Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

25. Bölüm Wang Chong’un Çocukluk Arkadaşı

Çevirmen: Hadeschan / Editor: T4icho

 

Genç Wei Wei Dükü’nün oğluydu. Aynı zamanda Wang Chong’un çocukluk arkadaşıydı. Yetenekleri ortalamaydı; diğerleri At Duruşu Yumruğu’nu tek bakışta kavrayabilirken, bu genç adamın aynı şey için üç gün uğraşması gerekiyordu.

 Normalde onun gibi yeteneksiz kişiler savaş sanatlarını bırakır ve akademik yolu tercih ederdi. Fakat bu genç adamın inatçı ve obsesif bir kişiliği vardı. Bir şeyi kavramakta ne kadar zorlanırsa, o kadar odaklanıyordu.

 Sadece bu da değildi; yeteneksiz olmasına rağmen diğerleriyle mücadele etmeyi severdi. Üstelik arenada yapılan meydan okumalara sık sık dahil olur ve ortaya para bile koyardı.

 Wei Dükü idarecilikte başarılı bir adam olduğu için oldukça zengindi. Genç Wei her ay birkaç altın külçe alıyor olsa da, genelde Wang Chong’la aynı duruma düşüyordu.

 Cebindeki parayı kaybetmek konusunda bir ustaydı ve hatta bazen hesabı Wang Chong ödemek zorunda kalıyordu.

 Wang Chong buna ne diyeceğini gerçekten bilemiyordu.

 Eğer her şey eski hayatındaki gibi ilerlerse bu genç adam biriyle bahse girecek ve bütün parasını yitirecekti. Geçmişte de sık sık kaybettiği oluyordu ama ilk defa bu kadar kötü kaybedecek ve neredeyse donuna kadar soyulacaktı.

 Üstelik Genç Wei bu durumu ailesine söyleyemeyecekti. Borcunu ödemek için cepleri sıkması gerekecek ve altı ay boyunca beyaz turptan başka bir şey yiyemeyecekti.

 Wang Chong bunu hatırlıyordu, çünkü Genç Wei eski hayatında bundan birkaç kez bahsetmişti. Her seferinde, sanki bir filin altında kalmış gibi acınası bir ifade takınırdı.

 Yaklaşık bir hesaplamayla bugünün o gün olduğunu anlamak zor değildi. Genç Wei bugünkü bahis yüzünden her şeyini kaybedecekti.

 “Genç Wei, umarım ileride seni kurtarmaya geldiğimi unutmazsın.” Wang Chong kaşlarını çattı.

 Harekete geçmek için acelesi yoktu. Genç Wei’nin düello bağımlılığı öyle bir günde geçecek bir şey değildi. Kandırılmıştı ve kışkırtıldığı için bu bahse girmişti ama sorumluluk yine de ondaydı. Bahsi kabul etmeseydi başına hiçbir şey gelmeyecekti. Bu dersi alması gerekiyordu.

 Wang Chong arenaya baktı. Arenadaki on altı yahut on yedi yaşlarındaki genç adam sırıtıyordu. Genç Wei’yle oynadığı açıktı. Sahip olduğu güç sayesinde mücadeleyi birkaç saniyede bitirebilirdi. Fakat buna rağmen bilerek rakibini aşağılıyordu.

 Genç Wei ne zaman yere yapışsa kalabalık kahkahalar atıyordu.

 “… Bu kadar kibirli davrandığın için bir cezayı hak ediyorsun. Suç bende değil!” Wang Chong sırıtan adama baktı ve harekete geçme zamanının geldiğini anladı.

 “Genç Wei, At Duruşu Çöken Dirsek! Kırlangıçkartalı Büküşü!”

 Kalabalığın arasından gelen bu ses ne yüksek ne de alçaktı. Fakat Genç Wei sesi duyunca titremişti. Neredeyse içgüdüsel olarak Wang Chong’un sözlerini takip etti. Eğildi ve bacaklarını kendine doğru çekti. Rakibi Bulut Elleri’yle onu kavramak için ileri atıldığında ise Genç Wei aniden Kırlangıçkartalı Büküşü’nü kullanarak bir ters takla attı ve genç adamın suratına bir tekme geçirdi.

 Peng!

 Rakibi tekmenin etkisiyle on metre geriye savrularak yere yapıştı.

 Veng!

 Köşk o anda sessizliğe gömülmüştü. Tezahürat yapan kalabalıktan artık çıt bile çıkmıyordu. Devasa genç adamın tek bir tekmeyle yere yığıldığını gören herkes şaşkındı.

 “Kimdi? O saçmalıkları söyleyen kişi kimdi?!”

 Yere fırlayan genç adam öfkeden köpürüyordu. Hiddetli gözlerini kalabalığa çevirdi.

 Ama kalabalıktan çıt çıkmıyordu. Kimse bir şey söylemek istemiyordu.

 “Hehe, Gao Fei! Ne diyorsun sen? İşin bitmediyse kalk hadi! Pes etmek istiyorsan da eğil ve yenilgini kabul et!”

 Diğer taraftaki Genç Wei ise keyifliydi. Sesin kime ait olduğunu biliyordu ve içgüdüsel olarak söylenenleri takip ederek böyle bir sonuca ulaşacağını düşünmemişti.

 Gölgelerden ona ‘tavsiye’ veren ‘şerefsize’ adeta aşık olmuştu!

 “Hmph! Öyle hemen havalara girmesen iyi edersin! Dikkatsiz olmasaydım o saçma sapan hareketlerinle beni yere yığabilir miydin, ha?!”

 Gao Fei isimli genç adam sinirliydi. Ellerini yere koyarak doğruldu ve Wei Hao’ya doğru fırladı.

 Boom!

 Hava adeta infilak etmiş ve devasa bir gölgenin yumruğu boşluğu katederek Genç Wei’yi hedef almıştı. Karşı taraf Kateden Yumruğu kullanıyordu.

 Milletin gözü önünde Genç Wei’den bir tekme yediği için kendini kötü hissediyordu ve öfkelenmişti. Bu yüzden artık tam gücünü kullanacaktı.

 “Sıkıntı!” Genç Wei’nin yüzü değişti ve tüyleri diken diken oldu. Gao Fei’nin kullandığı savaş sanatı, daha öncekilere benzemiyordu.

 “Yaşlı Ağacın Bükülen Dalları!”

 “Köprüde Çöken Yeşil Ejderha!”

 “Nehri Geçen Metal Kablo!”

 Wang Chong gülümsedi. Hareketleri net bir şekilde görebildiği için Genç Wei’ye direktif verme konusunda sıkıntı çekmiyordu. Ayrıca söylediği bu duruşlar Genç Wei’nin iyi bildiği hamlelerdi.

 Boom!

Gapo Fei farklı bir hamle yaparak sol yumruğunu Genç Wei’ye doğru savurduğunda, Genç Wei’nin vücudu adeta bir erişte parçası kadar yumuşamış ve geriye doğru sanki köprüde çöken yeşil bir ejderha gibi bükülerek saldırıyı savuşturmuştu.

 “Sıra bende!” Genç Wei’nin gözleri parladı. Şu anda Wang Chong bir şey söylemese bile ne yapması gerektiğini biliyordu. Öfkeyle kükredi ve eğilen bir bambu misali ileri fırlayarak Nehri Geçen Metal Kablo’yu kullandı.

Boom!

 Yumruk taşıdığı muazzam güçle Gao Fei’nin göğsüne indi. Genç Wei bütün gücünü kullanıyordu. Gao Fei’nin yüzü önce soldu, ardından kıpkırmızı kesildi ve Boom, adam bir gülle misali geriye fırlayarak çitlere çakıldı ve birkaç takla attıktan sonra masalardan birine düştü.

 “Hahah, kazandım! Kazandım! Bu sefer turnayı gözünden vurdum! Şerefsiz Gao Fei ve siz, diğer şerefsizler! Kaybedeceğimi düşünmüştünüz, bakalım bugün buradan donunuzla çıkabilecek misiniz!”

 Genç Wei acı içinde kıvranan Geo Fei’ye bakarak bir kahkaha patlattı.

 Bu sözleri köşkü derin bir sessizliğe boğmuştu. Kalabalıktaki herkes Gao Fei’ye öfkeli bakışlar atıyordu.

 “Gao Fei, böyle zavallı bir adam olduğunu bilmiyorduk. Wei Hao’yu bile yenemedin ha?”

 “Senin yüzünden kaybettiğim paranın haddi hesabı yok! Seni bir daha burada görmeyeyim!”

 “Bir daha buraya gelirsen işini bitiririm!”

 “Tü! Şansıma tüküreyim!”

…..

 Kalabalıktaki genç efendiler paralarını kaybettikleri için öfkeyle bağırıyorlardı. Sekiz Tanrı Köşkü’nde Wei Hao’ya ‘Servet Tanrısı’ derlerdi. Onu bir bahse dahil ettiğiniz sürece bütün insanların kar etmesi işten bile değildi.

 Bu mücadeleye konulan bahisler de oldukça ağırdı. İlk başta insanlar ufak bir servet kazanacaklarını düşünüyorlardı ama Gao Fei’nin bu kadar işe yaramaz bir adam olduğunu düşünmemişlerdi.

 Wei Hao insanların küfürlerine hedef olan Gao Fei’yi görmezden geldi ve kollarını açtığı gibi Wang Chong’a doğru fırladı.

 “Hahah, kardeşim! Sonunda beni görmek için buraya geldin!” Wei Hao çok mutluydu. Wang Chong’a sarıldığı gibi bir kahkaha attı.

 “Benim için gerçek bir kardeşten farksızsın. Sen olmasaydın bu mücadeleyi kazanamazdım!”

 “Madem bunun farkındasın, o zaman bir daha bahis oynadığını görmeyeyim. En azından bahis oynamadan önce rakibine bak. O adam senden daha güçlü.” Wang Chong da güldü.

 “Heheh, öyle yaparsam ne keyfi kalır ki? Beş yaşından beri bahis ve kumar oynuyorum. Bunu bırakacağıma sürekli kaybeder ve beyaz turp yerim daha iyi!” Wei Hao sırıttı.

 Wang Chong ne diyeceğini bilmiyordu, başını iki yana sallamaktan başka çaresi yoktu.

 “Dur biraz! Wei Hao, bu maç sayılmaz!” Aniden keskin bir ses duyuldu. Gao Fei ayağa fırladı ve uluyarak Wei Hao ile Wang Chong’a doğru baktı.

 “Neden? Gao Fei, yoksa sözünden mi döneceksin?” Wei Hao bunu duyunca kaşlarını çattı. Başını çevirerek hoşnutsuz bir ifadeyle ona baktı.

 “Sana kim yardım etti? Mücadele esnasında başkasından yardım aldığın için kuralları çiğnedin! S*kerler böyle işi! O bağıran kimse buraya çıksın!” Gao Fei kükredi.

 Kalabalıktaki o şerefsiz olmasaydı, Wei Hao onu asla yenemezdi.

 “Bana mı seslendin?” Bu sözleri duyan Wang Chong gülerek öne çıktı.

 Wang Chong’u gören Geo Fei’nin gözleri kısıldı ve göz bebeklerinde vahşi bir ışıldı belirdi. Fakat öfkesini gösteremeden önce Wei Hao geniş bir kahkaha atarak öne çıktı.

 “Hahahah, sen olduğunu biliyordum!” Wei Hao ona bir kez daha sarıldı.

 “Gao Fei, ne söylemek istiyorsan söyleyebilirsin ama ben olsaydım ağzımdan çıkanlara dikkat ederdim. Kuralları çiğnemişim, öyle mi?! Salak, hangi gözlerinle gördün bunu? Sana karşı beş kişi mi daldık? Yoksa bu kardeşim arenaya mı girdi? Bu gördüğün adam öyle herhangi biri değil, benim kardeşim Wang Chong’dur!”

 Wei Hao gururla kalabalığa baktı.

 “Genç Wei, yalakalığı bırak artık!” Wang Chong da bir kahkaha attı. Tam dikkatleri Wei Hao’dan çekmek istediği sırada etraftan şaşkınlık nidaları geldi. Wang Chong başını kaldırdığında ona bakan kalabalıkta garip bir şeylerin olduğunu gördü. Herkesin ifadesi değişmişti!

 Gao Fei bile korku ve saygıyla ona bakıyordu; deminki öfkeli halinden eser kalmamıştı.

 “Hm?”

 

Bu ani değişim Wang Chong’u da hazırlıksız yakaladı.

 “Heheh! Niye o kadar şaşırdın ki? Artık başkentteki ünlülerden birisin oğlum!” Wei Hao kulağına fısıldadı.

 “Başkentteki genç neslin Sekiz Dehası’ndan biri olarak görülen Yao Feng… Normalde kimseye bakmaya bile yeltenmeyen o adam… Karşılaştığımızda Yao gongzi demek zorunda kaldığımız saygıdeğer o figür… Duyduğum kadarıyla o adamın ağzını burnunu dağıtmışsın. Öyle ki Yaşlı Efendi Yao bu meseleyi Majesteleri’ne kadar taşımış! Bu olayı başkentte duymayan kalmadı. Genç efendilerden hepsi neler yaptığını biliyor!”

 “İnsanlar senin bunca zamandır gölgelerde saklanan bir aslan olduğunu ve doğru zamanı kolladığını söylemeye başladı. Hatta Yao Feng’den bile daha iyi olduğunu düşünüyorlar!” Wei Hao Wang Chong’un omzuna bir şaplak attı.

 Ne aslanıydı? Görünüşe göre Genç Wei durumun ayrıntılarını bilmiyordu. Bildiği tek şey Wang Chong’un onun için gerçek bir kardeş gibi olduğuydu ve artık bir ünlüydü! Yani Genç Wei de ünlü sayılabilirdi. Hahahah…

 Wang Chong gerçekten şaşkındı.

 Buraya gelmeden önce imparatorluktaki kötü dedikoduları nasıl dağıtacağını düşünüyordu. Olaydan böylesine beklenmedik bir kar elde edeceğini düşünmemişti.

 İnsanların saygıyla dolu bakışlarını fark edince bir anda köşkteki olayın sadece ailesini etkilemediğini anladı.

 Büyük Tang’da sayısız genç efendi vardı ve hepsi birbirinden kibirliydi. Bunlar kolay kolay birine boyun eğmezdi.

 Eğer bu çevrede ünlenebilirse, gelecekteki planlarını daha düzgün ve daha kolay uygulayabilirdi!

…….