong onu uzun zamandır tanıyor olmasına rağmen ilk defa bu kadar katı ve sinirli olduğunu görüyordu.

 Araçta onlardan başka kimse kalmamıştı.

 Wang Chong bir anlığına tereddüt ettikten sonra açıklamaya karar verdi.

 “İkinci Kardeşim, bana inanıyor musun?” Wang Chong ciddiyet dolu bir ifade takındı.

 “Sana inanmasaydım, itibarını temizlemek için Yue Dükü’nün kızının yanında sana o sözleri söyletmezdim!”

 Wang Zhu Yan’ın suratı hala soğuktu.

 “Tamam! Madem öyle, açıklayacağım! Köşke bilerek gittim! Küçük kardeşimi de yanıma aldım ve Yao Feng’i bilerek dövdürdüm! Hatta, babamın ve Yao Guang Yi’nin arasındaki toplantıyı da bilerek bozdum! Hepsi planımın bir parçasıydı.” Wang Chong çok ciddiydi.

 “Neden?” Wang Zhu Yan ise duruma anlam veremiyordu. Wang Chong’un bu hareketleri neden yaptığını çözememişti.

 “Yao Klanı bize karşı kötü planlar kuruyordu ve bu planların işe yaramasına izin veremezdim! Detaylıca anlatabileceğim bir şey değil ama şimdilik bu kadarını bilmen yeterli.” Wang Chong cevapladı.

 “Ne!” Wang Zhu Yan’ın yüzü değişti. Kasvetlenen ifadesiyle sordu, “Emin misin?”

 Wang Chong başını ciddiyetle salladı.

 “Tamam, sana inanıyorum!” Farklı farklı ifadeler takınsa da, Wang Zhu Yan zamanla bu meselenin peşini bırakmaya karar verdi.

 “Başka soru sormayacak mısın?” Wang Chong şaşırmıştı.

 “Gerek yok!” Wang Zhu Yan gülümsedi ve elini salladı. İfadesi oldukça yumuşamıştı.

 “Haylazsın ama kötü biri değilsin. Aynı ailedeyiz; bu yüzden ne yaparsan yap, klana zarar vermeyeceğini biliyorum.”

“İkinci Kardeşim…” Kuzeninin bu hareketleri genç adamı etkilemişti. İsyankar, haylaz ve klana sorun çıkaran biri olsa da, klana gerçek manada zarar vermeyi hiç aklına getirmemişti.

 Bunu sadece o ve kuzeni anlıyordu.

 Kuzeni sık sık dışarıdaki olaylara karışsa da, genelde onu birazcık azarladıktan sonra hemen salıverirdi.

 Fakat Yao Feng’le yaşadığı bu mesele ve olaya Yaşlı Efendi Yao’nun da dahil olması durumu bambaşka seviyelere getirmişti. Öyle ki Wang Klanı’ndaki herkes bundan etkileniyor ve başkentte yer yerinden oynuyordu.

 Böyle büyük bir olayda Wang Chong fazla bir şey söylemese dahi ona inanacaktı!

 Wang Chong ne diyeceğini bilemiyordu.

 “Son günlerde klanda ortalık iyice karıştı. Babamı geçtim, büyük halam ve kocası, küçük amcam ve diğer kuzenler bile sana çok sinirli. İlk hamleyi ben yaptım. Yakında onlar da peşine takılacak.” Wang Zhu Yan’ın yüzü karardı.

 “Yue Dükü’nün kızı sosyaldir ve onun sözleriyle birlikte meseleyi çözüme ulaştırmamız daha kolay olacaktır. Seni bir anda içeri almanın bir sebebi de buydu. Büyük halam ve eşine de bu sözleri ileteceğim. Madem Yao Feng ile arandaki meselenin sadece kişisel bir nefretten doğmadığına eminsin, o zaman onları durdurmanın bir yolunu bulacağım.”

 “Teşekkür ederim.” Dedi Wang Chong.

 Wang Zhu Yan’ın büyük halası ve eşiyle arası iyiydi. Büyük halası onun meseleye dair kendi fikirleri olduğunu düşünüyordu ve bu fikirleri açık bir zihinle karşılayarak onlara saygı duyuyordu.

 Kuzeninin desteğiyle büyük halasını ikna etmek daha kolay olacaktı.

…..

Çevirmen notu
1-)Yue Dükü: Kısaca soylu olmayan birinin ulaşabileceği en üst mertebe diyebiliriz.
2-) Wang Klanı'ndaki aile yapısını inceleyelim:
Zirvede Büyükbaba Wang var.
Ondan sonra Büyük Hala(en yaşlı kardeş) ve eşi.
Büyükbaba Wang'in büyük oğlu, aynı zamanda Wang Chong'un büyük amcası(hani şu sinirden evi basan).
-Onun oğlu ve kızı Wang Zhu Yan
Büyükbaba Wang'in ikinci oğlu Wang Yan (Wang Chong'un babası)
-Üç oğlu var: Büyük Abi, İkinci Abi ve Wang Chong
-Bir de kızı var: Wang Xiao Yao
Büyükbaba Wang'in üçüncü oğlu.
Yani Wang Yan'ın üç kardeşi var.